ÇÖPSÜZ ÜZÜM

1571 Words
“Hayırlı olsun.” dedi Paşa. “Evleniyormuşsun.” Firuze konunun bu olduğunu duyunca kızardı. Göz ucuyla Kamer’e baktı. Paşa onun tepkilerini izliyordu. “Ama biraz kırıldım doğrusu.” dedi Paşa. Firuze anlamamıştı. Kimse anlamamıştı. Paşa’nın açıklamasını beklediler. “İnsan bir haber verir canım! Ben de evde kaldın diye kendi kendimi üzüyordum.” “Efendim… Ben…” diye başladı Firuze ama kelimeler ağzından çıkmıyordu. Paşa her zaman korkutucu bir adamdı. Firuze herkes gibi ondan çekiniyordu. Şimdi odanın ortasında, bu kadar insanın içinde ayakta dikilirken elini ayağını nereye koyacağını bile bilemez hale gelmişti. Handan Hanım araya girdi. Kocasına uygun bir zamanda durumu açmayı düşünüyordu ama şimdiden duymuştu demek. “Lalezar da kızın yaşının geçmesinden yakınıyordu. Bende uygun bir görücü bulup ayarladım.” dedi kocasına. Paşa kız kardeşine döndü. “Kızın senden böyle bir isteği mi olmuştu?” diye sordu. “Olmadı ağabey.” dedi Lalezar. “Ama kız kısmı bunu zaten büyüklerine diyemez. Edepsiz derler. Kız on dokuz yaşına geldi. Evde kaldı çoktan. Benim de evde üç yetişkin oğlum var. Laf söz oluyor. Yengem sağ olsun aklına biri geldi de evlendireceğiz bir hafta içinde.” Firuze ve Kamer göz göze geldi ama Firuze gözlerini kaçırdı. Paşa kaşları çatık bir şekilde kız kardeşini dinliyordu. Tekrar hanımına döndü. “Kimmiş bu görücü?” dedi. Handan Hanım söyleyip söylememekte tereddüt etti. Kocasının tepki vermesinden korkuyordu. “Şey… Mümine halamın görümcesinin oğlu. Kadın buraya yakın yaşıyor. Oğlu Manisa’da katiplik yapıyor. Eşi bir kaç ay önce öldü. Gurbette yaşadığı için kendisine bakacak bir eş arıyor.” dedi. Paşa düşünceli düşünceli dinledi. “Yanlış iş tutmuşsun Handan. Bu kız kimsesiz değil. Bir erkek kardeşi var. Bana söyleseydin ikisininde rızasını alırdık. Hem şu katibi bir de biz görelim. Haber verin tez zamanda gelsin. Kızı henüz vermediğimizi ilet ama. “ “Aman beyim, annesine kızı verdik dedik. Şimdi sözümüzden caydık gibi olacak.” dedi Handan. Etrafa baktı. Yabancı yoktu içeride. “Zaten kadını zar zor ikna ettim. En başta beğenmemişti.” dedi. Merih sessizliği bozarak güldü. Eşref kardeşine dirsek attı. Firuze ve Kamer bir kez daha göz göze geldi. Kamer’in yüzü gergindi. Bu konunun herkesin içinde konuşulmasından ikisi de rahatsızdı. “Varsın oğluna bakacak başka birini bulsun o zaman. Ben kız kardeşimin elinde büyüyen kıza kefilim. Öyle ilk gelene kız mı vereceğiz? Damat bey gelsin, Kamer de kız kardeşinin kime gideceğini bir görsün.” Perihan “Baba!” diye seslendi. “Söyle Peri kızım.” dedi Paşa sevgiyle. Perihan babasının sesine doğru ilerledi. El yordamıyla babasının başını bulup kendisine eğdi. Kulağına fısıldadı. Paşa öfkeyle Handan’a döndü. “Handan!” dedi yüksek sesle. “Kaç yaşında bu adam?” Handan, Perihan’a ‘ben sana gösteririm’ der gibi baktı ama Perihan görmediği için anlamamıştı. Sonra annesi cevap vermeden babasının başını bir kez daha kendisine çekti. Babası ne söylediğini duyunca ‘Ya sabır!’ çekti. “Hepiniz dışarı çıkın!” dedi. “Lalezar! Sen kal!” Firuze, Kamer’in yanına gelmesini bekledi. Bunca olaydan sonra biraz da onun hakkıydı öfkelenmek. Kamer’e bir şey demek üzereyken Merih, Kamer’in koluna omuz atarak yanından geçti. Bir iki adım sonra dönüp Firuze’yi süzdü. “Şaşırmıştım zaten.” dedi bir kaç adımını geriye doğru atarken. Sonra Kamer’in sinirli ifadesine keyifle son bir kez bakıp arkasını dönüp çıktı odadan. Kamer üstüne yürümesin diye Firuze elini kardeşinin göğsüne koymak zorunda kalmıştı. İki kardeşte çıktıktan sonra Paşa ve Lalezar baş başa kaldı. “Ben seni vicdanlı kadınsın diye bilirdim Lalezar.” dedi paşa bir ayağını altına alarak kız kardeşinin yanına otururken. “Ağabey, ne kusurum oldu?” dedi Lalezar. Alınmıştı. “Elli yaşında üç kadın gömmüş adama kendi ellerinle büyüttüğün taze kızı mı layık gördün?” “Ne yapayım ağabey? Benim üç oğlum var evde, üçü de bekar. Sağda solda bekar kızın üç erkekli evde ne işi var diyorlar.” ''Sen şuna oğullarımdan birinin adı bu kızla çıkarsa diye korkuyorum, desene.'' Lalezar Hanım inkar etmeyince Şemsi Paşa daha sakin bir sesle devam etti. ''Bana sorarsan budalalık ediyorsun.'' dedi. ''Ne konuda?'' diye sordu Lalezar. ''Huyunu suyunu bildiğin, kendi ellerinle şekillendirdiğin kız. Duyduğuma göre akıllı ve becerikliymiş. E çirkinde değil. Dediğin gibi üç oğlun var. Hadi ikisini istediğin gibi evlendirdin. El kızı ne kadar zengin ne kadar soylu olursa olsun sana Firuze'nin yapacağı gelinliğin onda birini yapmaz. Haberin olsun! En azından birinin hasta yatağında sana bakacağından emin olursun.'' ''Ama, ağabey! Elalem...'' ''Başlatma elaleminden. Bak kızın yetim olmasından endişelendiğini biliyorum. Ardı arkası yok. Bu konuda da sana katılıyorum. Ama diğer iki gelininin ardı arkası olacak zaten. Bırak biri çöpsüz üzüm olsun. Hem benim elim de kardeşinin üstünde olacak. O çocuktan büyük umutlarım var, Lalezar.'' ''Ben öyle akraba alacak olsam, Nihal'i alırdım oğullarımdan birine. Onu bile layık görmem. Nerde ki Firuze...'' ''Konuşturma beni şimdi Lalezar. Sen Nihal'i değil, Şadiye'yi istemiyorsun. Yoksa Nihal'den de iyisini bulacak değilsin. Benim oğullarım olsa ikisini de alırdım.'' Lalezar güldü. ''Yengem duymasın ağabey!'' Paşa elini 'boş ver' der gibi salladı. ''Duyarsa duysun! Bak bacım. Hazır evlilikten bahsediyoruz. Ben sana neden hanım ve kızlarla buraya geldiğimi de söylemiş olayım. Gülru'nun yaşı geldi geçiyor. İsteyen çok oldu ama hem o istemedi hem ben. Şunun şurasında iki tanecik kızım var. İsterim ki ikisi de yakınımda olsun. Ben diyorum ki senin Yusuf'la baş göz edelim. '' Lalezar Hanım buna şaşırmıştı. ''Ağabey, yengem bana konuyu açtı ama Merih'le dediydi. Hem Yusuf'um yaşça büyüktür. Merih daha yaşı yaşına değil mi?'' ''Bizde ilkten öyle düşündük ama... Hem Yusuf babasının yerine geçecek. Hem benim yanımda büyüdü sayılır. Bilirsin ben Yusuf'u olmayan oğullarımın yerine koyarım.'' ''Bilirim, bilirim de... Merih'in nesi var ağabey?'' ''Bazı hali tavrı pek hoşuma gitmiyor. Buraya gelince daha da iyi gözlemledim. Biraz burnu havada. Kaç kere de meyhane önünde sarhoş kavgasına karışmış. Duymam mı sandın?'' ''Kavga değil, tövbeee... Gençlerin ağız dalaşı diyelim.'' ''Alınmaca gücenmece yok Lalezar. Çocuğu şımartmışsın biraz. Bugün millete yarın sana dert olur. Gel beni dinle... Gülru'yu ben Yusuf'a vereyim. Sen Merih'e Firuze'yi al. O kız Gülru gibi nazlı nazenin değil. Sende kıza destek verirsen oğlunun önünü ardını toplar. Dışarıya günahını da taşımaz.'' ''Oldu olacak Eşref'e de birini buldum de bari. Hazır hepsini everiyoruz.''diye şakaya vurdu Lalezar. Ama ağabeyinin söyledikleri kafasını karıştırmıştı. Gülru'yu sever beğenirdi. Her türlü gelini olacaktı. Merih ise onu gerçekten bazen çok endişelendiriyordu. Sağı solu belli değildi. Girdiği sarhoş kavgalarının birinde karnından bıçaklanmıştı. Hekim, bıçak biraz derine girse kan kaybından ölebilirdi demişti. ''İstersen ona da bulurum. Çevrem geniştir.'' dedi. ''Hayret vallahi, ona da Nihal'i al demedin.'' ''Nihal'i severim ama seni daha çok severim. Anası olacak karı yüzünden torun torba sevecek yaşta katil olmanı istemem.'' dedi Paşa gülerek. Şadiye şimdi, konağın hanımı konumunda olduğu için Lalezar'ı yağlayıp ballıyordu ama ilk gelin olduğu zamanlarda her türlü görümce eziyetini yapmıştı. Lalezar hiç birini unutmamıştı. ''Ben bir düşüneyim ağabey.'' dedi Lalezar. ''Ama Merih'in öyle kolay kabul edeceğini sanmam. Ayrıca yengem gerçekten kızın sözünü verdi.'' ''Ben size söyleyeyim şimdiden. Siz bu evlilikte ısrar ederseniz, Kamer bir delilik yapabilir. Ben o çocuğun gözünde o öfkeyi gördüm bugün.'' ''Yapar mı bir şey dersin?'' dedi Lalezar Hanım. Endişelenmişti. Genç çocuktu. Bir kıvılcım dünyayı yaktırırdı. ''O çocuğun derdi kardeşinden ayrılmamak. Eğer kızı sen kendi ailene alırsan o da kendi işine gücüne bakarken bacısından yana içi rahat olur. Hemde istediği zaman görür bacısını.'' ''Sen bu Kamer'e pek bir düşkünsün sanki ağabey.'' dedi Lalezar. Sesinde ufak bir kıskançlık vardı. '' Ben has pehlivanı gözünden tanırım. Çok hırslı. Akıllı ve becerikli. Doğru yönlendirmelerle iyi yerlere gelebilir. Oğullarım yok. Şeriata göre kızlarıma mirasımın birazını erkek akrabalarıma birazını bırakmalıyım. Ama ölmeden önce neyim var neyim yok iki kızımın üstüne geçireceğim. Haliyle damatlarımı iyi seçmem önemli. Biri Yusuf olacak. Diğeri eğer umduğum gibi kendisini kanıtlarsa Kamer olacak.'' ''Perihan'ı Kamer'e mi vereceksin?'' diye sordu Lalezar şaşkınlıkla. ''Eşref'te hala bekar.'' diye ekledi. Gerçi kız kördü ama... ''Perihan, Kamer'den bahsedip duruyor. Dünden beri Kamer aşağı Kamer yukarı. Kızımın eksik kaldığı çok şey var. Benden ne isterse yapacağıma yemin ettim. Şu an açık açık söylemiyor ama... Aman ha, bak bunu sakın yengen duymasın. Önce bir bakacağım oğlan kızıma layık mı diye?'' Kız kardeşinin yanağını okşadı. ''Sende dediklerimi yamana atma, bir düşün.'' Gözlerden ırak bir ağacın dibinde, Nihal kucağına uzanmış Eşref'in siyah saçlarını okşuyordu. ''Firuze hepimizden önce evlenecek.'' dedi. Ki buna gayet memnundu. Eşref'i Gülru'dan hatta Perihan'dan bile kıskanıyordu. Firuze onunla aynı kandan bile değildi. ''Kamer konu kız kardeşi olduğunda beni korkutuyor.'' dedi Eşref. ''Görürsün bir şekilde engel olacak bu evliliğe.'' ''Onun tavrını hiç anlamış değilim. İkisi de koca insanlar oldular. Sonsuza kadar sizden geçinmeye devam mı edecekler? En azından kız kendisini kurtarsa bari?'' Eşref başını sevgilisinin dizinden kaldırdı. Nihal onun çatık kaşlarını görünce yanlış bir şey söylemiş olduğunu anladı. ''Aman canım, onlardan mı bahsedeceğiz. Biz bize bakalım.'' diyerek konuyu değiştirmeye çalıştı. Kolunu Eşref'in boynuna dolayıp kafasını boynuna çekti. Eşref nihayet boynunu öpmeye başlayana kadar bir kaç saniye tedirgin bir şekilde bekledi. Eşref biraz kızın boynunu öptükten sonra elini kızın göğsüne götürdü. Ama Nihal bu kadar okşanmanın yeterli olduğunu düşünüp kendisini geri çekti. Daha fazlasını yaşamayı o da istiyordu ama Eşref hala ailesine evleneceklerini söylememişti. ''Hazır ortalıkta evlilik muhabbeti varken...''diye söze başladı. Eşref gülünce bu kez onun kaşları çatıldı. ''Sen evlenmek istemiyor musun?'' dedi. ''Sırf bana umut verdiğin için kaç kişiyi reddettim ben biliyor musun? Millet yüzüme gülüyor artık. Kardeşin Merih bile yüzüme baka baka benimle alay ediyor.'' Eşref onu kendisine çekip bir kez daha boynuna gömdü başını. ''Evleniriz gülüm, evleniriz çiçeğim. '' dedi öpücüklerinin arasından. ''Ama annem önce Yusuf ağabeyin, diyor. Sende biliyorsun.'' Nihal bir kez daha geri çekti kendisini. ''Aman yıllardır onu bekliyoruz ama adamın hiç evlenmeye niyeti yok ki. Anca Kınalı Ferzin'in eteğinde dolaşsın.'' ''Annem bu sene bağlayacak onun başını. Kafaya koymuş. Ağabeyim o yüzden uzak duruyor evden.'' dedi Eşref gülerek.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD