İnsanın ağız tadı nasıl bozuluyormuş, 10 dakika önce gülüp eğlenirken, şimdi nasıl karalar bağlıyormuş bire bir yaşadım bu akşam. Tamam Caner bunu sürekli yapar, önüme çıkar, benden hoşlandığını, benimle evlenmek istediğini söylerdi ama bu güne kadar hiç böylesine bir densizlik yapmamıştı ki. Abimden ve babamdan ölesiye korkardı bir kere. Herkesten her şeyi beklerdim ama Caner'den bu cesareti beklemezdim. Cemil komiserin karşısına destursuz çıkmak da... ne bileyim...
Hepi topu yirmi beş metrekarelik salonumuzda ellerini belinin ardında kavuşturmuş volta atan, bizleri de masanın etrafına oturtan babam sorguya hazırlanırken; ben de Caner'e neyin cesaret verdiğini düşünmeye çalışıyordum. "Bu oğlan ne zamandır yoluna çıkıyor senin?" Hadi buyrun, başlıyoruz. "Bir süredir baba ama zararsızdı şimdiye kadar. Ben bir şekilde savuşturuyordum." Peh dermiş gibi bir ses çıkardı. Sözlerimi inandırıcı bulmadığı oldukça açıktı. "Belli belli nasıl baş ettiğin. Adam neredeyse imamla birlikte gelecekti." Tamam haklıydı ama beni biraz dinlese.... "Ya baba inan bu kadar ileri gideceğini tahmin etmedim. Biraz bile aklıma gelse gelip sana söylemez miyim?" Kafasında neler kuruyorsa sürekli başını sallıyor, dilinin ucundan da küfürler mırıldanıyordu. Yardım dilemek için anneme baktım. Ama o da benden beter durumdaydı.
"Hem ne demek istedi o Nahide denen kadın? Ne demek Feride'nın kızı Sefa ile gezip tozuyormuş söylesenize?" Vallahi bu kez günah benden gitti anne. Sırf mahallenin nabzını tutacağım diye bütün dedikoducu kadınları eve toplamayacaktın. Bana yardım diler gibi bakınca omuz silkip döndüm yönümü. "Samet arabayı Sefa'ya vermiş. İşi çıkınca da Zeyno'yu sen al demiş. Çocuk da efendi efendi getirdi kızı, indi arabadan bana da selam verdi gitti. Komşular vardı o sırada. Belli ki bire bin katmışlar Cemil. Hem sen kızını tanımıyor musun?" Evet baba sen beni tanımıyor musun? Ben sağda solda sürtecek kızmıyım. Direk nikahı basarım bir kere. "Bu iş benim midemi bulandırdı Feride. Bak bu da sana son uyarım olsun. O dedikoducuları eve toplayıp toplayıp çocukları malzeme etme." Annemi biraz tanıyorsam o kadınları itin götüne sokup çıkarmadan asla geri durmazdı.
Ortalık sessizleşince odama çıktım ben de. Şimdi konsey'i toplamanın tam sırasıydı. Önce Sefa'dan her hangi bir mesaj gelip gelmediğine baktım. Gelmediğini görünce de garip bir şekilde rahatladım. Rahatladım çünkü Nahide teyzenin dilinden dökülenleri onun ya da annesinin duymasından, bana bu konu ile alakalı hesap sormasından korkuyordum.
ZEYNO: Az önce ne olduğuna inanamayacaksınız?
MERT: Asude hoca banyoda düşüp kalçasını mı kırmış?
ZEYNO: Ağzından yel alsın geri zekalı. Daha önemli bir şey oldu.
SİNAMEKİ: Kızım çatlatacaksın illa. Söylesene.
ZEYNO: Gönül nerede? O da gelsin de yeni baştan anlatmayayım.
GÖNÜL: Geldim geldim. Ay noldu?
ZEYNO: Bu geri zekalı Caner almış anasını babasını, bir de çiçeğini çikolatasını beni istemeye gelmiş. Akşam akşam neyin içine düştüğümüzü anlamadık. Babam kovmaktan beter etti resmen. Sonra da bunun anası kalkıp demesin mi; millet konuşuyordu da ben inanmadım. Meğer doğruymuş, Zeyno, Zehra'nın oğlanla kırıştırıyormuş.
MERT: Akşam akşam iyi senaryo yazdın ha.
ZEYNO : Ne senaryosu salak? Ev yüksek gerilim hattı gibi. Allah'tan abim yoktu evde.
GÖNÜL: İyi de bu dedikodu nereden çıkmış ki? Ne alaka yani..
ZEYNO : Hani bugün beni abim alacaktı ya gelmeye. İşi çıkmış, Sefa'ya demiş ki git sen al. Abimin arabasında onu görünce şaşırdım kaldım.
ZEYNO : Her neyse bir de yolda tutturdu bu Caner bir daha rahatsız ederse haberim olsun diye. Ben de bozuntuya vermeyeceğim ya; lüzum yok abim halleder falan dedim.
ZEYNO : Neyse eve bıraktı, indi arabadan. Anneme de selam verdi. O sırada da bahçede mahallenin en azılı dedikoducuları vardı.
ZEYNO : Bu gittikten sonra vay efendim yan yana ne güzel duruyormuşuz falan bir ton laf ettiler.
ZEYNO : Ben onların yanında "Sağol Sefa abi, zahmet oldu sana." falan dedim. Annem de bir şekilde susturdu onları ama yememiş içmemiş millete dağıtmışlar lafı.
SİNAMEKİ : Vay arkadaş adamdaki cesarete bak. Kızım sakın bu da o dedikodulardan ötürü elimi çabuk tutayım demiş olmasın?
GÖNÜL : Sinan haklı vallahi.
ZEYNO : Vallahi bilmiyorum. Ne olduysa biti kanlanmış itin. O değil abim öğrenince ne yapacağım asıl ben?
MERT : Samet komiserim kesin peşine iki sivil takar, benden söylemesi.
ZEYNO : Sivil takmakla kalsa iyi. Elini kana bular diye korkuyorum.
SİNAMEKİ : Tamam bundan sonra daha dikkatli oluyoruz. Okulda dibimizden ayrılmıyorsun Zeyno. Mahallede de zaten Sefa keser yolunu bir şey yapamaz.
ZEYNO : Ulan ben yıllardır adamın dikkatini çekmeye çalışıyorum. Dikkatini çektiğim mevzuya bak.
GÖNÜL : Dua ederken ayrıntı vereceksin kızım. Ben buna çok inanırım. Yoksa böyle kalırsın.
MERT : Ayrıntı ne la? Eli yüzü düzgün bir hatun istemek yetmiyor mu? İlla boy, kilo da mı bildirelim?
GÖNÜL : Geri zekalı. Sen mümkünse dua etme.
SİNAMEKİ : Tamam kesin. Zeyno belki de vardır bir hayır bu meselede. Öyle ya da böyle Sefa'nın radarına takıldın. Belki zamanla o da gönlünü kaptırır sana. İstediğin de zaten bu değil miydi?
ZEYNO : Vallahi en aklı başında tavsiyenin senden gelmesi gözlerimi yaşarttı yemin ediyorum.
SİNAMEKİ : Eee ne demişler; kelin ilacı olsa kendi başına sürermiş. Kendime faydam yok, bari sana dokunsun.
Sohbetten çıktıktan sonra kalkıp odamın penceresini açtım. Vallahi eve barka sığamıyordum bu akşam. Bu mesele kesin yarından sonra bütün mahallede konuşulmaya başlanacaktı. Yarın okul dönüşü Sermin radarına yakalanma ihtimalini, hatta Sefa'nın da o kadının zırvalarını duyma ihtimalini aklıma getirince yerimde tepindim resmen. Benim bu işe bir çare bulmam gerekiyordu ama ne?
Abim bütün gece gelmedi. Ben de ne kadar kendimi vermeye çalışsam da bir türlü notlarımı temize çekemedim. Rahatsız bir uykuya daldığımda da peş peşe abuk sabuk rüyalar gördüm. Caner'in beni kaçırıp zorla nikah kıydığını, okul bitmeden beşizlere hamile kaldığımı falan gördüm. Evlerden ırak ya rabbim.
Annem duş alıp dışarı çıkmamıza kızardı ama bugün ayılmam için ekstra soğuk suya ihtiyacım vardı. Kendimi banyoya atıp soğuğa yakın ılık suda bir güzel yıkandım. Ardından da çıkıp havanın bugün nasıl olacağını kontrol ettim. Düne nazaran biraz daha serindi ama bir kot ceketle idare edebilirdim. Saçlarımı da gelişi güzel kurutup yandan kalın bir örgü ile topladım. Dün akşamdan sonra babamla yeniden karşılaşmak biraz ürkütüyordu ama ne yazık ki korkunun da ecele faydası yoktu. Merdivenleri inip mutfaktan gelen seslere doğru yöneldim. Annemle babam ilk çaylarını çoktan yarılamıştı.
"Banyo mu yaptın Zeynep sen?" E yuh ama. Daha yüzümü görmeden, arkan dönükken nasıl anladın be kadın? "Doğru düzgün uyuyamadım, kendime gelmek için mecburdum anne. Hem merak etme hava o kadar serin değil bugün." Annem onaylamaz bir şekilde başını sallarken babam girdi söze. "Merak etme hanım ben götürüp getireceğim kızımı. Rüzgar yemez, korkma." 23 yaşındayım söylemiş miydim? İlkokulda bile kendim gidip gelirdim okula. Dün abim, bugün babam... mezuniyetime aylar kala bütün okulun diline düşüreceklerdi beni. " Baba gerçekten gerek yok."
"Sana sormuyorum gerek olup olmadığnı. Ben bir şeye gerek görüyorsam var demektir. Hadi yap kahvaltını da geç kalmayalım daha fazla." Ne yapsam kararından vaz geçiremeyeceğimi anladıktan sonra üstün körü bir şeyler atıştırıp ben de ayaklandım ardından. Babamın emektarına binip yola çıktığımızda ikimiz de sessizdik. Sürekli dilimin ucuna gelen şeyleri yutuyordum. Çünkü yüzünde öyle bir ifade vardı ki; ağzımı açarsam beni pişman edecek gibiydi. Ben sustum, ancak onun susmaya pek de niyeti yoktu. "Kızçem, güzelim. Bak benim ömrüm böyle takıntılı insanların kadınlara çektirdikleri eziyetlerin şahidi olarak geçti. Trafikten emekli oldum ama biliyorsun ki evvelinde asayişteydim ben de. Seni kucağıma aldığımda tek duam Allah hayırlı insanlarla karşılaştırsın oldu. Şimdi sana o it zararsız görünebilir, dersin ki; ben öyle ya da böyle savuştururum başımdan ama inan insanın alacası içinde saklı. Kimin ne olduğu hiç belli olmuyor. Çoğu psikopatlar, katiller toplumda saygın olarak tanınan kişilerin arasından çıkıyor. Ben bu meseleyi halledene kadar böyle devam edecek. İtiraz falan kabul etmiyorum anlaştık mı?" Ne diyebilirdim ki? Meselenin özüne hakim olan bir babanın endişesini ne yok sayabilirdim ne de bana bir şey olmayacağına dair ona güvence verebilirdim. "Tamam baba, sen nasıl istersen öyle olsun. Düşünemedim ben, özür dilerim."
Babam başka bir şey söylemeye gerek görmedi. Zaten çoktan okulun önüne de gelmiştik. Bizimkileri girişte beklerken görünce babam da indi arabadan. Onlar da hemen yanı başımızda bitip babama selam verdi. "Nasılsın Cemil komiserim, asayiş berkemal mi?" Elbette böyle gevşek bir soruyu Mert'ten başkası soramazdı. Ancak babam onu severdi ve bu söylediğine gülerek yanıt verdi. "Kerataya bak. Asayiş size emanet koçum, gözünüzü dört açacaksınız, o iti buralarda görürseniz haberim olsun." Sinan da Mert de babamı onayladıktan sonra yanaklarına sıkı birer öpücük kondurup vedalaştım. Bugün dersim öğlen bitiyordu ve aklıma gelenle bizimkilere döndüm. "Bana bakın lan, okul çıkışında hep birlikte bize gidiyoruz, itiraz kabul etmiyorum." Zaten ben itiraz kabul etmiyorum dedikten sonra hiçbiri ağzını açıp da tek kelime edememişti. Dersliklere geçmeden evvel önce babamı arayıp çıkışta çocuklarla geleceğimi söyledim, ardından da annemi arayıp çayın yanına bir şeyler çıkarmasını istedim. Annemin elinin altında her zaman misafir ağırlayacak erzak olurdu. Yeter ki zamanında haberi olsun.
" Staj defterini hafta başında istiyormuş bu arada Cengiz hoca, haberiniz olsun." Gönül grubun manuel hatırlatıcısıydı. O olmasa çoğu şeyi kaçırırdık kesinlikle. "Benim az kaldı zaten, hafta sonu hallederim." Mert ve Sinan da çoktan hallettiklerini söyleyince bir ben kendimi yaya hissetmiştim. Ama ne yapabilirim ki; yarısına kadar doldurduğum staj defterimin üzerine kahve dökmüştü abim. Yeniden temin edip yazmam gerekmişti.
Bugünkü dersler diğer günlere nazaran nispeten daha eğlenceliydi. Kısa aralarda sadece birer kahve alıp Mert ve Sinan sigara içereken bahçede yanlarında durmuştuk. Bizim evde içemeyecekleri için şimdiden ciğerlerinde zift biriktiriyordu salaklar.
Son dersin ardından hep birlikte otobüs durağına doğru yürüdük. Telefonumun sesini açmak için çantamdan çıkardığımda Sefa'dan mesaj geldiğini gördüm. Benim adımlarım aniden durunca bizimkiler de siter istemez durakladı. "Ne oluyor lan yine değişik?" Mert'e sinirli olmasını umduğum bir bakış atıp mesaj uygulamasına girdim. "Kaçta çıkıyorsun bugün, Caner ortalarda gözükmüyor ama yine de otobüsten inince haberim olsun." Bu neydi şimdi? Ekranı tutup bizimkilere gösterdiğimde üçü de mal gibi baktılar. "Ne diyeyim ben buna şimdi Allah aşkına?" Mert telefonu elimden kapınca kafasına kitapla bir tane vurdum. "Dursana kızım. Seni rezil edecek bir şey yazmayacağım merak etme. Al bak; Sağol Sefa abi ben zaten bugün arkadaşlarımla geleceğim eve, karşıma çıksa da bir şey yapamaz. yazdım. Ona ne oluyormuş biz varken? Dümbük" Son sözü ile bir tane daha geçirdim kafasına. "Dümbük demesene be geri zekalı." Bana sen iflah olmazsın bakışları atarak Gönül'ü kolunun altına aldı. Gönül'ün bu hareketle ne kadar heyecanlandığını görünce bir an kendi derdimi unuttum. Yoksa bu kız Mert salağına karşı bir şeyler mi hissediyordu?
Sefa'nın derdine düşmüşken etrafımda neler olup bittiğine odaklanamamıştım bir türlü. Biz çok güzel bir arkadaş grubuyduk. Ancak neticede karşı cinslerin bir arada bulunduğu bir grup olduğumuzu unutmamamız gerekiyordu. Benim ya da diğerlerinin belki de Gönül gibi hisleri yoktu ama Gönül'ün hisleri yüzünden onu yargılamayacağımızı bilmesi şarttı. Hem laf aramızda Mert'i kıvama getirmek sandığınız kadar zor değildi. Durup düşündüğümde Gönül'ün üzerine ekstra titrediğini söyleyebilirdim. Mesela bana birader derken ona prenses derdi. Varın siz düşünün kıvam alıp almayacağını. Sinan'ın zaten ciddi ilişki yaşayası yoktu. Kendi huyunu bilirken de bizim gibi güzel bir grubun arasındaki bu bağı yıpratmak istemeyeceğini, bu yüzden ne bana ne de Gönül'e farklı gözle bakmayacağını biliyordum. Ama Mert tutkulu bir adamdı. Sevdiğini sonuna kadar hissettiren, sevdiğinin üzerine titreyen bir adam. Nereden biliyorsun diye sormayın. Dostluğumuzun iki yılı Mert'in lise aşkının acısını dinlemekle geçti de oradan. Ama şimdi iki yakın dostumun bir ilişki yaşayabileceği fikri içimi sıcacık etmeye yetmişti bile.
Mert'in yazdığı mesajdan sonra Sefa'dan ses çıkmadı. Otobüse binip mahalleye varana kadar gözüm telefondaydı. Nihayet ineceğimiz durağa yaklaşınca telefonu çantama atıp ayaklandım. Orta kapının orada toplanıp düğmeye bastık ve otobüsün durmasını bekledik. İndiğimizde serin bir rüzgar yüzümüzü yalayıp geçti. İçimin ürperdiğini inkar edemezdim. Sefa'nın atölyesinin olduğu sokağa girdiğimizde gözüm ister istemez bir atölyeye bir de Sermin ablanın balkonuna kayıyordu. Balkon kapısı açılınca "eyvah!" dedim ve Gönül'ün koluna girip hızlıca ilerlemek istedim. Ancak o her zaman korktuğum şey başıma geldi ve ayakkabım Arnavut kaldırımına takıldığı için sendeledim ve bileğimi burktum. Ama öyle böyle burkmak değil. Ağzımdan acılı bir inilti çıkınca Mert ve Sinan da hemen başıma toplanmıştı. "Kız Zeyno, ne oldu annem ayağını mı burktun. Tüüü gördün mü Sefa bütün mahalleli nazar etti bizim kıza."
Senin ağzının yayını seveyim Sermin abla. "Yok bir şey abla, iyim ben. Hadi sana iyi günler." Bir an önce buradan gitmek istiyordum. Sefa'nın arkamda bana bakıyor olduğunu bilmek hem heyecanlandırıyor, hem de Sermin ablanın ağzından yanlış bir şey çıkacak diye ödüm kopuyordu. Ki zaten çok beklemeden o yanlış sözler döküldü dudaklarından. "Bu arada bişey duydum Zeyno. Hayırlı olsun diyelim mi kız? Nahide abla oğlana istemiş seni. Geçen gün o kadar attın tuttun burada evlenmeyeceğim diye. Zaten ne demişler; evlenmeyeceğim diyenden korkacaksın." Ellerimi öylesine yumruk yaptım ki kendimi sıkmaktan ağzımı açıp tek söz bile edemedim. Ama Gönül benim yerime konuştu. "Ne kadar meraklısınız dedikodu yapmaya. Yalan yanlış şeyleri yayıp da milletin günahına girmeyin. Yok öyle bir şey. Herkes kendi işine baksın lütfen. " Gönül'ün koluma tutunan eline dokunup minnetle gülümsedim. Ve dönüp arkama bir kez bile bakmadan eve doğru ilerledim. Canım çok yanıyordu, bileğimin acısı belki de birkaç gün canıma okuyacaktı ama duramazdım. Durup da Sefa'nın bana nasıl baktığını görmeye cesaretim yoktu...