Bütün gece düşündü Kamer. Görev zorluydu. Tehlikeliydi. Paşa onun gibi çocuk sayılabilecek üstelik tecrübesi olmayan birine güvenecek kadar delirmiş olabilir miydi? Çünkü başka kimseye güvenemezdi, diye fısıldadı içindeki bir ses. Perihan’ın kaçırılmasına yardım edenler yıllardır bu konakta yaşayan emektar bir karı-kocaydı. Keçiler onları böyle bir ihanete ikna ettiğine göre paşanın etrafında ki kimseye güvenmemesi tabii bir şeydi.
Ayrıca Şemsi Paşa yıllardır keçi avındaydı. Sayılarını bitirip tüketememişti. Sanki bulduğu herkese karşılık bir yerlerde yeni keçiler türüyordu. Bu keçi sülalesi bu kadar etkileyici miydi? Yoksa altın ve gümüşün ışıltısını mı kullanıyorlardı insanları çekmek için? Çok zengin olduklarını duymuştu Kamer.
Ayrıca Firuze… Ya Kamer’in yokluğunda onu tekrar evlendirmek isterlerse… Paşa döndüğünde burada bulacaksın demişti ama ya ona görevdeyken bir şey olursa ve Kamer’den uzun yıllar haber alamazlarsa ne olacaktı? Sonsuza kadar bakacaklar mıydı ona? Paşa’dan bu konuda güvence isteyecekti. Onun dışında kararını neredeyse vermişti.
Öğle vakti cuma namazında Şemsi Paşa’nın arkasında saf tuttu. Paşa tespih çekerken öne eğilip sessizce ‘kabul ediyorum efendim’ diye fısıldadı. Paşa başını aşağı yukarı bir kere sallayarak onayladı.
Bir kaç saat sonra dün konuştukları odada tekrar buluştular.
“Efendim,” dedi Kamer. “Kabul ediyorum ama Firuze’nin güvende olacağı konusunda sizden sözünüzü rica ediyorum.”
“Dün söz vermedim mi?” dedi paşa kaşlarını çatarak.
“Söz verdiniz ama… Ya bana görevdeyken bir şey olursa… Ona ölene kadar bakacak mısınız?”
“Emanetini yüzüstü bırakacak değilim sorduğun buysa. Dönsen de dönemesen de Firuze bu evde ya da benim evimde aileden biri olarak sayılacak. Ve kendi gitmek istemediği sürece hiçbir yere gitmeyecek.”
“Öyleyse dert ettiğim başka bir şey yok.”
“Mükafatını merak etmiyor musun?” diye sordu paşa.
“Ediyorum.” diye kabul etti Kamer.
“Döndüğünde seni rütbeli bir görev ve güzel bir ev bekleyecek. Ev tamamen sana ait olacak. Ayrıca seni ölene kadar rahat geçindirecek bir miktarda akçe alacaksın. Görevin tehlikesinin de canını ortaya koyduğunun da farkındayım.”
“Daha fazlasında gözüm yok efendim.” dedi Kamer.
“Ama olmalı. Sana bir şeyin daha sözünü vereceğim.”
“Neyin efendim?” dedi şaşkınlıkla Kamer.
“Dün sana kızlarımın güvenliğinden endişelendiğimden bahsetmiştim."
“Evet?”
“Gülru’yu Yusuf’la evlendirdim. Eğer bu görevi başarır kendini kanıtlarsan Perihan’ı da sana veririm.”
Kamer gözlerini kırpıştırdı. Perihan mı?
“Efendim?”
“Gözleri görmediği için biraz zor bir evlilik olacağının farkındayım. Ama benim damadım olunca önünde istediğin bütün kapılar açılacak.”
Kamer yutkundu. Doğruydu. Gülru’yu istemişti ama onunla evlenmesinin pek mümkün olmadığını da biliyordu. Ama Perihan nasıl mümkün olabilirdi? Neşe dolu menekşe gözleri düşündü.
“Eşref ağabey ve Merih de…”
“Perihan seni istiyor!”
“Ne?”
“O bir paşa kızı ama küçüklüğünden beri hiç kendisi için bir şey istemedi. Zaten göremiyorum süsün püsün ne önemi var diye düşünüyordu sanırım. Ama senden bahsederken ilk defa bir şey için heyecanlandığını gördüm…”
Bir oyuncakmışım gibi beni kızına satın almaya çalışıyor, diye düşündü Kamer. Acı bir farkındalıktı. Ama benim işime yaradığını inkar edemem. Kamer görevden döndükten sonra zengin olacaktı. Onun elini sıcak sudan soğuk suya sokturmazdı o zaman. Ona yardımcı olacak bir sürü halayıkları olduğunda göremiyor olmasının ne önemi vardı? Kamer için bir önemi yoktu en azından.
“İki yıl!” dedi paşa. “Bu görevi iki yılda tamamlarsan sana kızımı vereceğim. Daha uzun sürerse diğer söz verdiklerime hala sahip olursun ama ben Handan’ı bundan daha fazla oyalayamam. Daha şimdiden yaşı geldi deyip duruyor.
“Perihan’ın haberi var mı?” diye sordu Kamer.
“Henüz yok. Ama buna memnun olacağını düşünüyorum.” dedi paşa.
“Sorabilir miyiz?” diye sordu Kamer. Firuze’ye evlenmek istiyor musun diye kimse sormamıştı. Kabul ettiği varsayılmıştı ve bundan iliğiyle kemiğiyle nefret etmişti Kamer.
Paşa ona takdirle bakıp kızını çağırtmak için kapıya yöneldi.
Az sonra Perihan usulca içeri girdi.
“Baba?” dedi yerini tespit etmek için.
“Gel peri kızım.” dedi babası. Perihan gülümseyerek ona doğru yürüdü.
Kamer, paşaya çaktırmamaya çalışarak alıcı gözle süzdü kızı. Gülru’dan daha güzeldi. Daha nazik ve daha tatlıydı. Ablası kadar burnu havada bir paşa kızı da değildi. Bir kaç yıla daha da güzelleşecek diye düşündü. Bu onu memnun etti. İçinde her şeyin en iyisine sahip olmak isteyen hırs dolu bir köşe vardı.
“Kamer de burada.” diye bildirdi babası. Perihan kızardı. Elini ayağını nereye koyacağını bilemedi bir an.
“Hoş gelmiş.” dedi.
“Ben Kamer’i bir göreve gönderiyorum. Ama sırdır ha! Kimseye deme sakın!”
Perihan “Yaa… Hayırlı olsun!” dedi. Sesi üzgün gibiydi.
“Kamer geri döndüğünde… Seni onunla evlendirmek niyetindeyim. Senin rızanı sormak istedi.”
“İstemem!” dedi Perihan tek seferde. Paşa şaşırdı. Kamer kaşlarını çatmıştı.
“Neden?” diye sordu babası.
“Gülru ablamı Yusuf ağabeyimle evlendirdin. Beni göre göre Kamer’e mi layık gördün?” diyerek ağlamaya başladı Perihan.
Kamer'in dudakları düz bir çizgi olana kadar kasıldı. Yumruklarını deli gibi sıkıyordu.
“Hata etmişim.” dedi paşaya doğru. “Sormanızı istemekle yani. Sonuçta canım söz konusu. Bu kadarcık lütfunuzu kendime çok görmemeliyim. Söz verdiniz sayıyorum. Firuze’yle vedalaşıp en kısa sürede yola çıkacağım. Geri döndüğümde düğünü yaparız. İzninizle kendisiyle holde biraz konuşacağım” dedi. Paşa başıyla onay verince Perihan’ın kolundan tutup dışarı çekti. Dışarı çıktıklarında;
“Seninle asla evlenmeyeceğim ben!” dedi Perihan neredeyse çığlık atarak.
Kamer güldü.
“Beni duymadın mı?” dedi Perihan.
“Gayet iyi duydum.”
“Sana seninle evlenmeyeceğimi söyledim.”
“Ah, ama evleneceksin!”
“Evlenmeyeceğim işte!”
“Seni kaçırırım. Nasılsa babanın rızası da var.”
Perihan’ın bu cevaba nefesi kesildi.
“Sen… sen gelene kadar ben çoktan evlenmiş, ikinci çocuğumu kucağıma almış olurum.”
“Tavsiye etmem!” dedi Kamer.
“Niyeymiş o!” diye cırladı Perihan.
“Sana dulluk yakışmaz çünkü…”
“Kocamı mı öldüreceksin?”
“Hayatta her şey olabilir diyelim. Bir bakmışsın atından düşüp boynunu kırmış.”
“Beni sevmiyorsun bile.” dedi Perihan bedbaht bir halde.
“Evlilik sadece aşk için mi yapılır? Bak Gülru ve Yusuf ağabeye…”
“Ben aşk istiyorum belki.”
“Tamam işte herkes bana aşık olduğunu biliyor.”
Perihan kıpkırmızı oldu.
“Herkes seni kandırmış, yok öyle bir şey!”
“Var ya da yok! Umurumda olan bu değil benim. Öyle de benimle evleneceksin öyle de!”
Sonra Kamer durup biraz onu incelemeye başladı. Bir şeyler düşünüyor gibiydi.
“Baban bana bundan şimdi bahsettiği için yüzük gibi bir şey hazırlayamadım. Bunu al!” dedi boynundan üçgen muskasını çıkararak. Dikkatle kızın boynuna geçirdi sonra.
“Ne taktın boynuma?”diye sordu Perihan şaşkın şaşkın.
“Annemin benim için yaptırdığı muska. Değeri değil ama hatırası büyük. Ben gelene kadar kaybetmezsen sevinirim.”
“Yakacağım!” dedi Perihan sırf sinirlendirmek için. Kamer güldü.
“Sen bilirsin. Ben şahsen çarpılmanı hiç istemem.” dedi.