Küçük bir valiz hazırlayıp hemen arabasına atladı. Havalanına geçip uçağa bindi ve 2 saatin sonunda anne babasına sürpriz yapmak üzere kapının ziline dokundu. Annesinin sesiyle gülümsedi.
"Geldim geldim yine mi anahtarını unuttun?" diyerek elinde havlu kapıyı açınca karşısında oğluyla sesi içine kaçtı.
"Ahmetttt?"
"Anacımm." diyerek içeri girip anasına sarılıp yanaklarını öptü koklaya koklaya. Belki tekrarı olmazdı. O yüzden uzun uzun sarıldı anasına.
"Ahmett senin ne işin var burada?" diye aklı başına gelen Rahşan hanım heyecanla oğlundan ayrıldı.
"Aşk olsun anne baba evine gelemez miyim?"
"Onu mu diyorum oğlum akşam akşam haber vermeden ne oldu? Kötü bir şey yoktur inşallah?" diye eliyle kalbini tuttu. Ahmet anasını üzmemek için işi biraz şaklabanlığa vurup
"Seni özledim sultanım o güzel yemeklerini mis kokunu" diyerek sarılıp öpmeye anasını gıdıklamaya başladı.
"Ahmet yapma oğlum dur durr." diye bağırarak oğlunun kolları arasından içeri kaçtı.
"Ah Ahmet ahh koca adam oldun hala vaz geçmedin şu halinden geç içeri eşek sıpası." diyerek ardı sıra gelen oğluna yalandan kaşlarını çattı.
"Kızma anam ya özledim sizi bende görev olmayınca bir gelip göreyim dedim." annesi şüpheyle baktı tepeden tırnağa.
"Diyosun?" dedi oldukça şüpheliydi oğlunun hali.
"Dedim bile bu arada babam nerede? Bu saat olmuş hala eve gelmedi mi? Hayırdır Rahşan hanım yoksa Erdal bey sizi üzüyor mu?" dedi gözleri etrafı süzüp tıpkı bir dedektif gibi numara yaptı.
"Ahahahaha baban mı? Ayol o bensiz nefes alamaz ne üzmesi? Hem kolaysa yapsın kafasını kırarım." diyerek parmağını salladı. Yapardı vallahi hanım hanım olsa da zamanında kendini döven okul çocuğunun annesi ve babasını kibarca yerin dibine sokup sokup çıkartmıştı. Annesi ufak tefek nazik bir kadın dı ama iş zora geldiğinde kendini yorup üzmeden kibarca ders verir karşısında ki sesini bile çıkaramazdı. Şimdi de öyle idi duruşu bakışı Ahmet hemen ciddileşip anasının omzuna koydu elini.
"Haklısınız sultanım sizin gibisini nereden bulacak?" diyerek anasını pohpohladı.
"Ara bakıyım nerede bu? Altı üstü fırından sıcak ekmek istedim. Sanırsın hamuru kendi yoğuruyor." diyerek cık cıkladı. Ahmet cebindeki telefonu alıp babasının adına bastı. Bir kaç çalma sonrası telefon
"Aslanım." diyerek açıldı.
"Babam nasılsın?" diye sordu.
"İyiyim oğlum sağol sen nasılsın?"
"İyiyim babam neredesin sesler gelir?" dedi .
"Fırındayım oğlum annen sıcak ekmek istedi onu almaya geldim. Fırındaki fırın sigorta atmış gelip yaptılar. Bizde sırada bekliyoruz." dedi.
"Anladım babam görüşürüz o halde işin uzun mu?"
"Yok oğlum 5 dakikaya çıkar dedi hayırdır bir sorun yoktur inşallah?"
"Yok yok hadi görüşürüz." diyerek telefonu kapadı.
"Ne olmuş?"
"Fırın bozulmuş onu beklemiş."
"Haaa bir şey olduğu belliydi canım yoksa bu kadar gecikmez baban." diye kocasının hakkını da veriyordu.
"EE ne pişirdin sultanım ben yoldan geldim acıktım."dedi Ahmet.
"Vallahi oğlum senin geleceğinden haberim yoktu ki ot kavurmuştum birde tarhana çorbası var. Yada dur babanı arayayım da kızarmış tavuk alıp gelsin." dediğinde Ahmet telefonu annesinin elinden kaptı.
"Gerek yok anacım ot kavurması ve tarhana mis gibi içilir. Hem özledim senin tarhananı da ot kavurmanı da." deyip anasını göğsüne bastırdı.
"Ah deli oğlan yarın canın ne isterse yapıcam söz." dediğinde kapının kilit sesiyle ana oğul salon kapısına baktılar.
"Rahşan canım fırındaki elektrik devresi bozulmuş geciktim karıcım." diyerek salona giren Erdal bey oğlunu ve karısını görünce şok olup yerinde dondu.
"Babam sürpriz yapayım demiştim." diyerek anasından ayrılıp babasının eline uzandı ve hemen sarıldılar.
"Hoş gelmişsin oğlum nasıl şaşırttın beni. Birde neredesin nasılsın? diye bana sorular soruyor.. Yoksa beni mi yokluyordun sen?"
"Aslında sultanım baban gecikti deyince merak ettim olan bu." dedi.
Hep beraber hazır masa ısınmış yemekler sıcak ekmekle mutfak masasına yöneldiler. Rahşan hanım hemen bir servis daha çıkartıp oğluna o çok sevdiği tarhana çorbasından koydu ve ailecek sohbete daldılar. Masadan kalkmadan toplanmış ve kahveler masa başında içilmişti.
Ahmet annesine değil ama babasına durumu açıklayacak ileride ne olacağı belli olmayan bu görevden haberi olsun istiyordu. Rahşan hanım odaya oğluna yatak açmaya gittiğinde Ahmet hafif öne eğilip babasına baktı.
"Baba konuşmamız lazım ama annem duymasın. Üzülsün ağlasın istemiyorum." dedi. Erdal bey neye uğradığını şaşırdı.
"Yarın müsait bir zamanda konuşmamız gerekiyor." diyerek konunun üstünü ürttü. Rahşan hanım eli alnında yorulmuş.
"Yatağın hazır annem çarşafları değiştirdim." dedi. Ahmet dizlerine vurup ayağa kalktı.
"Nasılsa daha buradayım izninizle gidip yatayım yarın bol bol konuşuruz" diyerek kendisi için hazırlanan odaya geçti. Yatağa uzanıp Rüyayı görmediğini konuşmadığını düşündü. Gerçi kıza ne diyecekti ki? Sonuçta aralarında resmi hiç bir şey yoktu. Oda yüzünü ekşitip üzerini değiştirip yatağa uzandı ve bugünün bitmesi için hemen uykuya teslim oldu.
İlk kez rüyasında Rüya'yı görmüş mutlulukla heyecanla sıçramıştı yataktan.
"Tövbe estağfurullah o neydi ya?" diye diye odada dört dönmeye başladı. sabah ayamamış hala baygındı. Hemen üzerini değişip valizindeki eşofmanlarını geçirdi üzerine. Sessiz olmaya özen göstererek evden çıktı ve yıllar öncesi spor yapmak için koşturduğu parkura gidip sayısını saymaktan vazgeçtiği kadar koştu. En sonunda gündelik hareketlerini de 200 tekrar yapıp kan ter içinde eve geldi. Annesi uyanmış ses olmasın diye büyük bir dikkatle kahvaltı hazırlıyordu.
"Günaydın sultanım." dediğinde ardını dönen Rahşan hanım.
"Ahmet dışarı mı çıktın?" dedi. Oğlunun terli saçları ve kıyafetleriyle izinde bile durmadığını hatırladı.
"Bende uyuyorsun ses yapmayayım diye parmak üzerinde balerin gibi kahvaltı hazırlıyordum." dedi. Annesinin ince zekası ve esprileriyle gülüp
"Ben duştayım." diyerek odaya geçti. Rahşan hanım şarkılarını mırıldanıp oğluna ve kocasına mükellef bir sofra kurdu. fırında ısıttığı ekmeklerle her şey harika görünüyordu.Erdal bey eli yüzü şişmiş ama yüzündeki ifade donuk mutfaktan içeri girdi. Tüm gece Ahmet ile ne konuşacaklarını düşünüp uyuyamamış sabah karşı dalmış bir sürü saçma sapan rüya görüp uyku uyuyamamıştı.
"Hayırlı sabahlar ." diyerek sandalyesine oturdu.
"Ahmet kalkmadı mı?"
"Ohooo ne kalkmaması benim oğlum sabah sabah uyanmış spora gitmiş az evvel geldi . Görsen kan ter içinde kalmış. Ama bir şey diyeyim mi?"
"Neymiş?"
"Terli terli de olsa hala çok yakışıklı." dedi. Eliyle kendini gösterip
"Ben yaptım maşallah bana." diyerek kafasını salladı . Erdal bey hemen dikleşip
"Benimde katkım var hem oğlumda babası gibi yakışıklı." dedi oda kendine pay çıkartıyordu. Karısından bir evet çıkmayınca ayağa kalkıp yanına dikildi.
"Ne yani ben yakışıklı değil miyim? Beni beğenmiyor musun?" diyerek sorgulamaya başladı.
"Ay Erdal'cım koca adam oldun hala onayımı bekliyorsun. Ayol seni yakışıklı bulmasam sevmesem 4 tane çocuk yapar hala dibinde durur muyum?" dedi. Erdal bey aldığı yanıtla mutlulukla yanağından bir makas alıp
"Yavrum benim." diyerek geri yerine oturdu. İçeri giren oğluyla her ikisi de az evvelki cilve seansına son verip ağır ağır kahvaltılarını yaptılar. Annesinin günü vardı ve öğleden sonra evden ayrıldı. Ahmet bu duruma çok sevindi yoksa annesi bir dakika yalnız bırakmazdı.
"EE Ahmet ne zaman konuşacaksın? Sabaha kadar gözüme uyku girmedi."
"Anlıyorum babam."
"Anlıyorsan hemen de neler oluyor? Annenden bile saklamak istediğin şey nedir?"
"Aslında saklamak değil de üzülsün istemiyorum. Birde..."
"Birde?"
"Gideceğim görev belki geri gelemem." deyince Erdal bey oğlunun gözlerinin en derinine baktı.
"Nasıl Ahmet anlamadım oğlum."
"Babam detaya giremem ama kısaca bir göreve gitmem gerek zamanı süresi yok. Ülke çıkarları için başka bir kimlikle orada bulunacağım. Yani işler ters giderse beni arayıp sormayacaksınız." dedi. Erdal beyin kalbine bir taş oturdu. Vatan içinse gerisi teferruattı da karısına ne derdi? Hele haberi varken ona denmemiş olmasını asla affetmezdi.
"Ahmet anlıyorum açıklayamayacağın kadar zor ve gizli."
"Evet babam öyle. Hatta hiç kimseyle iletişim kuramam."
"Öyle mi?" babası şaşkındı anlamaya çalışıyordu ama kafası karışmıştı. Başka kimlik süresiz birde görüşme konuşma yok. Galiba canını rehin verip gidecekti.
"Ahmet bu kadar sıkı bir görev sorun çıkmasın?"
"İnşallah babam koruma görevinde olacağım bildiğim işler. Sadece asker olduğum bilinmemeli sahte bir kimlikle orada olacağım."
"Orası neresi?"
"Babam bu kadarı bile çok fazla lütfen anneme iyi bak kendine de. Beni merak etmeyin başımın çaresine bakarım. Komutanım 10 gün izin verdi 1 hafta buradayım sonra geri dönmem gerek." dedi durumunu arz ediyordu.
"Tamam oğlum sen nasıl dersen. Allah'a emanetsin." dedi oğlunun kolunu sıvazlarken. Baba oğul uzun bir süre sessizce açık televizyonu izlediler. Ama biliyorlardı ki ikisinin de aklı televizyonda değildi.
Akşam olduğunda Ahmet anne babasını dışarıda yemeğe götürdü. Annesi kabul etmemiş ama Ahmet ısrar kıyamet kabul ettirmişti. En meşhur restoranı arayıp üç kişilik masa rezerve etti. Anne babasına belki de son kez yemek ısmarlıyordu. Babası durumu bildiğinden hiç ısrar etmemiş oğlu ne dese tamam moduna geçmişti. Rahşan hanım kahverengi bir elbiseyi giyip saçlarını açmıştı. Oğlunun geçen yıl anneler gününde kargoyla yolladığı altın kelepçeyi takıp kolunu kaldırdı.
"Bak annecim kıymetinden takamıyorum bile." dedi elini sallayıp.
"Canım anam senden kıymetli değil ya daha güzellerini alırım sen yeter ki memnun ol beğen ." dedi.
"Artık bana değil müstakbel gelinime alırsın." dedi ağzını büzüp kaşlarını kaldırarak.
"O ne demek anacım?"
"Ne olacak Ahmetim bundan sonra bana değil nasipse Rüya kızıma al böyle takıları ama daha zariflerini. Mağlum o daha genç ve çalışıyor böyle bir kelepçeyi günlük takamaz." dedi kendinden emin. Erdal bey ve Ahmet ağızları açık ayran budalası gibi karşılarındaki kadına bakakaldılar.
"Hadi hadi böyle de aklınızı alırım geç kaldık gidelimde yemeğimizi yiyelim." diyerek vestiyerden çantasını ceketini alıp kapıyı açarak çıktı. Kapı eşiğinde yumurta topuklularını giyip ardına baktı ki koca iki adam hala ardı sıra kendisine bakıyorlardı.
"İsterseniz vazgeçeyim?" dediğinde Ahmet'in aklı başına gelip
"Tamam anacım buyur" diyerek ardından ayakkabılarını geçirip kolunu uzattı. Nazlı nazlı oğlunun koluna giren Rahşan hanım kocasına da hıh yapmayı ihmal etmedi. Erdal bey ben sana sorarım diye iç geçirip kapıyı kilitledi ve önde karısı ve oğlu olması sebebiyle arka koltuğa kuruldu.