NEMRUT BİR TAZE

2325 Words
Dokuz yıl sonra... Firuze herkesin toplandığı ziyafet alanına en son varanlardan biriydi. Erkekler bir yana kadınlar bir yana oturmuştu. Ziyafet açık alanda olmasına rağmen koskoca paşanın burada olması herkesi bir şatafat gösterme yarışına sokmuştu. Rengarenk kaftanlar, ipekli giysiler, kıyafetlerin üstüne ince işçilikle nakış nakış işlenmiş desenler. Bazı kadınlar tül peçelerden takıyordu. Firuze nereye oturacağına karar veremedi bir süre. Lalezar Hanım’ın kendi ailesinden değildi bu yüzden onların yanına oturamazdı. Öte yandan hizmetçilerin yanına da oturamazdı. Lalezar Hanım’ın daha önemlisi paşanın uzaktan akrabası olarak biliniyordu. Buraya geldiğinden beri bu sıkışmışlık içinde nefes almaya çalışıyordu. Biraz daha bakınıp Nihal Hanım’ın paşanın kızlarıyla oturduğu masanın bir masa ilerisine oturdu. Otururken göz göze geldiği Lalezar Hanım başını eğerek ona onay verdi. Alanda güreş müsabakası olacaktı. Gençliğinde er meydanının bolca tozunu attırmış olan paşa şimdi keyifle gençleri izliyordu. Yanına oturan eniştesi Hacı Latif Bey'le şakalaşmayı da ihmal etmiyordu. Firuze iri yarı adamı izledi bir süre. Onunla sadece buraya geldiği ilk gün konuşmuştu. Yıllar içinde Firuze’nin varlığını bile unutmuştu muhtemelen. Bu sırada Lalezar Hanım'ın büyük oğlu Yusuf Bey adaşı Gazi Yusuf’u yere çalıp galibiyeti aldı. Yemekler dağıtılırken müsabakaya ara verildi. Biraz sonra Firuze’nin en korktuğu müsabaka başlayacaktı. Kamer, Merih Bey’le karşılaşacaktı. Lalezar Hanım daha bu sabah oğlunu sıkı sıkı tembih etmiş, Paşa dayısının gözüne girmesini söylemişti. Öte yandan Kamer de Paşa’nın gözüne girmek istiyordu. O yüzden kazanmak için her şeyi yapacaktı. Firuze de bundan korkuyordu. Yemekler yenildikten sonra tatlılar ve şerbet dağıtılırken cazgır meydana çıktı ve çeşit çeşit manilerle sırasıyla güreşçileri tanıtmaya başladı. Aynı anda dokuz müsabaka gerçekleşecekti. Alandaki en genç kişiler Kamer ve Merih’ti. Ama herkes onlara odaklanmıştı. Paşa bile ilgiyle onları izliyordu. Firuze sessiz bir dua okudu Kamer için. Kardeşinin kazanmak istediğini biliyordu ama kazanmasını istemiyordu. Lalezar Hanım bunu ikisinin de yanına bırakmazdı. Bizzat Merih Bey’in gazabını ise düşünmek bile istemiyordu. Kamer ise meydanda her şeyini ortaya koyarak güreşmeye başlamıştı. Normalde Merih’in kazanmasına izin verir başını ağrıtmazdı. Ama bugün Paşa onu fark etmeliydi. Merih’in bu dünyada yeri hazırdı. Kamer gibiler tırnaklarıyla kazıyarak bir yere gelebilirdi ancak. Hayallerine giden yol bu er meydanından geçiyorsa korkaklık etmeyecek ve ne olursa olsun kazanacaktı. Yaşına göre güçlüydü. Her mevsim daha da büyüyordu. Rakibi ona göre daha inceydi ama daha çevikti. Merih, Kamer’i dört ayak üstüne getirdi ve tüm gücüyle onu çevirip sırtını yere getirmeye çalıştı. Kamer direniyordu. Sessiz bir küfür savuran Merih’in gözleri istemsizce kadınların tarafına çevrildi. Kuzeni Nihal'in yanında oturan dayısının güzel kızı Gülru heyecanla güreşi izliyordu. Diğer yanında doğuştan kör olan kız kardeşi Perihan vardı. Merih güreşi kazanarak dayısı olan Şemsi Paşa'nın gözüne girmeli ve Gülru'yu etkilemeliydi. Daha bu sabaha kadar buna kesin gözüyle bakıyordu ama şimdi… Kamer normalden daha inatçı ve daha kurnazdı bugün. Bütün hamlelerini boşa çıkarıp onu yormuştu. Merih’in gözlerinin bir kez daha kadınlar tarafına kaymasını fırsat bilen Kamer ani bir hamleyle rakibinin bacaklarından tutup yere düşürdü. Merih sırtını korumak için dört ayak üstüne dönemeden yakalayıp iki omuzundan yere bastırdı. Bey oğlunun kazanmasına kesin gözüyle bakan herkes dumura uğramıştı. Firuze bile oturduğu yerde sessizce inleyerek duyduğu korkuyu dışa vurdu. Sadece Merih’in ortanca abisi Eşref Bey sessizliği bozarak gülmeye başlayıp kardeşini daha da utandırmıştı. Paşa yeğeni yenilmesine rağmen keyifli gözüküyordu. Sonuçtan memnun gibiydi. Sebebi çok geçmeden anlaşıldı. Merih’in babası cebinden bir kese çıkarıp iç çekerek ona uzattığında bahse girdikleri ortaya çıkmıştı. O tarafı dikkatle izleyen Kamer ter içinde kalmış ıslak saçlarını eliyle arkaya tarayıp Firuze’ye döndü. Kız kardeşi ağlamak üzere gibiydi. Kamer’e başıyla Lalezar Hanım’ı işaret etti belli belirsiz. Ama Kamer umursamadı. Kardeşine zafer ve gurur dolu bir gülümseme gönderdi. Onun mutluluğunu idrak eden Firuze de ona gülümsedi. Merih hala oturduğu yerde, dirseklerinin üstüne kalkmış yenilgiyi ve utancı hazmetmeye çalışıyordu. Göz ucuyla Gülru’ya baktı. Kızın bütün dikkatinin Kamer’de olduğunu görünce içi öfkeyle doldu. Sonra bakışlarını önce Kamer’in gülümseyen yüzüne, oradan da Kamer’in gülümsediği kişiye çevirdi. Dilenci Kamer kenafir gözlü kız kardeşiyle bir olmuş, Merih’in utancına gülüyordu demek. Firuze kardeşine gülümserken üstünde hissettiği bakışlarla gerginleşti. Bakışların sahibine çevirdi gözlerini. Merih’in tekinsiz ifadesi onu hedef almıştı. Yutkundu. Merih Bey üç erkek kardeşin en küçüğüydü ama Lalezar Hanım’ın kıymetlisiydi. Firuze’nin en son istediği şey Merih gibi şımarık bir zorbanın hedefi olmaktı. Kamer’in hayatını gül bahçesine çevirdiği söylenemezdi. Ziyafet bitip herkes dağılmaya başladığında Firuze etrafın toplanmasına yardım ediyor gibi yaparak ona memnuniyetsiz bir ifadeyle bakan Lalezar Hanım’ın uzaklaşmasını bekledi. Eşref Bey, Kamer’i koltuğunun altına çekmiş paşanın yanına götürüyordu. Kadınlardan kimse kalmadığında Firuze de el mahkum konağa dönmeye karar verdi. Anlaşılan kardeşiyle konuşamayacaktı bugün. Hava kararmaya başlarken ağaçlıklı yolda acele adımlarla yürümeye başladı. Az ilerisinde Nihal, Gülru ve Perihan yürüyordu. Perihan göremediği için diğer iki kız koluna girmişti. Firuze yanlarına yaklaşmaya cesaret edemedi. Kötü insanlar değillerdi ama Firuze onlardan daha alt bir mertebedeydi. Lalezar Hanım’ın ikizleri Güldem ve Gülfem’le birlikte büyümüş sayılmasına rağmen aralarındaki 'fark' mütemadiyen hatırlatılırdı. Onlar önde Firuze geride yürürken arkasından yaklaşan adım sesleri duydu. Kim olduğuna bakamadan dibinde bir erkek bitmişti. Çığlık atacakken ağzına bir el kapandı. “Kardeşinle oldukça gurur duyuyor olmalısın.” dedi Merih. Elini Firuze’nin ağzından çekti. “Sana bir şey yapmadı. Ya kazanacak ya kaybedecekti. Kazandı!” dedi Firuze. Yüzünü sabit tutmaya çalışıyordu. Merih onu korkutmaya gelmişti. Firuze bunu ona vermeyecekti. “Ve bunun bedelini ödeyecek.” diye söz verdi fısıldayarak Merih. Kuzenleri duysun istemiyordu. O sırada Nihal arkasına dönmüş ve evin beslemesiyle yan yana yürüyen kuzenini fark etmişti. El sallayarak yanlarına gelmesini işaret etti. Gülru’da kaşlarını çatmış onları izliyordu. Merih hiçbir şey olmamış gibi Nihal’in el sallamasına karşılık verdi. Onlara bakarken Firuze’ye eğildi hafifçe. “Sen de ayağını denk alsan iyi edersin!” diye uyardı fısıldayarak. Kuzenlerine doğru gitmeden önce onlara çaktırmadan Firuze’nin kalçasının üstüne kıza hafifçe çığlık attıran sert bir çimdik attı. Merih yanlarına gelince Nihal geriye bir bakış atıp usulca koluna girdi. “Bu yaptığın hiç uygun değil. Kızcağız yakın davranışlarından ümitlenebilir.” Merih, Gülru’yla göz göze geldi. Gülru nazlı nazlı göz süzüyordu ona. Kızı baştan aşağıya süzdü. Gülru’nun gözleri de örtüsünün altından salınan saçları gibi bal renkliydi. Güzel ve tatlıydı. Kamer’in kız kardeşinde bir parça akıl varsa Merih’in çevresinde böyle bir kız varken ‘ümit’ kelimesi aklına bile gelmezdi. Hem Nihal kimdi ki akıl veriyordu ona? Bilmesek… Üst dudağını diliyle hafifçe yaladı. “Özür dilerim.” diyerek Nihal'e döndü. Yüzünde sahte olduğu belli olan bir üzüntü vardı. “Eşref abimden daha çok şey öğrenmeliydim.” dedi ufak bir imayla. Nihal kıpkırmızı oldu. Merih yaptığından memnun bir şekilde Gülru'ya gülümsedi. Gülru onu kınar gibi gözlerini kısıp dudaklarını birbirine bastırdı. Ama yüzünde eğlenen bir ifade vardı. Kız kardeşi Perihan ise olayları anlamadığı için ölçülü bir gülümsemeyle boşluğa bakıyordu. Sonra Merih, Gülru’yu bilerek es geçerek kuzeni Perihan’ın koluna girip konağa yönlendirdi. Kamer, Eşref ağabeyiyle Şemsi Paşa’ya eşlik ederek konağa döndü. Meydandayken kısa bir an 'yeğenini yendiğim için bana kızar mı' diye düşünmüştü ama paşanın Merih’in babasından aldığı keseyi görünce rahatlamıştı. Eğer kaybetseydi paşayı başka türlü gücendirmiş olacaktı anlaşılan. Eşref ağabeyi onu Paşa’nın yanına götürerek takdim ettiğinde bir tık korktuğunu itiraf etmeliydi. Şemsi Paşa hala korkutucu bir adamdı. Ama yaşlı adam önce onu kısık gözüyle incelemiş sonra gülerek pat pat sırtına vurmuştu. ‘Ben has pehlivanı gözünden tanırım.’ diye böbürlenip Kamer’e kendi elleriyle bir bardak şarap ikram etmişti. Konağa dönerken Eşref ağabeyi, Paşa’ya çaktırmadan ona eğilmiş ve ‘Turna’yı gözünden vurdun!’ diye fısıldamıştı. Sonra paşanın Kamer’in eğitim durumunu sorduğunu anlatmıştı. Hacı Latif bey eniştesi olan paşanın emanetine iyi baktığını gösterebilmek için konuşmanın ortasına dalmış, Kamer’in Merih’le birlikte aldığı eğitimleri öve öve bitirememişti. Bu eğitimlerin çoğunda Kamer, Merih’in yanında durup ufak tefek işlerini gören hatta yeri geldiğinde bey oğlunun yerine dayak yemesi gereken ‘oyun arkadaşıydı’ ama paşayı gereksiz ayrıntılarla sıkmanın ne gereği vardı? Şemsi Paşa, Kamer’in zeki bir çocuk olduğunu biliyordu. Bugün onu izlerken yetenekli olduğunu da fark etmişti. Güreşirken yeğeni gibi sabırsız değildi. Direnmiş, gereksiz hamlelerden kaçınmış ve en uygun zamanı beklemişti. Kendisini yormadan rakibini yormuş, büyük bir avantaj sağlamıştı. Yaşı küçük sayılırdı ama eline bir iş verilmesi şimdiden pişmesi adına mühimdi. Çocuğa da dediği gibi Paşa has pehlivanı gözünden tanırdı. Eğer çocuk er meydanında yaptığı gibi kendini başka alanlarda da kanıtlarsa paşanın aklında onun için daha önemli fırsatlar vardı. Şimdilik kendisine sakladı. Kamer, paşanın ayrılır ayrılmaz Yusuf Ağabeyi tarafından yakalandı. Yusuf’un da onun için hoş planları vardı. Bugün ikisi de galibiyet kazanmıştı ve kutlamamaları için hiçbir sebep yoktu. Kamer’i kolundan tuttuğu gibi diğer pehlivan arkadaşlarıyla birlikte bir at arabasına bindirdi. Kendisi de Merih ve Eşref’in olduğu diğer arabaya geçti. Erkekler avluya hazırlanmış sedirlerde uzun işlemeli çubuklarda tütün içerken kadınlar konağın haremlik bölümünde geniş bir odaya yayılmış şerbet içip sohbet ediyorlardı. Paşanın hatunu Handan Hanım başköşede Lalezar hanımla kafa kafaya vermiş bir şeyler konuşuyordu. Fısıldaşmaları bittiğinde Lalezar hanım halayıklardan birini çağırıp Firuze’yi bulup getirmesini istedi. Bir süre sonra Firuze utangaç adımlarla içeri geldiğinde Handan Hanım onu önce bir süzdü sonra başıyla yanlarına çağırdı. Onun yüzü ne kadar yumuşak ve merhamet doluysa Lalezar Hanım’ın yüzü o kadar hoşnutsuzdu. Yengesine çaktırmadan Firuze’yi kaşlarıyla uyardı. Firuze belli belirsiz başını eğdi. Yaklaşıp hanımların elini öptü. Handan hanım tatlı bir gülümsemeyle elinden tutup sedirin önüne ayaklarının dibine oturttu onu. Firuze başını kaldırmadan dizüstü oturdu. Handan Hanım parmaklarıyla Firuze’nin çenesini tutup yüzünü kendisine çevirdi. “Kaç yaşındasın kızım?” diye sordu. “On dokuz hanımım.” dedi Firuze. Handan hanım şaşırdı. “Daha küçük duruyorsun. Neden hala evli değilsin?” Firuze 'sizin kızınız Gülru benden sadece bir yaş küçük, o da bekar' demek isterdi ama kendisine sakladı. Gülru'nun güçlü bir babası, hatrı sayılır bir mirası vardı. İstediğiyle evlenebilirdi. Babası onu sevmediği biriyle evlendirmeyeceğine söz vermişti. Ayrıca bir süredir Merih Bey'le evlendirilmesi konuşuluyordu. Eşref ve Yusuf ağabeyleri de bekardı ama Lalezar Hanım'ın onlar için aklında başka soylu kızlar vardı. Ve bu kızlardan biri kesinlikle Nihal değildi. Bu kadarını biliyordu Firuze. Lalezar araya girdi. “Pek ortama çıkmaz. E öyle ahım şahım bir şey de olmadığı için…Öyle güler yüzlü bir taze de sayılmaz, çoğu zaman böyle suratsız suratsız dolanır etrafta. Kimsenin gününü aydınlatmaz ama kimseyi de utandırmaz.” Firuze ses etmedi. Neticede gerçeklerdi. Ahım şahım değildi. Sabahtan akşama kadar Şerife Kalfa’nın gözetiminde işe güce koştuğu için ortama çıkamıyordu. Ama tabi Lalezar hanım bunun paşa ağabeyinin kulağına gitmesini istemezdi. Ona emanet ettiği kıza iş gördürdüğünü bilmesine hiç gerek yoktu. Handan hanım, Lalezar’a kınayarak bakınca Lalezar toparlamak için aceleyle devam etti. “İlk geldiğinde kendisinden pek ümidim yoktu ama pek güzel eğittim onu. Hamur yoğurur gibi şekillendirdim. Beceriklidir. Tek başına koca bir evi çekip çevirir. Üç kişinin yaptığı işi tek başına halleder evvelallah.” dedi. Handan Hanım, Firuze’ye döndü. Anacan bir tavırla Lalezar hanımın sözlerinin etkisini silmek ister gibi örtüsünün üzerinden saçlarını okşadı. “Kızım, benim uzaktan bir akrabam var. Bir kaç sene önce hanımı vefat etti. Biraz yaşlıcadır ama iyi adamdır. Hali vakti de yerindedir. Kendisine usturuplu becerikli bir eş arıyor. Benim de aklıma gelenlerden biri sendin. Şuradaki hanımı görüyor musun?” diyen Handan eliyle odanın diğer ucundaki kilolu yaşlı bir kadını işaret etti. Firuze başını aşağı yukarı sallayınca devam etti. “İşte onun oğludur. Yarın hamama gidelim diyoruz. Seni bir görsün.” Firuze yüzüne hiç bir şey yansıtmadan yine başını salladı. Ona bir seçenek sunulmamıştı, teklif yapılmamıştı. Zaten kabul edeceği varsayılıyordu. Öyle ya sığıntı gibi millete yük olacağına gidip kendi evini, yolunu bilsindi. Çeyizi bile velinimetleri olan bu aile tarafından hazırlanacaktı. Daha ne istiyordu? “Güzelce hazırlan kızım. Şimdi gidebilirsin.” Dedi Handan Hanım. Kızın sevinmesini, ne iyi ettiniz hanımım diye eline ayağına sarılmasını bekliyordu ama Firuze sessizce kalkıp giderken başını bile çevirmemişti. Handan, Lalezar’ı kınamıştı başta ama kızın minnetsiz tavrını görünce biraz hak ettiğine karar verdi. Hem gerçekten de ne suratsız bir şeydi canım! Yusuf Bey arabaları beldenin merkezine yakın bir ara sokaktaki süslü evin önünde durdurdu. Arabadan inip eve doğru yollandılar. Kamer şehirdeki her erkek gibi burasının neresi olduğunu biliyordu. Kınalı Ferzin denilen meşhur bir fahişenin işlettiği, beldenin bütün zamparalarının kapısına doluştuğu bir kerhaneydi burası. Eşref onun gergin halini görünce gülerek yanına çekti. Merih ve diğerleri önden gitmişti. İçeri girdiler. Etrafta süslü püslü ama birbirinden alakasız eşyalar vardı. Kimi çok pahalıydı kimi beş para etmezdi. Merdivenin ahşap korkuluklarından kolonlardan rengarenk kumaşlar sarkıyordu. Girişin ortasında büyük ceviz bir masa, masanın arkasında ücretleri toplayan cüce bir adam vardı. Yusuf içeri girer girmez “Heeeyt!” Diye tüm gücüyle kükredi. Arkadaşları ve kardeşleri gülmeye başladı. Kamer bile inceden sırıtmıştı. “Yok mu ulan bu müessesenin bir sahibesi, bir validesi?” diye aynı tonda devam etti. Bir çok kapıdan meraklı başlar uzandı dışarıya. Kızlar gelenleri karşılamak için koştu. Başlarında örtüleri vardı ama bedenleri yarı çıplaktı hepsinin. Kınalı Ferzin girişe yakın olan mutfak kısmından kırıta kırıta geldi. Siyah gözleri gelenleri süzüyordu. Yusuf onu görünce sırıttı. “Bir dahakine gelmeden önce haber verin. Eğlence odalarım dolu.” dedi Ferzin. “Sen bize yer bulursun be Ferzin.” dedi Yusuf’un arkadaşı Kemal. Eşref kızları inceliyordu. Kaşları çatık bir şekilde Ferzin’e döndü. “Görmeyeli kızlarının sayısı bayağı bir artmış. Sen günah bilmez misin be hatun?” Ferzin kahkaha attı. “Kerhanede sevap mı arıyorsun? Ay napayım anacım, doğuran kapıma atıyor. Birkaç tanesinin öz babası günahına girmiş. Anaları olacak eli boklu karılar kocalarını tutup kızları atmış sokağa. Bir kaçı koca şiddetinden kaçmış. Bazılarını bizzat kocası satmaya başlamış. Bir çoğu yetim olduğu için ortada kalmış. Bu yavrucakları alacak medrese mescid var da ben mi yollamadım?” “Seninde işine geliyor tabi.” dedi Eşref. “Tövbeee… Kimseyi zorla tutmam burada. Gidecek yeri olan, kendisine bakacak birini bulan istediği gibi gidebilir. Geçen yıl üç kızımı evlendirdim.'' “Heyt be! Sanırsın cennet kuşu! Melek! Melek!” dedi Yusuf alayla. Ferzin’in yanağından bir makas aldı. Sonra kolunu omzuna attı. “Yetim kızlar neden buraya gelsin ki?'' diye sordu Kamer düşünceli bir şekilde. Kızların çoğu Firuze’yle yaşıttı. Onun yaşayabileceği kaderin ete kemiğe bürünmüş hali gibi gözlerinin önünde yarı çıplak duruyorlardı. Midesi bulanmaya başlamıştı. Ve bunun Merih'in ona attığı vaat dolu kötücül bakışlarla çok az alakası vardı. “Şu koca dünyada ersiz akrabasız kalmış kadın kısmının sonu az çok bellidir yiğidim. O istemese bile diğer insanlar onu oraya doğru yuvarlar. Hele bir de azıcık eli yüzü düzgünse...'' Kamer mide bulantısını bastırmaya çalıştı. Korkacak ne vardı? Firuze kimsesiz değildi ki! Kamer hep onun yanında olacaktı. Hem Allah’tan Firuze nemrut bir tazeydi de daha talip çıkan bile olmamıştı. Suratsızlığı soğuk güzelliğini gölgeliyordu. Aksi takdirde Kamer genç yaşında katil olabilirdi çünkü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD