Annem masanın baş köşesine oturmuş bizi süzerken biz de birbirimize bakıyorduk. Çünkü az evvel yaşananlar kimsenin tahmin edemeyeceği kadar şaşırtıcıydı. Şöyle ki; ben ayağımı burktuğum halde Mert'in koluna girmiş olay mahalini terk etmeye çalışıyordum ama bir den ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Sonra yoğun bir talaş ve vernik kokusu doldu burnuma. Anlamadınız değil mi? Daha nasıl anlatayım bilmiyorum ki? Sefa beni kucaklayıp marangozhaneye götürdü diyeyim, varın siz gerisini anlayın işte.
Ben hala kollarımın onun boynuna dolandığını idrak edememişken, kapı ağzından Sermin ablanın sesini duyduk. Almış eline buz aküsünü "Ay ben bu kadar fena olduğunu bilmiyordum Zeynep. Al annem buz koy ayağına. Len Sefa sen de bir seferde nasıl da kucakladın öyle kızı, helal olsun vallahi." diye mahalleye naklen yayın yaptı. O da yetmedi, biz eve varmadan annemlere haber uçurdu. Vay efendim Zeyno ayağını fena burkmuş, bileğimin halini hiç beğenmemiş, belki kırık bile olabilirmiş. Annemle babam da gelmesin mi marangozhaneye. Bir de orada ballandıra ballandıra anlatıyor, Sefa öyle kucaklamış, böyle kucaklamış. Şimdi annemin neredeyse yarım saattir karşımızda oturup bizi FBI ajanı sıfatıyla kesmesinin sebebi de bu anlayacağınız.
"Dakikalardır gözünüzün içine bakıyorum konuşun diye. Acaba ne zaman açacaksınız bayramlık ağzınızı?" Ananız da olsa bırakmıyor ki Sefa turizmin keyfini sürelim. "Aç karnına olmuyor o dediğin Feride sultan. Haberli de geldik üstelik. Ama bak saat kaç oldu hala bir bardak çay bile yok." Annemle de ancak Mert böyle konuşurdu zaten. "Oğlum anan burada yok diye ben seni terlikten mahrum bırakmam, merak etme. Çabuk anlat bakalım ne oldu?"
"Vallahi Feride sultan sen kendi kızını daha iyi biliyorsun. Düz taban bile benimle aynı boyda neredeyse ama yine de giyiyor o topukluları. Ha düştü ha düşecek derken bugün burktu ayağını işte. Sıcağı sıcağına anlamadık ama iki adım atınca acısı arttı. Sefa abisi de sağolsun yardımcı oldu." Annem teyyid etmek için gözlerimin içine bakınca hızlıca kafamı salladım. "Pekii o Sermin karısının dedikleri neydi öyle?" Allah dilini büze inşallah Sermin abla. "Ayol ne olacak? Sen komşunu bizden daha iyi tanırsın. Kattı abartma tozunu şişirdikçe şişirdi meseleyi. Halbuki adam sadece belinden destekleyip dükkana götürdü. Zaten biz de Cemil komiserimi arayacaktık. Sermincell bizden önce davranmış işte." Annem bir süre daha düşünceli düşünceli oturdu sonra da başka bir şey söylemeden ayaklanıp eve girdi.
Benimse burnuma hala o talaşla karışık traş losyonu kokusu geliyordu. Dünyada cenneti yaşamak nedir diye sorsalar, ayağımı burktuğum bu günü anlatırdım. İnanın şu an davul gibi şişip moraran ayağım bile umrumda değil. Ayağımı başka sandalyeye uzatıp dinlendikçe acısını unutuyordum zaten. Benim yaşadığım fiziksel acıdan daha büyük duygularla baş etmem gerekiyordu. Mesela Sefa'nın benim için endişelenmesi ve beni kucaklaması.
"Bakın hele şu salağa Allah aşkına. Piştt dünyadan Zeyno'ya. Kızım, alooo kendinde misin? Geldiğimizden beri salak salak sırıtıyorsun, annene bir şey çaktırmayacağız diye göbeğimiz çatladı burada." Mert beni gündüz düşümden uyandırmayı başarınca masanın üzerindeki plastik saksıyı alıp kafasına fırlattım. Gönül anneme yardım etmek için içeri gitmişti. Elinde çay tepsisi ile çıkınca Mert'in yalancı feryadını duyup aklı gitti zavallının. Bu kızı bunca zamandır ben nasıl görememiştim ulan. Hele bir ayağım düzelsin, ona da yürümeyi öğretecektim. "Kızım bunun kafası beton gibi. Al bak, saksıyı çatlatmış, yine buna bir şey olmamış." Gönül aşırı tepki verdiğini farkedip umursamaz görünmeye çalıştı ama Sinan da ben de bir şeylerin farkındaydık. "Onu bunu boşverin de Feride teyze hakikaten işkillenmiş. Zeynep neden salak salak sırıtıyor diye sordu bana. Bu kızın eline diken batsa ortalığı yıkar, ayağı badılcan gibi olmuş bana mısın demiyor dedi. Vallahi Zeyno sen bu hülyalara odanda dal bebeğim, benden söylemesi."
Elimde değildi ki, anlamıyorlardı bir türlü. "Ama siz de gördünüz. Bu güne kadar muhabbet kurmaya bile çekindiğim adamın kucağındaydım ben ya. Yahu arkadaşlar biz bugün ne yaşadık, ben komaya falan mı girdim, üç aylık ömrüm falan mı kaldı? Bana biriniz bu kadar mutluluğun sebebini açıklasın." Üçü de yüzüme dehşet bir sahne görmüş gibi bakıyordu. Annem içeriden tekrar Gönül'e seslenince silkelenip kendilerine geldiler. Sinan da kalkıp Gönül'ün peşinden gidince, Mert etrafı kolaçan edip bana iyice yaklaştı. "Bana bak, aşıksın anladık da abilerinin yanında öyle eriyip bitiyormuş gibi davranmak hiç hoş değil, söyleyeyim." Az önce kafasına attığım saksı yetmemiş ki ağzının yayını gevşete gevşete konuşuyordu. Ben de elimin tersi ile ağzının üzerine bir tane yapıştırdım. Zaten çok geçmeden babam ilacımı alıp gelmişti. Eee tabii evde dört tane eczacı olunca ayak burkulmasına ne iyi gelir biliyorduk.
"Babacım nasıl oldu ayağın?" Ah canım babam benim. Hala silememiş gözündeki korkuyu. "Daha iyi babacım ama başım ağrıyor biraz. Mert'in yüzünden ama. Sana zahmet şunu bir tutuklasan." Babam da iyice yüz göz olmuştu bu çocuklarla, forsu da geçmiyordu ki artık. Sadece ensesine bir tane yapıştırıp "rahat bırak kızımı hergele" demişti.
Annem, Gönül ve Sinan nevaleleri getirince epeydir gecikmiş olan öğlen kayıntısını da yapmış olduk. Feride sultan yine döktürmüştü anlayacağınız. Çocukların aileleri uzakta diye her seferinde elinden gelenin en iyisini yapar, ağırlardı onları. Babamın da gelmesiyle Sefa'nın beni kucaklama mevzusunu konuşmadık tabii. Zira babam her ne kadar sümen altı etse de ileride bu meselenin kafasını kurcalayacağını biliyordum. Önceliği benim iyi olmama vermişti. Belki zamanla unuturdu ama yine de ikimizi yan yana gördüğü her anda aklına geleceğini biliyordum. Çünkü kenef ağızlı Sermin ballandıra ballandıra anlatmıştı mevzuyu. "Eee tabii çocuk keresteleri taşıya taşıya kas yaptı, Zeyno'yu da kedi yavrusu gibi kucaklayıverdi." demişti daha ne olsun. Ne kadar gözlerimi belertsem, sus diye işaret etsem de tınlamadı, verdi mahalleye coşkuyu.
Asıl mesele Nahide teyzenin posta koyup gitmesinden sonra bu vukuatın yaşanmasıydı. Şimdi mahalleden inanmayan varsa da Sefa ile aramızda bir şeyler olduğuna inanacak, tesadüfen karşılaşsak bile fısıltılar kulakları sağır edecek kadar artacaktı. Adımın onunla birlikte anılması başka zaman olsa çok mutlu olacağım bir durumdu. Yani Sefa'nın da bana karşı bir şeyler hissettiğini, mahallenin diğer kızlarına davrandığı gibi sahiplenici davranmadığını bilsem. Eğer ben de bu mahallede yaşayan 13 - 25 yaş arası bekar her genç kız gibiysem açık söyleyeyim bana bu çok pis koyardı.
Çocuklar birkaç saat daha oturduktan sonra ayaklandılar. Babam onları bırakmayı teklif etti ama kabul etmediler. Ancak Cemil komserin inadı tuttu mu kimse ayak direyemezdi. Kendi götürmese de mahallenin durağından bir taksi çağırıp üçünü de yerine bırakmasını ve hesabı kendisine kesmesini istedi. Talebenin halinden anlayan bir adamdı babam. Orta okuldan sonra yatılı okuduğu için aileden uzak olmanın ne demek olduğunu en iyi bilenlerden biriydi.
Yarın haftanın son günüydü ama benim bu ayakla okula gitmek gibi bir planım yoktu. Şaka maka gece olunca ciddi ciddi zonklamaya başlamıştı. Annemden istediğim buz aküsü ve babamın getirdiği ilaçlarla geceyi bir nebze olsun rahat geçirmeyi umuyordum. Abim de gece geç vakit gelmiş, nasıl olduğuma baktıktan sonra gözü kapalı bir şekilde odasına gitmişti. Meğer cancağızım dün beni okula bıraktıktan sonra acil bir operasyon için çağrılmış ve 36 sattir bir dakika bile gözünü yummamış. Allah'tan bir mani çıkmazsa pazar sabahına kadar deliksiz uyurdu.
Baş ucumdaki abajuru yakıp ayağımın altına bir yastık daha koymaya çalışırken kucağımdaki telefonu yere düşürdüm. Aslında niyetim biraz video izleyip ders tekrarı yapmaktı. Kafamı başka türlü dağıtamayacağımı biliyordum. Ancak telefon düşüp yatağın altına doğru gidince sarkıp almam gerekti. Bu kez de ayağımı yastığın üzerinde tutmaya çalıştığım için dengemi kaybettim ve tepe taklak yataktan düştüm. Evin zemini tahta olduğu için hatırı sayılır bir ses çıkardım haliyle. Annemle babam yatalı epey oluyordu ama bu sese Cemil komiser teşkilatı eve yığardı. Onlar gelmeden toparlanayım derken bu kez de komodinin üzerindeki abajuru düşürdüm. Sırtım kapıya dönük yerde oturuyordum. Kalkmama fırsat kalmadan babam kapıyı aniden açıp sırtımla buluşturdu. Bir acılı feryat da öyle kopardım. Allah'ım bugün benim başıma gelenler zavallı Doly'nin bile başına gelmemiştir kesin.
"Kızım aklını mı kaçırdın sen, ne işin var kapının arkasında? Hem o ses neydi?" Anne bir dur Allah'ını seversen omurgam yerine gelsin iki dakika. "Ne sesi olacak anne. Manitam camdan girmeye kalktı beceremedi salak. Cama dayadığı merdiven düştü heralde." Allah'ım babam ciddiye aldı camı açmaya gitti ya rabbim. "Salak salak konuşma Zeynep. Ne bu halin, doğru düzgün bir şey söyle." Sırtım cidden sağlam acımıştı. Oturuşumu düzeltip yatağa tutunarak kalktım ve zor da olsa sırtımı başlığa dayadım. "Müsaade etseniz konuşacağım heralde. Telefonum düşünce alayım dedim, ters hareket yapınca da ben düştüm bu sefer." Babam hala camdan bahçeye bakıyor, şaka mı? "Cemil sen de gel Allah'ını seversen. Dalga geçiyor kızın anlamadın mı?" Babam meseleye yeni uyanmasına rağmen bozuntuya vermedi ve ayağımın altındaki yastıkları düzeltim alnımdan öptükten sonra odadan çıktı. Adam söyleyecek söz dahi bulamamıştı. "Bak gece gece az kalsın kocamın aklını alıyordun. Seni burada parçalarım Zeyno. Şakası bile hoş değil. Hem sende bi haller var bu ara ama anlayacağım ben yakında, dur sen. Şimdi çok oyalanma da yat zıbar."
Allah razı olsun ya. Bir de sen öpseydin, uf mu olmuş benim kızım deseydin. Ama nerede? Her neyse Allah'tan telefonumu almıştım da kaçan uykumu geri getirebilecektim. Ancak ekrandaki bildirimleri görünce yatağımın tam karşısında bulunan aynadan kendime yakışıklı bir nah çektim. Sefa mesaj atmıştı. Ben bu gece biraz zor uyurdum anlayacağınız.
SEFA : Nasıl oldun merak ettim.
SEFA : İyi misin Zeynep?
İki mesaj arasında neredeyse yarım saat vardı ve ben ilkine cevap vermediğim için ikinciyi atmak zorunda hissetmişti. Kelimelerinde bariz merak ve endişe mi vardı yoksa bana mı öyle geliyordu bilmiyorum. Biraz düşünüp ne yazmam gerektiğine karar vermeye çalıştım. Öyle kuru kuru iyim yazıp da bırakmak istemiyordum. Hani bazı mesajlaşmalar ilerler, daha sonra taraflar arasında bir yakınlaşma olur ya. Hani olur da öyle bir şansım varsa kaçırmak istemiyordum.
ZEYNEP : Biraz şişti ve morardı ama iyiyim.
Hemen çevrim içi oldu. Telefonun başında çaresiz bekliyor muydun sen yiğidim?
SEFA : Bana kalırsa bir doktora görünmeliydin. Çatlak falan olabilir.
ZEYNEP : Sanmıyorum. Gerekli ilaçları aldım, altına da yükseklik koydum idare ediyorum.
SEFA : Canın çok yanıyor mu? Doğru söyle.
ZEYNEP: Yanıyor desem ne yapabilirsin ki? Hem zaten iyiyim dedim, merak etme.
SEFA : Ne bileyim belki gelir doktora götürürdüm.
ZEYNEP : Oldu; babam ve abim de arkamızdan el sallardı artık.
ZEYNEP : Onlar da götürmek istedi de gerek olmadığını söyledim. Hem yarın okula gitmeyeceğim. Bir şey olursa yarın da giderim.
SEFA: Yarın dükkanın önünden geçmeyeceksin yani?
Af buyur? Yani sen yeter ki iste ben sürüne sürüne de geçerim. Demedim tabii, ama demek isterdim. Sefa'm olsun diye diye evrene gönderdiğim mesajlar yerini buldu sanırım. Yoksa bu adamın bana yazdıkları halüsilasyondan başka bir şey olamaz. Bi dakika benim bi yüzümü yastığa gömüp çığlık atmam lazım. Annem bu kez de sese gelirse terlikle vurur ağzıma.