BENCİLLİK

2105 Words
Ferzin onlara uzun süredir kullanılmamış bir odayı açıp havalandırırken Yusuf yanındakileri kızları seçmeye götürdü. Merih ve Kamer için bu gece ilk olacaktı o yüzden ağabeyleri onlar için kendileri seçecekti. Kamer’in mide bulantısı yerini gerginliğe bırakmıştı. Ne yapması gerektiğini az çok biliyordu ama… Kendisini utandırmakta istemiyordu. Merih rahat gözüküyordu. İçinde en ufak endişe varsa bile Kamer’e göstermezdi zaten. Gözlerini kapatarak sırtını duvara dayamış ağabeylerinin içeriden seçtikleri kızlarla çıkmasını bekliyordu. Kapısı kapalı odadan kahkaha sesleri gelmeye başlamıştı. Ferzin gelip ikisini hazırladığı odaya götürdü. Odada bir sürü renkli ve büyük minder vardı. Türk kilimlerinin üzerine yuvarlak yemek sinileri koyulmuştu. Köşedeki iki üç iskemlenin yanında ud ve tef gibi müzik aletleri vardı. Merih ve Kamer konuşmadan birbirlerine en uzak minderlere oturdular. Kamer bağdaş kurarak arkasına yaslanmıştı. Merih ise bir bacağını altına almış diğer bacağını diz kısmından kendisine çekmişti. Eli kendisine çektiği dizinden aşağı sarkıyordu. Bir süre daha beklediler. “Bugün kız kardeşinle ayak üstü biraz sohbet ettik.” dedi Merih sessizliği bozarak. Kamer istediğini vermemek için ona bakmadı. “Aynı evde yaşadığınız düşünülürse bu büyük bir müjde değil.” dedi. “Az önceki kızlardan büyük durmuyordu.” Dedi Merih bir kaşını kaldırarak. “Onlarla hiç bir ilgisi yok onun.” dedi Kamer dişlerini sıkarak. Merih ilgiyle onu izledi. “Ama senin gibi yiğit bir erkek kardeşi olmasa olabilirdi değil mi?” Dedi sesini yumuşatıp yayarak. “Allah’tan sen varsın.” diye bitirdi alayla. Kamer sabrının sonundaydı. “Kes şunu!” diye sesini yükseltti. Merih sırıttı. “Gerçi senin kardeşine para verecek kadar zevkten yoksun bir adam tanımıyorum. O ölü gibi yüzüyle aç kalır. Sen daha çok para edersin.” dedi. Kamer, Merih’in üstüne atlamamak için kendi kolunu çimdiklemek zorunda kaldı. Bugün ikinci bir olay çıkaracak konumda değildi. Firuze daha fazla dert edinsin de istemiyordu. Açık kapıdan Yusuf ve diğerleri içeri daldı. Onlar yerleşirken müzisyenler geldi. Güzel fahişe kızlar şarap testileri ve kadehlerle gelip beyzadelerin birer tarafına yerleşti. Müzisyenler çalmaya başladığında kapıdan göbekleri ve memelerinin yarısı açık zilli elbiseleriyle iki kız daha girdi ve karşılıklı kıvırmaya başladılar. Fahişe kızlar beyzadelerini elleriyle besliyor, kendilerini istedikleri gibi öpmelerine ve okşamalarına izin veriyorlardı. Yusuf’un iki yanında iki kız vardı. Başka bir kız Eşref’in kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Merih başta ağabeylerinin yanında olmaktan biraz rahatsız olmuştu ama yanındaki sarışın kızın yılışık tavrına kayıtsız kalamamış, en sonunda kızı kucağına çekmiş arada kızın orasını burasını tüy gibi hareketlerle okşayarak şakalaşmaya başlamıştı. Kızıl saçlı bir kız ise bugün ikinci şarabını içen Kamer’in dizine başını koymuş onunla sohbet ediyordu. Bir saat kadar sonra Ferzin iki genç oğlan için seçilen kızların hazır olduğunu haber vermek için içeri girdiğinde Yusuf ellerini çırparak müziği durdurdu. Kardeşi Eşref'le birlikte ayağa kalkarak odanın ortasına geldi. “Gerdek zamanı!” diye ilan etti. Eliyle Kamer’i ve Merih’i gösterdi. “Bu iki oğlan bugün gerçek bir erkek olacak.” dedi. ‘Gerçek bir erkek’ derken elini yumruk yaparak havada sallamıştı. Eşref, Merih’e döndü. “Burada olanlardan anneme bahsedersen seni bir sabah eşekler tarafından tepilmiş bulurlar haberin olsun!” diye uyardı. Merih korkmuş gibi rol yaparak başıyla onayladı. Diğerleri güldü. Yusuf ortama hitabetine devam etti. “Bugünün galiplerinden biri Kamer olduğu için en güzel kızı ona seçtik. Ferzin kızı gönder.” diye seslendi dışarıya. Kapıdan ceylan gözlü güzel bir kız girdi. Eşref onu belinden tutup Kamer’in yanına götürdü. Kız Kamer’in yakışıklı yüzünü gördüğünde ışıldayarak gülümsedi. Kamer kızın gülümsemesine karşılık vermekle yetindi. Yusuf kardeşine dönerek devam etti. “Sana da rastgele birini seçtik işte. Umarım beğenirsin.” dedi omzuna pat pat vurarak. Merih buna sinirlendiyse bile belli etmedi. Yusuf tekrar Ferzin’e seslendi. İçeri bu sefer kabarık saçlı dişlek bir kız girdi. Boyu uzun ama çok zayıftı. Belli ki Yusuf yalan söylemişti. Bu kızı seçmek için daha fazla zaman harcamış olmalılardı. En azından öfkeden köpüren Merih o sırada buna inanıyordu. Sonra Kamer ona gülüyor mu diye baktı ama o da yanındaki kızdan rahatsız gibiydi. Sebebini çözemedi. Kız huri gibiydi. Bir içim suydu. “Hadi gidin şimdi. Sabah ezanı olmadan eve döneceğiz ona göre.” dedi Yusuf geçip eski yerine otururken. Eşref ikisininde haline kıs kıs gülerek abisini takip etti. Kızlar çocukları çekiştirerek odalarına çıkardı. Merih merdivenlerin bitimindeki ilk odaya girecekti. Kamer’in odası biraz daha ilerideydi. Merih yanındaki zavallı kıza tiksinerek baktıktan sonra aceleyle hareket edip kendi odasına girmek üzere olan Kamer’in önünü kesti birden. “Değiştirelim!” dedi. Yanındaki kız alınmıştı ama sesini çıkarmadı. “Neden?” diye sordu Kamer kaşlarını kaldırarak. “Bugün beni yeterince üzmedin mi? Belki böylece seni affederim.” dedi Merih. “Bileğimin hakkıyla kazandım. Gözün oynaşta olmasaydı belki de sen kazanırdın.” dedi Kamer. “Bir anlık dalgınlığıma geldi. Başka türlü kazanamazdın zaten.” Kamer bıkkınlıkla iç çekti. Bir yerde haklıydı Merih. Bugün onun damarına yeterince basmıştı. Kıza döndü. “Senin için fark eder mi?” diye sordu. Kız bu kadar çabuk vazgeçildiği için bozulmuştu. Gerçi çocukların ikisi de erkek güzeliydi. Böyleleri her zaman denk gelmiyordu. O yüzden aşağılanmanın etkisinden çabuk kurtuldu. “Hiç fark etmez!” dedi Merih'e gülümseyerek. Merih dudağını hafifçe ısırarak kızı süzdü ve avucunu beline yerleştirip nazik bir tavırla kendi odasına doğru itti. Diğer kıza da başıyla arkasında kalan oda kapısını işaret etti. Bu arada elini Kamer’in omzuna koyarak oradan ayrılmamasını sağlamıştı. Kızlar odalara girdikten sonra önemli bir şeyler düşünüyormuş gibi diliyle yanağının bir tarafını şişirerek Kamer’e yaklaştı. Yüzünde istediğini almış olmanın verdiği alaycı bir keyif vardı. “Şu dişlek kızı gördükten sonra kardeşine haksızlık ettiğime karar verdim. Eğer benimle değiştirmeseydin korkarım bu gece kızın yüzünü bir kumaşla kapatıp bitene kadar kardeşini düşünecektim.” dedi. Kamer ani bir hareketle göğsünden itip duvara yapıştırdı onu. Yüzüne olabildiğince yaklaştı. “Bir gün…” dedi Kamer. Fısıltısında tehditkar bir ton vardı. “Seni bunu söylediğine pişman edeceğim.” Merih, Kamer’in ellerini kendisinden uzaklaştırdı. “Bugün çok alıngansın.” dedi sakin ama alaycı bir sesle. Sonra odasına girdi. Kamer’in elleri sinirden titrerken bir süre olduğu yerde boş boş dikildi. Sonra onu bekleyen kızın olduğu odanın kapısına baktı. ‘Burada ne işim var benim?’ diye düşündü kendisinden tiksinerek. Zinanın kaç hayatı mahvettiğine ilk elden şahit olmamış mıydı? Geriye dönüp merdivenlerden indi ve önce Ferzin’e haber verip sonra konağa geri döndü. Firuze sabah ezanıyla uyandı. Namazını kılıp kendisi ve kardeşi için bol bol dua etti. Sonra üstünü değiştirdi. Hamam kıyafetlerini hazırladı. Öğleye yakın çağrılırdı herhalde. Odasından çıkıp ikizler Güldem ve Gülfem’in odasına girdi. Tatlı sözlerle uyandırıp kıyafetlerini giymelerine yardımcı oldu. Kızlarla arasında çok yaş farkı yoktu ama onlara ablalık yapmayı seviyordu. Konak halkı da yavaş yavaş uyanmaya başlamıştı. Lalezar Hanım belki bir şeyler ister diye aşağı inerken evin oğullarıyla karşılaştı. Sarhoş oldukları her hallerinden belliydi ama annelerine yakalanmamak için sessiz olmaya çalışıyorlardı. Yusuf ve Eşref ağabeylerinin bu haline alışıktı ama ilk defa Merih’i bu şekilde görüyordu. Üstü başı dağılmış, güzelim altın sarısı kıvırcık saçları birbirine girmişti. Çimen yeşili gözleri baygın bakıyordu. Firuze’yi görmeden ya da umursamadan yanından geçip gitti ama bu kızı şaşırtacak bir davranış değildi. Eşref ve Yusuf ağabeyleri ise ona gülümseyip sessizce ‘günaydın’ dediler. Firuze başıyla onaylayıp parmağını dudağına tutarak sessiz olmalarını işaret etti. Sonra onlardan önce odalarına giden yolu kontrol edip kimse olmadığını teyit etti. Eşref ve Yusuf ondan onayı alınca rahat rahat odalarına geçtiler. Firuze onların nereden geldiğini biliyordu. Kınalı Ferzin’i tanımayan yoktu. Geceleri sazlı sözlü eğlenceler düzenler, her kesimden adamı evinde ağırlardı. Zengin arkası güçlü müşterileri olduğu için kimse bir şey diyemezdi. Firuze birkaç kere Lalezar Hanım ya da kızlarıyla beldeye indiğinde onu dükkanların arasında siyah gözlerini süze süze bir konak hanımı gibi gezerken görmüştü. Başı dikti. Kimseden korkusu yoktu. Erkekler onu ve ‘kızlarını’ bıyık burarak keserken, kadınlar kıskançlıkla burun kıvırıp ona kötü kötü bakmakla yetiniyordu. Firuze’nin öz annesi sokağa çıktığında herkes yüzünü çevirir, imam bile evlerinin önünden geçerken tövbe çekerdi. Bazen düşünürdü Firuze. Annesiyle kaçıp buraya çok daha önce gelselerdi de bu boyalı kadınların yanında gezseydi annesi. Acaba ikisi daha mı mutlu olurlardı? Acaba… daha mı mutlu olurdu annesi? Dünden beri Kamer’i görmediği geldi aklına. Onun odasına doğru yürümeye başladı. Merih’in odasının yakınındaydı odası. Arada birkaç kapı vardı. Yusuf ve Eşref bir üst katta kalıyorlardı. Yakında evlenecekleri düşünüldüğü için onları daha büyük odalara taşımıştı Lalezar Hanım. Eğer Gülru hanım dedikodusu doğruysa Merih Bey de başka odaya geçirilirdi muhtemelen. Usulca Kamer’in odasının kapısını açıp içeriye bir göz attı. Yatağındaydı kardeşi. Kolunu yastığının altına sokmuş yüzüstü uyuyordu. Üstünde ince keten bir iç gömleği vardı. Kış kapıdaydı ve Kamer son bir kaç senedir hızla büyümüştü. Yeni içliklere ve çamaşırlara ihtiyacı vardı. Firuze ona kumaş aldırmaya karar verdi. Kendisinin kıyafet dikecek becerisi vardı. Kardeş oldukları günden beri üzerine titriyor, bir anne gibi ilgileniyordu onunla. Ondan başka kimsesi yoktu Firuze’nin. Bir zamanlar annesi vardı ama o da yoktu aslında… Kendi kendine idare etmeyi küçük yaşta öğrenmişti. İçeri girip söylenerek etrafı toplamaya başladı. Kamer’in üstünden çıkardığını toplayıp kaldırmak gibi bir huyu yoktu. Bir köşeye üst üste atıyordu. Kağıtları mürekkepleri bile etrafa dağılmıştı. O işini yaparken Kamer etrafındaki hareketi hissedip uyandı. Firuze’nin yine sinirle söylendiğini görünce gülümsedi. Sessizce onu izlemeye başladı. Kız kardeşinin etrafta olmasını seviyordu. O etrafındayken bu soğuk oda, bu kendisine ait olmayan yatak bile ev gibi hissettiriyordu. Yıkanacakları ayırdı Firuze. Dikilecekleri ayrı bir köşeye koydu. Hamamdan döndükten sonra bunları halledebilirdi. Hüzünle belkide son kez yapıyorumdur, diye düşündü. Ona görücü çıktığını Kamer’e söyleyip söylememekte kararsızdı. Hamamdan döndükten sonra iş kesinleşirse mi söyleseydi acaba? “Dün yanıma gelip beni tebrik etmedin!” dedi Kamer şımarık bir çocuk gibi. Uykudan yeni uyandığı için sesi çatallıydı. Firuze uyandığını fark edince ona döndü. “Çünkü ortadan kayboldun. Seni dünden beri görmedim.” dedi. Kamer yüzünü buruşturdu. “Dün beni Ferzin’in evine götürdüler.” Firuze’nin gözleri kocaman açıldı. “Gerçekten mi? Ama Eşref ağabeylerin yanında değildin az önce.” dedi. “Biraz eğlenip geri döndüm. Pek havamda değildim.” “Havanda nasıl olmazsın? Dün senin günündü ya! Tek gözlü devi gebertmiş gibi dolanıyordun ortalıkta.” diye dalga geçti Firuze. “Havamdaydım başında. Sonra Merih kendisininde orada olduğunu pek güzel hatırlattı. Elimde kalacak bir gün!” dedi Kamer. Dün Merih’in söylediklerini hatırladığı için Firuze’ye bakamadı. “Ceviz kırmadın mı yani?” dedi Firuze gülerek. “Cevizi Gülru’yla evlenerek kıracağım ben. Dün bana nasıl baktığını gördün mü?” dedi Kamer tavana bakıp gülümseyerek. “Ben Lalezar Hanım ve Merih’in sana nasıl baktığını gördüm.” dedi Firuze. Kamer ona baktı tekrar. Doğrulup oturur duruma geçti. “Az kaldı Firuze. Bir kaç yıl daha müsaade et bana. Sonra kurtulacağız buradan. Ne yapıyorsam ikimiz için yapıyorum ben.” dedi. Firuze arkasını dönüp eşyaları katlamaya devam etti. “Benim için endişelenmene gerek yok. Sonsuza kadar sana ayak bağı olmayacağım.” dedi sakin bir sesle. Kamer kaşlarını çattı. “Ne yapacaksın ya? Sen benim kardeşimsin.” dedi. “Olmadığımı biliyorsun.” diye fısıldadı Firuze. “Olduğunu biliyorum.” dedi Kamer ısrarla. “Sen benim ailemsin. Evin arkasındaki kulübelerden biri yakında boşalacak. İstersen seninle oraya taşınıp tam bir aile gibi yaşayabiliriz.” “Peki ya kardeş olmadığımız ortaya çıkarsa ne olacak? Mahremim olmayan bir erkekle kaldığım için durup dururken adım çıkacak.” dedi Firuze. Sesini kısık tutmaya çalışıyordu ama tonu bağırır gibiydi. “Korkaksın!” diye sesini yükseltti Kamer. Onun ses tonu konusunda bir derdi yoktu belli ki. “Keşke sende biraz olsan. Pervasızlığın başımıza iş açacak.” “Sana ayak bağı olmayacağım, derken ne demek istedin?” dedi Kamer bu sefer daha sakin bir sesle. Yüreği korkuyla sıkışmaya başlamıştı. Firuze duraksadı. Ona döndü. Ama gözlerine bakamadı. “Lalezar hanım bugün beni hamama götürecek?” dedi. “Neden?” diye sordu Kamer. Sesinde aldatıcı bir yumuşaklık vardı. “Şey… Handan Hanım bir görücüye beni göstermek istiyormuş.” “Sende kabul mu ettin hemen?” “Bana sorulmadı bir şey. Haber verdiler sadece. Ayrıca evlenecek yaşı geçtim çoktan. Evde kalmış sayılıyorum artık. Kız kurusu olmama ramak kaldı.” “Saçmalama! Sırf onlar dedi diye gelen ilk adamla evlenecek misin?'' “Sana ayak bağı olmayacağım işte ne istiyorsun daha?” “Bana ayak bağı olmanı istiyorum belki. Gerçi neye kızıyorsam? Sen dünden razı gibisin.” “Sadece bunun herkes için en iyisi olacağını düşünüyorum.” Kamer dudaklarını birbirine bastırdı. Derin bir nefes alıp arkasını döndü. Sakinleşmeye çalıştı. “Şimdilik endişelenecek bir şey yok değil mi? Sadece bir bakacaklar sana. Zaten büyük ihtimalle beğenmezler. Çıkan ilk görücüde kafayı yememeliyim.” “Sen bana çirkin olduğumu mu ima ediyorsun?” diye cırladı Firuze. “İma etmiyorum. Yüzüne söylüyorum. Çirkinsin! O ölü balık gözlerini gören görücü topuğunu vura vura kaçar oradan.” dedi Kamer kendisinden emin bir şekilde. Firuze sinirden titriyordu. Kelimelerini daha fazla yormadı Kamer için. Kapıyı çarpıp çıktı. Kamer kendisini yatağına attı tekrar. Firuze’nin gerçek anlamda çirkin olduğunu düşünmüyordu. Görücüye sinirinden mi Firuze’ye sinirinden mi bilmiyordu ama bir anlık kendisini kaybetmişti. Kız kardeşi becerikli bir kızdı. Çirkin olsaydı bile onu alacak adam şanslı olurdu. Gerekirse taşı sıkar, suyunu çıkarır, yuvasına bakardı. Ama buna hazır değildi Kamer. Sahip olduğu tek ailesini başka bir adama verecek değildi. Bencillikse bencillikti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD