"Çok Güzelsin"

1732 Words
Bir süre Demhat önde ben ise arkasında uzun dar sokağı geçtik. Demhat, elindeki kumandayla sokağın başındaki arabasını açarken, hızla ona doğru ilerledim. "Ne oluyor?" diye sordum, sinirle. "Neden bu kadar tavırlısın?" Cevap vermeden arabanın ön kapısını açtığında, arabaya binmem için bekledi. "Hey sana soruyorum? Sağır mısın be?" karşısında durduğumda, sinirle soluyarak gözlerine baktım. Pençelerim yavaştan çıkmaya başlamıştı. Ve içim Demhat'ı dövme isteğiyle dolmuştu. Gerçi bu uzunluktaki adamı nasıl devirebilirdim ki? Bakışları ayaklarımdan başlayarak yukarılara doğru tırmandığında göğsümde bir saniye kadar duraksayıp hızla gözlerime baktı. "Ne?" diye sordum, ürkekçe. Demhat'ın kahverengi göz bebekleri irileşmiş hatta olduğundan daha koyulaşmıştı. "Neden öyle bakıyorsun?" Üstüme hızla göz gezdirip, tekrar Demhat'a baktığımda yutkunduğunu gördüm. Sanırım şimdi Demhat'tan korkuyordum. "Hazal, ikimizin iyiliği için bir daha bunu giyme yavrum." Dediğinde, ses tonundaki duygu tüylerimi ürpertti. Bana doğru bir adım atarak elini belime koyduğunda gözlerimi kırpıştırarak gözlerine baktım. "Çok güzelsin." Burnunu saçlarımın arasına daldırır daldırmaz bir an dizlerim titremeye başladı. Demhat'ın böyle davranması beni rahatsız etmişti. Çünkü ne yaptığına bir anlam veremiyordum. Burnuma dolan odunsu kokusuyla gözlerimi kapatmak istedim ama zihnimde öyle bir şimşek çaktı ki, hızla Demhat'ı göğsünden iterek sinirle gözlerine baktım. Bu adam neyin peşindeydi? "Ne yapıyorsun be!" diye sorarak hızla arabaya bindim. "Her fırsatta bana sarılıyor, kokluyor, dokunuyor! Ağaysan ağalığını bil be!" Kollarımı göğsümde birbirine bağlayarak sinirle homurdandım. O sırada Demhat pişkince gülerek arabaya binmişti. Ve emniyet kemerini takarken, arabayı çalıştırırken bile yüzündeki aptal sırıtış silinmemişti. Nereye gideceğimizi sorgulamadan, önüme bakarak yolu izlemeye başladığımda, beni izlediğini hissetmiştim. Umursamamaya çalışarak sırtımı koltuğa yaslayarak somurtmaya devam ettim. "Hazal, tamam asma şu yüzünü sadece şakaydı." Göz ucuyla Demhat'a baktığımda, kaşlarımı daha çok çattım. "Sana ne benim böyle giyinmemden? Sana ne be adam? Sapık mısın acaba?" Kafamı sağa çevirerek, ona sinirle baktım. "Şakaydı diyorum," bakışlarını yoldan çekerek bana baktı. "Bana ne, ne giydiğinden değil mi?" "E yani, sana ne oluyor be ağa?" diye sorduğumda, kıkırdadı. Birkaç saniye gözlerime baktığında, yüzündeki sırıtış kaybolarak, önüne döndü. "Bir şey mi oldu? Neden iyi değildin? Anlatmak ister misin?" diye sordu. Omuzlarımı silkerek, camdan dışarıyı izledim. "O düğüne gitmek istiyorum." Dedim, üzgünce. Resul'un kına gecesiydi ve gitmek istiyordum. Ona altın takmak ve oynamak istiyordum. Sonuçta yakın arkadaşlarımdan biriydi. Dedemi bazen gerçekten anlamıyordum. Eskiden bu kadar gaddar değildi. Aklıma gelen şeytanlıkla Demhat'a döndüm. "Ağam," dedim, sorarca. Bakışlarını yoldan çekerek bana baktığında gülümsedim. "Çingene Hanım ağanı düğüne götürecen mi? Götür de şu kurtlarımızı dökelim be ya?" Yüzüme en tatlı ve masum gülüşü yerleştirdiğimde, Demhat'ın bakışları yumuşadı ve gözlerime sinsice baktı. "Çingene Hanım ağa?" diye kendi kendine mırıldandıktan sonra, kaşları anında çatıldı. "Hayır. Kesinlikle olmaz." "Neden ya?" "Çünkü Hanım ağa olacaksın ve ağır olman gerekiyor." Dediğinde, bir an yüzümdeki gülümseme silindi ve yüzüm buruşana kadar kaşlarımı çattım. Duyduklarım beni sinirlendirmişti. "Hanım ağa olmamla ne alakası var?!" diye çıkıştım, birden. Çok öfkeliydim. Dedemin akşamdan beri beni sinirlendirmesi yetmemiş gibi bir de Demhat'ın davranışları bedenimdeki siniri kat be kat arttırmıştı. "Hazal, Bu oyun boyunca bazı şeyleri feda etmen gerekiyor," arabayı durdurduğunda emniyet kemerini açarak bana doğru döndü. "İstanbul'daki gibi dans edemez, açık giyinemezsin." Bunları biliyordum ama neden ya? Neden onlar istedikleri gibi oynayıp, giyinirken ben yapamazdım? "Benimle evli kaldığın sürece," bakışlarını üstümde hızla gezdirip, tekrar gözlerime baktı. "Giyimine ve davranışlarına dikkat etmelisin." Söyledikleri, beni sinirlendirmiş ve kalbimi kırmıştı. Ne yani ben nerede nasıl davranacağını bilmiyor muyum? Çatık kaşlarımı düzeltirken yüzüme yayılan hayal kırıklığına engel olamadım. Demhat'ın böyle söylemesi beni kırmıştı. Gözlerimdeki hayal kırıklığını görür görmez bakışları anında değişirken, konuşmak için dudaklarını araladı. Ama sertçe konuşmaması için, "Sakın konuşma!" diyerek, emniyet kemerimi çözdüğüm gibi bedenimi arabadan dışarıya çıkarttım. Kalbimin kırılması ilk kez canımı acıttı. Demhat'ın herkesten farklı düşündüğünün düşünmüştüm. Onu herkesten farklı görmüştüm ama beni yanıltması uzun sürmemişti. O da buradaki herkes gibiydi. Demhat, dört yıl boyunca dans ettiğim adam gibi değildi. Bazen oldukça yabancı birine dönüşüyordu. Az önce olduğu gibi. Nefes aldıkça kırılan kalbimin parçaları göğsüme batıp, canımı daha çok yakıyordu. Güçlü durmam gerekiyordu. Kalbimin sıradan biri için kırılmaması gerekiyordu. Arabanın kapısı açılıp, kapandığında, arkamı dönerek gözlerimi kapattım. İçimde biriken gözyaşlarımı durdurmam gerekiyordu. Kırıldığımı görmemeliydi. Çünkü şu an kırılmam çok saçmaydı. Biz iki yabancıydık ve bir yabancı için kalbimin kırılması yanlış anlaşılabilirdi. "Özür dilerim," sesindeki mahcubiyet beni sakinleştirmedi. Aksine kalbimi daha çok acıttı. Sırtımda varlığını hisseder hissetmez bir adım öne giderek, kafamı gökyüzüne kaldırdım. "Hazal." Dudaklarımın kenarında oluşan silik bir tebessümle içime derin bir nefes alarak yutkundum. Boğazımdaki yumruyu giderdiğim için hafifleyerek Demhat'a döndüm. "Biliyor musun? Senin onlardan hiçbir farkın kalmadı gözümde," bakışları hüzünlü ve suçluydu. "Sen de onlar gibisin... Ne kadar aptalmışım... Seni onlardan farklı görmüştüm," bana doğru bir adım attığında, sağ elimi havaya kaldırıp sinirle gözlerine baktım. "Bu konu hakkında tek bir laf söylersen anlaşmayı bozarım!" omuzlarımı dikleştirip, Demhat'a son kez bakarak arabaya yöneldim. Ön koltuktaki çantamı alarak arabanın kapısını sertçe kapatarak, yürümeye başladım. "Aptal Hazal! Ne diye tanımadığın adama güveniyorsun ki!" Adımlarım sertçe zemine çarparken, yoldaki tek ses ayakkabılarımdan çıkıyordu. "Hazal!" Demhat'ın sesini işittiğimde adımlarımı daha çok hızlandırdım. Şu an ondan ayrı kalmak istiyordum. Ona karşı oluşturduğum iyi profili yıkmam gerekiyordu. O iyi ve düşündüğüm gibi bir adam değildi! Tıpkı herkes gibi beni, bizi yargılayanlardandı! "Hazal! Özür-" Öfkeme yenik düşerek hızla arkamı dönüp, sözünü kestim. "Kes sesini Demhat ağa!" dediğimde, kalbimden kocaman bir kırılma sesini işittim. Bedenimi esir alan hayal kırıklığı kocaman bir öfkeye dönüşmüştü. "Ne varmış davanışlarımdan ve giyimimden?!" Saçımı arkaya iterek ona doğru ilerledim. "Çocuk muyum ben?!" Kafasını hızla iki yana sallayarak, "Hayır, hayır. Beni yanlış anladın." Dedi, mahcupça. "Ne yanlış anlayacağım be! Madem davranışlarım ve giyimim sana uygun değilse siktir git o zaman başka biriyle anlaş!" Kaşları çatıldığında, yüzünü şaşkınlık kapladı. "Ne dedin?" diye sorduğunda, ses tonundan şaşkınlık akmıştı. Yüzündeki şaşkınlık beni dumura uğratırken, "Siktir git." dedim. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştuğunda, yerin yarılması ve içine girmek için can attım. Az önce ettiğim küfür yüzünden utanmıştım. Genelde küfretmekten utanmayan biriydim ama Demhat'ın karşısında utanmıştım. "Kaç yaşındasın Hazal?" diye sorduğunda, alt dudağımı dişlerimin arasına alıp çektim. "Yaşımı biliyorsun zaten." Diye yanıtladım, utançla. Kafasını hafifçe sallayarak, bana yaklaştı. "Küfretmek çok ayıp bir şey, ama yaşına veriyorum." Dediğinde, tam dibimde durdu. Kafamı kaldırıp şaşkınlıkla Demhat'a baktım. Aramızda en fazla ne kadar yaş farkı olabilirdi ki? Neden yaşıma veriyordu? "Öfken geçti mi?" diye sorduğunda, alt dudağımı sarkıtarak, "Öfkeli değildim!" dedim, hafif kızgınlıkla. "Hâlâ öfkelisin." "Değilim!" Tebessüm ederek, kafasıyla onayladığında, elini kaldırıp yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına itekledi. "Küs müyüz?" gözlerimi birkaç kere kırpıştırarak, kafamı iki yana salladım. "Gerçekten özür dilerim. Az önce söylediklerimde haksızdım. Gayet nerede nasıl davranman gerektiğini ve giyinmeyi biliyorsun." Saçımdaki eli yanağıma kaydığında bir an kalbim hızla atmaya başladı ve bedenimin sıcacık olduğunu hissettim. "Senden başka kimseyle de anlaşmayacağım. Bunu bir daha dile getirme." Zihnimdeki soru işaretleri, beni her geçen saniye meraklandırırken ayrıca dikkatimi de dağıtıyordu. Üstelik Demhat'ın dokunuşu da beni sakinleştiriyordu. Oysa ona şu an çok öfkeli olmalıydım. Hatta onun için intikam planları kurmam gerekiyordu. Ama yaptığım tek şey gözlerine derince bakmaktı. "Kimsin sen Demhat Şanlı? Daha kaç yaşında olduğunu bile bilmiyorum. İyi misin, kötü müsün bilmiyorum." Yüzünü tatlı bir şaşkınlık esir alırken, "Otuz." Diyerek, yanağımı hafifçe okşadı. "Ve kötü biri olduğumu düşünmüyorum." Avucundan akın eden sıcaklık zaten ısınan yüzümü terlettiğini hissettim. Kalbimdeki kırıklık kendini belli etmeye çalışır çalışmaz tekrar kaşlarım çatıldı ve Demhat'tan uzaklaşarak, "Düğüne gitmek istiyorum." Dedim. "Azad amca bunu öğrenirse hiç iyi şeyler olmaz." Yanından umursamazca geçip, arabaya bindim. Demhat'a arabanın ön camından baktığımda, bana dönerek kafasını iki yana sallayıp arabaya doğru yürüdü. "İnatçı olduğunu biliyor muydun?" diye sorduğunda, arabaya binmiş ve emniyet kemerini takıyordu. "Yaşıma ver Demhat ağa." Diye dalga geçerek, önüme döndüğümde dudaklarından küçük bir kıkırtı kaçmıştı. Arabayı çalıştırıp, düğün alanına doğru ilerlediğimizde ikimiz de sessizliğimizi korumuştuk. Sessizliği bölen tek ses arabadan yükselen rahatsız edici seslerdi. Ve tabi ki zihnimi esir alan az önceki hayal kırıklığıydı. Açıklaması bana iyi gelmemişti. Kalbim Demhat ağaya karşı ilk hayal kırıklığını yaşamıştı. Umarım ilk ve son olurdu. Onun tarafından kırılmak hiç iyi bir şey değildi. Zihnimdeki düşünceleri bölen yüksek müziğin sesiyle düğünün olduğu yere vardığımızı fark ettim. Araba durduğunda Demhat'a baktım. "Sadece oturacağız." Deyip, çantamı takarken gözlerini kırpıştırarak onayladı. Umarım sadece otururdum. Bu konuda kendime pek bir güvenim yoktu ama oturmaya çalışacaktım. Beraber arabadan indiğimizde, ben önde Demhat ise arkada beni takip ederek düğün alanına giriş yaptık. Neyse ki Resul'e takacağım altını yanıma almıştım. Hazırlıklıydım. Yarın düğüne gelme ihtimalim yoktu bu yüzden çimdi altını takarak mutluluklar dileyecektim. Kapıda bizi karşılayan Resul'ün annesiyle selamlaştıktan sonra, bize gösterdikleri masaya ilerledik. Gerçi masalar ve sandalyeler oldukça dağılmıştı ama yine de idare edebilirdik. Çingene düğünlerine gelmeyen eğlenceyi bilmiyorlardı. Demhat'ın belimden tutmasıyla bir an kendimi kasarak Demhat'a baktım. Dokunuşlarından oldukça etkileniyordum. "İlk kez bir çingene düğününe katılıyorum." Dediğinde, etrafına şaşkınlıkla baktı. "Bir ağanın buraya gelmesi iyi karşılanmayacak." Sandalyemi çektiğinde oturarak yanıma oturmasını izledim. "Çok saçma... Neden bu kadar katısınız bize karşı?" diye sorduğumda, dudaklarını bilmem dercesine büzdü. "Ooo! Hoş gelmişsiniz Demhat ağam! Sefalar getirmişsiniz!" bizi fark edenler Demhat ile bana selam vererek bize mutluluklar dileyip, gidiyorlardı. "Demhat ağam! Xezal Hanım ağam hoş gelmişsiniz!" "Hoş geldiniz Xezal kızım!"" "Demhat ağaya bizim çigan yakışmış." "Rabbim nazarlardan korusun! Maşallah size!" Her bir iyi dilek beni mutlu ederken Demhat ağayı da şaşırtmıştı. Yüzündeki gülümsemeye rağmen gözlerindeki şaşkınlık hoşuma gitmişti. Kalabalık dağılırken, Demhat'ın kulağına yaklaşıp, "Neye bu kadar şaşırdın ağam?" diye sordum. Kafasını bana döndürdüğünde, dudaklarımızın arasında küçük bir mesafe kalmıştı. "Bizi yakıştırıyorlar." Dediğinde, bakışları usulca aralık dudaklarıma kaydı. Benim de bakışlarım gözlerinden dudaklarına kaydığında hızla boğazımı temizleyerek geri çekildim. Az önceki yakınlık bütün tüylerimi şaha kaldırmış ve kalbim acemice paytak paytak göğsümün üstünde yürümeye başlamıştı. Düşmemek için ise sıkıca göğüs kafesimdeki kemiklere tutunmuştu. Bakışlarımı hızla oyanayan kalabalığa çevirdiğimde Demhat'ın bakışlarını yüzümde hissediyordum. Her bir zerremde varlığını hissederken, kalp atışlarım hızlanmış ve avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Bu heyecanlı anı bozmak istiyordum ama aklıma hiçbir şey gelmeyince oflayarak Demhat'a baktım. Hâlâ beni izliyordu. "Birazcık oynayabilir miyim?" diye sordum, masumca. Yüzüme düşen saçıma dokunduğunda, "Benden izin almana gerek yok çingene kızı." Deyip, saçımı usulca geriye itekledi. Söyledikleri bana yine diğerleri gibi olmadığını açıklamaya çalışırken zihnimdeki düşünceyi def ederek ayağa kalktım. "Haklısın." Çantamdan altını çıkartarak Resul'e doğru ilerlediğimde, dans eden kalabalık onlarla oynamam için beni beklediklerini söylemişlerdi. Gelin masasına ilerlediğimde, Resul ve yarın eşi olacak Demet'e gülümseyerek birbirimize sarıldık. "Hayırlı olsun." Dediğimde, Resul'dan ayrılarak Demet'i de tebrik ettim. "Demhat ağayla gelmişsiniz." Resul'un yanındaki sandalyeye oturarak, Demhat'a baktım. Etrafına şaşkınca bakıyordu. "Ağayı nasıl ikna ettin kız?" "İkna etmem gereken bir konu değil ki." Deyip, omuz silkerek Demhat'a baktım. Bakışları birden bana kaydığında gözlerindeki gülümsemeyi gördüm. "Yarın düğüne gelemeyeceğim. Bu akşam altınımı takayım bari," derken, ayağa kalkarak Resul'e tam altını taktım. Tekrar iyi dileklerimi sunarak kalabalığın arasına karıştım. Dedem muhtemelen bana kızacaktı ama olsun kızmalarına ve cezalarına alışmıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD