Tarçınlı Kek

1157 Words
Ahmet evine geçtiğinde yaşadıklarını düşünüp gülümsedi içten samimi bir gülümsemeydi. Dudakları hafif kıvrılmış ama içi sıcacık olmuştu. Bu kızda vardı bir şeyler. Telefonun titremesiyle ekranı kendine çevirdi.Annesi mesaj atmıştı. "İşin bitmedi mi daha Ahmet? Merak ediyorum." yazıyordu. Hemen ekran kilidini açıp annesiyle uzun uzun konuştu. Kadıncağız oğlunun şen sesini duyunca çok sevinmiş sebebini merak etmeden de duramamıştı. Şimdi sorma zmaanı değildi oğlu nasılsa anlatırdı. Sabrı yeniden üzerine alıp susmayı tercih etti. "Babama selam söyle hayırlı akşamlar." diyerek telefonu kapatıp yere bıraktı. Kampetine uzanıp sırtını düzleştirdi. Sonrasında hızla kalkıp mutfağa geçti. Gelirken aldığı bir kaç parça yiyecek poşetini eline alıp salona girdi. Kampetine kurulup camdan dışarı bakarken elindeki lahmacunları sarıp yedi. Soğumuştu ama ne ısıtacak ocak nede başka seçeneği vardı. Zaten soğuk yemek yemeye alışık olduğundan sorun etmeyerek hemen karnını doyurdu ve işlerini halledip kampetine uzandı. Sabah gün daha aymadan uynanan Ahmet üzerine spor kıyafetlerini giyip ayakkabılarını bağlayıp hızla aşağıya indi. Taburun etrafındaki parkurda 5 tur koşup egzersizlerini de yapıp spor salonuna girdi. Bir süre ağırlık çalışıp iyice rahatlayınca havluyla boynunu yüzünü silip üzerine yedek getirdiği t-shirtü geçirip lojmanın yolunu tuttu. Merdivenleri çıkarken mis gibi bir koku yayılıyordu etrafa. Ne olduğunu anlamadı ve kokuyu takip etmeye karar verdi. Kendi katından geliyor gibi adımlarını hzılandırsa da kedili pijaması ve tepeden toplanmış saçlarıyla elinde bir tabakla kapısını çalan ve homurdanan kıza baktı. "Offf sabah sabah nereye gittin be adam bir teşekkür edeceğim ona bile müsade etmiyor. Gıcık işte ne olacak." diyerek arkasını dönmesiyle Ahmetin göğsüne çarptı. "Ayhhh " diyerek korkuyla geri sendeleyince Ahmet bir eli belinde bir eli tabakta donup kaldı. Kızı düşmesin diye tutmuştu ama burnuna gelen tarçının kokusu ve çipil çipil bakan gözlerle ne yapacağını şaşırdı. Rüya içinde bulundukları durumun tuhaflığı karşısında hemen kendini toplayıp elleriyle kaskatı kesilen göğüslere dokunup "Tamam iyiym bırakaır mısınız beni?" diye kendinden uzaklaştırmak için göğsünden itti. Ahmet'in aklı başına gelince tutuşunu gevşetip kızı yavaşça bıraktı. Resmen göğsüne bastırmış yek vücut olmuşlardı. "Canınızı yakmadım umarım?" "Yok ta ne yiyip ne içiyorsunuz Allah aşkına? Bu ne sertliktir böyle?" diyerek kendini bir adım daha geri çekti. "Şey ben dün akşam için size teşekkür etmek istemiştim.Kek yapmıştım da kahvaltı da yersiniz diye getirmiştim ama kapı açılmayınca biraz ısrarcı oldum galiba. Kusura bakmayın." diyerek elindeki tabağı uzattı. Ahmet bir tabağa birde karşısındaki saf güzelliğe baktı. "Teşekkür ederim ama zahmet etmişsiniz. Buyrun beraber kahvaltı yapacağım demek isterdim ancak eksiklerim çok fazla daha yatağım bile gelmedi." diye kendini açıkladı. "Yatakta mı kahvaltı ediyorsunuz?" diye gelen soruyla güldü. "Elbette hayır sadece evde pek çok şey yok diye demiştim. Yatak benim için en önemlisi onu belirttim sadece." deyince Rüya "İsterseniz yatağınız gelene dek bende kalabilirsiniz. Ha bir yatak konforu sunmayabilir ama koltuklarım fena değil yeni aldım " dedi kıkrıdarken. "Teşekkür ederim sanırım bugün teslim edilecek. Kahvaltı borcumu da daha sonraya saklamak isterim. Kek için ayrıca teşekkürler karnımda çok açtı." diyerek kızın elinden tabağı alıp peçetenin altından bir dilim çıkartıp yemeye başladı. "Hımm çok güzelmiş nereden aldınız bende alıyım."Rüya güldü "Bunu asla bulamazsınız..." "Neden özel yapım mı?" "Evet annemin tarifi şefi de benim." diye kendini gösterdi. "Size afiyet olsun biraz daha sohbet edersek ben işe geç kalacağım sizde tutulacaksınız. Bir an evvel duşa girin yoksa her yeriniz ağrıyacak. İyi günler" deyip evine girdi ve yavaşça kapısını kapayıp gözden kayboldu. Ahmet elinde kek tabağı merdiven boşluğunda kaldı. Kahkaha atıp anahtarını çıkarttı ve eve girdi.Tabağı mutfak tezgahına bırakıp söyleeni dinledi e kendini hızla duşa attı. İç çamaşırını çıkarttığında gördüğü şey karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Bu neden bu hale gelmişti ki? Hemen soğuk suyu açıp sakinleşmesini sağladı ve duşunu alıp belinde havluyla dışarı çıktı hızla giyinip keklerini yedi ve evden ayrıldı. İşyerine geldiğinde yazması gereken raporları evrak işlerini halletti . Gün yanına gelen ekip arkadaşları ve komuanlarına sunduğu küçük brifinglerle son bulmuştu. Eve geçmeden mobilyacıyı arayıp bu akşam yatağında yatmak istediğini yineledi. Mobilyacı 1 saate eşyalar sizde deyince bir oh çekti.Hemen yiyecek bir şeyler alıp evin yolunu tuttu. Arabasını park eden doktor Rüyayı görünce içi ısınmıştı. Ne çabuk alışmıştı. "İyi günler bakın gene karşılaştık. Bugün erkencisiniz." "Mobilyalarım gelecek o yüzden erken çıktım." diyerek kendini açıkladı. Apartmanın önüne geldiklerinde kamyonun içeri girmesiyle her ikisi de gülümsediler. Evet Ahmet yüzbaşı bu gece yatağında yatacaktı. "Burası 4. kat." diyerek apartman kapısını açıp yukarıya çıktı. Kapısını açıp beklemeye başladı. Rüya da evine girmişti. Kısa sürede aldığı kanepe yatak dolap hepsi yerli yerine konmuştu. Şimdi asıl mesele temizlik için birini bulmaktı.Onu da görevliye soracaktı. İlle bir tanıdığı vardır diye düşündü. Mobilyacıların evden ayrılmasının ardından koltuğa oturup başını arkasına yasladı. "Oh be nihayet düzgün bir yerde oturup yatabileceğim." diyerek kendini kaydırdı . Kapının çalınmasıyla hemen doğruldu. Tolga Ali ve Erkan ellerinde bir sürü poşetle kapının dışında duruyorlardı. "Hayırdır?" diyerek eşikte bekleyen komutanlarına bakıp omuzlarını çektiler. "Hayır komutanım ilk gününüzde sizi yalnız bırakmayalım dedik. Bakın bir sürü güzel şey aldık." "Bende kirli sepeti aldım komutanım genelde hep unutulur." diyen Aliye bakıp kafa salladı. "Haklısın hiç aklıma gelmezdi." diyerek kenara çekildi ve ekip arkadaşlarına yolu açtı. Gençler etrafı süzüp eşyaları yerlerine koydular. Erkan daha maharetli olduğundan hemen aldıkları yiyecekleri servise hazır hale getirip hepsini mutfağa çağırdı. 4 adam yuvarlak mutfak masasının etrafında gülüşe konuşa akşam yemeklerini yiyip kolalarını içtiler. Henüz bir demlik ve ocak yoktu hoş Ahmete göre gerekte yoktu. Kim bilir bir daha ne zaman eve gelecek ve kalacaktı. Çayı da iş yerinde yada ordu evinde içerdi. "Komutanım bize müsade tekrar hem evinize hemde aramıza hoşgeldiniz." diyerek tokalaşıp geç vakit evden ayrıldılar. Ahmet kendini ailede gibi hissetmişti. Sabah Rüya'nın karşılaması şimdide ekip arkadaşları doğru yerdeyim dedirtiyordu. "Bugünü güzel kapattık umarım yarına da güzel uyanırım" diyerek etrafı toplayıp hemen yatağına uzandı. Gerçekten kampetten sonra kuş tüyü gibiydi. Sabaha dek deliksiz uyuyan Ahmet alıştığı üzere yine erkenden kalkıp antrenmanını yapıp eve döndü. Bu kez fırından bir şeyler almayı da ihmal etmedi. Doktor Rüya'nın kapısına aldıklarını asıp zile bastı ve beklemeden hemen eve girdi. Poşeti görür anlar diye düşündü. İşini bitirip dışarı çıktığında poşetin hala orada duruşuyla bir şeylerin yolunda olmadığını anladı. Merakla kapı ziline dokundu. Ama kapı açılmadı. Tekrar tekrar denedi ama ne açan vardı nede bir ses. Hızla aşağıya indi. Kapıdaki görevliye doktor Rüyayı sorduğunda gece geç vakit çıktığını ama henüz dönmediğini söyledi. Biraz endişelenmişti hızla hastaneye doğru yürümeye başladı. Kısa sürede hastanenin acil girişinden girdi ve danışmada ki görevliye Doktor Rüyay'yı sordu. Hemşire Ahmet'e bakıp gülümsedi ve "Doktor hanımın nişanlısı dün döndü yurt dışından sanırım onunla birliktedir az sonra gelirler" deyince sırtından aşağı bir ateş döküldü gibi hissetti. Nişanlı nişanlı bu kız nişanlı bir erkekle nişanlı. Bu sözler kafasında dolandı durdu ve kendini aptal gibi hissetti. Rüya'nın bir suçu yoktu elbette nereden bilebilirdi ki? Başıyla onay verip hastaneden ayrıldı. İş yerine geldiğinde yeni bir görev emri alıp hemen ekibini topladı ve kısa bir toplantı sonrası gece yola çıkılacağını haber verdi. Bu gece de yatağında yatamayacaktı. Buna bozulsa da emir demiri keser deyip eşyalarını hazırlamaya başladı. Silahlarını kontrol edip yedek şarjörlerini yerleştirdi hücum yeleğine. Birliğinden gerekli ekipmanı alacak ve yola düşeceklerdi. Bu defaki biraz zorluydu çünkü bu kez arap yarımadasında değil Avrupanın göbeğindeki bir rehineyi kaçırmaktı. Üstelik rehin bile değil ama tam bir vatan hainiydi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD