İlk Tanışma...

1220 Words
Ahmet ciddi sert bükülmez bir zihinle hayallerinin peşinden koşan bir asker. 32 yaşında evin tek oğlu anne babasının göz bebeği ama nedense gönlü hep seyyah hep bir yerlerde gezen adam. Şimdi de Suriye de görevdeydi. Annesinin dualarıyla yolladığı bu göreve gitmesini istememişti. Annesi 3 tane bebeğini kaybedip 4. çocuğu Ahmet hayata tutununca farklı olacağını tam bir savaşçı olacağını anlamıştı. Zaten o yüzdendi her dediğini yapması asla kırmaması.Başka çocuklara bu kadar ihtimam gösterilse kesin şımarık olurdu. Ahmet ise tam tersi daha disiplinli daha dikkatli bir erkek olmuştu. Liseye giderken askeri okula başarılarıyla kabul edilmiş anne babası istemese de "Bu ülke benim namusum ve ona can borcum var " deyip askeri okul sınavlarına girmiş ve birincilikle kazanmıştı. Liseden sonra girdiği Milli savunma üniversitesini de dereceyle bitirmişti. Annesi Saniye hanım ne kadar göz yaşı dökse de kırmadan annesini ikna etmişti. 4 yılın ardından özel harekete katılmak istemiş ve babasıyla ilk kez ciddi bir tartışma yaşamışlardı. "Ahmet sen bizim bu hayatta sahip olduğumuz tek evladımızsın. Sana bir şey olursa anneni nasıl durdurayım. Korkarım canına kıyar." "Baba sen neler diyorsun? Asker olmak istemem neden sizi bu kadar rahatsız ediyor. Asker ocağı peygamber ocağı." diye kendini savunsa da Halil beyin oğlunu anlamaya niyeti yoktu. Sahip olduğu tek çocuğunu da kaybetmek istemiyordu. Saniye hanım, "Ahmet'im yavrum ben 3 evladımı koydum bu topraklara yeterince can borcunu da kan borcunu da ödedim. Kurban olayım annem sende bizi bırakıp gitme. Sana da bir şey olursa ben ben olamam annem." diyerek göz yaşı dökmüş ama Ahmet hayallerinden asla sapmamıştı. Askeri okuldan sonra tayini çıkmış ve farklı şehirlerde görevini ifa etmişti. En son ki görev yerine doğru Suriye'ye gidiyordu. Bayrağımızın dalgalandığı her toprak parçası vatandı ve korumak boynuna borçtu. Ahmet gelmeden namı gelmiş. "Kurallara uyar kimseyi affetmez." denmişti. Kendine tahsis edilen lojmana elindeki valizi bırakıp sivil kıyafetleriyle çarşıyı dolandı. Eve ihtiyacı olan bir kaç parça eşyayı alıp geri lojmana döndü. Çift daire olan lojman yeni yapılmış henüz pek çoğu da boştu.4. katta ki dairesine girdiğinde kampetini açıp uzandı. Bugün çok yoğundu ama seviyordu Ahmet bu koşturmayı. Eve alınacakların arasına yatak ve kanepeyi de aklına yazmıştı. İzni bitmeden onları da halletse fena olmazdı. Görevdeyken kampette yatmak sorun değildi ama evim dediği yerde de arazi de gibi kampette uyumak istemiyordu. Sabah erkenden uyanmış traşını olmuştu. Hemen botlarını giyip hızla aşağıya indi. Askerler etrafta koşturuyordu. Ahmet'i gören askerler hemen topuklarını birleştirip yüksek sesle selam verdiler. Selamlarını başıyla alan Ahmet yürüyerek aynı bahçedeki birliğine doğru yürümeye başladı. Arabayla gitse daha iyiydi uzaktı ama Ahmet etrafı keşfetmek kendince eksik gördüklerini tespit etmek istiyordu.İş yerine vardığında merdivenleri tırmanıp odaların olduğu tarafa doğru ilerledi. Burası sıcağıyla kavuran soğuğuyla yoran bir şehirdi. Kar yağdı mı yaşam neredeyse duruyor insanlar evlerinden çıkmaz oluyordu. Ahmet elindeki dosyayla Tabur komutanın odasının önünde durup kendini düzeltti. Kapıyı tıklatıp gel denmesini bekledi ve kapıyı açıp içeri girdi. "Yüzbaşı Demir " diyerek selam verip elindeki dosyayı masaya bıraktı. Tabur komutanı başını kaldırıp babacan bir tavırla Ahmet'i süzüp eliyle masanın önündeki koltuğa işaret etti. "Geç otur " sessizce oturup komutanın söyleyeceklerine odaklandı. Tabur komutanı elindeki dosyaya bakıp kafa salladı. Bakışları Ahmet ile buluşunca yüzünde hafif bir gülümseme belirse de hemen eski donuk haline döndürüp, "Her yıl okul birincisi girdiği her yarışmada derece alan dalış şampiyonumuz atış birincimiz ve disiplinin vücut bulmuş hali olan Yüzbaşı Demir demek sensin? Namın senden önce geldi biliyorsun değil mi?" Ahmet gururla utanma duygusunu aynı anda yaşayıp başını kısa süre öne eğip hemen kendini topladı. "O sizin takdiriniz komutanım işimi seviyorum başarı kendiliğinden geliyor." dedi gayet mütevazi ve kendinden emin." "Üstelik mütevazısın... Güzel ekibimde böyle biri beni de gururlandırır. Aramıza hoş geldin. Öncesindeki disiplin ve görev aşkını burada da beklerim. Gerçi bunu dememe gerek olduğunu sanmıyorum ama alışkanlık diyelim. Umarım bu bilinmezlik seni değiştirip dönüştürmez." "Emin olabilirsiniz komutanım" diyerek baş selamı verip odadan çıktı. Koridorda bazı astsubaylar ve subaylar sabah rutinlerini konuşuyorlardı. Ahmet'i gören sessizce izlemeye başladı. Kendinden kıdemlilere selam verip yürümeye başladı. Ardından söylenecekleri artık biliyordu ama umurunda değildi. Hemen kendi odasına gidip masasına kuruldu. Klasik masa sandalye ve bir bilgisayar. Kendine verilen postayı içeri çağırıp kendini ve istekilerini belirtip bilgisayarını açtı. Daha önceki meslektaşının bıraktığı dosyaları açıp inceledi ve kendince bir kaç ekleme çıkartma yapıp günlük rutinlerine döndü. Kapısı pat diye açılınca bakışları kapıya döndü. "Ahmet Demir vayyy kardeşimm sen burada haaa kadere bak ." diye içeriye giren şen şakrak Hakan yüzbaşıyı gördü. Tanıdık yüz kendini daha iyi hissettirmişti. "Hoş geldin Ahmet yüzbaşım hangi rüzgar attı seni bu tarafa?" diye sorularına devam ett. Ahmet sandalyesinden kalkıp eski okul arkadaşına doğru gidip elini uzattı. Hakan her zaman coşkulu ele avuca sığmaz olmuştu. Elini itip sımsıkı sarıldı eski arkadaşına. "Ne o yabancı gibi tokalaşacak mısın benimle? Kaç yıllık dostluğumuz var. Tamam anladık sen kimseyi aramaz sormazsın da bari beni unutmasaydın be Ahmet" diye sitemini dile getirdi. Ahmet Hakan'ı kendinden uzaklaştırıp sandalyeye doğru itti. "Hadi geç otur koca adam oldun hala hiç değişmemişsin." "Ya ne demezsin sen sanki sevgi pıtırcığı olmuşsun." "O ne demek ?" "Neyse boşver hayırdır ?" "Ne hayırdır Hakan? Tayin istedim buradayım. Bunun nesi seni bu kadar şaşırttı anlamadım. Sen neden buradaysan bende o sebeple buradayım." diyerek kendini kesin bir dille açıkladı. "Anladık be tamam en son Irak'ta diye duymuştum ben seni ondan dedim." "Kaç yüz km var arada oradan buraya geldim işte çok şaşırma ben askerim bir bakarsın sabaha yokum." "Aman dur ya nereye daha seninle gecelere akmadık." "Hakan bana bak artık o eski okul çağında değiliz. Koca adam oldun üstelik askersin .Sana güvenecek insanları yanıltıp yanlış hareketlerde bulunma. Hele bunu benimle yapacağını sakın düşünme." "Tamam be hala aynısın buzdolabı seni. Irakta çok can yakmışsın duymadım sanka yeni mezun subaylara kök söktürmüşsün. Seni alacak kıza acıyorum sen karına da böyle davranırsan senesine varmaz boşar seni haberin olsun. Biraz esne be oğlum hayat 3 gün zaten. Tamam işine aşıksın da aşık olunacak başka şeylerde var." "Hakan işim var çok konuştun hadi defol şimdi." resmen arkadaşını ensesinden tutup odadan çıkarttı. Şu 10 dakika da hayattan soğutmuştu Ahmet'i. Ahmet ne kadar disiplinli ne kadar düzenliyse Hakan da bir o kadar vurdumduymaz bir o kadar gevşekti. Ama Allah var işinde en iyisiydi. Bilgisayar dedin mi Hakan anasını bile satardı. Okul yıllarında bir kaç numarayı kendisine öğretip seviyorum deyip güvendiği kızın aynı anda 4 erkeği idare ettiğini anlayınca artık kadınlara da güveni kalmamıştı. Evlenmek mi? Ahmet'in düşüncelerinde bile yeri yoktu. Evlenmesi için Meryem ana gibi biri gerekiyordu Ahmt'e öyle her önüne el sallayan değil. Şu ana dek hayatında sadece bir kız olmuş oda kendini aldattığını öğrenince daha kimseyle yakınlaşamamıştı. Daha önceki görev yerlerinde tüm bekarlar bekar öğretmenler hemşirelerle sevgili olup kimi evlenmişti ama Ahmet kendini sarsacak aklını başından alacak biri olmadan ama en önemlisi namuslu bir kız olmadan asla evlenmeyi düşünmüyordu. Bugünü öyle böyle bitirip mesai bitimi hemen çarşıya gitti. Bir kaç mobilyacı gezip uzun boyuna ket vurmayacak yatak dolap seçip eve yollamalarını söyledi. Eşyaların siparişini vermiş dönerken kapıda bir bayanla çarpıştı. "Ay kolum gitti yuh beee ne bu böyle dağ mısın taş mı be adam offf." diye söylenen kıvırcık saçlı beyaz tenli yeşil gözlü pembe dudaklı bir kız Ahmet'e kızgınca bakıyordu. Ahmet sanki o anda kalmıştı. O ince pembe dudaklar büzüşmüş gözleri kısılmış sol koluyla sağ kolunun üst tarafını ovalayan ve off diye sesler çıkaran ve galiba kendine saydıran kızla aklı başına geldi. "Ben özür dilerim sizi görmedim. Bir sorun varsa hastaneye gidelim" diyerek kızın sağına soluna bakmaya başladı. Hali hoşuna giden kızcağız gülümseyip elini uzattı bu dağ gibi adama. "Genel Cerrah Rüya ÇETİN."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD