Sessiz geçen yolculuğumuz Halfeti'de son bulmuştu.
Daha önce gelmek isteyip de bir türlü fırsat bulup gelmediğim yere gelmiştim.
Arabadan indiğimizde Demhat beni önüne alarak yürüdü.
Kıyıda bekleyen teknelere doğru ilerlediğimizde Demhat'ı gören küçük bir çocuk koşarak bizi karşıladı.
"Hoş gelmişsin ağam," bana döndüğünde gülümsedi. "Hoş gelmişsin hanım ağam." Şaşkınlıkla Demhat'a baktım.
"Hoş buldum Ersin, teknem hazır mı?" Çocuğun saçını okşayıp ilerlediğinde arkada kaldım.
"Hazırdır ağam." Çocuk bizi teknelerin olduğu alana doğru götürürken, Demhat'la konuşmayı da ihmal etmemişti.
Demhat bunu fark ettiği an arkadan elini uzatarak parmaklarını oynattı. Elini tutmamı istiyordu. Parmaklarını tutarak ona yaklaştığımda ellerimizi sıkıca kenetledi. Bu hareketi o kadar hoşuma gitti ki gülümsememek için dudaklarımı birbirine bastırıp etafa bakındım.
Sıraya dizilen bütün teklerenden ayrı lüks bir tekneye doğru ilerledik. Demhat durduğunda onu karşılayan orta yaşlı bir adam saygıyla gülümseyerek Demhat'la konuştu.
"Hoş gelmişsiniz ağam, teknen hazırdır."
"Nasılsın Adar efendi?"
"Bugüne de şükür ağam, hayırlı olsun ağam, Allah tamamına erdirsin." Göz ucuyla bana kısaca bakan adam oldukça mutluydu.
"Sağ ol Adar efendi."
"Bu hayırlı iş umarım daha hayırlara vesile olur. Her iki tarafa da düğün olur inşallah."
"Amin." O kadar samimi o kadar içten söylemişti ki bunu ben de mırındanarak amin demiştim.
Demhat'ın yardımıyla tekneye bindim.
Ersin halatı çözerek suya attığında Demhat ile gülüşerek konuşuyorlardı da.
"Yenge," der demez Adar Ersinin ensesine sertçe vurdu. "Hanım ağam de oğlum."
Demhat hemen araya girerek, "Sorun değil Azad efendi. Ersin nasıl seslenmek istiyorsa öyle seslendin."
Ersin ensesini sıvazlayarak bana mahcupça baktı. "Ben hiç bu kadar güzel bir çingene kızı görmedim ağam."
Kıkırdayarak, "İltifatın için teşekkür ederim Ersinciğim." Diyerek Azad efendiye baktım. "Sizi de kınıyorum. Çocuklara öyle vurulmaz."
"Kusura bakmayın hanım ağam."
"Bir daha görürsem bakarım kusuruna ona göre!" Uyarırcasına adama baktığımda Demhat araya girdi. Ağır bir şekilde takım elbisesinin ceketini çıkardı, teknedeki oturağa bıraktı.
"Bir ara benim oraya gel Ersin." Diye konuşarak Azad efendiye birkaç saate döneceğimizi bizi beklememelerini söylemiş ve açılmıştık.
Kaptanlığı Demhat'ın yaptığı teknede sular üzerinde ilerlerken büyülenmişçesine etrafı izliyordum. Daha önce bu yerlere hiç gelmemiştim.
Şanlıurfa güzel bir şehirdi ve ben bu güzelliklerinden birine ilk kez şahit oluyordum.
Buraya neden geldiğimizi bilmiyordum. Ama yalnız kalmak şimdiden iyi hissettirmişti. Bu suları ezbere biliyormuş gibi kusursuzca ilerledik. Kıyıdan o kadar uzaklaştık ki suyun ortasında sadece ikimiz vardı.
Teknenin gürültüsü yavaşlarken Demhat tekneyi durdurdu. Önce etrafına, sonra da bana döndü. Bu adam hala çok yabancıydı.
Dört yıl boyunca dans ettiğim adam gibi değildi. Daha resmi, daha gizemliydi. Ne çok öfkeli ne de çok neşeliydi. Uzaktan soğuk ve tehlikeli görünüyordu. Ama garip bir şekilde bunu sevmiştim.
"Buraya neden geldik?" diye sordum Demhat'a. Hemen karşımdaydı.
"Söyleyeceklerimden sonra benden kaçma diye geldik." Ses tonu alaylı çıkmıştı. Güler gibi oldum.
"Niye kaçacakmışım?" Rüzgardan dolayı yüzüme düşen saçlarımı yüzümden çektim.
"Gözlerin," bana doğru yaklaştı. Güneşin yüzüne vurduğu sakalları parlıyordu. Ensesine kadar uzayan sarı saçları rüzgarla dalgalanıyordu. Bu saç stili ona yakışmıştı.
Aramızda az bi mesafe bırakacak kadar yaklaştı. Yüzüme vuran güneşin önüne geçti. Saçımı usulca kulağımın arkasına sıkıştırdı.
Dikkatli bir şekilde dudaklarım arasına giren saç telimi incitmek istemezmiş gibi yüzümden çekti. Yanağıma değen parmaklarının ısısı kalp atışımı hızlandırdı.
Bakışlarımı kaçırmak istedim ama çenemden tutarak buna engel oldu. Gözlerime öyle derin, öyle güzel baktı ki ona olan kırgınlığımı gün yüzüne çıkarıp ağlamak istedim.
"Gözlerin çingene kızı, buradan kaçmak istediğini haykırıyor." Bu yakınlık ikimizi de kasıp kavuracaktı haberi yoktu.
Dün gece benim yüzümden milletin diline düşmüşü. Dedesi bu sabah konağı basmıştı ama bunların hiçbiri Demhat'ın umurunda değil gibiydi.
"Kaçmak istiyorum. Hepiniz yalancıymışsınız." Toparlanarak Demhat'tan uzaklaştım. "Beni niye kandırdın?" diye sorarak teknedeki oturağa geçtim.
Demhat derin bir nefes alarak bana döndü. Birkaç adımda karşıma geçip oturdu. Gergince giydiği beyaz gömleğinin ilk düğmesini açarak bir süre sessizce düşündü.
Gözlerimi gözlerinden asla çekmedim. Bana dört yılın hesabını verecekti.
"Çok güzeldin be Hazal," İçi gider gibi yüzüme uzun uzun baktı. Büyülenmiş gibi dudaklarının kenarı usulca kıvrılmıştı.
"Çok güzeldin çingene kızı. O kadar güzeldin ki sana kıyamadım." Sözleri kalbime işliyordu. Aklımı çeliyordu. Gözlerimi gözlerinden kaçırdım. Gergince soluyup etrafımıza baktım.
Ondan bu sözleri beklemiyordum. Ne yapacağımı da bilmiyordum.
"Amacım sadece seni uzaktan görmekti." Dediğinde Demhat'a baktım. Oldukça içten ve samimiydi.
"Yemin ederim sana yaklaşmayacaktım ama o gece seni öyle görünce dayanamadım." Dudaklarımı birbirine bastırdım. Demhat'la yüzleşmek istemiştim ama sanırım vazgeçmek üzereydim.
Bana karşı olan bu bakışları tehlikeliydi. İkimizi de yakacaktı. Onunla yanmak istemiyordum. Bu saçmalığa son verip anneme gitmek istiyordum.
Demhat gözlerime dalmışken zihnim geçmişe sürüklendi.
Onu gördüğüm o ilk an, ellerimden tutup ayağa kaldırması beni hâlâ heyecanlandırıyordu.
"Sadece bakıp gidecektim ama gidemedim Hazal." O kadar cidiydi ki kaskatı kesilmiş Demhat'ı dinliyordum.
"Gitmedin ve dört yıl boyunca böyle yaparak beni taciz etmiş oldun." Kaşlarımı çatarak huysuzca konuştum.
"Asla," diyerek araya girdi. "Asla öyle bir şeye yeltenmem bile!" Bunu kabul etmeden sert bir şekilde gözlerime baktı. İlk kez onu böyle görmenin şaşkınlığıyla kalakaldım.
"Bunun düşüncesi bile korkutucu Hazal. Sakın bir daha beni ve böyle bir şeyle itham etme!"
Omuz silkerek umursamaz davranmaya çalıştım. "O zaman bu yaptığın da neyin nesiydi?"
"Kapıldım çingene kızı, sana kapıldım ve sürükleniyorum." Göz bebekleri korkuyla titriyordu. Tepkilerimi dikkatle ölçüyordu.
Lanet olsun ki ne dediğini çok iyi anlıyordum ve kalbim bu gizli itiraflarına karşı o kadar savunmasız o kadar toydu ki ne yapacağımı bilmiyordum.
Demhat'a sinirliyken bu samimi açıklamaları karşısında belim bükülmeden kalabiliyordum.
"Ne zamandan beri beşikkertme olduğumuzu biliyorsun?" Avuçlarımı bacaklarıma sürtüp hareketlendim.
"Sen doğduğunda… dedem beni yanına çağırdı. Seni gösterdi ve ‘Kaderindeki kız bu,’ dedi. ‘Sevdana sahip çık." bir an durdu yutkundu. Söylemek istediklerini düşünüyormuş gibiydi.
“Yoksa…” dedim, sesim titremesin diye boğazımı temizleyip kelimeleri hafifçe alaya buladım. “Bana sevdalandın mı Demhat ağa?” O an rüzgâr bile kesildi sanki.
Demhat’ın gözleri bir saniyeliğine kısıldı, dudakları aralandı ama konuşmadı. Bakışlarını benden çekerek kısa bir süre suyun dinginliğini seyretti.
Derin bir nefes alarak bana döndü. "Buraya gelme nedenimiz bu değil Hazal. Sana bilmediklerini söyleyip seçimi sana bırakacağım. Sen de öğrendiklerinle kalmayı veya gitmeyi seçeceksin." Bu sefer sesi mesafeli ve biraz soğuk çıkmıştı.
"Uzun zamandır aramızdaki bu düşmanlığa çomak sokmak isteyen kötü niyetli insanlar var. Sizden ve bizden yana olanları kışkırtıp büyük olay çıkarmak istiyorlar. Bunu bu zamana kadar idare edebildim ama işler rayından çıkmaya başladı," Hafif öne eğilip dikkatle gözlerime baktı.
"Dört yıldır bu evlilik olmaması için dedelerimizi oyalıyorum ama beni tehdit etmeye başladılar. Geldiğin gün tesadüf olarak sosyal medyada gezinen videomuzdan dolayı herkes bizi zaten birbirimize aşık olarak görüyor artık. Dedelerimiz de bunu fırsat bilip bu işi hızlandırmanın derdindeler."
"Benim buraya getirilmem plan mıydı gerçekten?" Demhat dudak bükerek, "Tam emin değilim ama bence Azad Beyin planıydı."
Durup soluklandı. "İkimizin de ailesi bu evliliğin aşk evliliği değil de zorunlu olduğunu biliyor."
Demhat konuştukça bazı şeyler yerine oturmuştu.
Demhat'ın anlatımıyla, dört yıl öce dedemler bu evlilik konusundan anneme bahsetmiş ve annem bunu kesinlikle kabul etmemiş. Annem ve dedem arasında olaylar biraz büyüyünce Baran ve diğerleri de bundan haberdar olmuşlar.
Baran yıllardır buna karşı çıksa bile dedem herkesi tehdit ederek susmalarına mecbur bırakmışlar. Baran'ın beni buraya getirmesine dedemin neden olduğunu ve Demhat'la aralarının iyi olmadığını da öğrenmiştim.
Olaylar düşündüğümden de büyükmüş. Sürekli çarşıda silahlı, sopalı kavgalar olup duruyormuş. Her iki aile arasında olan bu düşmanlık kötü niyetli insanlardan dolayı gün geçtikçe daha kötüleşiyormuş.
Demhat bu evliliğin olmaması için yıllardır direnmiş ama artık yapacak hiçbir şey kalmayınca o da bu duruma boyun eğmekle kalmış.
En son geçen hafta taraftarlar arasında büyük bir kavga çıktığını ve bazılarının sağlık durumu oldukça kötü olduğunu da aktarmıştı.
Şimdi ise aramızda buz gibi bir soğukluk hakimdi. Demhat gözlerime ısrarla bakıyor, ne diyeceğimi merakla bekliyordu. Ben ise bu olanlara inanamıyorcasına şaşkın bir şekilde kalakalmıştım.
"Ne yani şimdi bu saçma durumu biz mi kurtaracağız gerçekten?" Ses tonum abartılı derecede alaylı çıkmıştı.
"Kurtarırız veya kurtarmayız," gözlerime dikkatle baktı. "Dedelerimize karşı çıkarsak ikimiz de kaybederiz Hazal."
Ayağa kalkarak saçımı karıştırdım. Aklım karışmıştı.
"Tamam diyelim evlendik. Barış oldu. O zaman Zınar Ağanın bu sabahki hali neydi öyle?"
"Çünkü iki taraf henü barışmamışken dün gece düğüne gitmemem gerekiyordu. Henüz çok erken ve ben o düğüne gitmekle bize inananları kızdırdım."
"Bilmiyordum." Diyerek mahcup bir şekilde Demhat'a baktım.
Ayaklanarak birkaç adımda karşımda durdu. "Sorun değil," diyerek yanağıma usulca dokundu. "Kim ne derse desin sorun değil. Sen ne istersen onu yapacağım çünkü." Demhat'ın bu düşünceli bakışları beni mest ediyordu.
"Böyle yaparsanız size alışırım ama Demhat ağa." Diyerek şımarıkça gülümsedim.
Bu halim Demhat'ı gülümsetti. "Bi tek bana şımaracaksan başım gözüm üstüne çingene kızı."
Dudaklarım iki yana kıvrılmışken derin bir nefes aldım. "Bu evlilikte hala benim bir çıkarım yok ama." Diyerek yüzümü astım.
"Üstelik buraya sadece birkaç aylığına geldim, geldiğim gün kerttiler beni resmen yaaa." Homurdanmam Demhat'ı düşündürttü. Birkaç saniye gözlerime bakıp düşündü.
"Ne düşünüyorsun öyle? Bu işten bir şekilde sıyrılmam lazım Demhat ağa. Ben burada kalıp da sana kadınlık yapmam. Hayallerim var benim. Dört yılı boşuna okumadım ben."
Demhat yanağımı hafifçe okşayıp elini indirdi. "O zaman şöyle yapalım. Yeni projem için mimar arıyordum. Bu süreç bitene kadar mimarım sen ol Hazal." Bir süre düşündüm.
Bu iyi fikir gibi gelmemişti. Üstelik annem nişanlandığımı da biliyordu artık. Buradan gitmek istiyordum. Nişanı da atıp arkama bakmadan gitmeliydim ama neden şu an burada bu yabancı adamın karşısında dikilmiş ve gayet de huzurlu hissediyordum?
Kaşlarımı çattım. Her şey üst üste gelmişti ve ben sanırım yine mantıklı olmayıp saçma bir şekilde bunu onaylayacaktım.
Burada kalmak istemiyordum ama bu adamla bu oyunu oynayıp olacakları izlemek merakımı tetikliyordu.
"Bunu düşüneceğim." Diyerek Demhat'tan uzaklaştım. "Artık gidebilir miyiz?"
"Bu gece düşün Hazal. Yarın kararını bekliyor olacağım. Ama unutma, çiganlar ve aşiret arasındaki bu düşmanlığı yalnızca evliliğimiz durdurabilir."
"Başka birileri evlense olmaz mı?" Diye sordum. Kafam bu deli saçma şeyleri ısrarla anlamak istemiyordu.
"Maalesef, iki tarafın önden gelen aileleriyiz. Deden ile dedemin sözü herkese geçerken başkalarının evlenip bu olayı kapatması imkansız."
"Saçmalığın da böylesi." Diyerek yerime oturdum. Bir süre sessizce Demhat'ın bakışlarına maruz kalsam bile oralı olmadım.
"Eve gitmek istiyorum." Diye mırıldanmakla yetinmiştim.
Demhat onaylayıp aşağı indiğinde bir süre sessizce düşünmüştüm. Bu düşmanlık nasıl başladıysa öyle bitecekti. Kız davası yüzünden başlayan bu düşmanlığı yine bir kız alma davası bitirecekti.
Bana çok saçma gelse bile burada yaşayan insanlara göre tek yok buydu. Artık çoğu şeyi anlamıştım. Yine de hala aileme kırgındım.
Kandırılmıştım ve bu canımı acıtıyordu.