İçimde uçuşan kelebeklere dayanarak yaptığım bu atak adamı hiç beklemediği bir anda vuruyor ve dikkati dağılıyor. Biz hülyalı hülyalı birbirimize bakarken bisiklet tepesinde olduğumuzu unutuyoruz birden. Melih'in dengeyi kaybetmesi de kaçınılmaz oluyor ve önümüze çıkan pek de ufak olmayan bir çukura takılıp bir miktar uçmuş bulunuyoruz. Melih'in beni tutmaya çalışması bir işe yaramazken ikimizde farklı taraflara savruluyoruz. O ilk çakılmanın sarsıntısını hazmedemeden birden üzerime devrilen bisiklet üzerine tuz biber serpiyor. Yüzümü korumaya çalışırken aklıma pek de sevimli olmayan kelimeler sıralıyorum. Bisikletin pedalının bacağımı çizdiğini hissediyorum. Gidonlardan birisi karın boşluğuma baskı yaparken bu bisikletin kaç ton olduğunu sorguluyorum. Bu esnada aklım da bana el sallayar

