"Hanım Ağam"

1963 Words
Gözümü açtığımda hastanedeydim. Önce doktorlar beni kontrol etmiş, ardından sonuçlarım çıkmıştı. Korkulacak bir şeyin olmadığını ama yine de tedbir amaçlı altı saat uyanık kalmam gerektiğini söyleyen doktor yanımızdan ayrıldığında hastaneden çıkmak için hazırlanmıştık. Baran, Şiyar, Fırat, Demhat'ın erkek kardeşleri Rojhat ile Welat hastanedeydiler. Tedbir amaçlı etrafımızı koruyan adamlarla doldurmuşlardı. Gözlerim Demhat'ı arıyordu. "İyi misin güzelim?" Baran'ın korku dolu bakışları asla dinmiyordu. Her an bana bir şey olacakmış gibi davranıyordu. "Gerçekten iyiyim ben." Diyerek yatakta oturduğumda Baran bana yardımcı oldu. "O itlere gününü gösterirdim de dua etsinler jandarma oradaydı." Ayaklarımı sarkıttım. Baran spor ayakkabılarımı titizlikle ayağıma giydirdi. "Ama hepsini kazıdım aklıma, yarın herkese gününü göstermezsem bana da Baran demesinler." "Ben iyiyim." Diyerek Baran'a baktım. Eğildiği yerden kalkarak serum takılan koluma, alnımdaki banda baktı. Yaram çok derin değildi ama yine de moralimi bozmuştu. Saç dibimin başlangıcına dört dikiş atılmıştı ve yara izinden nefret ederdim. "Bok iyisin! Sana zarar geldi diye geberdim lan ben! Hem senin ne işin vardı orada! O Ali'yi de seni daha koruyamayan Demhat ağayı da gebertmek vardı şimdi!" "Bunu yapabilir misin gerçekten?" Kapıda beliren Demhat'ın gelişiyle kalbimdeki ağırlık hafifledi. Uyandığımdan beri Demhat'ı arayan gözlerim doldu. Dudaklarım istemsizce bükülürken kirpiklerimi kırpıştırıp alnıma usulca dokundum. Bayılmadan hemen önce Demhat'ın güçlü kollarına yığılmıştım. İsmimi sayıklarkenki ses tonu tüylerimi ürpertmişti. "Yapacağım günü iple çekiyorum Demhat ağa!" Baran hemen önümde durup Demhat'la aramıza geçti. "Sana verecek kardeşim yok benim anladın mı!" Demhat bunu hiç umursamadan sakin adımlarla Baran'ın karşısına geçti. "Bunu bir hafta önce söylemen gerekiyordu." Diyerek Baran'ı hafifçe kenara itti. Baran tekrar aramıza girecekken Demhat kaşlarını çatarak ciddi bir şekilde Baran'a baktı. "Sakın!" dedi sert bir şekilde. "Nişanlım ile arama girmeye cürret bile etme." Baran'ın havada kalan ayağı geri gitti. Demhat'ın bakışları ve sert ses tonu Baran'ı durdurmakla kalmamış ou hastane odasından dışarı çıkartmıştı bile. Baran'ı durduran başka bir şey varmış gibi hissettim. Baran kapıyı sertçe vurmadan hemen önce, "Çıkış işlemlerini yapıp geliyorum!" demişti. Odada Demhat ile yalnız kaldık. Bakışları önce alnıma sonra yüzümde gezindi. Birkaç küçük adım atarak karşımda eğildi. Sessizce ayakkabımın bağacıklarını bağladı. "İyi misin diye sormayacak mısın?" diye sorarak sessizliği bölen ben oldum. Derin bir nefes aldı. Ayağa kalkarak gözlerime baktı. Bakışları suçlayıcıydı. "İyi misin?" Ses tonu güçsüz çıkmıştı. Elini kaldırdı usulca alnımdaki bandaja dokundu. "Canın acıyor mu?" Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı kaldırdım. Demhat'la göz göze geldik. "Nasıl iyi olabilirim hı? Kafam kadar bir taş kafamı yardı! Canım acıyor ve bu lanet şehirden gitmek istiyorum!" Burnumdan soludum. "Ya da vazgeçtim! Gitmeyeceğim ve seninle evlenip herkese gününü göstereceğim!" Diyerek ayaklandım. Ayağım yere basar basmaz başım döndü. Elimi alnıma götürüp gözlerimi sıkıca yumarken Demhat düşmemem için belimden tutarak beni kendine yasladı. “Sakin ol Hazal.” Demhat’ın sesi kulağıma usulca doldu ama o uslu sözlerin ardında bastırdığı bir fırtına vardı. Göğsüne yaslandığım anda burnuma dolan kokusu başımın dönmesini bile unutturacak kadar keskin geldi. Ağır… odunsu… ve tehlikeli. Bir an gözlerimi açmaya bile cesaret edemedim. “Bırak beni…” diye fısıldadım ama sesim öyle zayıf çıktı ki kendime bile inanamadım. "Bırakırsam düşersin," dedi kısık bir sesle. "Bana tutunduğun süre düşmene asla izin vermem çingene kızı." Belimi usulca okşadı. Yemin gibi sözleri kalbime ağır darbeler vuruyordu. "Eve gitmek istiyorum." Yüzümü kaldırıp gözlerine baktım. "Kafama başka bir taş düşmeden eve gidip uyumak istiyorum." Demhat dudaklarını birbirine bastırdı, elini belimden çekmeden yatağa oturttu. "O taş bir kere kafana düştü," Kaşlarını çattı. "İkincisine asla izin vermem." Bu sözleri pek de inandırıcı gelmese bile klbime tesir ediyordu. Onun yüzünden farklı düşünmeye başlamıştım ve bu hiç iyi değildi. Sesizliği bölen şey kapının açılması olurken, dışarıda büyük bir hareketlilik oldu. Saniyeler sonra içeriye dedem ve Zınar ağa ve Demhat'ın babası Bawer girdi. Hemen kapıya dikilen adamlar oldukça sert ve tehlikeliydi. Baran içeri girmek isterken babam ona engel oldu. Baran'ı dışarıda bırakıp babam içeri girdi. Kapıyı kapattı. "Geçmiş olsun kızım." Demhat'ın babasına teşekkür ettim. Bawer Bey sessiz biri gibi görünüyordu. Çok konuşmaz ve babama karşı öfkesi varmış gibiydi. Babam omuzlarını düşürerek bana doğru atıldığında oturduğum yerden bana sıkıca sarıldı. Dudaklarını art arda saçıma bastırdı. "İyi misin güzel kızım? Canın acıyor mu? Sana bunu yapanı buradan sürgün etmezsem bana da Cihan Dırlar demesinler!" Diye kouştuğunda Zınar ağa araya girdi. "Onu torunum halletti bile." Bakışlarım anında Demhat'ı buldu. Bakışlarını benden kaçırdı. "İyi misin torunum?" Dedeme öfkeyle baktım. "Ölüyordum az daha!" Diyerek sonunda konuştum. Babam benden uzaklaşmak yerine hemen dibimde durdu. Elini saçımda gezdiriyordu. "Sizin bu saçma sapan töreleriniz yüzünden ölecektim! Pisi pisine gidecektim ya!" Öfkeli sesim bütün odayı doldurdu. "Sakin ol gelinim. Şimdi öfkeni kusmanın ne yeri ne de zamanı!" Bastonuna sıkıca tutunan Zınar ağaya öfkeyle baktım. "Bu akşam orada olmamalıydın! Başına ne geldiyse cahilliğinden gelmiştir!" Bu adamların böyle pişkince konuşması sinirimi daha çok bozuyordu. "Ne yani şimdi suçlu ben mi oldum?" "Hayır!" Demhat araya girdi. "Şimdi suçlu ve haklıyı aramak yerine sakince konuşmamız lazım." "Sakince konuşmak falan istemiyorum," Diyerek ayaklandım. "İlk uçakla gidiyorum buradan ve siz de böyle kalıp düşmanlığınıza devam edin!" Bir adım attığımda tekrar başım döndü. Babam bana doğru korkuyla atılacakken Demhat daha hızlı davranmış ve düşmek üzereyken beni kucağına aldı. Babam rahatsızca kıpırdandı. Demhat kimseye aldırmayıp beni usulca yatağa bıraktı. "Sakin ol Hazal, söz veriyorum istediğin zaman, istediğin yere seni götüreceğim." Gözlerine öfkeyle bakıp Demhat'ı geri ittim. "Hepinizden nefret ediyorum." Diye homurdanıp önüme baktım. Demhat saçımı usulca sevdi, doğruldu dedesine döndü. "Bunca zamana kadar sözünüzü bir kere bile çiğnemedim," durdu birkaç saniye soluklandı. "Ama bu konuda hiçbirinizi dinlemem bilesiniz!" Bakışları bana kaydı ama dönüp bakmadım. "Hazal gitmek isterse karşı çıkmayacaksınız! Kalmak isterse de kimse," bir an durdu odayı buz kesti. Yüzümü kaldırdım odadakilere tek tek baktım. Babam Demhat'ın bu sözlerine karşı içten içe rahatlamış görünüyordu. Zınar ağa ile dedem ise bunu kabul etmeyen bakışlarla Demhat'a öfkeyle bakıyordu. Demhat kaldığı yerden sert bir dille devam etti. "Ama hiç kimse ona karışmayacak! Onu yönlendirip, ne yapıp yapmaması gerektiğine karışmayacak!" "Onu töreden böyle koruyamazsın Demhat ağa!" Zınar ağa bastounu yere vurdu. Demhat'a öfkeyle baktı. "Töre dediğin akan kandır! Durmaz, kapanmaz yaradır. Öyle adalet, hak hukuk tanımaz evlat! Bunu daha anlamadın mı!" "Kana aç itleri evlilik dışında hiçbir şey durdurmaz!" Zınar ağa bana baktı. "Bize geri kafalı mı dersin, cahil mi dersin o senin bileceğin iş gelin hanım. Ama bunu da anla, akan kanı anca bu evlilik bitirir!" "Ama bu çok saçma." Diyebildim sadece. "Bu gece olayın hiddettine şahit oldun. Eğer siz evlenmezseniz, sen o had bilmezlere hanım ağa olmazsan, o had bilmezler ilk fırsatta yine o dükkanı taşlayacaklar, yine sizin soyunuza dil uzatacaklar!" "Bu çok saçma," dedim tekrar. Olanları anlamakta güçlük çekiyordum. "Beni istemiyorlar. Evlenirsek nasıl kabullenecekler? Beni öldürmeye can atıyorlardı." "Andım olsun ki bunun olmasına bir daha izin vermeyeceğim." Zınar ağa bana karşı daha ılımlı davranmaya başladı. "Sözüm olsun ki canına bir zarar gelmeyecek! Canını yakan kim olursa karşısında beni bulur!" Bu sefer araya dedem girdi. Oturduğum yatağın ucuna oturdu. Yaşlılığın kırıştırdığı ellerini usulca kucağımdaki elime uzattı. Elimi elleri arasına alarak gözlerime baktı. "Xezal'ım..." diyerek fısıldadı. Diğer elini yüzümdeki saçıma çıkardı, saçımı sevdi. "Artık yaşlıyım, sözüm dinlenmez oldu. Tek çarem sensin kara güzlü çingenem. Gel de beraber şu had bilmezlere haddini bildirelim hı torunum?" Dudaklarımı büktüm. Günlerdir kırılmaz gibi görünen sert suretim sonunda yumuşadı. Dedeme kırgındım, gözlerim anında doldu. Kollarımı dedeme sarıp sıkıca dedeme sarıldım. "Sana çok kırgınım dedeciğim." Diyerek hıçkırdım. "Beni anahtar olarak kullanacaksınız. Ve ben Demhat'a aşık değilim. Beni sevmediğim bir adamla evlendiriyorsunuz. Sırf İstanbul'da bir kere dans ettik diye beni resmen zorluyorsunuz, psikolojik baskı uyguluyorsunuz." Dedem geri çekildi, yüzümü kapatan saçımı arkaya itekledi. "Madem Demhat ağayı sevmiyorsun o zaman bu gerçek bir evlilik de olmayacak!" Diyerek Zınar ağaya baktı."Herkes sizi evli olarak bilecek ama Demhat'ın gözü bile gözüne değmeyecek! Değil sana dokunmak, istemediğinde bakmayacak bile!" Dedemin sözleri yemin gibi çıkmıştı. "Ne diyorsun sen Azad Bey? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?" "Duyuyor Zınar ağa." Diyerek ayaklandı dedem. "Madem torunum torununu sevmiyor biz de bunu düşünerek hareket etmeliyiz. Ya bu nişanı bozarız, ya da derhal düğünü yapar bu barışı sağlarız." Demhat'ın bakışlarındaki ulaşılmaz sertlik kırıldı. Bana öyle bakıyordu ki sanki canı yanmış gibiydi. Göz göze geldiğimiz an bakışlarını hızla kaçırdı. "Bu iş çocuk oyuncağı değil Azad Bey!" Ya biri bu evliliğin sahte olduğunu öğrenirse! Bu iş daha karışacak!" "Bu odada olanları kimseye anlatmazsak hiçkimse bunu öğrenmez." Zınar ağa öfkeyle karşı çıktı. "Olmaz bu iş Azad Bey! Bu işi iyice çocuk oyuncağına çevirdiniz!" "Baba olmaz, bunu ben de istemiyorum." Babam araya girdi. "Size olan saygım sonsuz ama kızımı böyle bir işe bulaştırmam." Babam sonunda araya girdiğinde kıkırdadım. Sinirim bozulmuştu. Bu adamların aklı hiçbir şey almıyordu. Önce herkes ne olduğunu anlamadı ama kahkahalarım arttıkça gözyaşlarım yanaklarıma aktı. Kahkahalarım nihayet son bulduğunda hıçkıra hıçkıra ağladım. Bu adamlar aklını kaçırmışlardı ve ben bu gece her şeyin farkına varmıştım. Olayın ciddiyetinin farkındaydım ama bu yaşlıların benim önümde bana ait kararlara el koymaları sinirimi bozmuştu. Herkes bana şaşkınlıkla bakarken Demhat yanıma gelmişti. Kollarını bana doladığında yüzüğü ceketine saklayıp hıçkırdım. Parmaklarım sıkıca ceketine tutunmuşken bu aptal oyunda yalnız Demhat'ın bana saygı duyduğunun farkına varmıştım. "Derhal odayı terk edeyin!" Dedem itiraz eden cümleler sarf etti. Demhat bunu umursamadı. Demhat elini sırtıma koydu, bana daha sıkı sarıldı. "Üç saniye içinde odayı terk etmezseniz bu evliliği bozarım! Ortalık kan gölüne dönse bile kılımı kıpırdatman anladınız mı!" Zınar ağa bir şeyler geveledi, ne babam ne de Demhat'ın babası babalarının konuşmalarına izin vermedi. Odadan çıktıklarında Demhat ile yalnız kaldık. İçli içli ağlarken Demhat'a sokuldum. "Bu töreleri hiç sevmedim!" Diyerek hıçkırdım. "Şhhh, ağlama güzelim. Ben buradayım. Buradayım ve andım olsun ki sana istemediğin hiçbir şey yapmalarına izin vermeyeceğim." Hıçkırdım. Demhat usulca çenemden tutarak yüzümü kaldırdı. Göz göze geldik. Her iki elini yanaklarıma çıkardı. Baş parmaklarıyla yanaklarımdaki ıslaklığı şefkatle sildi. Gözlerimi kaçıracakken buna izin vermedi. "Bana bak kara gözlüm," Demhat'ın güzel gözlerine baktım. "Bana güven Hazal. İstemediğin hiçbir şey olmayacak." Dudaklarımı büktüm. Alt dudağım titriyordu. "Ama sen de onlardansın." Demhat itiraz edercesine kaşlarını kaldırdı. "Değilim, yemin ederim onlardan değilim Hazal. Ben sırf evlenmeyelim diye yıllarca onlara mani oldum." "Yine ol." Dedim. "Olacağım. Yarın ilk uçakla İstanbul'a göndereceğim." Yanağımı sildi. Yüzümü göğsüne hapsetti. Kollarını sıkıca bana sardı. "Yeter ki böyle ağlama çingenem." Demhat'a sarıldım. Kafamdaki çıkmaz yolda mahsur kalmıştım. Ama sanırım artık ne yapacağımı biliyordum. "Evlenelim Demhat," diyerek konuştum. Demhat'ın nefesi kesildi. Bir an nefes almadı. Ondan geri çekildim. "Madem bu töre bizi birbirimize mahkum etti o zaman evlenelim de bitirelim bu aptal töreyi." Demhat'ın kşları çatıldı. Tuttuğu nefesi bırakarak konuştu. "Bu saçma oyuna seni dahil etmeyeceğim." "Çoktan dahil oldum bile." Diyerek parmaklarımızı gösterdim. İkimizin de parmağında alyans vardı. "Nişanı atarız. Çok uzağa gidersin." "I ııı," diyerek itiraz ettim. "İstemiyorum. Düğünü hızlandıralım ve o aptal insanlara hanımağa olayım da girsinler yerin dibine!" Bu gece ilk ve son kez ağlayacaktım. Yarın sabah yine eski kalpsiz serseri hallerime takılacak ve bulduğum her düğünde inatla oyanayacaktım! Madem beni bu oyuna dahil ettiler cefalarını süreceklerdi! "Ama bana tek bir söz ver Demhat." Demhat gözlerime derin bir şekilde baktı. "Emret yavrum." Dediğinde gülecek gibi oldum. Bu sahiplenici tavrının ne kadar hoş olduğundan haberi varmıydı acaba? Kalp atışlarımı umursamamayı denedim. "Bu bir oyun ve bu oyun sadece ikimizin arasında kalsın. Herkes bu evliliği gerçek sansın." "Emrin anlaşıldı hanımağam." Dediğinde ikimiz de kıkırdadık. "Bu oyun bittiğinde sana söz veriyorum, sana güvenli bir yer ayarlayıp ayrılacağız." Demhat yanaklarımı usulca okşadı. "Ayrılacağız." Diyerek onu tekrarladım. "Belki de aşık olacağız." Diye fısıldadığında gözlerime öyle bir beklentiyle baktı ki sertçe yutkunarak geri çekildim. "Gece gece beni ağlattınız ya bunu hepinize ödeteceğim." Diyerek hızla başka bir konuya geçtiğimde Demhat kıkırdadı. "Eve gidelim." Demiştim. Demhat kimseyi yanıma yaklaştırmamıştı. Beni kucaklamış arabasına kadar taşımıştı. Dedelerimizi, babalarımızı umursamamıştı. Baran bu durumdan iğrenircesine Demhat'a bakmakla kalmamış Demhat'ın arabasına geçmişti. Birlikte eve gelmiştik. Bütün gece beni uyutmamışlardı. Baran'a kırgın olsam bile satler sonra kardeşimin kollarında uykuya dalmıştım. Baran bu evliliği istemiyordu. Demhat'a karşı öfkeliydi. Demhat'ı sevmiyordu ama yapacak hiçbir şey yoktu. Demhat ile evlenecektik. Bu kararımda oldukça nettim. Madem bizi kertmişlerdi biz de evlenip bu töreye karşı çıkacaktık. Demhat ağayı sevmediğimi söylemiştim. Yalandı. Ona karşı hissettiğim bu duygular basit olmayacak kadar yoğundu. Dört yıl boyunca dans ettiğim adamla tekrar krşılaşmayı sevmiştim. Sadece bu töreleri sevmemiştim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD