16. Bölüm - Part 2

1858 Words
16. Bölüm - Part 1'den "Bakalım ne kadar dürüstsünüz?" Diye soludu Hazan ayaklanarak. Elinde telefonu, birilerini arıyordu. "Hazırlanın Okay Bey, kullandığınız cihazlar kullanılmamaktan pas tutana kadar müfettiş yığacağım kapınıza." Bunu istemezdim, gerçekten. Danışmadaki kız ve kapıdaki kız için bu söylemler yem olabilirdi ama Okay Bey sabrımızın sınırlarını gerçekten kanırtmıştı. Buna hakkı yoktu. Biz illegal bir şey istemiyorduk ki; doğal yollardan da gayet rahat bir şekilde gerçekleştirebileceğimiz küçük bir mucizeyi laboratuvar ortamında yaratmasını istiyorduk sadece. "Bizim her şeyimiz usulüne uygun." Dedi buna karşılık olarak Okay Bey. "Eminim öyledir." Dedi Hazan umursamazca. "Ama sanmayın ki mevzu bahis teftişlerin hemencecik bitmesine izin vereceğim." Telefonu kulağına götürdü. "Lotus Güzellik merkezinin de tüm evrakları tamdı." Dedi adamın gözlerine diklenerek. "Ama sekiz aylık teftiş süresinden sonra kepenk kapatmak zorunda kaldılar." Buradaki ince tehdidi yalnızca ben anlamış olamazdım. Yo, Okay beyin yüzündeki allak bullak ifadeden anladığım kadarıyla tek anlayan ben değildim. "Buraya ümit bağlamış onlarca hasta var!" Dedi adam hırsla. "Onlara bunu yapamazsınız." Hazan telefonu kulağından çekti. "Bunu yapan ben değilim." Dedi Hazan sadece. Buna rağmen başparmağı havada, kapatma tuşunun olduğu noktada bekliyordu. Her ikimiz de Okay Beyin son cümlesinin bize ümit vaat ettiği kanısındaydık nitekim. "Diplomam yanar." İşte bu beklediğimiz adımdı. "Biz buraya hiç gelmedik." Dedi Hazan net bir şekilde. "Bugünden sonra da hiç gelmeyeceğiz. Şayet işlemimizi bugün hallederseniz." Adam etrafına bakınıp birkaç saniye düşündü. Ellerini saçlarından üç kez geçirip derin derin nefesler aldıktan sonra ise "İkinci kata inin." Dedi. Tam bu esnada Hazan her kimi aradıysa telefon açıldı. "Alo." Ama Hazan cevap vermeden telefonu kapadı. Bu kısacık saniyede telefonun açıldığını duyan Okay Beyse boncuk boncuk terlemişti. Hazan telefonu cebine atarken gülümsedi. Bu sinsi, hain, gaddar bir adamın gülümsemesi gibiydi ama kendimi ona katılmaktan alıkoyamıyordum. "206 nolu odaya inin." Dedi Okay Bey nefes darlığı içinde. "Size bir hemşire göndereceğim." Ayağa kalkıp "Teşekkür ederim." Dedim. Okay Beyse ona küfretmişim gibi baktı. Gerçekten de işine etik değerlerle bağlı bir adam olduğunu görebiliyordum ama bizi anlamalıydı. Mevzu kızımsa... Diğer tüm her şeyi tehlikeye atmak konusunda gözü karaydım. Buna onun diploması da dâhildi ne yazık ki. "Lütfen sözünüzü tutun." Dedi bunun üzerine Okay Bey. "Bir daha buraya gelmeyin." 16. Bölüm - Part 2 Hazan kolumdan tutup arkamı çevirdi. Ne olduğuna anlam veremezken sırtımda dolaşan ince bir nesne hissettim. "Asla." Dedi Hazan ciddiyetle. Hemen ardından beni serbest bıraktı. Ne olduğunu anlamak için arkamı döndüğümdeyse elindekini gördüm. Çek imzalamıştı. Okay Beye uzatırken son kez soludu. "Bizi bir daha görmeyeceksiniz." Ve odadan çıktık. Adama ecel terleri döktürdükten hemen sonra. Bu kez merdivenleri kullanmayı tercih ederken usulca Hazan'a baktım. "Gerçekten dediğini yapacak mıydın?" Diye sordum merakla. Bana döndü ve sorumu anlamadığını belirtircesine göz kırptı. "Kliniği maliyeye şikâyet edecek miydin?" Sorumu anlamasıyla birlikte saçmalama dercesine başını sallayıp kaşlarını kaldırdı. "Oyun oynamayacak kadar ciddi bir iş adamıyım ben İzmir." "Kimi aradın peki?" "Kuzenim," Dedi umursamazca. "Adar'ı aradım." Dudaklarımı bastırarak gülümsememi ısırırken hızlıca manevra düzenleyen zekâsı karşısında şapka çıkarttım. Pis oynamıştı ama zeki bir oyun döndürmüştü. Alt kata inip mevzu bahis odayı bulduk. Prosedür hakkında hiçbir şey bilmediğimiz için yatağın ucuna tüneyip beklemeye başladık. Bu konu hakkında hiçbir şey bilmemek bir yana zır cahildim. Konu hakkındaki tek bilgim döllenmenin laboratuvar ortamında gerçekleştiğiydi ancak düne kadar bunu bile oturup düşünmemiştim. Tabii şimdi düşününce bunun bir operasyon olduğunu anlayabiliyordum. Sonuç itibariyle benim yumurtalarım ve Hazan'ın spermleri dışarıda sayılacak ve eşleştirilecekti. Bunun için kelimenin tam anlamıyla yumurtlayacaktım ve yumurtayı nereden pırtlatacaktım, nasıl pırtlatacaktım hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim Hazan'ın bu süreçte boşalması gerektiğiydi. Ah... Mastürbasyon yapacaktı. Bu fikir tıpkı az önceki gibi beni kızarttı. Elbette bu iğrenç, ayıp ya da günah değildi. Ancak yine de insan tuhaf hissediyordu. "Ee," Dedi Hazan refakatçi koltuğunda oturup bana bakarken. "Nasıl olacak?" Aklımdaki fırlayarak dilimden döküldü. "Önce sanırım sen boşalacaksın sonra da spermleri bana transfer edecekler." Bakışlarının üzerimdeki hâkimiyetini hiç bozmadan gözlerini kıstı. "Ben aslında detayları sormuştum." Dedi iğneleyici bir tonda. "Mesela senin yumurtalarını nasıl çıkartacaklar? Malum çünkü siz kadınlarda biz erkeklerdeki gibi bir mekanizma yok." Bu kez kısılan gözler benimkiydi ve gözlerime ek kaşlarım da çatılmıştı. "Hadsizsin." Dedim berrak bir sesle. "Senin kadar olamam güzelim." Dedi aynı iğneleyici tonda. Dilimi ısırıp başka yöne baktım. Hadsiz! Terbiyesiz! Üstelik şerefsiz! Ama bir konuda haklı; tavuk gibi yumurtlamayacağıma göre bu yumurtalar nereden çıkacak? Cevabı kapımızdan giren hemşireden almaya kararlıydım. Tüm dikkatimle odamıza malzeme dolu seyyar arabasıyla giren hemşireye döndüm. Oldukça steril, derli toplu genç bir hanımdı. Ellerine eldiven geçirirken ikimize birden bakıp sordu. "Okay Beyin hastalarısınız, değil mi? Hükümran çifti?" Cümlede pek çok açıdan mantık hatası vardı. Okay Beyin hastası olmamız ya da genel olarak hasta olmamızla ilgili. Ama en büyük hata çift olmamız üzerineydi. Özellikle de Hükümran çifti. Yine de ne ben ne de Hazan bu mantık hatasını düzeltmekle vakit kaybetmedik. "Biziz." Dedim gözlerimle hemşireyi takip ederek. Hemşire ampullerden bir kokteyl yaparken işine ful konsantreydi ama bir taraftan da benimle konuşmaya devam edebiliyordu. "Kolumuzu açalım." Dedi gülümseyen bir sesle. Ne olacağına dair bir şey bilmiyor olmak beni geriyordu ama şu an kendimi tam teslimiyet içinde hissediyordum. Neye teslim olduğuna dair bir bilgim olmasa da. "Okay Bey bana özel durumunuzdan bahsetti." Derken biraz fısıldamıştı. "O yüzden prosedürlerimizde bazı esneklikler yapacağız." "Ne gibi?" Diye sordum. "Daha önce bir bebeğiniz olmuş." Dedi hemşire ikimize birden bakarak. "O yüzden rahimdeki yumurtalıkların büyüyüp gelişmesini beklemeyeceğiz. Yine de sormak zorundayım," Hemşire eline eski tarz bir serum lastiği, bir parça pamuk ve dolu bir şırınga ile bana döndü. "en son ki menstural döneminiz ne zamandı?" Kısa bir an düşündüm ama aslında buna gerek bile yoktu. Ne zaman regl olacak olsam bir hafta öncesinden sinyal verirdi ve iki gündür yaşadığım stres bir yana çektiğim kasık ağrısı öbür yanaydı. O yüzden tereddütsüz verdim cevabımı. "Üç hafta önce." Hemşirenin dudakları düz bir çizgi halini aldı. Elbette bu durum kaygılanmam için yetip de artardı! "Kötü mü?" Hemşire kolumu abluka altına alırken "Tedavi alan bir hasta olsaydınız iyi bir zamanlama olmadığını söyleyebilirdim." Dedi politik bir şekilde. "Ama belli ki yumurtalarınızın döllenmekle ilgili bir sıkıntısı yok. O yüzden şansınızın az olduğunu söylemek haksızlık olur." Siyasetçi gibi konuşmasından hoşlanmamıştım. "Yine de en iyi zaman değil diyorsunuz?" "Döllenme için en verimli zaman adet siklusundan sonraki 12, 14 ve 16. günler olur genellikle." Eldivenli parmakları damarlarımı kontrol etti. Allah'ım bu iğne işlerini hiç ama hiç sevmezdim! Dizim şimdiden stres yüzünden hoplamaya başlamıştı. Parmakları belli bir noktaya ısrarla baskı yapmaya başlayınca derin bir nefes aldım. Belli ki hemşire aradığını bulmuştu. "Ama dediğim gibi, sizin şansınız burada tedavi gören hastalardan çok çok yüksek." Benim de tutunduğum tek dal buydu. "Kendimizi kasmayalım." Dedi ama ne mümkün? Gözlerimi sımsıkı kapayıp başımı çevirdim. Küçücük bir batmaydı ama ben kocaman kocaman korkuyordum! Ayıbın dik alasıydı ama gel de bunu bana anlat. "Bitti." Dedi hemşire. Gözümü açmaya korkuyordum çünkü iğnenin çıktığını hissetmemiştim. Gerçi hazırladığı ilaç kokteylinin zerk edilişini de hissetmemiştim ama... Kelebek takmıştı! "Bu neden?" Diye sordum hemşire kelebeği koluma sabitlerken. "Operasyon için." "Operasyonu biraz açar mısınız?" Diye araya girdi Hazan tıpkı benimkine benzer bir endişe ile. "Yumurtaları alacağımız operasyon." Dedi bunun üzerine hemşire hanım özenli bir sempatiklikle. İşte korktuğum buydu. Bundan feci halde tırsıyordum. Neden mi? Hamile kalmak bir mesele olabilir ama operasyon geçirmek? Yiğit'te kırık kaburgalar, Alina'da işe yaramaz bir ilik ve bende dikişli bir rahim. Yo! Diğerlerinin bakılabilmesi için en azından birinin sağlam olması gerekiyordu. "Bunun başka bir yolu yok mu?" Diye sordum muhtaçlıkla. Gerçekten sere serpe yatacak vaktim yoktu benim. "Var." dedi hemşire samimiyetle. Ümitlenerek kızın iki dudağına odaklandım. Oysa o çoktan yüzünü Hazan'a dönmüştü. "Beyefendiye bir şans verebilirsiniz." Yangın var, diye çığlık atacaktım şimdi! "Sanırım bu ihtimal dâhilinde değil," diyerek seyyar masasına yönelen hemşirenin arkasından Hazan'a baktım. Müthiş endişeli görünüyordu. Benden bile endişeli. Ve birden hemşire seyyar masasının çekmecelerinden bir kit çıkartarak Hazan'a döndü. "Koridorun sonunda özel bir odamız var." Dedi. "Semen için." "Biz bu işlemi bugün halledebilecek miyiz?" Diye sordu Hazan ciddi bir merakla. Hallolacağını zaten biliyorduk, bu soru manasızdı. Oysa hemşire dudaklarını bastırıp olumsuzca salladı başını. "Yumurtaların çekilmesi ve laboratuvarda döllenmesi bütün bir geceyi alır. Elbette anne kendini iyi hissetmeden yumurtaları da yerine geri koyamayız." Hani bir günde biterdi? "Yani?" "Bu gece muhakkak burada istirahat etmelisiniz." "Bize iki dakika müsaade eder misiniz?" Diye sordu Hazan kızın söylediklerini umursamadan. Hemşire olanca sempatik tavrına rağmen bu tarz bir karşılık alınca bir an duraksadı ancak hemen sonra sorun değilmiş gibi bizi baş başa bıraktı. Hazan'a endişeyle baktım. Bu konu hakkında aklıma gelebilecek tek bir mantıklı argüman yoktu ve ne yapacağımı bilemez haldeydim. Yiğit bu işi yapacağımı biliyordu. Tasvip etmese de biliyordu ancak her şeye rağmen onu kandırıp hamile kalmaya gittiğimi bilmiyordu. Ayrıca Alina'ya verip verip tutamadığım bir sürü söz birikmişti. Tüm bunları geçiyordum her ikisi birden bakıma muhtaçtı. "Dönelim mi?" Diye sordu Hazan. Yüzündeki net ifadeden saf bir samimiyet akıyordu. Başımı salladım hayır dercesine. Yaşanan tüm bu aksiliklere rağmen illegal yollarla bize yardım edecek bir başka klinik bulmak kolay olmayacaktı nitekim. Hafifçe boğazını temizledi Hazan. "İğneden korkuyor musun sen?" "Hangi insan korkmuyor ki?" Diye sordum usulca. Özenle beni utandırmamaya çalışır gibi bakışlarını odamızın penceresine dikti. "Yüzünden kan çekildi." Başımı salladım. Ne olmuş yani? Bu yüzden kalkıp gidemezdik ya. "İzmir o yumurtaları içinden pipetle çekmeyecekler güzelim," Dedi sonunda dayanamayarak. Benzetmesi yüzünden burnumu kırıştırıp gözlerimi yumsam da ani kaçan kıkırtıma mani olamadım. "Kesik atacaklar tahmin edersin ki." Diye devam etti oysa beni umursamadan. Bu sefer kıkırtı yoktu ve saf bir ürperti kaplamıştı içimi. "Bakıma ihtiyacın olacak." Dedi usulca ve dikkatlice. Birden eli yanağıma sürttü. Kaçacaktım ki yanağımın ıslandığını fark ettim. Yine neydi bu saçma duygusallığın sebebi ki? "Kendime bakabilirim." Dedim kaçamayacağımı fark ettiğimde. "Ama düşündüğün için teşekkür ederim." "Eminsin yani?" Bu kez bana teklif ettiği şey çok farklı geldi kulağıma. Final aynı olsa da sanki aynı eylemden bahsetmiyordu. Buna inandım ama ideallerimden vazgeçecek kadar değil. "Eminim." Dedim kendimden son derece emin bir sesle. "O zaman," Dedi bir tık daha yüksek sesle. Bir eli hemşirenin uzattığı kite giderken diğer elinin parmakları kapıyı gösteriyordu. "Ben şu kapıdan bu kitle çıktığım andan itibaren bebeğin babası olarak sana refakat edeceğim ve sen bu esnada benimle kavga etmeyi bırakacaksın." Dedi. Bu aşırı korumacı ve samimi konuşmanın içimde hangi noktaya dokunduğunu bilmesem de teslim oldum. Başımı onayla sallayarak Hazan'a baktım ve minnetle "Tamam." Dedim küçük bir kız çocuğu gibi. Kirpiğime akan bir damla yaşı parmağının ucuyla yakaladı ve inceden bir sesle inledi "Ah..." Sonra ise sadece dudakları kıpırdadı. Genelde olsa onun bu serzenişlerini dikkat etmemek için ayrı bir çaba içinde olurdum ama bu kez zayıf bir anımda yakalamıştı beni. Ona teslim olmuştum ve minnetle yüzüne bakıyordum. Oysa elindeki kiti yanıma koymuş ceketini çıkartıyordu ve dudakları "Neden bu kadar geç geldin ki?" Diye mırıldanıyordu. Bilmiyordum! Ve erken gelseydim değişen şeylerin neler olacağını deli gibi merak ediyordum... - İçime sinen muazzam bir bölüm oldu. Sizin de fikirlerinizi duymayı çok isterim ancak şunları unutmadan yorum yaparsanız o kadar çok sevinirim ki; 1 - Bu bir aşk hikayesi. 2 - Bu hikayede kuma güzellemesi yapılmıyor. 3 -Olaylar yavaş ilerlediği için 16 bölümde hala Hazan evli ve değişen bir şey yok diye düşünebilirsiniz. Ancak o halde size, Hazan'la İzmir'in yan yana geleli sadece iki, maksimum üç hafta olduğunu hatırlatmalıyım. 4- Bu yavaşlık sizi rahatsız ediyor, Hazan hala bekar olmadığı için kuma hikayesi okuyormuş gibi hissediyorsanız hikayeyi bırakabilirsiniz çünkü hikayeyi baştan sona tasarladım ve evet eleştirilere elbette kulak asıyorum ama hiçbir serzeniş hikayenin akış hızını değiştirmeyecek. Değişimi okumak için sabrınız yoksa hikayeyi bırakmanız en doğru karar olacaktır :)) Şimdi bakalım yorumları alalım. Lütfen alalım! N'olur alalım!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD