Sabah çok erken uyanmıştım. Telefonumu alıp saate baktım. 05:19 Daha çok erkendi ama uykum yoktu hiç. Duşa girip üzerimi değiştirdim. Yapıcak bir şeyler bulmalıydım, valizime gidip karıştırmaya başladım. Clara bakım maskelerime kadar bir sürü ıvır zıvır almıştı. Diş fırçamı ve maskelerimi alıp banyoya geri gittim.
Yüz temizleme jelimi alıp yüzümü yıkadım. Daha sonra bakım maskemi alıp yüzüme sürdüm, kuruması için beklerken dişlerimi fırçalayabilirdim. Maskeyi çıkarıp nemlendirici kağıt maskeyi yüzüme yerleştirdim. Bu kadar gereksiz maskeyi Gül koymuştu odama. Babası yurtdışından pahalı maskeler getirirdi ve ben hiçbirini kullanmazdım. Aslında yüzüm ferahlamıştı sanki. 5 dakika sonra yüzümü iyice yıkayıp harika kokulu kremi yüzüme sürdüm, hatta boynuma ellerime, kollarıma. Kokusu çok hoşuma gitmişti.
Parfüm sıkmama gerek yoktu. Saate baktım ama henüz 06:28'di. El mahkum aşağı inmem gerekiyordu, zaten vampirler uyumuyordu. Aşağı indim ama kimse yoktu. Mutfağa gidip kendime kahvaltı hazırladım. Sıcak suyu alıp bardağa koydum, sallama çay sevmezdim ama 2 gün idare etmeliydim. Yumurtamı sudan alıp soymaya başladım.
"Kaşına pansuman yapalım." Arkamı döndüm, Jace elinde çantayla bana bakıyordu.
"Yüzüne ne yaptın?"
"Neden?"
"Parlıyor, ayrıca.. yüzüne parfüm mü sıktın sen?" Yüzüme dokundum sanırım kremi biraz abartmıştım.
"Krem sürdüm." Peçeteyi elime alıp silecekken Jace elimi tuttu.
"Kalsın." Beni kaldırıp tezgaha oturttu. Kaşımdaki zımbaları çıkartıp mikrobunu temizledi.
"Dikiş atmam gerek" Uyuşturmamıştı.. canım yanıyordu. Refleksle elimi Jace'in beline götürüp sıktım. Jace bir an afallasada işine devam etti. Gözümü kapatıp dudaklarımı ısırmaya başladım. Jace boğazını temizledi.
"Bitti." Gözümü açtım, dikiş'in üzerine bant yapıştırıyordu. Malzemeleri toplarken tezgahtan inip kahvaltımı etmeye başladım.
"Clara ve David nerede?"
"Yukarda odadadırlar." Bir şey demeden kahvaltımı etmeye devam ettim. Kahvaltıdan sonra yürüyüş yapmak istiyordum, hem etrafı da merak ediyordum. Yediklerimi kaldırdıktan sonra telefonumu alıp dışarı çıktım. Jace'e haber vermeliydim ama o çoktan yanıma gelmişti.
"Etraf tehlikeli tek gitme" Birlikte yürümeye başladık. Gece geldiğimiz için etrafı görememiştim ama burası büyük bir yamaçtı. Aşağıda deniz çok güzel görünüyodu ama bu soğukta girmek delilik olurdu. Jace bana bakıp sinsice gülümsedi.
"Hadi gel seni bir yere götürüyim." Jace'e baktım şüpheyle, beni umursamayıp kucağına aldı. Koşmaya başladı. Ormanın ortasında büyük bir gölete gelmiştik.
"Girmek ister misin?"
"Hayır soğuk"
"Girmelisin."
"Hayır" Jace üzerini çıkardı, sadece boxerı vardı üzerinde. Kaslar... Seni duyuyor Arya. Jace üzerime doğru yürümeye başladı.
"Napıyorsun Jace"
Jace bir şey demeden üzerime gelmeye devam ediyordu. Geri geri yürüyordum, ağaca çarpınca durmak zorunda kaldım.
Jace sweatimi tek çırpıda çıkardı. Hava buz gibiydi, kollarımı belime doladım. Üzerimde sadece sütyenim vardı.
"Napıyorsun Jace!?"
"Taytını sen mi çıkarırsın ben mi çıkarıyim?"
Elindeki sweatimi almaya çalıştım ama vermedi. Sinirle arkamı dönüp yürümeye başladım. Jace beni kucağına alıp taytımı ve ayakkabılarımı çıkardı. Çırpınıyodum ama boşuna. Jace'in kucağında çırılçıplaktım ve hava -3 falandı, buna Jace'in vücudunun soğukluğuda eklenince -20 falandı. Titremeye başladım.
"J..Jace.. d..donu..donuyorum.."
Jace koşarak ikimizi birden suya attı. Kesin buz kütlesine dönücektim, ama bir terslik vardı. Su çok sıcaktı. Suyun altında gözlerimi açtım, Jace gülerek bana bakıyordu. Banada söyleseydi ölürdü sanki, suyun altında kaşlarımı çattım. Jace daha çok gülmeye başladı.
Jace kolumdan tutup beni daha derine çekti ama nefes alamıyordum. Bazen benim insan olduğumu unutuyordu. Yukarı çıkmak için hamle yaptım ama Jace beni kendine çekip dudağıma yapıştı.
Evet.. bildiğiniz dudağıma yapıştı.
Gözlerimi pörtleterek ona baktım, o ise ciddi bir iş yapıyormuş gibi dudaklarımdan içeri üflemeye başladı. Nefes alabiliyordum. Geri çekilip bana baktı.
"Na..."
Evet Arya sen bu dünya üzerindeki en aptal insan olduğunu herkese kanıtladın.
Suyun altında konuşmaya çalışmıştım ve Jace beni yukarı çıkarmasa boğuluyordum.
Sudan çıkar çıkmaz Jace kahkaha atmaya başladı, bense daha çok sinirlenip Jace'in yüzüne su attım.
"Naptığını sanıyorsun Jace?"
"Sana yardım ediyorum."
"Dudaklarıma yapışmadan bir haber verseydin, ya da ne biliyim su sıcak Arya merak etme falan deseydin!"
Jace omuz silkdi. Sinirlenip kenara doğru yüzmeye başladım. Jace beni kendine çekip sarıldı. Sırtım ona dönüktü.
"Özür dilerim.. haklısın"
Jace'e döndüm, gerçekten pişmandı.
"Hadi gel sana bir şey göstericem."
Bir şey demeden elimi tutup suyun altına girdik. Burası çok derindi, suyun altında gizli bir geçit vardı geçitten geçip yürümeye başladık.
Tünel gibi bir yere girmiştik, yollar parlak taşlarla aydınlanıyordu.
Yolun sonunda aydınlık vardı, yaklaşınca buranın büyük bir bahçe olduğunu anladım. Kocaman bir şelale vardı, her taraf yemyeşildi. Başka bir değişle cennet gibiydi.
"Burası.. çok güzel"
Jace'e baktım, beni izliyordu. Burası kimindi acaba?
"Burayı bende başka kimse bilmiyor."
Şaşırmıştım, bu kadar güzel bir yer nasıl keşfedilmemişti. İleride sarmaşıklardan yapılmış hamak bile vardı. Diğer tarafa doğru ilerledim, etrafta dünyada hiç görmediğim cinsten hayvanlar vardı.
"Zarar verirler mi?"
"Zararsızlar merak etme."
Etrafı inceliyordum.
"Beni takip et"
Dediğini yapıp peşinden gittim. Şelalenin yanındaki kayalardan tırmanıyordu. Arkasından bön bön baktım. Jace bana bakıp sırıttı.
"Kendin çıkmaya çalış, merak etme düşersen tutarım seni."
"Gerek yok, düşmem."
Ama kesin düşerdim, çünkü tutunabileceğim hiçbir yer yoktu. Denemekten zarar gelmez. Biraz biraz tırmanıyordum ama ellerim acımıştı, Jace hala gelip bana yardım etmemekte kararlıydı. Bir adım daha atmıştım ki elim kesildi, resmen sınanıyordum. Jace hemen gelip beni kucağına aldı. Fazla derin kesilmemişti, Jace beni yere indirdi ama kan onu zorluyor olmalıydı. Kucağından inip elimi suya tuttum, kanama durmuyordu. Kenardaki ağaçtan uzun bir yaprak koparıp elime sardım, Jace beni izliyordu. Sarmaşıkla elimdeki yaprağı iyice sıktım. Sağlam olmuştu.
"Kan görünce kendimi tutabiliyorum, ama senin kanın.. hayatım boyunca bu kadar güzel bir koku duymamıştım. Beni.. hatta bizi çok zorluyorsun, kanının kokusu başımızı döndürüyor. Diğer vampirler seni görürse işimiz çok zor."
"İyi bir şey mi söyledin kötü bir şey mi? Anlamadım."
"Seni yememek için zor durduğumu söylüyorum, bence kötü bir şey"
Jace'e iyice yaklaştım. Saçlarımı geriye atıp boynumu hafifçe sağa yatırdım. Sertçe yutkundu. Aramızda 5cm ya vardı ya yoktu.
"Beni yemezsin Jace. Sana güveniyorum."
Jace'in zorlandığı çok netti.
"B- bu kadar emin olma."
Kanayan elimi boynuna götürdüm. Gözlerini sıkıca yumdu.
"Yapma!"
"Sen çok güçlüsün Jace."
Gözlerini açtı. Kıpkırmızıydı. Boynumu iki elinin arasına aldı, eğilip sol boynuma dişlerini değdirdi ve sertçe öpmeye başladı. Gözlerimi kapattım, istemsiz bir şekilde boğazımdan minik iniltiler çıkıyodu. Öpücükleri boynumdan kulağıma doğru geldi.
"Ateşle oynama.. Yanarsın"
Gözlerimi açıp ona baktım. Gözleri hala kırmızıydı.
"Ne kadar ileri gidebileceğini gördük. Bence iyi bir şey söyledin."
Jace sinsice sırıtıp beni şelaleden aşağı attı. Çığlık atıyordum, peşimden atlamıştı. Jace'le birlikte bütün gün burada eğlenmiştik, bir ara dışarıya çıkıp geyik avladı. Akşam birlikte eve döndük.
"Neredesiniz siz ya, sabahtan beri yoksunuz?"
"Biraz etrafı gezdik."
Clara ve David imalı imalı baksalarda onları umursamayıp yukarı çıkıp duşa girdim. Çok yorulmuştum, elime pansuman yapıp aşağı indim.
"O kurt heryerde onu arıyor." dedi David.
"Alec iyice dolaşmış mı etrafı?" dedi Jace.
"Evet hatta Kendall ve Kevin kurtları takip etmişler. Herkes Arya'nın öldüğünü düşünüyor ama Arya'yı ısıran kury hala onun peşinde" dedi Clara
"Arya'nın şehre geri dönmesi tehlikeli değil mi Jace?"
"Hayır.. o kurt Arya'yı görmedi, sadece kokusunu duydu. Arya o gün hırkasının şapkasını takıyordu. Onu görünce tanıyamaz."
Clara'nın telefonu çaldı. Koltuğa geçip oturdum.
"Zoe gelmiş."
Clara kapıyı açıp içeri uzun boylu sarışın güzel bir kadınla içeri girdi. Clara ve David'e sarıldıktan sona Jace'e sarılıp yanağını öptü.
"Uzun zaman oldu Jace." dedi.
Jace onu umursamadan gelip yanıma oturdu.
"Bu olanlar aramızda kalıcak. Başka bir yerde duyarsam ne olucağını biliyosun Zoe." sesi uyarıcıydı.
"Bana güvenebileceğinizi biliyorsunuz ama anlamadığım bir şey var.. neden saklıyorsunuz bu insanı"
"İşini yap ve git" dedi David.
"Bana anlatmadan büyüyü yapamam."
Jace sıkıldığını belli edercesine nefes verdi.
"Onu yakında vampir yapıcaz. Sadece 18 yaşını doldurmasını ve okulunun bitmesini bekliyoruz." dedi Clara.
"Ne!? Neden vampir olmak istiyor.. hem ayrıca neden bekliyorsunuz 18 olmasını?"
"Çünkü ona aşığım! 18 yaşını doldurup vampir olucak, böylece ailesi evlenmemize izin vericek. Ama kurtlar onu benimle gördü."
Jace'e baktım. Çok sinirli görünüyordu, yaklaşıp beni kolunun altına aldı.
Kadın şaşkınca bir bana bir Jace'e bakıyordu.
"Senin gibi birisi 25 sene sonra hayatına bir kadın sokuyor. Millie gibi bir vampir varken gidip liseli bir kıza aşık olmak tam sana göre." dedi iğrenircesine.
"Bu durumdan Millie'nin haberi olmiyacak Zoe. Burada olan burada kalıcak. Şimdi işini hallet, zamanımızı harcama." dedi Clara.
Kadın gümüş bir kaseyi alıp içine değişik otlar atıp karıştırdı. Bir şeyler söylüyordu ama anlamıyordum. Birden kaseden dumanlar çıkmaya başladı. Yan taraftaki bardağı alıp bana uzattı.
"İç" bardağı elinden alıp kokladım.
Güzel kokuyordu ama kadına güvenmiyordum. Jace elimdeki bardağı alıp bana içirdi, tadı çok iğrençti ama kokusu güzeldi. Sanırım içinde bergamot vardı, boğazım yanıyordu.
Kusmak istiyordum ama kusamazdım, hızla ayağa kalkıp dışarı çıktım. Temiz hava biraz daha iyi gelmişti. Zoe hala içerideydi.
İlerdeki çeşmeye gidip elimi yüzümü yıkadım. Bacaklarıma bir şeyin dokunmasıyla panikledim. Bizim yılışığa benzeyen bir kediydi.
"Bu kedilerin benimle alıp veremediği ne anlamadım ki."
Kediyi alıp sevmeye başladım.
"Seninde mi adın yılışık yoksa?"
"Hayır Neptün" Zoe bize doğru geliyordu.
"Kedinle mi dolaşıyorsun?"
"Her büyücünün kedisi vardır, yardımcılarımız gibidiler."
"Teşekkür ederim Zoe"
Zoe bana gülümseyip açtığı geçitten gitti. Bende arkasından bakakaldım.
"Bakalım büyü işe yaradımı?" dedi David.
Clara koşarak beni kucağına aldı ve koşmaya başladı. 2 dakikanın sonunda yüksek bir ağacın üzerinde durduk. Jace ve David beni kokumdan takip ediceklerdi.
Çok yorgundum, yüzmek beni çok yormuştu. Eve gidip uyumak istiyorsum bir an önce. 20 dakika sonra ilk gelen Jace oldu.
"David'den önce geldin?" dedi Clara
"Neden şaşırdın?" dedim merakla.
"David Çok iyi iz sürer. Jace ondan önce buldu seni.. Jace ben David'i alıp biraz avlanayim"
Jace kafa sallayıp beni kucağına aldı. Kendimi yürüyemeyen koca bir bebek gibi hissediyordum, sürekli kucaklarına alıyolardı beni. İyi yönünden bakmak gerekirse Jace'le dönüyordum eve, Clara koşarken çok sarsılıyodum. Eve Clara ile dönseydim kesin kusardım. Jace sırıttı.
"Akıl okumama büyüsüde var mıdır acaba?"
"Sanmıyorum"
Kafamı boynuna gömdüm, sonrasını hatırlamıyorum
Sabah Clara ve diğerlerinin benim için hazırladığı oda da uyandım. Geri dönmüştük, telefonumu alıp saate baktım. 11'e geliyordu. Kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Aşağıdan yemek kokuları geliyordu. Clara bana kahvaltı hazırlıyordu.
"Günaydın uykucu" elindeki telefondan bir şeyler bakıp önündeki kaseye bir şeyler ekliyordu.
"Günaydın. Ne yapıyorsun?"
Yanına gittim.
"Pankek sanırım" kıkırdayıp önündeki kaseyi aldım.
"Diğerleri nerede?"
"Okula gittiler. Kahvaltını ettikten sonra bizde alışverişe gidicez."
Hızlıca kahvaltımı edip hazırlandım. Clara'nın arabasına binip şehirdeki en büyük alışveriş merkezine gittik. Burada bütün markalar vardı. Kendall bize doğru geliyordu, bizimle geliceğini düşünmemiştim.
Yanımıza gelip Clara'yı öptü. Üzerinde Clara'nın benim dolabımdan aldıpı elbise vardı. Clara'ya bakıp gülümsedim, o da bana göz kırptı.
"Ne o tatlım çok beğendin sanırım elbisemi?" Kendall bana imayla bakıyordu.
"Sana çok yakışmış"
Bir şey demeden ilerledi. Clara kulağıma eğildi.
"Alışveriş diyince Kendall kendini kaybeder."
Büyük ve pahalı bir mağazaya girdik.
"Hoşgeldiniz Kendall hanım." dedi görevli.
Kendall yeni gelen ürünlere yöneldi. Bütün gün Clara ve Kendall'ın okulda giyebilmeleri için kıyafet, çanta,ayakkabı ve herkese kırtasiye malzemeleri aldık. Bende giyinme odam için alışveriş yapmıştım. Kendall'a ona yakışacağını düşündüğüm kıyafetler seçmiştim, şaşırtıcı bir şekilde itiraz etmeden almıştı. Gerekli olmadığı halde mücevher dükkanına bile girmiştik. Bir sürü saat kolye ve bileklik aldık.
Arabaya doğru giderken Kendall elindeki büyük bir poşeti yüzüme bakmadan bana uzattı.
"Bunlar senin.. içinde biraz daha az çirkin görünürsün." Şaşırarak elindeki poşeti aldım.
"T-teşekkür ederim" hızla ilerleyip arabasına bindi.
Poşetleri bagaja koyduk, önemli poşetlerimi elime aldım.
Saat akşam 6'ya geliyordu. Jace'i bugün hiç görmemiştim, içim bir garip olmuştu.
Acaba o ne yapmıştı bütün gün, beni düşünmüşmüydü.
ARYAA!
Kendi kendine bağıran ilk gerizekalı olma ünvanını alabilirdim. Jace yanımda yokken onunla ilgili düşünebilirdim, beni duymazdı sonuçta. Biraz özgürlüğümün tadını çıkarmalıydım.
Neden düşünsün ki beni?
O sen mi Arya bütün gün;
'Jace nerede acaba?'
'aa şu Jace'e çok yakışır ona hediye mi alsam?'
'Akşam Jace'i görür müyüm acaba?' diye düşünüp durdun.
Off, Jace sıradan birisiydi. Abartıyosun iç sesim.
Öyle mi? Enes nerede biliyor musun Arya, Annen nerede, Gül nerede...
Ay sus! Son zamanlarda Jace'e alıştım sadece. Abartma sende.
İyi ilerde görücem ben seni merak etme.
Küsüyorum seninle iç sesim, aptallaştın sen. Beyin nakli için sıraya yazdırıyorum seni.
Bence sen bi doktora falan görün, vitaminin falan düştü sanırım. İyice mallaştın.
Senin kapanma düğmen nerde ya, doktora gidiyimde aldırıyim ben seni.
Jace'den hoşlanıyorsun.
"Clara!" aniden bağırmıştım.
Clara anlamamış gibi bana bakıyordu.
"Beni eve bırakabilir misin?" neden paniklemiştim.
"Neden? Bir sor..." hemen sözünü kestim.
"Yok hayır hatta ben burda iniyim, eve yakın zaten"
"Arya iyi misin?"
"Clara dur lütfen." ağlamak üzereydim.
Clara arabayı durdurdu.
"Eşyalarını dizicektik."
"Sen halledebilir misin? Benim acilen eve gitmem gerek."
"Hallederim ama acil olan ne?"
"Önemsiz bir şey" Clara'ya sarılıp elimdeki poşetlerle arabadan inip yürümeye başladım.
Kimseden hoşlanmıyordum, bak Jace umrumda bile değil. Umrumda olsaydı koşa koşa eve gidip ona aldığım hediyeleri verirdim.
Jace sadece arkadaşımdı, o beni koruyordu. Onunla güvende hissediyordum sadece. Hepsi bu. Eve gidip aldığım hediyeleri dolabın üstüne kaldırdım. Annemle doya doya özlem giderdikten sonra kendimi resim odama kilitledim. Telefonumu odama bırakmıştım, dış dünyayla bağlantımı kesmiştim. Jace buraya giremezdi, kapıda kilitliydi.
Hala Jace diyosun.
İç sesimi susturmak için müziğin sesini sonuna kadar açtım. Böylesi daha iyiydi.
"Güzel çiziyorsun."
Jace buradaydı, arkamı döndüm hemen.
"Buraya nasıl girdin?"
"Ben bir vampirim Arya, unuttun mu?"
Ayağa kalktım. Neden gelmişti ki buraya. Yüzüne bakmıyordum.
"Bir şey mi oldu?"
"Yarın okulda bizi tanımıyormuş gibi davranman gerekiyor, yeni tanışıyormuş gibi davranıcaz."
"Mesaj atsaydın keşke, buraya kadar yorulmasaydın."
"Neden bana bakmıyorsun?"
"Benim çok uykum var, duşa girmem gerek hem."
Yanından geçip gidicekken iki eliyle belimden yakalayıp kendine çekti, sağ eliyle yanağımı tutup kafamı kaldırdı.
"Sorun ne Arya, bugün arabada da garip hareketler yapmışsın."
Gözlerinin içine bakamıyordum.
"Sorun yok Jace"
"Yalan söylüyorsun."
Git Jace lütfen, zorlama beni. Gözlerimi yumdum.. özür dilerim.
"Her şeyi sana anlatmak zorunda değilim Jace, yeteneğin yüzünden özel hayatımı zaten yeterince ihlal ediyorsun. Senin yüzünden ne düşünüceğimi seçmek zorunda kalıyorum, senin yüzünden sürekli iç savaş veriyorum, yoruldum anlıyor musun!? Uzak dur biraz benden!"
Neden ağlıyordum? Neden korkuyordum? Neden canım yanıyordu?
Jace hızla odadan çıkıp gitti. Yere oturup ağlamaya başladım.
Annem odaya geldi. Hemen gözlerimi silip ayağa kalktım.
"Annecim bu ses ne?"
Annem bana bakıyordu. Yeni uyanmıştı. Arkamı dönüp müziği kapattım.
"Dalmışım annecim özür dilerim. Duşa giricem şimdi uyu sen."
"Bu kadar dalma annecim, sağlığına zarar. İyi geceler."
"İyi geceler."
Hızla resim odasını kilitleyip duşa girdim.
Jace dengemi alt üstü etmişti, kızmışmıydı bana. Çok ağır konuşmuştum, ama napıyim gitmezdi başka türlü. Affet beni Jace.
Pijamalarımı giyip yatağıma yattım.