bc

TEHLİKELİ SIĞINAK

book_age18+
253
FOLLOW
2.2K
READ
dark
family
powerful
mafia
bxg
city
mythology
addiction
like
intro-logo
Blurb

1.BÖLÜM: Sıcak ve Soğuk​Bedenimdeki soğukluk kemiklerime kadar işlemişti. Şöminedeki odunların çıtırtısı ve cam gökdelenin pencerelerini döven sağanak yağmurun sesi dışında devasa salonda çıt çıkmıyordu. Deri koltuğun üzerinde, ıslak saçlarımdan süzülen damlalarla öylece büzülmüş oturuyordum.​Zihnim durma noktasındaydı. Birkaç saat önce o karanlık ve dar sokakta peşime düşen adamlardan kaçarken, nefesimin kesildiği o son anı hatırlamaya çalışıyordum. Ayaklarım kaymış, yere düşmüştüm. Yağmur çamurla birleşip üzerimi kaplarken, hayatımın orada biteceğinden neredeyse emindim. Sonra siyah bir araba yanaşmıştı. Kapı açılmış, gecenin karanlığından daha karanlık bir adam çıkmıştı.​Beni yerden kaldırışı bir çuvalı sürükler gibi değildi; sanki kırılmaya çok müsait, paha biçilmez bir nesneyi incitmekten korkar gibi son derece dikkatli ve yumuşaktı.​Şimdi ise tam karşımdaydı. Adının Aras olduğunu öğrendiğim bu adam, elindeki kristal kadehiyle durmuş bana bakıyordu.​Bakışları o kadar ağır, o kadar yoğundu ki, tenimde fiziki bir ağırlık yapıyordu. İçimden bir ses buradan hemen kaçmam gerektiğini fısıldıyordu. Adamın duruşundaki güç, omuzlarındaki o tekinsiz heybet bana tehlikede olduğumu avaz avaz bağırıyordu. Ama bir diğer tarafım... Hayatımda ilk defa kendimi bu kadar savunmasız hissettiğim bir anda, bir erkeğin varlığı karşısında böylesine garip bir güven duygusuyla sarmalanıyordu.​Beni buraya getirdiğinde, ıslak ve çamurlu kıyafetlerimi çıkarmama yardım ettiği o dakikalar zihnimde tekrar canlandı. Parmak uçları elbisemin fermuarına değdiğinde vücudumdan geçen o elektrik dalgasını unutamıyordum. Kumaş bedenimden kayıp yere düşerken, gözlerini bir saniye bile vücudumdan ayırmamıştı. Çıplaklığıma bakışı basit bir arzu değildi; sanki yıllardır aradığı ve sonunda bulduğu bir hazineye bakar gibi, derin, yakıcı ve tamamen sahipleniciydi. İç çamaşırlarımla karşısında kalakaldığımda bana bir bornoz uzatmış, parmakları tenime her çarptığında karnıma keskin bir ağrı saplanmıştı. Bir yabancının yanında bu kadar çıplak ve savunmasız olmak beni korkutmalıydı ama hissettiğim tek şey içimdeki o uyuyan, tutkulu sıcaklığın uyanışıydı.​Aras, elindeki kadehi konsolun üzerine bıraktı. Salondaki loş ışık, yüzünün keskin hatlarını ve omuzlarının genişliğini daha da belirginleştiriyordu.​Bana doğru yürümeye başladı. Yavaş, kendinden emin ve tamamen avına odaklanmış bir kaplan gibi. Her adımında kalbimin atışı hızlanıyor, göğsüm tıkasız bir nefes açlığıyla kalkıp iniyordu. Tam önümde durdu. Bir an bile tereddüt etmeden, gözlerimin içine bakarak önümde diz çöktü.​İşte o an nefesim tamamen kesildi. Karşımda yeraltı dünyasının, belki de koca bir şehrin diz çöktüreceği kadar güçlü bir adam duruyordu ve o, şu an gözlerimin içine bakarak benim önümdeydi.​Sıcak ve büyük elini yanağıma koydu. Avucunun içindeki pürüzsüz sıcaklık, soğuktan titreyen tenimi adeta yaktı. Başparmağı alt dudağımın üzerine geldi ve yavaşça, bastırarak okşamaya başladı.​Ne yapıyorum ben? diye düşündüm. Kim bu adam? Beni koruyor mu, yoksa kendi kafesine mi kapatıyor?​Sorusuzca, hiçbir şey söylemeden dudaklarımı onun başparmağının baskısına bıraktım. Gözlerimi kapattım. Parmağının dudağımın üzerindeki hareketi, bacaklarımın arasında belirsiz ama derin bir sızı başlatmıştı. Sıcak nefesi yüzüme vuruyordu.​"Sana zarar vermelerine asla izin vermeyeceğim," dedi. Sesi bir fısıltı gibi kısık ama bir yemin kadar güçlüydü. "Kim olduğunu, peşinde kimlerin olduğunu henüz bilmiyorum."​Başparmağı dudağımdan aşağı indikten sonra çenemi kavradı ve yüzümü hafifçe yukarı kaldırdı. Gözlerimi açtığımda aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Koyu kahve gözlerinde simsiyah bir arzu ve tavizsiz bir kararlılık vardı.​"Ama bu kapıdan içeri girdiğin andan itibaren, sen benimsin," diye fısıldadı. Yüzü bana o kadar yakındı ki, dudakları her kelimede benimkilere hafifçe temas ediyordu. Bu temas, içimdeki arzuyu kontrol edilemez bir seviyeye çıkardı. Bedenimin onun bedenine yaklaşmak, o geniş göğsüne dokunmak için can attığını hissettim. "Ve bu şehirde hiç kimse benim olana dokunamaz."​Bakışları dudaklarıma indi. O an beni öpeceğini sandım. Dudaklarım aralandı, içimden yükselen o ses onun beni sertçe öpmesini, bu belirsizliğin ortasında beni kendi arzusuyla yakıp kavurmasını istedi. O da bunu istiyordu; boynundaki damarın kasıldığını, nefesinin nasıl ağırlaştığını görebiliyordum. Kalçalarımın arasında zonklayan o sıcaklık, beni ona doğru çekiyordu.​Ancak Aras kendini tuttu. Dudaklarını dudağımın hemen kenarına, yanağıma sıcak ve uzun bir öpücük olarak kondurdu. Dudaklarının sıcaklığı tenimde bir iz bıraktı.​Geri çekildi ama eli hâlâ çenemdeydi. Dışarıdaki fırtına devam ediyordu; peşimdeki adamlar hâlâ dışarıdaydı ve ben bu tekinsiz adamın insafına kalmış durumdaydım. Ama zihnimdeki tek soru beni kovalayanlar değildi.​

"Bu adam bana ne yapacak? Ve ben onun bana yapacaklarına neden bu kadar açım?"

Kafam çok karışıktı. İçimdeki bu his beni bir çıkmaza sürüklüyordu.Nasıl herşey bu kadar hızlı ilerlemişti?

chap-preview
Free preview
2. BÖLÜM: Zindanın Soğuk Taşları
​İstanbul’un üzerini örten kirli, gri bulutlar, kentin üzerine çöken karanlığı daha da derinleştiriyordu. Boğaz'ın hırçın dalgaları, malikanenin altındaki kayalıklara büyük bir gürültüyle çarparken, odanın içindeki sessizlik neredeyse sağırlık yaratacak kadar ağırdı. Tavanı yüksek, koyu ahşap kaplamalarla bezeli bu oda, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı bir sığınak gibi görünse de benim için altın parmaklıklarla örülmüş devasa bir zindandan farksızdı. ​Pencerenin önünde dikilmiş, dışarıdaki yağmurun camda bıraktığı izleri takip ediyordum. Parmağımın ucuyla soğuk cama dokunduğumda, bedenimden hafif bir titreme geçti. Yansımama baktım; gözlerimin altındaki koyu halkalar, solgun tenim ve dağılmış saçlarım... Hayatımın kontrolünü kaybettiğim o uğursuz geceden beri kendimi tanıyamaz hale gelmiştim. Birkaç hafta öncesine kadar kendi halinde, mütevazı bir yaşam süren o genç kadın, şimdi yeraltı dünyasının en karanlık, en acımasız adamının gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmişti. ​Aras Karadağ. ​Adı fısıldandığında bile insanların dizlerini titreten, kanunların ve kuralların ötesinde kendi krallığını kuran adam. Beni bu konağa kapatan, dış dünyayla olan tüm bağlarımı bir bıçak gibi kesip atan o devasa gölge. ​Arkamdaki ağır ahşap kapının kilit mekanizması tok bir sesle döndü. Vücudum refleks olarak kasıldı, omurgamdan aşağı doğru buz gibi bir korku süzüldü. Kapı yavaşça açıldı ve içeriye o tanıdık, ağır sedir ağacı ve tütün kokusu yayıldı. Adım sesleri mermer zeminde yankılanırken gözlerimi camdaki yansımadan ayırmadım. Aras’ın gölgesi arkamda belirdi. Boyu o kadar uzundu ki, gölgesi adeta üzerimi tamamen kaplamıştı. ​"Yine yemek yememişsin Nisan," dedi Aras. Sesi, gecenin karanlığını yaran bir fırtına kadar sert, bir o kadar da alçak ve pürüzsüzdü. ​Cevap vermedim. Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı kenara çevirdim. Onunla konuşmak, ona boyun eğmek anlamına geliyordu ve ben içimdeki o son direniş kırıntısını da ona teslim etmek istemiyordum. ​Aras, aramızdaki son birkaç adımlık mesafeyi de kapattı. Sıcaklığı, sırtıma vurmaya başladı. İri, sert eli yavaşça omzuma yerleşti. Parmakları kumaşın üzerinden tenimi yakacak bir baskıyla sıkılaştı. Beni kendine doğru çevirdiğinde kaçacak hiçbir yerim kalmamıştı. Koyu, neredeyse siyaha çalan gözleri doğrudan gözlerime kilitlendi. Yüzündeki keskin hatlar, şakaklarındaki hafif kırlaşmış saçlar ve çenesindeki kirli sakallar ona tehlikeli bir çekıcılık katıyordu. ​"Sana bir soru sordum," dedi, ses tınısını değiştirmeden. Ancak ellerindeki baskı arttı. "Beni sınamayı ne zaman bırakacaksın?" ​"Beni buraya hapsettiğin sürece bırakmayacağım," dedim. Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak gözlerinin içine baktım. "Beni bir tutsak gibi burada tutamazsın Aras. Benim bir hayatım vardı. Ailem, işim, hayallerim vardı..." ​Aras hafifçe güldü. Ama bu gülüşte gıdım kadar samimiyet yoktu; acımasız bir alay barındırıyordu. Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Sıcak nefesi dudaklarıma çarptı. ​"Senin hayatın artık burası Nisan," dedi fısıltıyla. "O dışarıdaki küçük, masum dünyan bitti. Seni o dünyadan çekip aldığım an, geçmişini de sildim. Artık sadece benim korumam altındasın. Ve ben ne dersem, o olur." ​"Koruma mı?" diye bağırdım, kendimi tutamayarak. Göğsüne vurmak için elimi kaldırdım ama Aras refleks olarak bileğimi havadayken yakaladı. Demir gibi güçlü parmakları bileğimi kenetledi. "Buna koruma denmez! Buna zorbalık denir! Sen beni korumuyorsun, beni kendi dünyana kurban ediyorsun!" ​Aras beni kendine daha da çekti. Bedenlerimiz birbirine tamamen yapıştı. Kalbinin ritmini göğsümde hissedebiliyordun; o kadar sakindi ki, sanki az önce tartışan biz değildik. ​"Dışarıda kaç tane düşmanımın senin peşinde olduğundan haberin var mı?" diye sordu, gözlerindeki o karanlık alev iyice büyürken. "Seni o sokaklarda tek başına bıraksam, yirmi dört saat bile yaşamana izin vermezler. Seni benden vurmak için can atıyorlar Nisan. Bense seni bu zırhın içinde tutuyorum. Ve sen bana zorba diyorsun." ​"Beni senin düşmanların ilgilendirmez! Ben senin hayatının bir parçası olmak istemedim!" ​Aras bileğimi yavaşça bıraktı ama geri çekilmedi. Eli bu kez çenemi buldu. Başparmağı alt dudağımın üzerinde gezindi. Dokunuşu sertti ama içinde garip, anlaşılmaz bir sahiplenme barındırıyordu. ​"İstesende de istemesende de artık bu hayatın tam ortasındasın," dedi. "Ve bu konaktan çıkmanın tek bir yolu var. O da ben izin verdiğimde." ​Aras arkasını dönüp kapıya doğru adımladı. Kapının kolunu tuttuğunda duraksadı, başını hafifçe omzunun üzerinden bana çevirdi. "Aşağıda yemek hazırlatıyorum. On dakika içinde inmezsen, o yemeği sana bizzat ben yediririm. Beni zorlama Nisan." ​Kapı kapandı. Kilit tekrar döndü. Bacaklarımdaki derman çekilmiş gibi hırsla yatağın kenarına çöktüm. Ellerimle yüzümü kapattım. İçimdeki öfke, çaresizlik ve korku birbirine karışmıştı. Aras Karadağ beni kendi karanlığına çekmişti ve ben bu karanlıktan nasıl kaçacağımı bilmiyordum.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Karanlığın Gizli Mirası [+18]

read
1K
bc

Gecelerin Hakimi

read
172.3K
bc

ASKERİM +18 (ÜVERCİNKA)

read
136.6K
bc

Sıfır Nabız (+18)

read
95.1K
bc

Emir Komuta +21

read
279.9K
bc

Mecbur Kalanlar +18

read
207.6K
bc

CEO’nun Bebeği

read
30.2K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook