Hani insan hayatı boyunca bir amaç uğruna yaşar, varını yoğunu ona bağlar ve elde ettiği anda da ne yapacağını bilemez ya; işte tam da o durumda hissediyordum kendimi. Bir kere yüzüme baksa, bir kere konuşsa, hiç olmazsa bir kez benim ona nasıl baktığımı farketse diye yanıp tutuştuğum adamla aynı arabanın içinde yüz yüze bakıyorduk şimdi. Allah var; başta bir yere gidip otururuz sanmıştım ama durduğumuz yere bakınca, bir de dörtlüleri yaktığını fark edince bütün hevesim silinip gitti. "Anlat bakalaım; bu Caner ne zamandır rahatsız ediyor seni?" Yani tamam onun bilmediği evrende benim her şeyim olabilirdi ama şu durumda bana bunun hesabını sorması biraz abes kaçıyordu. Hani karşınızdakine ' sana ne, anam mısın, babam mısın, kocam mısın?' diye sorulacak bir andı. Bunun yerine "ben hallediyorum." deyiverdim. Ancak cevabın onu kati suretle tatmin etmedi.
"Nasıl halletmek bu? Adam karşına geçmiş sana dükkan açmaktan falan bahsediyor. Gece gündüz hayal kuruyor belli ki puşt." Artık gerçekten canımı sıkmaya başlamıştı durum. Önünü arkasını düşünmek istemedim. "Sefa abi" dedim; abi kelimesi ağzımda acı bir tat bırakmıştı. "Abim halleder, sen takma kafana daha fazla" Yüzünün aldığı şekil ve gözlerindeki kara gölgeden bozulduğu belliydi ama tam olarak sözlerimin hangisine bozulduğunu tayin edemiyordum. "Gözüm o itin üstünde. Eğer bir kez daha şahit olursam abinin benim paçamı kurtarmak için mesai harcaması gerekecek." Sözlerini neredeyse tıslayarak söyledikten sonra arabayı tekrar çalıştırıp yola koyuldu. Geri kalan mesafe de de hiç konuşmadık zaten.
Araba sokağa girip bizim evin önünde durana kadar geçtiğimiz yolların nereye gittiğini fark etmemiştim. Ancak başımı kaldırıp evimin bahçe kapısı ile karşılaşınca kendime geldim. Sefa da benimle bereber indi ve ardımdan adımları bahçede durdu. Annem ve birkaç komşusu, bunların içinde elbette Sermin abla da vardı, bizi birlikte görünce hararetle konuştukları meseleyi yuttular. Anlaşılan epey malzeme verecektik ellerine. Ben bozuntuya vermeden hepsine selam verince, annem de Sefa'ya hoş geldin dedi. Onun da bu durumu garipsediği her halinden belliydi. "Hoş buldum Feride abla. Samet arabayı bana bırakmıştı da, Zeynep'i de alırsın eve geçerken dedi. Ben anahtarı teslim edeyim sana." Kadınların meraklı bakışlarını hiç görmüyor gibiydi. Ama kimsenin evimizde oturup da beni dedikodu malzemesi yapmasına izin veremezdim. "Teşekkür ederim Sefa abi, kolay gelsin sana. Hanımlar elimi yüzümü yıkayıp geliyorum hemen. Bensiz sakın dedikodu yapmayın." Başları bir bana bir de Sefa'ya dönüyordu. Sanki o Federer ben de Hingis anasını satayım. Daha fazla beklemeden girdim içeri. Yüzüme epey bir soğuk su çalmam gerekiyordu bana basan bu ateşleri söndürmem için.
Yeteri kadar oyalandığımı düşündüğümde üzerime rahat bir şeyler giyip indim aşağı. Karnım acıkmıştı ve annem misafirlerini asla boş geri gönderen bir kadın değildi. Bu yüzden mutfağa girerken bir şeyler bulacağıma emindim. Yanılmadım da. Havuçlu kek, peynirli poğaça ve patates salatasından doyurucu bir tabak yaptım, yanına da her zaman çay içtiğim kupaya orta kararlı çayımdan doldurup bahçeye adımladım. Bir iki aya bahçe fasılları da biterdi, son demleriydi bu açık hava sohbetlerinin.
"Kızlar nasılsınız bakalım görüşmeyeli?" Bir yandan tabağımla ilgileniyor bir yandan da az önce sıra dışı bir durum yaşanmamış gibi davranıyordum.Eğer gerekli tava getirirsem bu mesele burada kapanır ve kimsenin ağzına sakız olmazdı. Sermin abla içlerinde en tehlikeli olandı. "Kızzz Zeyno, ikinizi yan yana görünce pek bir yakıştırdım ya ben. Bir an ümitlendim Feride abla gönlüne göre bir damat buldu diye ama sen çocuğa abi deyiverdin. Kız abi deme bak lazım olur sonra." İçtiğim çay direk beynime gidince nefes nereden alınır onu falan unuttum anlayacağınız. Annem bir yandan sırtıma vuruyor, diğer yandan da elindeki suyu içirmeye çalışıyordu. Nefesimi toplayınca bakışlarımı kararttım ve "Durduk yere kimsenin aklını bulandırma Sermin abla, yok öyle bir şey." dedim. Benim içimdeki mesele bana yeterdi. Hakkımda ne düşündüğünü bilmediğim adamın kulağına bir şeyler giderse ebedi yüzüne bakamazdım, hayatım işkenceden farksız olurdu resmen.
"Ay ben ne dedim ayol. Göz var, nizam var. Kız siz de bir şey söylesenize; sankim siz yakıştırmadınız gözünüzü seveyim." Annemin ve benim ifademin bozulduğunu gören Fatoş abla hemen patavatsız Sermin'e müdahale etti. "Kız yok diyorsa yoktur Sermin. Uzatıp da canını sıkma daha fazla. Hem sana mı kalmış kimin kime gönül kaptırdığı?" Ayy vallahi bayılacağım şimdi şuraya. Hayır yani bu kadar zaman ben bu aşkı gizli yaşamışım, şimdi yok yere ortaya saçacak değilim. Hem zaten kafam karma karışık benim. Sefa'nın değişik halleri yetmiyormuş gibi bir de bu kadınların umut veren sözlerine kapılamam. Her şey bende gizliyken daha güvende hissediyorum kendimi.
İkindi ezanının okunmasıyla herkes teker teker ayaklandı, biz de annemle birlikte akşam yemeği hazırlıklarına başlamak için mutfağa girdik. Annem genelde sabah bizi uğurladıktan sonra akşam ne yemek pişireceğini belirler ve malzemelerini ayıklardı. Bugün de mevsiminin sonunu yaşayan taze fasülye ve pilav vardı menüde. Ne abim ne de ben yemek seçmezdik. Bize göre annem bütün yemekleri çok güzel yapardı. Babam da zaten ne bulursa yiyen bir bünyede olduğu için hiç sorun yaşamazdı annem. "Cacık da yapalım mı anne?" Anneme sorarken bir yandan da dolapta salatalık var mı diye bakınıyordum. "Salatalık kalmamış evde annecim. Babana diyelim de getirsin gelirken. Serin serin yeriz, güzel olur." Annemi onayladıktan sonra babamı aradım hemen. Ona alacaklarını söyleyip kapattıktan sonra telefonuma gelen bildirimleri farkettim. Mutfakta işlerimiz bittiği için anneme haber verip odaya çıktım. Bizimkilerin mesajlarını açtığımda konunun Deniz ile Sinan'ın kavgası olduğunu gördüm. Anladığım kadarıyla aralarındaki meseleyi halletmiştiler. Onlarla konuştuğum ekrandan çıkıp diğer mesajlara göz gezdirmek istedim. Biri abimden, diğeri de Sefa'dandı. Abim mesaj atalı epey olmuştu. Beni almaya gelemeyeceğini, işinin çıktığını söylüyordu.
Sıra Sefa'nın mesajına geldiğinde derin bir nefes aldım. İki gündür akıl sağlığımla oynayacak davranışları vardı.
SEFA : Zeynep müsait misin?
SEFA : Ben sanırım arabada bir şey düşürmüşüm.
SEFA : Rica etsem bakabilir misin? Ufak bir not defteri olması lazım.
Derin bir of çektim bu sefer. Adını görünce öyle heyecanlanmıştım ki; gerçi ne bekliyorsam?
ZEYNEP : Kusura bakma geç gördüm mesajını. Bakıyorum şimdi.
Merdivenleri gerisin geri inip anahtarlıktan arabanın anahtarını aldım. Annem evden çıktığımı görünce elbette nedenini sormadan duramadı. "Nereye Zeynep?" Ayağıma terlikleri geçirmeye uğraşırken babamın da bahçe kapısından girdiğini gördüm. "Nereye olacak hanım, kızım babasının geldiğini gördü, kapılarda karşılıyor işte." dedi. Ah canım babacım sendeki bu pamuk yüreği ne yapacağız biz? "Aslan babam benim hoş geldin. Ben elbbette senin yollarını gözlüyorum ama bu kez başka bir şey için çıkmıştım. Abimin arabasında bir defterim kalmıştı da onu alacağım." Mahsustan bozuluyormuş gibi yaptı ama çok fazla da uzatamadı. "Hergele" deyip geçti yanımdan.
Hızlıca arabaya gidip kapılarını açtıktan sonra şoför mahaline oturup etrafıma bakındım. Koltuğun altına, kapının cebine, göğse her yere ama bir türlü Sefa'nın tarif ettiği gibi bir şey bulamadım. Telefonu arka cebimden çıkarıp mesaj uygulamasına girdim.
ZEYNEP : Bahsettiğin gibi bir şey bulamadım. Başka yerde düşürmüş olabilir misin?
Mesajım iletilmesine rağmen görmedi. Arabanın içinde beklemektense çıkıp eve doğru yürümeye başladım. Arabanın kapılarını kilitlemek de son anda aklıma gelmişti. Bu adam bizde akıl falan bırakmıyor Zeyno. Biz bu yaşa kadar iyi geldik yemin olsun.
Evin birkaç basamak merdivenini tırmanıp aralık olan kapıdan içeri girdiğimde elimdeki telefona yeni bir bildirim geldi. Sefa'dan olduğunu görünce panikle etrafıma bakındım. Kendimi durup dışarıdan izlesem kıs kıs gülerdim bu hallerime yemin ediyorum. Kendi kendime gizli işler çeviriyormuş gibi triplere giriyordum.
SEFA : Allah Allah. Arabaya binerken arka cebimde olduğunu hatırlıyorum ama neyse.
ZEYNEP : Abim gelince daha dikkatli bakar. İyi akşamlar.
SEFA : İyi akşamlar.
"Abin bu akşam geç gelecekmiş annecim. Hadi biz sofrayı kuralım." Annem seslenmeseydi mal gibi bakar dururdum telefonun ekranına. Hayal aleminden sıyrılıp gerçeğe dönmek zorundaydım. Şu iki günde haddinden fazla muhatap olmuştuk ama bunlar tamamen tesadüfi şeylerdi. " Tamam anne, ellerimi yıkayıp geliyorum."
Sofrayı kurup her akşam yaptığımız gibi sohbet içinde, neşeli bir yemek yemiştik. Babam ciddi ciddi muhtarlık hevesine tutulmuşken, annem bir yandan bir meşgalesi olacağı için seviniyor, bir yandan da başına bela almasından korkuyordu. Onlar aralarında atışırken ben de keyifle hallerini seyrediyordum.
Sofrayı toplayıp çay suyunu da koyduğumda maksadım içeri gidip odaya çıkacağımı söylemekti ancak mutfaktan çıkan adımlarım çalan kapıyla durakladı. Abimin geç geleceğini biliyordum. Bu saatte de bize pek gelip giden olmazdı. Yani haberli misafirler haricinde tabii ki. "Annem bakıyor musun kapıya?" Annem seslenene kadar kapıya hala aval aval baktığımı fark etmemiştim. Kendime gelip açmak için davrandığımda gördüklerimin kabus olması için yalvaracak kıvamdaydım. "Kim gelmiş kızım?"
Dilimi toplayabilsem eceli gelen köpek gelmiş derdim ama resmen konuşmayı unutmuştum.
"Aaaa Nahide hanım, Asım bey, Caner? Hayırdır inşallah komşum?" Ah garip anam benim. Sen de benim gibi ellerindeki çiçek ve çikolataya o malum anlamı yüklemek istemiyorsun değil mi? "İçeri buyur etmeyecek misin komşum? Tanrı misafiriyiz neticede." Annem bir bana, bir kapıdakilere, bir de salonda oturan babama baktı, sonra da el mecbur davet etti milleti içeri. Şimdi babam da kapı ağzına gelmiş, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Hayırdır inşallah hanım." Ah babacım bu mendeburun olduğu yerde hayır olur mu hiç? "Hayır Cemil bey, hayır. Vallahi bizim oğlan sabırsızlanınca kalktık geldik. Zeynep kızım kahvelerimizi yapsın da konuşalım." Babamın gözündeki şimşekler çakmayı bıraksa dönüp beni görecek ama adam belini yoklayıp yıllradır orada olmayan tabancasını arıyor şu dakikalarda. Oğlum Caner bu kadar mı susadın canına sen?
"Hanım ne diyor bunlar? Selamun kavlen. Asım efendi sen ne dediğinin farkında mısın?" Babam celallenme dozunu bir tık daha arttırırken; Asım amca da bir Nahide teyzeye bir de Caner'e 'ne oluyor lan burada?' dercesine bakıyordu. Anlaşılan adamı ana oğul kolpaya getirmişlerdi. "Eee Cemil efendi, buyur etmeyecek misin bizi? Yahu hayırlı bir iş konuşmaya geldik biz." Caner'in bu canına susamışlığını kimden aldığını da böylelikle anlamış olduk. "Sen beni anlamadın heralde Asım efendi. Bak bu ziyaretin amacı eğer düşündüğüm şey ise ne seni ne de bu oğlunu elimden kimse alamaz. Şimdi ben emaneti çıkarmadan gidin evimden." Allah'ım sen kalan aklıma mukayyet ol. Hadi babamı annemle bir olur tutarız da abim gelirse burada katliam yaşanır.
"Asım amca, Nahide teyze Caner size ne söyledi bilmiyorum ama ben evlenmek falan istemiyorum. Hele oğlunuzla hiç istemiyorum. Beni sürekli sıkıştırıp rahatsız ediyordu. Bu güne kadar ne abime ne de babama bir şey söylemedim ama oğlunuz bir türlü laftan sözden anlamıyor. Lütfen daha fazla çirkinlik çıkmadan gidin buradan." Şimdi ailesini süzme sırası Asım amcadaydı. "Ulan sen bize kızın da gönlü var demedin mi deyyus?" Al işte. Ana babasını resmen kandırmıştı köpek. "Yok benim gönlüm falan Asım amca. Lütfen siz de onu biraz olsun engelleyin. Abimin kulağına giderse olacakları düşünemiyorum bile." Asım amca Caner'i ensesinden tuttuğu gibi dışarı çıkardı ama Nahide teyzenin söyleyecekleri henüz bitmemişti. " Feride'nin kızı Zehra'nın oğlanla kırıştırıyormuş dediler de inanmadım. Meğer bir yandan oğluma da ümit veriyormuşsun. Yakışıyor mu sana kızım, elimizde büyüdün sen."
Allah'ım o kadar yalvardım, aklıma mukayyet olmadın. Benden günah gitti, haberin olsun. "Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu Nahide teyze? Ona buna laf sokacağına önce kendi oğlunu adam et. Ne hayırdan anlıyor, ne istemiyorumdan. Allah şahidim bir daha aynısını yaparsa direk gider savcılığa şikayet ederim. İfadesini de abim alır. Sen de ben nerede yanlış yaptım diye düşünür durursun." Annemin sinirden kıpkırmızı olduğunu görünce kapıyı suratlarına kapadım hemen. Belli ki Feride hanımın asabi tansiyonu oynamıştı. Önce onları sonra da kendimi sakinleştirmem gerekiyordu. Ancak kendimi sakinleştirebilmek sandığım kadar kolay olmayacaktı. Özellikle de Nahide teyzenin söylediklerinden sonra...