GÜZEL HAVA

1884 Words
Hangi çağda olursa olsun aileden sorunlu kızların hayata bakışları normal kızlar gibi olmaz. Ailesinin yanında güvende olmanın ve sevildiğini hissetmenin ne olduğunu bilmeyen kızların yanlışa düşmeleri, hataya bulaşmaları diğer kızlara göre çok, çok daha kolaydır. Firuze bu kızlardan biriydi. Ve öyle bir yanlışa düşmüştü ki eğer Kamer bunu bilseydi tutar kendi elleriyle o adamla evlendirirdi kardeşini. On dokuzuna gelmiş Firuze zamanının kızları gibi dört duvar arasında büyümüş, soğuk ve içe dönük karakteri onu fazla insanla karşılaştırmamıştı. Eline erkek eli değmemiş, bedeni ve ruhu temiz kalmıştı. Ama kalbi bambaşka meseleydi. O genç bir kızdı. Belki diğer kızlar gibi geleceğe dair hayalleri yoktu ama hayatın ondan esirgediklerine dair derin bir özlem içindeydi. Onu yanlışa götüren şey bu özlemdi işte. Her genç kız gibi kalbi sevgiye, bağlılığa hasretti. Hayır, aşık olmak değildi yanlış olan şey. Aşık olduğu kişiydi. Aynı konakta her gün gördüğü bir kaç kişi vardı zaten. Lalezar Hanım’ın ailesi ve Kamer. Lalezar Hanım’ın üç oğlu da birbirinden yakışıklıydı. Paşa dayısı gibi iri yarı olan Yusuf ve uzun zarif bir bedene sahip olan Eşref birbirlerine benziyordu. Siyah saçlı, kahverengi gözlüydüler. Merih ise annesi gibi sarışın ve yeşil gözlüydü. Firuze, Yusuf ve Eşref’i bir ağabey gibi görerek büyümüştü çünkü onlarda ona kız kardeşleri gibi davranıyorlardı. Ama Merih, ilk günden beri soğuktu. Firuze’yi ve Kamer’i herhangi bir akrabalık sıfatına sokmamıştı. Aynı evde yaşayan iki yabancıydılar. Buraya ilk geldiğinde Firuze, Kamer’e yaptıkları yüzünden uzun bir süre ondan nefret etmişti ama ilk kanamasını yaşayıp genç kızlığa geçtikten sonra ona olan bakışı oldukça değişmişti. Hala deli gibi nefret etmek istiyor ama bir türlü edemiyordu. Merih yaptıkları, söyledikleri, kibriyle her türlü nefreti ve kötü düşünceyi hak eden biri olmasına rağmen, Firuze kendisini yine gizli gizli onu izlerken, ne yaptığını merak ederken buluyordu. Bir de… çok güzel kokuyordu. Erkeklerin çoğunun süründüğü misk ya da amber gibi kokular sürmezdi. Kendine has bir kokusu vardı. Merih ise Gülru’yu seviyordu. Bu çok açıktı. Sadece o değil, herkes Gülru’yu seviyordu. Kamer bile onu istiyordu. Ona oldukça ‘hayran’ olan Perihan’ın farkında bile değildi. Firuze’nin onun gibi içi de, dışı da, soyu da güzel bir kızla rekabet edebilmesi rüyasında bile mümkün değildi. Bunu kabullenmişti. Hoş, o olmasa bile Merih gözünü çevirip Firuze’yi görecek değildi. İşin ilginç tarafı Firuze bunu istemiyordu zaten. Çünkü yanlışının ‘yanlış’ olduğunu biliyordu. Yüreğine söz geçiremese de akıllı kızdı. Olacak şeyle olmayacak şeyi ayırt edebiliyordu. Bu evlilik işine bu kadar sessiz olmasının sebeplerinden biri buydu. Özellikle Merih ve Gülru’nun evlenebileceği dedikodusu çıktığından beri yüreğinde bir ağırlık hissediyor, bu konağın bu insanların içine uyanmak her geçen gün daha da zorlaşıyordu. Sabah saatlerinde Lalezar Hanım onu çağırtmıştı. Yengesi Handan ve görümcesi Şadiye’yle terziler çarşısına inecekti. Yanında kızları da olacaktı. Haliyle Firuze’nin de onlara katılmasını istiyordu. İkizlere ve Perihan’a göz kulak olacaktı. Ayrıca Lalezar Hanım şu an onu alıcı gözle bir tartmak istiyordu ama bundan kimsenin haberi yoktu. Hanımlar dışarlıklarını üzerlerine alsalar da çarşıya çıkacakları için oldukça şıktılar. Bol kaftanları işlemeli ve rengarenkti. Ayaklarında kadife işlemeli ucu kıvrık terlikler vardı. Firuze daha sadeydi. Lacivert düz bir abası vardı üzerinde. Ayağında deriden yapılma ucu kalkık pabuçlar vardı. Abasının koyu rengi soluk tenini ve açık gri rengi gözlerini öne çıkarmıştı. Kızlarla dışarı çıkarken Yusuf, Eşref ve Merih yanlarına gelmiş, gülüşerek siparişlerini söylemişlerdi. Firuze ikizlerin yeni yeni kullanmaya başladıkları örtülerini düzeltmekle meşguldü o sırada. At arabaları geldiğinde Perihan’la şakalaşan Merih, anneleri ilk arabaya yerleştikten sonra diğer arabaya binmek için sırasını bekleyen Gülru’nun küçük elini yakalamış ve parmaklarının ucunu öpmüştü. Gülru bir gül goncası gibi kızarmış hafifçe gülümseyerek kaçar gibi arabaya atmıştı kendisini. Hiç zaman kaybetmeden bir köşede Nihal’le fısıldaşmaya başlamıştı. İfadesiz yüzüyle başka bir köşeye çekilmiş Firuze ise sessizce dışarıyı izlemeye başlamıştı. İkizlerle sohbet eden Perihan’ın fısıltısından birkaç tane ‘Kamer’ kelimesi yakalamıştı ama kendi kendisine hafifçe gülümsemekten başka bir şey yapmamıştı. Çarşıya indiklerinde kumaş dükkanlarını dolaşmaya başladılar. Dükkan sahipleri önlerinde kul köle oluyor, neredeyse bütün rafları normalde hiç yapmayacakları indirimlerle önlerine sunuyorlardı. Firuze buraya Kamer’le geldiğinde aynı muameleyi gördüğünü hiç hatırlamıyordu. Handan hanım kendi kızlarına kumaş bakarken onu yanına çekti. “Sende seç kızım.” dedi. “Yakında evleneceksin. Erkek milleti karısını dışardan kıskanır ama evde sevmez öyle paspal dolaşılmasını. Üstüne başına bakmazsan adamı dışarı kaçırırsın.” El mahkum Firuze’de bakmaya başladı ama kumaşların hepsi onun için fazla ihtişamlı ve pahalıydı. Sanmıyordu ki bir katip eşi Feridzade konağının hanımlarına eş değer giyinsin. Lalezar ise göz ucuyla onu izliyordu. Kızın sıkıntısını fark etmişti. Kendisi de henüz kesin bir karara varmadığı için müdahale edemiyordu. Onun yerine kızlarına aldığı kumaşlardan fazla fazla aldı ki eğer bir karara varırsa uygun hazırlıkları tez elden yapabilsin. Terlik ve pabuç bakmak için çarşıda gezerken birine çarptı Firuze. Özür dilemek için döndüğünde karşısında kendisinin ki gibi açık kül rengi bir çift göz gördü. Çarptığı peçeli kadında şaşırmış olmalıydı ki uzun uzun onu inceledi. Daha sesini çıkarıp özür dileyemeden neden geride kaldığını merak eden Lalezar onu çağırdı. Kadın gözlerini ondan çekip ilerideki hanımları da inceledi. Sonra Firuze’ye başını selam verir gibi eğip yoluna gitti. Konağa dönerken Firuze’nin aklında hala o kadın vardı. Kıyafeti gösterişli değildi ama kalitesiz de değildi. Firuze gibi düz işlemesiz bir abası vardı ama kumaşı çok daha pahalı gibiydi. Daha da dikkatini çeken şey kadının hiç çekinmeden tek başına dolaşıyor olmasıydı. Ki normalde bu ayıplanırdı. Ferzin bile ‘kızları’ olmadan dolaşmazdı. Arabadan inerken Kamer yanlarına geldi. Havalar hala güzelken Firuze’yle açık havada oturmak istiyordu. Mutfaktan yiyecek bir şeyler koymuştu bir sepete. Lalezar Hanım’a selam verip, kocasına şikayet ettiği için ona ters ters bakan Handan Hanım’dan gözlerini kaçırdı. Firuze ona gülümsedi. Kavgaları bile bir kaç dakika sürüyordu. Sığınacakları başka kimse olmayınca birbirlerinden kolayca vazgeçemiyorlardı. Kamer genç hanımların hepsine başını eğerek gülümsedi. İkizler ona hayranlıkla baktılar. Perihan birinin geldiğini hissetse de kim olduğunu anlamamıştı hala. Nihal ve Gülru yakışıklı genci daha gizli bir hayranlıkla izliyordu. Firuze “Bir şey mi oldu Kamer?” diye sorunca aniden gülümseyen Perihan’da hayranlık kervanına katılmış oldu. Kamer, Gülru’ya bir göz atıp kız kardeşine yaklaştı. “Hava güzel. Dışarıda dolaşalım biraz.” dedi sadece ona hitap ederek. Ama küçük kızların hepsi bunun için heveslenince büyüklerde dahil olmak istediler. En sonunda sepetlerin sayısı üçe çıkmış ve Kamer altı hanıma eşlik etmek zorunda kalmıştı. Perihan iki gün önce en utandığı şeyi söylediği Kamer’den şu an öyle çekiniyordu ki henüz ona karşı tek bir kelime edememişti. Büyükçe bir çayıra gelip bir elma ağacının altına yerleştirdi onları Kamer. Firuze’yle baş başa oturup son olayları konuşmak isterken birden altı kızın muhafızlığını yaparken bulmuştu kendisini. Neyse ki Gülru’da buradaydı. O sağda solda yılan gibi kızlara çığlık attıracak hayvanlar var mı diye bakarken Firuze yanına geldi. Arkasında yanakları kızarmış bir şekilde duran Perihan vardı. “Perihan geçen gün onu eve getirdiğin için sana teşekkür etmek istiyormuş.” diyen Firuze biraz geri çekilip Perihan’ı yanına çekti. Kamer menekşe gözlü kızı inceledi. Gösterişli kıyafetleri bu çayırlığa uygun değildi. Kızların hiçbirinin kıyafeti şu an buraya uygun değildi. Ama geçen günkü darmadağın halinden sonra bugün daha bir sevimli duruyordu. Açık mavi kaftanı menekşe gözlerini vurguluyordu. Örtüsünün altından kıvır kıvır kestane rengi saçları salınıyordu. “Çeneli Hanım’ın bunun için neden seni aracı kıldığını anlayamadım.” dedi şakayla. Perihan onun önceki sohbetlerine atıfta bulunduğunu duyunca ister istemez güldü. Biraz daha rahat hissetmeye başlamıştı. “Çünkü göremiyorum. Beni senin yanına getirmesini rica ettim. Kamer ağabey, geçen gün için teşekkür ederim.” dedi tatlı sesiyle. “Bir dahaki sefere bana bir şey söylemek istediğin zaman ‘KAMER AĞABEY’ diye bağır. Ben yanına gelirim.” dedi Kamer nazikçe. “Bağıramam.” diye fısıldadı Perihan bir adım ileri atarak. “Bir kız sesini yüksek tutunca ayıplarlarmış.” Kamer ve Firuze bakışıp gülümsediler. “Seni ayıplayabilecek kadar cesur biri olduğunu sanmıyorum.” dedi Firuze. Ne de olsa Perihan, Koca Şemsi Paşa’nın kızıydı. “Olsun. Adab-ı muaşeret!” diye diretti Perihan. Diğer herkese dayatılan kuralların sırf onun için esnetilmesinden hoşlanmıyordu. Kendisini eksik, ayrı hissettiren şeylerden biriydi bu. Gülru kardeşine seslendi. Perihan gitmek istemiyordu. Ne olurdu sanki burada kalıp Kamer’le uzun uzun sohbet etseydi? Ama daha fazlasının göze batacağını da biliyordu. O gidince Firuze, Kamer’e yaklaştı. Duyan biri olup olmadığını görmek için etrafa baktı. “Perihan sana ‘ağabey’ diyor ama sanki başka bir şey demek istiyor gibi.” diye takıldı kardeşine. Kamer şaşırdı. O sırada Gülru’yla göz göze geldi. Gülru gözlerini kaçırdı. “Saçmalama, küçücük kız!” dedi. “O küçücük kız yol boyu ikizlerle seni konuştu. Ayrıca on altı yaşında. Çokta küçük sayılmaz. Duyduğuma göre kör olmasına rağmen isteyeni çokmuş. E paşa kızı sonuçta.” dedi. Kardeşinin tepkisini görmek için yüzünü inceliyordu. “Allah sahibine bağışlasın. Ama sende o dilini tut, böyle şeyler uydurma!” dedi Kamer. Firuze gülerek omuz silkti. Oturup sohbet ederken yakınlaşan at sesleri duydular. Çok geçmeden avdayken onları gören Eşref ve Merih yanlarına geldi. “Sizin ne işiniz var burada?” diye sordu Merih. Kız kardeşlerinin ve kuzenlerinin -özellikle de Gülru’nun- yanında Kamer’i görmekten hoşlanmamıştı. “Ben kardeşime dolaşalım, dedim. Baktım peşine ördekler gibi beş hanım daha takılmış.” Dedi Kamer gülerek. “Bu güzel havanın tadını bir tek Firuze mi çıkarsaydı?” diye ona laf attı Nihal. Bir yandan da Eşref’e göz süzüyordu. “Hem Perihan kaçırıldığından beri tek başımıza kapının önüne bile çıkamıyoruz.” diye yakındı ikizlerden Güldem. “Sanki Perihan yatağından kaçırılmamış gibi…” diye ekledi ikizi Gülfem. “Hazır yanımızda Kamer ağabey varken biz de gezelim dedik.” diye onlara destek oldu Perihan. Eşref acır gibi Kamer’e baktı. Zavallı çocuk bu kadar çeneyle zor baş ediyor olmalıydı. Sonra Merih’e işaret verdi ve ikisi de atlarından inip onlara katıldı. “Yusuf ağabey nerede?” diye sordu Gülru. Bu aralar o kadar az görüyordu ki onu. “Kaçıyor!” dedi Merih gülerek. “Annem artık evlilik konusunda başının etini yemekten vazgeçti. Tek yakalasa oturtacak imam efendinin karşısına.” dedi Eşref kardeşi gibi gülerek. “Yusuf ağabey yirmi beş yaşında ve hala bekar. Yengem çok haklı.” dedi Nihal imalı bir şekilde Eşref’e bakarken. “Halamın aklında Yusuf ağabey için biri mi var ki öyle hemen imamın karşısına oturtsun?” diye sordu Gülru. “Annemin aklında biri değil bir çok kişi var. Yeter ki evlensin de gerekirse yanına Firuze’yi bile oturtur.” dedi Merih alayla. Göz ucuyla ondan yana bakmayan Firuze’yi süzüp bir tepki bekledi. Onun yerine Kamer tepki verdi. “Yusuf ağabey akrabalarından bir kızla evlenecek olsa… Firuze’ye gelene kadar çok kişi var.” dedi Kamer, Merih’e kaşlarını kaldırarak baktı. Eşref, Nihal’i kastetmesinden alınmamıştı ama Merih, Gülru’yu da kastetmesine sinirlenmişti. “Siz dua edin Yusuf ağabey, Kınalı Ferzin’i getirmesin başımıza yenge olarak.” dedi Nihal bir hurmayı dişlerken. Herkes ona döndü. Nihal ne söylediğini fark edince utandı. “Kınalı Ferzin kim?” diye sordu Perihan. O ve ikizler bilmiyordu onu. “Boş ver!” dedi Gülru kardeşinin ağzına bir gül lokumu tıkarak. “Eşref ağabey!” dedi Firuze. Onlar geldiğinden beri ilk defa konuşmuştu. Bu sefer herkes merakla ona döndü. “Perihan’ı kaçıranlardan haber var mı?” dedi. Eşref iç çekti. “Konağın içinden yardım edenleri bulduk. Odalarında yüklü akçe bulunan karı koca bir çifti sorguladı dayım bu sabah. Siz az önce çarşıdayken de tutuklattı hepsini. Ama asıl suçlular kayıp.” dedi. “Korkunç değil mi?” dedi Güldem. “Bu insanlara güvenip evimizi açıyoruz.” “İşin içine para girince açılmayacak kapı, satın alınmayacak insan yoktur.” dedi Kamer. Uzanmış, başını kız kardeşinin dizine koymuştu. Firuze onun bu kadar rahat davranmasına kızsa mı kızmasa mı bilememişti. “Böyle yüklü akçe verebiliyorlarsa zengin olmalılar.” dedi Perihan. “Keçiler zengin zaten. Ama bu zenginliği nasıl elde ettikleri meçhul. Nerede sakladıkları da...” dedi Eşref.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD