Kalp Krizi

2534 Words
"Annecim ben hemen yola çıkıyorum merak etme babam iyi olacak." Rüya telefonu kapayıp kapısını telaşla kilitledi ve arabasına doğru hızlı adımlarla yürüdü.Hemen arabasına binip kontağı çevirdi ve baş hekimi aradı. Kısaca babasının kalp krizi geçirdiğini ve acilen İstanbul'a gitmesi gerektiğini söyleyip yola devam etti ve bir süre sonra havaalanının otoparkına arabasını park etti. Rüya annesinin telefonu ve sesindeki korku gözyaşlarının sesiyle doktor olmasına rağmen panik olmuş Ahmet yüzbaşıya haber verememişti. İstanbul'a gidince ararım diye düşünüp arabasını kilitledi check-in yapmak için hemen görevliye doğru yürüdü. Görevli telefona bakıp internetten acil aldığı bileti kontrol edip onayladı ve eline yazıcıdan çıkan yeni bir bilet tutuşturdu. Elinde ki çantası hariç bavul olmadığından kenardaki koltuklara geçip beklemeye başladı. Daha bir saat vardı. Tekrar annesini arayıp babasının doktoruyla görüşmüş kısmen rahatlamıştı. Doktor Alptuğ babasına anjio yaptığını ama istediği sonucu alamadığını bu yüzden kendisini beklediğini ve hem doktor hemde kızı olma sıfatıyla kararı Rüya'ya bırakmıştı. Telefon kapandığında gözlerini kapadı ve başındaki ağırlık ve zonklamayla off çekti. Aklına Ahmet'in gözleri gelinde gözlerini açıp hemen telefondan Ahmet yüzbaşıyı aradı. Telefon üçüncü çalışta kapatmak üzereyken nefes nefese "Aloo " diye açıldı. "Benim Rüya." diyebildi. "Efendim Rüya neredesin?" sanki bilir gibi neredesin demişti. Rüya boğazını temizleyip ağlamamak için hafif gülümsemeye çabalayıp "Ahmet yüzbaşım ben havaalanındayım babam kalp krizi geçirmiş memlekete gidiyorum. O kadar aceleyle buraya geldim ki seni henüz arayabildim." dedi. Ahmet bir süre düşünüp "Yapabileceğim bir şey var mı?" dedi Rüya göğsü şişmiş hıçkırmamak için derin bir nefes almıştı. Ahmet Yüzbaşı "İstersen seninle gelebilirim." dediğinde Rüya kendini daha fazla tutamayarak hıçkırdı. "Ahmet ben ben çok kötüyüm. Ben bir doktorum ama babam hiç hasta olmaz hep çok güçlü hep çok enerjiktir bu nasıl oldu bilmiyorum" dedi. Ahmet sevdiği kadının halini anlayıp bir kulağında telefon hızla hemen üzerini giyindi. "Rüya şimdi sakin ol uçak saatin kaç?" diye sordu. Rüya elindeki bilete bakıp "55 dakikam var" dedi. "O halde benden haber bekle oraya geliyorum." diyerek telefon kapandı. Rüya güçlü bir kadın olmasına rağmen aldığı haberle küçük bir kız çocuğu gibi eliyle yüzünü kapayıp ağlamaya başladı. Ahmet yüzbaşı hemen personel şubeyi arayıp görev olmamasını fırsat bilip 3 günlük izin istedi. Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmayan komutanı hemen kabul etti. "İzin kağıdım kalsın acil gitmem gerekiyor" diyerek arabasını havaalanına sürdü. Bir yandan da İstanbul uçağına bilet arıyordu. Burası çok büyük bir yer olmadığından çok sık olmasa da uçak sakin olur genelde son anda da bilet bulunurdu. Hemen biletini online alıp telefonu bıraktı. Arabayı büyük bir hızla havaalanına sürüp otoparka arabayı park edip hemen içeri girdi. Etrafa göz gezdirdiğinde kenarda oturan gözleri yaşlı doktor Rüya'yı gördü. Hızlı hızlı yanına gidip önünde durdu. Rüya başını kaldırdığında Ahmet yüzbaşıyı görünce hemen ayağa kalkıp boynuna sarıldı. Sanki dünyadaki her şeye sahip olmuş gibi hissetmişti Rüya. "Ahmettt." diye hıçkırmaya başladı. Ahmet yüzbaşı bir eli sırtında bir eli saçlarında sevdiği kadını sakinleştirmeye başladı. "Hişşş sakin ol eminim senin baban da senin kadar güçlüdür öyle bir kalp krizine teslim olmaz. Hem böylesi seven bir kızı varken hiç bir erkek kolayca çekip gidemez" diye teskin etti Rüya'yı. Rüya burnu kızarmış gözleri kan çanağı halde başını kaldırıp sevdiği adama baktı. Şuan burada olması kendini teselli etmesi çok değerliydi. Ben buradayım yanındayım seni seviyorum demekti. Rüya daha bir sıkı sarılıp yüzünü Ahmet'in göğsüne bastırdı. "Teşekkür ederim." dedi. "Ne için?" "Burada olman... ben ne diyeceğimi bilemiyorum." "Sen olsan gelmez miydin?" "Tabii ki gelirdim yani izin alabilsem seve seve." "O halde ben yapınca neden tuhaf geldi?" "Ne bileyim sen askersin hem." "Hem ne?" "Hem sen beni ." dedi ve sonrasında sesi kısılıp sözünü tamamlayamadı. Ahmet yüzbaşı eliyle çenesinden kaldırıp yüzlerini karşı karşıya getirdi. "Ben askerim doğru ama netice de bende insanım benim de annem babam var. Onları çok seviyorum eminim sende anne babanı çok seviyorsundur. Halin yani bunu haykırıyor. Sen bu halde buradayken ben nasıl huzurla görevimi ifa edeyim Rüya?" dedi. Rüya Ahmet'in belki de farkında olmadan spontane gelişen sözlerini anlamış ve çok mutlu olmuştu. Seni seviyorum aşığım demese de olurdu. Az önce ağzından çıkanlar binlerce Seni seviyorumdan daha kıymetliydi.Gözlerine dalıp gitti Rüya. "Yine de teşekkür ederim" dediğinde anons geçmiş ve ikisi de uçağın giriş kapısına doğru yürümeye başladılar. Görevlinin gösterdiği koridordan yürüyüp uçağa doğru ilerlediler. Ahmet Rüya'nın 3 koltuk arkasına denk gelmişti. Rüya'nın yan tarafı boştu hostesten sevgilisi olduğunu ve mümkünse yanına oturmak istediğini söyledi. Hostes yok dese de Ahmet durumu kısaca anlatmış hatta biraz hostesi manipüle etmişti. Zavallı hostes mecburen bu genç aşıklara kıyamamış ve yan yana oturtmuştu. Rüya bu duruma şaşırsa da Ahmet çok mutlu olmuştu. Kemerler bağlanmış anonslar geçilmiş uyarılar yapılmış ve sarsılmayla da olsa uçak nihayet havalanmıştı. İki saate yakın yolculuğun ardından beraber havaalanından ayrılan Ahmet ve Rüya hemen annesinin attığı konuma doğru yola koyuldular. Ahmet zaman zaman buraya gelmiş bazen iş için bazense arkadaşlarını ziyarete gelse de bu koca şehri çok sevmesine rağmen şu kalabalık ve gürültüden dolayı asla yaşanmaz demişti. Hayat Ahmet yüzbaşıyı asla dediği yerden imtihan ediyordu. Taksiyle hareket ederlerken hastanenin önünde duran taksiye parasını Ahmet ödedi Rüya hiç karışmamış tavrını da hesabını da sonraya saklamıştı. Hızlı hızlı içeri girip danışmaya kendini tanıtıp babasının adıyla nerede olduklarını sordu. Danışmadaki görevli doktorunu ve kaldığı odayı söyleyip asansörlere doğru işaret etti. Ahmet ve Rüya hızlı adımlarla hemen asansöre gidip kısa süre beklediler. Kapıları açılan asansöre binip kenara çekildiler. Ardı sıra gelen sedyedeki bir hasta ve iki hemşireyle asansör bir anda sıkışmış Ahmet sedye Rüyaya çarpmasın diye önüne doğru geçmişti. Sedyenin kenarı Ahmet'in kalçasıyla üst baldırına doğru denk gelmişti. "Şey beyefendi kusura bakmayın diğer asansör doluydu da ben çok özür dilerim." diye utana sıkıla genç hemşire durumu arz etti. "Önemli değil" diyerek bakışlarını Rüyanın saçlarına odakladı. Saçlarından yükselen çiçek kokusuyla gözlerini kapayıp derin nefesler alıp sakinleşti. Rüya başını kaldırdığında gözleri kapalı yüzünde garip bir huzur olan adama baktı. "Ahmet." dediğinde Ahmet yakalanmanın verdiği utançla hemen gözlerini açtı ve başını indirdi. Öyle bir hale gelmişlerdi ki Ahmet'in dudakları Rüya'nın alnını okşuyordu sanki. Nefesi alnını yakıp kavurmuştu. Rüya hemen başını eğdi bu kezde Ahmet yüzbaşının göğsüne başını gömmüş parfüm kokusuyla bu kez de o gözlerini kapayıp nefeslenmişti. Ahmet başını biraz daha eğip "İyi misin ?" dedi. Rüya gözleri kapalı "Uzun süredir hiç bu kadar iyi olmamıştım ." dedi alnını Ahmet'in göğsüne yaslayıp. Çınn sesiyle herkes toparlandı ve asansörden sırasıyla indiler. Rüya o kısacık anda yanındaki dağ gibi adamla kendini güvende hissetmiş tüm korkuları yalnızlığı ve çaresizliği sanki çözüme kavuşmuş rahatlamıştı. Ahmet Rüya'nın yanında dağ gibi ağır ağır yürümeye başladı. Koridoru döndüklerinde karşıdaki kapının önünde gördükleriyle Rüya ve Ahmet şok olmuş halde donup kaldılar. "Rüyamm" diye karşıdan hızla gelen eski nişanlısı daha Rüya ne olduğunu anlamadan sarılıp saçlarını öptü. Ahmet bu duruma çok sinirlenmişti. Bu pislik herif her boku yiyip kız ayrılsa bile hala Rüyam diyebilme cesaretini kendinde bulabiliyordu. Ahmet boğazını temizlediğinde Rüya'nın aklı başına geldi ve Serdar'ı sert bir biçimde kendinden uzaklaştırdı. Serdar pişkin ve şaşkın bir ifadeyle "Rüyamm neyin var?" diye sordu. Rüya tam cevap verecekken odanın kapısı açıldı ve içeriden annesi çıktı. "Annemm yavrum" diyerek hemen kızına koşan kadın sımsıkı sarıp ağlamaya başladı. Daha bir kaç saat önce kendi salya sümük ağlamamış gibi annesini teselli ediyor babası için "O eski kurda bir şey olmaz bizi gömer" gibi saçma sapan şakalar yapıp annesini güldürüyordu. "İnşallah kızım Allah babanı başımızdan eksik etmesin. O yoksa ben ne yaparım?" dedi. Rüya annesini sakinleştirip odaya girmek için adımlayınca yüzsüz gibi Serdar da ardı sıra odaya doğru adımladı. "Sen nereye?" dedi Rüya. "Bende seninle gelecektim Rüyam" dediğinde Rüya tüm vücudunu Serdar'a döndürüp kaşlarını çattı. "Bana bak ben seninle olan her bağlantımı o gün yüzüğü suratına fırlattığımda bitirdim. Şimdi bana Rüyam deyip durma." dedi. Serdar hem kayınvalidesi hemde ailesinin hemde ilk kez gördüğü yakışıklı dağ gibi adamın yanında Rüya'nın ağzından çıkanlara sinirlenip Rüya'ya doğru bir adım atmıştı ki Ahmet hemen araya girdi. Serdar 188 boyundaydı ama 195 lik ve kaslı Ahmet yüzbaşıyla aşık atamazdı. "Sende kimsin? Çekil şuradan nişanlımla konuşuyorum" dediğinde Serdar'ın annesi "Serdar Rüya ne demek istedi? Ne demek o gün? Yüzük fırlatmak falan?"dedi. Zenginliği her halinden belli olan kadın ve adam oğulları yüzünden rezil olmuşlar ortamı yumuşatmak ve neler olduğunu anlamak için çalışıyorlardı. "Yok bir şey annecim Rüya yanlış anladı da onu diyor ama merak etmeyin biz konuşup halledeceğiz." diyerek Ahmet yüzbaşıya baktı. "Bana bak sen ne kadar yüzsüz bir adammışsın . Bende seni amma büyütmüşüm kusura bakmayın ama sizin bu oğlunuz ne bir adam nede bir insan. Sizden ricam lütfen onu buradan götürün ve beni biraz sevip saydınızsa yine karşıma getirmeyin" diyerek odaya girip kapıyı kapadı. Ahmet'in keyfi yerine gelmişti. Rüya'sı o serseriyi kibarca bir güzel silkelemişti. "Seni ahmak ne halt ettin de gül gibi kızı bu hale getirdin? Sen adam olmazsın düş önüme evde konuşacağız." diyen babasının kolundan çekiştirmesi ve Ahmet'in orada oluşuyla istemeye istemeye gözü arkada hastaneden ayrıldı. Ahmet Rüya'nın annesi ile dışarıda kalmış gözü yaşlı kadın neler olup bittiğine anlam verememiş ve yanındaki yakışıklı ve güçlü bir enerjiye sahip adamla kalakalmıştı. Ne diyeceğini bilemeyerek cesaretini topladı ve. "Merhaba oğlum acaba siz?" dedi . Ahmet kadının haklı şaşkınlığı ve merakını gidermek için elini uzatıp kendini tanıttı. "Merhaba efendim Ben Özel harekatçı Yüzbaşı Ahmet Demir." diye elini uzattı. Kadın eli havada bekleyen adamı baştan ayağa süzüp elini uzattı. "Memnun oldum yüzbaşı siz Rüya ile nereden tanışıyorsunuz?"dedi. Ahmet annesini haklı merakını anlayıp konuşmaya başladı. "Efendim biz Rüya ile aynı lojmanda karşı dairelerde oturuyoruz komşuyuz." dedi. "Aman Allahım bu nasıl bir tesadüf" diye mırıldandı kadın. "Anlamadım efendim." dese de Ahmet yüzbaşı her kelimeyi anlamış içten gülümsemişti. "Yok bir şey evladım anladım komşusunuz. Onca yolu gelmişsiniz ya ondan sordum teşekkür ederim evladım kızımı yalnız bırakmamışsınız." dedi. "Rica ederim Rüya sizden telefon alınca hemen havalanına gelmiş son anda haberim oldu hatta uçağa zorlukla yetiştim" dedi. Kadının kafasında tilkiler bir o yana bir bu yana dolanmaya başladılar. İçinden sana ne be oğlum ne son anı? niye geldin ? neden?" deyip duruyordu. Tam bu arada kocasının kapısı aralandı ve Rüya gözleri ışıl ışıl kafasını uzatıp annesi ve Ahmet'e seslendi. "Babam uyandı anne seni istiyor" dedi. Babası uyanır uyanmaz annesini sormuş "çok merak etmiştir çağırda beni görsün" demişti. Rüya bu yaşta böyle büyük ve sadık bir aşkla bağlı anne babasına imrenmiş ve gıpta etmişti. Koşar adım içeri giren annesi hemen karyolanın baç ucuna gidip kocasını elini tutup yatağa eğildi ve kocasına sarılıp öptü. "Canım Allah korudu seni. Öyle korktum ki neredeyse ben kalpten gidecektim." dedi. "Ağzından yel alsın hanım ." diye söylendi yataktaki adam. Bakışları kapının eşiğindeki dağ gibi adama dönüp karısı ve kızına baktı. Rüya hemen Ahmet'e yaklaşıp kolundan tutup içeri çekti ve kapıyı kapadı. "Babacım bu Ahmet Ahmet yüzbaşı lojmanda karşı komşum." dedi. Bir eli Ahmet'in kolunda babasına küçük bir kız gibi nazlanıyordu. Ahmet biraz mahcup yatağa yaklaşıp elini uzattı. "Çok geçmiş olsun efendim ben yüzbaşı Ahmet Demir." dedi. Rüya'nın babası Ahmet'i süzüp elini uzattı. Adam dün kalp krizi geçirmemiş gibi sert ifadesiyle eline uzanıp sımsıkı tuttu. "Memnun olmayı zamana bırakıyorum yüzbaşı kızımı yalnız bırakmadığınız için teşekkürler." diyerek elini çekti. "Rica ederim efendim siz iyi olunda ." diyerek bir adım geri çekildi. Annesi dayanamayıp Serdarlar neden gitti Rüyacım?" diye sordu. Rüya'nın yüzü düştü. "Şimdi konuşmak istemiyorum annecim." dedi babası bir şeylerin yanlış gittiğini anlayıp karısına göz attı. "Tamam kızım nişanlını akşam yemeğine çağırırsın" dedi. Rüya bir hışımla başını kaldırıp kaşları çatık "O benim nişanlım değil." dedi Annesi şaşkın bir halde "Nasıl yani? Ne demek nişanlın değil? Neler oluyor annecim?" dedi kızına yaklaşarak. Rüya Ahmet'in yanında eskide de kalsa sevdim dediği adamın kendini böylesi aşağılık bir şekilde aldatmasını açıklamak istemiyordu. Anne babasına baktı ama çaresiz lütfen sonra der gibi. Halini babası anlayıp "Hanım yeter Biriciğim isterse anlatır zorlama" diyerek konuyu kestirip attı. Kocaman kız olsa da babasının biriciği olan Rüya sevinçle babasına sarıldı.Kulağına "Teşekkür ederim babacım söz anlatıcam ama utanıyorum" diyerek geri çekildi. Babası daha önce kulağına çalınan şeylerin gerçek olmamasını dileyerek sessiz kaldı. Rüya Ahmet'i de alarak doktorun yanına gitmiş babasının durumunun pek iç açıcı olma sa da stent takılarak bir süre takibe alınması uygun bulunmuştu. Rüya babasının bu gece de burada kalmasını sabaha çıkacağını söyleyerek gecenin ilerleyen saatlerine dek hastanede kalmış sonra Ahmet ile beraber evlerine geçmişti. Ahmet yüzbaşıyla evlerinde yalnız olma fikri onu biraz rahatsız etmiş Ahmet bunu fark edince otelde kalmak istediğini söylemişti. Rüya fesat düşünceleri için kendinden utanıp hayır demiş ve misafir odasını hazırlamıştı. Saat sabahın 2 sini gösterdiğinde herkes kendi odasına çekilmiş ve uyumak için uzanmışlardı. Kapının zilinin ısrarla çalınışıyla Rüya yeni dalmış uykusundan fırlayıp kalktı aklı çıkmıştı. Babası hastanede iken kapının böyle feryat figan çalması hiçte hayra alamet değildi. Merdivenlerden koşar adım aşağı inip kapının ardında durup "Kim o?" dedi. Sanki annesinin sesini duysa orada ruhunu teslim edecekti. Kapının diğer yüzündeki kişi ses vermemiş ısrarla zili çalmaya devam etmişti. Rüya Ahmet'in uyanacağını düşünüp panikle kapıyı açacakken merdivenlerden üstü çıplak Ahmet indi. Rüya karşısındaki adamla yanakları kızarmış şaşkınca kalakaldı. Kapının sesiyle yerinde sıçrayıp daha fazla dayanamayıp Ahmet'ten güç alarak kapıyı açtı. "OOOOO Rüya hanım çıkamadınız mı yataktan ha?" diye soru soran sarhoş Serdar ayakta zor duruyordu. Rüya eli ağzında ne yapacağını şaşırmış halde donup kalmıştı. Serdar güçlükle bir adım atmış Rüyaya doğru ilerleyecekti ki Ahmet hemen önüne geçip Serdar'ın bileğini tutup kıvırdı ve adamı ters çevirip yüzünü duvara yasladı. "Sabahın 3 ünde bir genç kızın evine baskın yapar gibi ne hakla geliyorsun?" diye dişlerinin arasından sert bir sesle sordu. "Vayy be dağdan gelmiş bağdakini kovuyor. İşe bak lan ." diye yamuk ağız gevelemeye başladı ama dudakları duvara yaslı olduğundan kelimeler yarım ve boğuk çıkıyordu. "Bana bak siktir git elimde kalacaksın." diye Serdar'ı tutup kapıdan dışarı doğru itti. Serdar kendine hakim olamayıp çimlerim üzerine doğru savrulup düştü. Sırt üstü yatmış deli gibi kahkaha atıyordu. "Rüyaa sen beni seni aldatmakla suçladın ama hale bak kendi evinde eve adam atmışsın şimdi de o adam beni kovuyor. Bana söyler misin? Şimdi senin benden ne farkın kaldı? Üstelik ben seni affediyorum benden intikam almak istedin anlıyorum seni seviyorum yıldırım nikahı yapalım" dedi. Rüya ve Ahmet duyduklarını idrak etmeye çabalıyorlardı. Bir insan nasıl bu kadar adi olabiliyordu. Rüya Serdar'ı asla aldatmamıştı ama Serdar aldatsan bile affediyorum diyecek kadar alçak biriydi. İster kadın ister adam olsun aldatmak çok adiceydi. Sevmiyorsan istemiyorsan olmuyor der yollarını ayırırdın olur biterdi. Ahmet dayanamayıp tuttuğu gibi yerden kaldırdığı adamı bahçe kapısının kenarında duran arabaya doğru kuş gibi uçurdu ve arabaya soktu. Sonra da polisi arayıp evin adresini verdi ve kapıda sarhoş birinin gürültü yaptığını söyledi. Rüya neler olduğunu anlayamıyor Serdar'ın haline mi kızsın yoksa polisi bile işin içine karıştırıp beklemeye koyulan Ahmet'e mi şaşırsın bilemedi. "Polise falan gerek var mıydı?" "Böyle olmayı seviyorsan bilemem ama bu benim kabul edebileceğim bir şey değil. Yıl olmuş bilmem kaç İstanbul'un göbeğinde içip içip ev basmak ne demek elbet bir cezası olmalı." diyerek içeri doğru adımladı. Rüya peşi sıra eve girip kapıyı kapadı. Ahmet mutfağa girmiş bir bardak su doldurmuş Rüya'ya uzattı. "Korktun iç iyi gelir." dedi. Rüya bu adama hayret etmekten kendini alamıyordu. Sanki aklından geçenleri okuyor bir sonraki adımını öngörüyordu. "Teşekkür ederim dilim damağım kurumuştu." dedi ve suyu bir çırpıda içti. "Uykundan uyandın korkmuş olmalısın su sakinleştirir. İstersen sen odana geç polisler gelince ben ilgilenirim" diyerek Rüya'yı odasına gönderdi. Rüya istemese de sorun çıkmasın diye odasına girmiş ön kapıyı gören pencere önüne tünemişti. Daha yarım saat olmadan 2 tane polis arabası evin önüne gelmiş ve Serdar'ın arabasının camını tıklatıyorlardı. Arabanın kapısı açık olduğundan iki polis karga tulumba Serdar'ı polis otosuna bindirip arabayı da çekiciye koydular. Kısa sürede evin önündeki o tuhaf karışıklık gitmiş gece yine sakinliğe bürünmüştü. Ahmet eli belinde rahatlamış halde evin kapısını kapadı ve odasına geçti. İşte şimdi huzurla uyuyabilirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD