Yasaklar Ve Kurallar

2291 Words
Korku kalbime zehir gibi yayılırken, avuç içlerimin terlediğini hissettim. Zınar ağa, çattığı kaşlarının altında bedenimi hızla süzerek avlunun ortasında durduğunda, bakışlarım Demhat'ı aradı. Bir an önce beni buradan kurtarması gerekiyordu. Zira bunlar beni lime lime ederdi. Korkuyla yutkunduğumda, kendime gelerek dedeme baktım. Dedem bana bir an bile bakmayıp Zınar ağayla selamlaşarak avludaki sedire geçtiklerinde sadece onları izlemiştim. "Xezal! Dikilme burada git kayınpederinin elini öp." Halam'ın kulağıma fısıldamasıyla korkuyla Zınar ağaya doğru ilerledim. Elini tavırla bana uzatırken içimden dua ederek eline eğildim ama elini öpmeme izin vermeyip elini çektiğinde şaşkınlıkla doğruldum. "Gelin Hanım! Dün akşamki düğüne gittiğin yetmezmiş gibi bir de torunumu peşine takmışsın!" diye gür sesiyle konuştuğunda korkuyla gözlerine baktım. "Azad Bey! Bir ağanın çiganların düğününe gidemeyeceğini biliyordun! Bildiğin halde torununu gönderdin!" Dedem, mahcupça Zınar ağaya baktığında bakışlarım konağın kapısına kaydı. Demhat'ı hâlâ bekliyordum. "Üstelik, çiganlara altın da takıp hayırlı olsun demiş! Bütün Şanlıurfa bize lanet ederken nasıl çıkacağız millettin içine?" Bakışlarımı kapıdan çekerek dedeme baktığımda, boğazını temizleyerek Zınar ağaya baktı. "Torununa gitmemesi gerektiğini söyledim Zınar ağa... Belli ki canları serserilik yapmak istemişler." Dedemin sesi, öfkeyle çıkmıştı. "Bu olayı nasıl kapatacağız? Aşiret toplantılarına almazlar Demhat'ı." Zınar ağanın sözleriyle şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. "Yaptığınız çok saçma," kendi kendime mırıldandığımda sesim yüksek çıkmıştı ve duyulmuştu. "Nesi saçma gelin Hanım!" Zınar ağaya baktığımda korkunun ecele faydasının olmadığını içimden geçirip omuzlarımı dikleştirdim. "Aşiret ve töre sizin için neden bu kadar önemli? Siz töre töre deyip dururken genç kızlar o iğrenç kurallarınızda yanıyor! Ayrıca bu yaptığınız ırkçılık! Çingeneler size en fazla ne kadar zarar vermiş olabilir ki?! Ne olmuş bir ağanın çigan düğününe gidip de altın takması? Ne olacak şimdi?! Demhat'ı ağalıktan mı alacaksınız?!" Benim yüzümde Demhat'ı ağalıktan alırsa anlaşmamız da iptal olabilirdi. Ama benim için şu an önemli olan şey, Demhat'ı bu durumdan kurtarmaktı. Çünkü bu duruma benim yüzümden gelmişti. "Ağalıktan almamamız için bir şey söyle gelin Hanım!" Zınar ağanın dinmek bilmeyen öfkesi ve dedemin delici bakışları altında ezildiğimi hissettim. Bunlar nasıl yaşlılardı? Oldukça korkunçtu. "Çok saçma! Bu yaptığınız çok saçma," dedem ve Zınar ağaya sinirle baktım. Alt tarafı bir düğündü. "Neresi saçma hı de söyle gelin hanım?" "Demhat'la bizi evlendirmenizin asıl amacı da bu değil mi zaten? Biz evleneceğiz barış olacak, barış olduğunda düğünlere gidilmeyecek mi? Bizi niye kerttiğinizi unutmuş gibisiniz Zınar ağa." Bu iki ihtiyarın karşısında kimse böyle konuşmaya cesaret edemezdi. Ama ben konuşacaktım. Bazı şeyleri bu inatçı yaşlılara birinin söylemesi gerekiyordu. "Ya ben geleli bir hafta oluyor farkında mısınız bilmiyorum ama gelir gelmez beni nişanladınız. Üstelik benim hiçbir şeyden haberim yokken hiç sevmediğim bir adamla beşikkertmesin dediniz. Beni resmen kandırdınız!" İki yaşlıya taviz vermeden baktım. "O yüzden sakın üste çıkmaya kalkışmayın! Madem bu evlilik barış içinse o zaman ben de kendi kurallarımla barışı yönetirim bilesiniz!" Diyerek "Bize baş mı kaldırıyorsun ilk günden!" dedemin öfkeli sesiyle Zınar ağa ayağa kalkarak sopasını sertçe yere vurdu. Sopanın zemine çarpan gür sesiyle konağın kapısı aynı anda açılırken, Zına ağa öfkeyle konuştu. "Sen bizi tehdit mi ediyorsun gelin hanım!" Bu sırada içeri Demhat girmişti. Olanları izlerken birkaç adımda önüme geçip beni arkasına aldı. Tabii bunu umursamayıp Demhat'ın arkasından çıkarak Zınar ağayla göz göze geldik. "Nasıl anlamak istiyorsanız." Diyerek imayla dedeme kısa bir göz attım. İki yaşlı adam öfkeyle soluyorlardı ama pek de umurumda değildi açıkçası. "Azad Bey! Torununu gelin mi alacağız düşman mı alacağız!" "Gelin alacağız dede!" Diyerek araya giren Demhat, önce dedemin hal hatırını sordu, ardından daha sakin bir şekilde konuştu. "Ama sizin katı kurallarınızla da yaşamayacağız. Evleneceksiniz dediniz kabul ettik. Madem bu evlilik düşmanlığı bitirecek ona göre davranmamız gerekmiyor mu zaten?" Yandan Demhat'a baktım. Oldukça sakindi. Ne söyleyeceğini gayet iyi biliyormuş gibi kendine güveniyordu. Dedem etrafa bakarak rahatsızca kıpırdandı. Baran ile Şiyar yeni uyanmış gibi gözlerini ovuşturarak terastan bize bakarken halam, Dicle ve diğerleri de avluda mutfak kapısından bize bakıyordu. Kimse ortada ne döndüğünü anlamış değildi. Babam odasından çıktığında babamla göz göze geldik. Oldukça sakin bir şekilde gömleğini düzelterek merdivenlerden indi. "Hoşgelidin Zınar ağa," diyerek Demhat'a döndü. "Sen de hoş gelmişsin Demhat ağa." Demhat sakince babama karşılık verirken Zınar ağa esip güreyecek cinsten konuştu. "Hoş bulacak vakit değildir Cihan!" "Sakin ol Zınar ağa, sakince konuşmak varken ne bu hiddet," babam avludaki kapıyı gösterdi, "Buyur geç oturalım da, konuşalım." Zınar ağa huysuzca etrafına bakınıp kafasını ağırca salladı. Dedem önden salona doğru giderken Zınar ağa ve Demhat dedemi takip ettiler. Babamla göz göze geldiğimizde ona kırgınca baktım. "Sana ve anneme çok kırgınım," dedim. "Buraya geldiğimde neler olacağını biliyordunuz ama bana söylemeyip gizlediniz." Babam mahcup bir şekilde bana doğru adımladı. Beni kolları arasına alıp saçımı öptüğünde dudaklarımı büzme isteğini geri bastırıp sinirle soludum. "Bütün bu saçmalıklardan hala annemin haberi yok. Öğrenirse burayı başınıza yıkar biliyorsun değil mi?" Babamdan geri çekilerek saçımı düzelttim. "Ben söylerim." Diye fısıldayıp eğildi yüzüme dikkatle baktı. "Bu saçmalığı istemiyorsan buna engel olurum kızım. Söylemen yeter." Güler gibi oldum. "Bunun için geç kaldın babacığım. Saçma oyununuza dahil oldum bile" Diyerek babama arkamı dönüp merdivenlere yöneldim. Babam avluda öylece kalırken terasta bizi izleyen Baran'ın yanına gittim. Kollarını anında açıp beni göğsüne çekerken kırgınca dudak büktüm. Babam halamdan bir şeyler isteyip içeri girdiğinde Baran'a baktım. "Senin haberin var mıydı bu kertme işinden?" Yüzüme düşen saçlarımı geriye iterek yanaklarımı tuttu. Bakışları mahcupça ve özür dilercesineydi. Haberi vardı. Bir an donakaldım. Demhat kimsenin bilmediğini söylemişti ama yalandı. Herkes biliyordu. Buraya geldiğim an evleneceğimi herkes biliyordu! Lanet olsun! Annem bile biliyordu! Hayal kırıklığıyla Baran'ın elini sertçe itip birkaç adım geriledim. "Biliyordun," diyerek fısıldadım. "Lanet olsun biliyordun! Bunu bile bile beni buraya gelmeye ikna ettin!" "Xezal." Diyerek kolumdan tutmaya çalışırken onu tekrar ittim. "Özür dilerim kardeşim ama-" "Kes sesini! Hepiniz biliyordunuz değil mi?" Diye sorarken bu sefer Şiyar'a döndüm. "Biliyordun değil mi? Sen de biliyordun?" Sesim yükselmişti. "Biliyordum." Diyen amcama hayal kırıklığıyla baktım. Sinirle saçımı bileğimdeki tokayla tutturup avluya baktım. Halam, Dicle ve Fırat bana bakıyorlardı. "Siz de biliyordunuz değil mi?" "He biliyorduk Xezal! Tantana çıkarma da babanların yanına git." Güldüm. Halamın bu acımasız hallerine güldüm. Katıydı. Oldukça kırıcıydı da. "Hepiniz yalancının tekiymişsiniz! Vay be! Beni buraya sadece kendi çıkarlarınız için getirdiniz!" "Xezal, vallahi öyle değil. Deme öyle şeyler." Dicle'ye baktığımda gözlerim doldu. O bile benden saklamıştı. "Hepinizin canı cehenneme!" Diyerek öfkeyle odama ilerledim. "Kız tövbe de hemen!" Halama saliselik bir süreyle bakarak önüme döndüm. "Demeyeceğim!" Odamın kapısını sertçe kapatarak kilitledim. Öfke bedenimi esir almışken düşüncelerim birbirine dolanmış gibiydi. Annemi aramak istedim ama arayamadım. Bu durumdan haberi yoktu. Belki de vardı bilmiyorum. Yatağımın üzerindeki telefonum titreyince anında telefonumu aldım. Arayan annemdi sanki canımın yandığını hissetmiş gibiydi. Arama kapandığında annemden gelen yirmi cevapsız aramayı gördüm. Annemi geri arayıp telefonu kulağıma götürdüğümde yatağıma oturdum. İlk çalıştı açılan telefonla derince nefes aldım. "Hazal! Neden açmıyorsun şu lanet telafonunu!" "Odamdaydı, duymamışım," diyerek konuştum. Annemin iç çektiğini duydum. "Bebeğim, iyi misin? Her şey yolunda mı? İçimde bir sıkıntı var kızım, yanıma gel kızım." "Anne," diye fısıldadığımda gözlerim doldu. Alt dudağımı ısırarak ağlamamak için kendimi sıktım. "Neden bana buraya geldiğim an beni nişanlayacaklarını söylemedin? Neden sustun? Hı?" anem bir süre sustu. "Biliyor musun? Beni kerttikleri adamla evlendirecekler ve ben bu lanet şeyin içine öyle hızlı düştüm ki ne yapacağımı bilmiyorum." "Ne dedin sen!" Hiddetle bağırdı. "Ne yaptıklarını sanıyorlar bunlar! Baban buna izin vermeyecekti! Söz verdi bana!" Sesi yükseldikçe arkadan hışırtılar duydum. "Sakın bunu kabul etme ve buraya geri dön kızım." Annem öfkeyle konuştu. "Anladın mı beni Hazal! İlk uçakla gel!" Omzumu silkerek parmağıma taktıkları yüzüğe baktım. "Artık çok geç." Diyerek telefonu annemin yüzüne kapattım. Herkesin bu lanet oyundan haberi vardı. Benim isteğim dışında kaderimi çizmişlerdi bile. Ama yemin ederim istediklerine boyun eğmeyecektim. Bu oyun benim kurallarımla olacaktı! Annem ısrarla aramaya devam etti. Yanıtlamadım. Birkaç gün önce yaptığım gibi yine valizimi topladım odadan çıktım. Telefonumu kapatarak çantama koymuştum. Annemle bir süre konuşmak istemiyordum. Odadan çıkar çıkmaz Baran'la göz göze geldik. Kapıda beni bekliyordu. Ona sinirle göz devirip valizimi sürükledim. "Nereye gidiyorsun!" Baran'ın tuttuğu kolumu çekerek ona sinirle baktım. "Siktir git Baran!" "Ya kızım bi dinle bizi! Hemen delirme!" Valizimi merdivenlerden indirmek için havaya kaldıracakken Baran hemen elimden aldı. "Bu halinle ağır valizi taşıyor bir de!" "Ne varmış halimde?" Diye sorarak ona baktım. "Hı ne var halimde! En azından sizler gibi yalancı kumpasçı değilim!" "Bilmeden konuşuyorsun ayıp oluyor ama." Fırat hemen merdivenin başında bana uyarırcasına baktı. "Siz bilip de sakladınız benden ama! Bir de salak gibi benim ailem burada deyip duruyordum kendime! Sahtekarlar! Hepinizi şikayet edeceğim!" "Ya kızım bi dur be! Bi dur! Gözünü seveyim bir dur da bizi dinle!" Şiyar da hemen karşımda durduğunda son basamağı inip onlara baktım. Baran valizimi hemen yanıma bıraktı. "Beş dakikanız var." Diyerek saatime baktım. "Elli sekiz, elli yedi, elli altı-" "Manyak ya! Zır deli!" Şiyar'ı takmayıp devam ettim. "Elli beş, elli dör-" "Sus be manyak! Anlatacağız işte." Şiyar'ı pek de umursamadım. "Kızım, bak istemiyorsan vermeyiz seni ama sen ilk günden hevesli çıktın. Adamla dans ettiğin videonu herkes gördü!" "E ne olmuş yani! Demhat'ın kim olduğunu bile bilmiyordum!" Diyerek yükseldim. "Ne demek bilmiyordun! İstanbullarda tanımadığın adamla mı dans ettin sen!" Baran sinirle yükseldi. Ona cevap vermeyip Fırat'a döndüm. "Xezal! Çıldırtma beni!" Hemen önümdeduran ikizimin gözlerine inatla baktım. Sustum. "Demhat'ın kim olduğunu bilmiyor muydun?" Omuz silktim. Konuşmayacaktım. "Xezal, cevap vermezsen gider o ağa zımbırtısını geberene kadar döverim!" Yine omuz silktim. "Gavur inadı var sanki kızda." Şiyar kıkırdayarak konuştu. "Xezal, bak biz biliyorduk ama sandığın gibi değil be kızım." "Sus amca!" Baran Şiyar'a bakıp tekrar bana döndü. "Konuşmayana kadar seni hiçbir yere bırakmayacağım." İnatla konuşmadım. "Xezal! Konuş be kızım!" Baran'ın sabrı taşacak gibiydi. Dakikalarca sustum. İçimden saniyeleri saydım. Beş dakika dolduğunda hareketlendim, saaatime baktım. "Süreniz doldu." Diyerek abimin önünden çekip gidecektim ki yine koluma yapıştı. "Hiçbir yere gidemezsin keçi!" "Öyle bir giderim ki aklın durur öküz!" Baran'ı itekleyip birkaç adım atmıştım ki salonun kapısı açıldı. Önde dedem çıkarken, Zınar ağa ile babam ardından çıktılar. En son Demhat çıkarken bakışları anında beni buldu. İçeride ne konuştuklarını bilmiyordum. Meraktan delirecektim ama şimdi sırası değildi. "Xezal, bir dinle bizi. Vallahi sandığın gibi değil." Dicle hemen koluma yapışıp ağlamaklı bir şekilde konuşurken onu hafifçe itekledim. "Demhat ağa!" Diyerek konuştuğumda bütün gözler üzerime çekildi. "Burada kalmak istemiyorum." Demhat elimdeki valize bakarak ne olduğunu çözmek istercesine gözlerime baktı. "Ne oluyor burada!" Dedeme baktım. "Ne mi oluyor? Bu konaktan gidiyorum dedeciğim." Dedem sinirle soludu. "Ne demek gidiyorsun! Nereye gidiyorsun!" Zınar ağa bana umutsuz vakaymışım gibi bakakaldı. "Beni kandırdınız, hepiniz her şeyi biliyordunuz! Beni resmen bir piyon gibi kullandınız!" "Nediyorsun ne diyorsun sen!" Dedem öfkeyle gürlediğinde Demhat hareketlenerek araya girdi. "Azad Bey, sakin olun." Birkaç adımda önüme geçti. İkidir beni korumak istercesine önüme geçiyordu. "Önce herkes sakin olsun." "Ne oluyor böyle gelin Hanım! Demhat çekil önümden!" Zınar ağanın öfkesi dedemin öfkesinden de hiddetliydi ama korkmadımi geri adım atmadım. Demhat'ın arkasından çıkacakken bileğimden tutarak bunu engelledi. "Hazal'ın yaptığı gayet doğal bir şey. Onun haberi olmadan birden nişanladınız kızı. Bırakın da olayları sindirsin." Demhat oldukça nazikti. Bu adamların yanında beni anlayan tek kişiymiş gibi hissettim. Ama o da herkes gibi yalancıydı. "Tabii haklıyım!" Demhat'ın arkasından çıkarak dedemlere baktım. "Evet dedim diye her şeyi kabullenmiş değilim. Bırakın da gidip biraz kafamı dinleyeyim. Hepiniz bir yandan üstüme gelmeyin benim! Bezdim da!" "İstanbullularda tanımadığın adamla dans ederken kafan iyiydi ama değil mi!" Baran'ın konuşmasıyla sabır dilercesine ikizime baktım. "Evet! Kafam çok iyiydi! Demhat'la dans ettiğimde kafam uçuyordu!" "Destur gelin!" Zınar ağaya da bağırak istedim ama kendimi güçlükle tuttum. "Terbiyeni takın!" "Sakin olun. Demhat ağa kızımı sakin bir yere götür kafasını dinlesin birkaç gün." Babam araya girdi. "Ne demek kafasını dinlesin! Burada dinleyemiyor mu kafasını keçi!" "Azad Bey, Zınar ağa bırakın nişanlımla ben ilgileneyim, diğer işlerle de siz ilgileniyorsunuz zaten." Demhat elimi tutarak Baran'a döndü. "O dilini de tut bir daha!" Demhat'a kısa bir an baktım. Neden böyle davrandığını çözmüştüm. Diğer elimdeki valizi alarak ilerlediğinde peşine takıldım. "Xezal hiçbir yere gitmiyor!" Dedem öfkeyle araya girdi. "Gitmek istiyorum!" Diyerek karşılık verdim. "Burada kalmak istemiyorum tamam mı dede! Hiçbirinizin kalbini kırmadan bırakın gideyim yoksa yemin ederim gitmediğime pişman ederim sizi!" "Bırak torunumu Demhat ağa!" Dedem Demhat'a öfkeyle baktığında Demhat elimi daha sıkı tuttu. "Bırakmam!" Diyen Demhat inatla dedemin karşısında durdu. "Bana sığınan kimin elini bıraktım hı Azad Bey?" "Ay vallahi bezdim. Şimdi beni iyi dinleyin," diyerek Demhat'ın elini bırakıp bir adım öne geçtim. "Bakın, ben yıllarca İstanbul'da yaşadım tamam mı? Özgür ve bağımsız bir şekilde büyüdüm," Dedeme ve babama dikktle bakıyordum. "Büyüdüm, ilk kez aylarca kalmak için buraya geldim. Çünkü burada beni seven bir ailemin olduğunu düşünüyordum. Yanıldım..." Dedemin kaşları çatılırken ne diyeceğimi merakla dinliyordu. "Geldiğim ilk gün karşıma çıkan bu adamla kertmesiniz dediniz. İlle de evleneceksin dediniz. Okay, kabul ettim ama sonra hepinizin bu durumdan haberi olduğunu öğreniyorum. Ve sizin menfaatçi olduğunuzu düşünmem gayet de normal. Şimdi bırakın da bu yaşadıklarımı sindireyim." Tek tek avludaki insanlara baktım. Son odak noktam Zınar ağa oldu. "Torununuzla evleneceğim, sadece bırakın da olayı sindireyim." Dedem konuşacakken Zınar ağa bastonunu yere vurdu. "Azad Bey, müsade et de gelinim bir süre kafasını dinlesin." Dedem inatla buna engel oldu. "Zınar ağa! Siz müsade edin de ben torunumla konuşayım!" Zınar ağa birkaç saniye dedemle göz göze geldiler. Dedemin kararlı bakışları geri adım atmasına neden olmuştu. Zınar ağa bastonunu yere hafifçe vurarak bana döndü. "Önce Azad Bey'i dinle," birkaç adım atarak karşımda durdu. "Sonra yine istemezsen bana gel gelinim." Kaşlarımı çatarak Demhat'a kısa süreliğine baktım. Hemen yanımdaydı. Kafasını hafifçe sallayıp onaylamam için bekledi. Omuzlarımı düşürerek, "Tamam." Diye fısıldadım. Herkes rahatlarken elimde valizimle avluda kalakaldım. Beni göndermeyeceklerdi. Zınar ağa konaktan ayrılırken dedem ile babam onu geçirmişlerdi. Demhat gitmek yerine kalmayı tercih etmişti. Bakışları üzerimdeydi. Nasıl olduğumu merak ediyor gibi bakıyordu. Herkese siniliydim ama Demhat'a karşı öfkeli değildim. Evet dört yıl boyunca benimle bi yabancı gibi dans etmişti ama bu olayı öğrenir öğrenmez bana karşı açık oldu. Şu an yalnızca Demhat ile konuşmak istiyordum. Ama maalesef bu olmadı. Dedemin avluya geri gelmesiyle Demhat, babam ve dedemle birlikte konağın ikinci katındaki odalardan birine geçtik. Ailem dediklerim insanlar beni kandırmıştı. Hayal kırıklığına uğramıştım. Onlara sinirliydim ama en çok babam ve Baran'a öfkeliydim. Bir süre onları görmek istemiyordum ama buna bile izin vermeyeceklerdi. Sanırım İstanbul'a dönmem ve bir daha bu lanet yere gelmemem en iyisiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD