Sabahın ilk ışıkları karargâhın gri duvarlarına vuruyordu, Leyla kışlanın önünde derin bir nefes aldı. Dün yaşananlar hâlâ aklındaydı. Kerem’in gözlerindeki o sert bakış… Sözleri hâlâ kulağında yankılanıyordu:
"Benim moralim bozulursa, herkesin morali bozulur. Unutma."
Leyla başını iki yana salladı. “Ben buraya kimseyi mutlu etmek veya huzursuz etmek için değil, hayat kurtarmaya geldim ama gel gör ki komutan beyin moralini güzel tutmak gerek.”
O sırada Mehmet elinde kahveyle yanına geldi.
“Doktor Hanım, günaydın! Daha ilk günden göze battınız. Hatta bahisler açıldı; Komutan mı daha sert, siz mi?”
Leyla gülümsedi. “Bahisleri kazanan olursa haber ver, parasını paylaşırız.”
Mehmet kahkaha attı. “Yandınız ama, Komutan sizi radarına aldı. Dikkatli olun.”
Tam o anda, tok bir ses yankılandı:
“Demirci!”
Leyla irkildi. Kerem’in sert adımları, yeri döverek geliyordu. Üniforması kusursuz, bakışları soğuktu. Askerler bir anda toparlandı, sessizlik çöktü.
Kerem, Leyla’nın önünde durdu.
“Bugün cephanelik tatbikatı var. Sağlık ekibini sen yöneteceksin.”
Leyla şaşırdı. “Ben... tek başıma mıyım?”
Kerem kaşlarını kaldırdı. “Bu bir emir demirci evet sen teksin . Ve… başarırsan raporuna iyi şeyler yazabilirim.”
Leyla içinden bir şey hissetti: Bu sadece görev değil… Bu adam beni test ediyor.
Başını dikleştirerek cevapladı:
“Anlaşıldı, Komutanım. Beni izleyin, hayal kırıklığına uğramayacaksınız.”
Kerem’in dudak kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi ama hemen kayboldu.
“Hayal kırıklığı… tahammül edemediğim tek şeydir, Doktor.”
---
Tatbikat Alanı – Öğleden Sonra
Barut kokusu havada asılıydı. Tatbikat tüm hızıyla devam ederken Leyla ekibini yönlendiriyordu. Ter içindeydi, ama sesi güçlüydü:
“Hızlı olun! On saniyede kanama durmazsa hayat biter!”
Kerem uzaktan izliyordu. Gözleri Leyla’nın her hareketinde geziniyor, yüzündeki kararlılık onu şaşırtıyordu. Bu kadın… düşündüğünden farklıydı.
Tam o sırada bir patlama sesi yankılandı. Eğitim bombasının dumanı yükseldi. Bir er yere yığıldı. Koşuşturma başladı.
Leyla, Kerem’in “Bekle!” diyen sert sesini umursamadan yaralının yanına atıldı. Ellerini kana bularken tek düşündüğü şey, o askeri hayatta tutmaktı.
“Turnike! Çabuk!”
Kerem birkaç saniye içinde yanına geldi. Yere çömelip Leyla’ya baktı.
“Sana bekle dedim!”
Leyla, terli alnını kaldırıp gözlerinin içine baktı:
“Ben burada hayat kurtarıyorum, Komutanım. Emir değil.”
Kerem’in gözlerinde öfke ve hayranlık birbirine karıştı. Eğildi, Leyla’nın elinden turnikeyi aldı. Elleri birbirine değdiğinde, Leyla’nın kalbi hızla atmaya başladı. Nefesi kesildi.
Kerem’in sesi alçak ama tok bir tonda geldi:
“Bir daha kendi başına hareket edersen… seni bu birliğin en güvenli yerine kilitlerim.”
Leyla’nın dudaklarından istemsizce bir gülümseme kaçtı:
“Tehdit mi ediyorsunuz… yoksa koruyor musunuz, Komutanım?”
Kerem’in gözleri bir anlığına karardı. Yaklaştı, sesi fısıltıya dönüştü:
“Belki ikisi de.”
* * * *
Gün, gürültüyle başlamış ama sessizlikle bitmişti. Tatbikat sona ermiş, askerler kışlalarına çekilmişti. Leyla, yorgun bir nefesle kalacağı odaya girdi. Üniformasının üstündeki beyaz önlüğü çıkardı, aynada yüzüne baktı. Göz altları morarmıştı ama içinde bir ateş vardı: Kerem’in bakışları hâlâ zihninde dolaşıyordu.
Tam yatağa uzanacakken kapı çalındı.
“Doktor Hanım! Komutan Bozkurt sizi istiyor!”
Leyla derin bir iç çekti. Gece yarısı, bu adamın derdi ne?
Üzerine ceketini aldı ve Kerem’in ofisine doğru yürüdü. Koridorlar sessizdi, sadece bot sesleri yankılanıyordu.
Kapıyı çaldı.
“Gir!”
Kapı açıldığında, Kerem masasının başında oturuyordu. Üniforması hâlâ üzerindeydi, kollarını sıvamış, bileklerindeki damarlar belirginleşmişti. Sert bakışlarını Leyla’ya çevirdi.
“Gecenin bu saatinde çağırmamın sebebini biliyor musun?”
Leyla kaşlarını kaldırdı. “Sanırım rapor istiyorsunuz.”
Kerem sandalyesinden kalktı, yavaş adımlarla yaklaştı. Masanın köşesine yaslandı, gözleri Leyla’nın yüzünde gezindi.
“Rapor… evet. Ama başka şeyler de var.”
Leyla dudaklarını ısırdı. “Ne gibi?”
Kerem başını hafif eğdi.
“Bugün kendi başına hareket ettin. Sana bekle dedim, sen koştun.”
Leyla omuzlarını dikleştirdi.
“Çünkü bir hayat kurtarmak için saniyeler vardı, Komutanım.”
Kerem gözlerini kısmıştı, sesi derinleşti:
“Benim iznim olmadan kimse hareket etmez. Hele sen… asla.”
Leyla, meydan okuyan bir bakışla yaklaştı.
“Beni buraya hayat kurtarmak için getirdiler. Emirlerinizle değil, vicdanımla hareket ederim.”
Kerem, aniden masadan kalkıp bir adımda Leyla’nın önünde durdu. İkisinin nefesi birbirine karıştı. Aralarındaki mesafe, tek bir kalp atışı kadar kaldı. Kerem’in sesi, fısıltı tonundaydı:
“Vicdanın… seni burada ayakta tutmayacak. Ama emirlerim tutar ...Ben tutarım.”
Leyla’nın kalbi hızlandı, gözleri onun gözlerine kilitlendi. Dudaklarından tek bir kelime döküldü:
“Tehdit mi bu?”
Kerem’in dudak kenarı hafif kıvrıldı, yüzünde sert bir ifade ama gözlerinde başka bir şey…
“Hayır, Doktor. Bu… bir uyarı aklını kullan .”
Sessizlik uzadı. O an, ofisin ağır havasında sadece iki nefes vardı. Kerem’in gözleri Leyla’nın dudaklarına indi, sonra hızla geri çekildi. Bir anlık kontrol savaşı…
Kerem, boğazını temizledi ve dosyayı masaya bıraktı.
“Raporu bırak. Gidebilirsin.”
Leyla, derin bir nefes aldı, dönüp kapıya yürüdü. Kapı koluna dokunduğunda, Kerem’in sesi yeniden geldi.
“Leyla.”
İlk kez adını söyledi. Leyla yavaşça arkasına döndü.
Kerem’in gri gözleri karanlıkta parlıyordu.
“Bir dahaki sefere… emirlerimi çiğnersen, seni kendi yöntemlerimle cezalandırırım.”
Leyla’nın dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Komutanım… belki de bundan korkmuyorum.”
Ve kapı kapandı.
, , ,
Revirde antiseptik kokusu ağırdı. Leyla, masanın üzerinde duran ilk yardım çantasını açtı. Ellerine mavi eldivenlerini geçirirken kapı aralandı. İçeri, omzunu tutan genç bir er girdi.
“Ne yaptın yine Asker Mehmet?” dedi Leyla, hafif gülümseyerek.
Mehmet, her zamanki şakacı tavrıyla başını kaşıdı.
“Komutanım tatbikat dedi, ben biraz fazla heveslenmişim. Omuz çıktı galiba… Ama merak etme Leyla hemşire hanım, senin ellerinde iyileşirim.”
Leyla kaşlarını çattı ama dudaklarının kıyısında istemsiz bir tebessüm belirdi.
“Hemşire değilim, Mehmet. Ve konuşacağına otur.”
Mehmet, otururken yine laf atmayı ihmal etmedi:
“Senin gibi bir doktor için hasta olasım geliyor .Belki beni tedavi ederken biraz sohbet ederiz .”
Leyla derin bir nefes aldı, elini Mehmet’in omzuna koydu. Tam o sırada kapı sertçe açıldı. Üniforması kusursuz, bakışları keskin bir fırtına gibi odaya girdi Komutan Kerem Ali Bozkurt.
“Ne oluyor burada?” Sesindeki soğukluk, revirin havasını anında değiştirdi.
Leyla başını kaldırdı. “Rutin bir tedavi, Komutanım.”
Kerem, Mehmet’e öyle bir baktı ki genç er yutkundu.
“Senin ağzın fazla çalışıyor, Mehmet. Tedavi ol, çık. Anlaşıldı mı Asker ?”
“Emredersiniz komutanım…” Mehmet, hızla toparlandı, bakışlarını Leyla’dan kaçırarak sessizce oturdu.
Kerem, Leyla’ya yaklaştı. Aralarında sadece masanın dar alanı vardı. Gözleri, Leyla’nın eldivenli ellerinde dolaştı, sonra yüzüne sabitlendi.
“Buna müsaade etmeyeceksin.”
Leyla kaşlarını kaldırdı.
“Neye müsaade etmeyeceğim?”
Kerem’in sesi derinleşti, gri gözleri karardı:
“Erlerin sana bu şekilde konuşmasına yanaşmasına. Burası kafe veya eğlence alanı değil, burası cephe.”
Leyla dik durdu, sesi buz gibiydi:
“Ben onların tedavisini yaparım, Komutanım . Ne söyledikleri değil, benim tek görevim tedavi burda.”
Kerem bir adım daha yaklaştı. Masanın kenarı Leyla’nın kalçasına değdi. Aradaki mesafe neredeyse yoktu. Nefesi, Leyla’nın saçlarına karışıyordu.
“Sen hâlâ anlamadın, değil mi?”
Leyla’nın kalbi hızlandı.
“Neyi anlamadım?”
Kerem’in sesi bir fısıltıya düştü:
“Burada seni korumak zorundayım… kendimden bile.”
O an, sessizlik ağırlaştı. Leyla’nın elinden makas yere düştü, metalin sesi odada yankılandı. Kerem’in eli, refleksle Leyla’nın bileğine uzandı.
Sıcak, sert bir dokunuş.
İkisi de kıpırdamadı.
Leyla’nın sesi, titreyen bir nefesle çıktı:
“Bırakın beni…”
Kerem’in dudakları dişlerine bastı.
“İstesem, bırakmazdım.”
Bir an… Göz göze geldiler. Sonra Kerem, yavaşça elini çekti ve arkasını döndü.
“Raporu yarın sabah odamda isterim. Ve… Mehmet’e bundan sonra sınırlarını öğret. Yoksa ben öğretirim.”
Kapı kapandı. Leyla, derin bir nefes aldı. Elleri hâlâ titriyordu. Ama içinde bir ateş yanıyordu…
......
Revirin penceresinden giren gün batımı ışığı, beyaz duvarlara solgun bir renk katıyordu. Leyla, masanın başında, elindeki raporlara odaklanmaya çalışıyordu ama zihni Kerem’in sert sözlerinden kurtulamıyordu.
“Seni korumak zorundayım… kendimden bile.”
Bu cümle beynine kazınmıştı. Elini saçlarından geçirdi. “Neden böyle bir şey söyledi? Bana ne oluyor?” diye düşündü.
Bir an, aklı eskiye gitti. İstanbul’da bıraktığı yarım kalan hayata… Ona yeminler eden adamın ihanetini hatırladı.
İçindeki ses fısıldadı:
“Kimseye güvenme Leyla… bir daha asla.”
Kapı hafifçe aralandı. Bot sesleri revirin sessizliğini böldü. Leyla başını kaldırdığında Kerem içeri girmişti. Üniforması kusursuz, yüzü ifadesizdi.
“Raporları almaya geldim.” Sesinde duygu yoktu ama bakışları… bakışları Leyla’nın yüzünde gezinip gözlerine saplandı.
Leyla derin bir nefes aldı, dosyaları uzattı.
“Buyurun, Komutanım.” Sesini mümkün olduğunca soğuk tuttu.
Kerem dosyayı aldı ama gitmedi. Masanın kenarına yaslandı, kollarını göğsünde kavuşturdu.
“Eğitimdeki disiplinsizliği tolere edemem, Leyla.”
“Ben de görevimi aksatmam, Komutanım.”
“Emin misin?”
Leyla başını kaldırdı, kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Kerem, gözlerini hiç kaçırmadan, yavaşça konuştu:
“Çok fazla bağ kurarsan, bir gün bunun bedelini ödersin.”
Leyla’nın içi ürperdi. “Bağ kurmak mı? Daha yeni geldim buraya…” Ama sesini çıkarmadı.
Kerem, sessizliği uzattı, sonra kapıya yöneldi.
Kapının önünde durdu, arkasını dönmeden bir cümle bıraktı:
“Sana söylediklerimi unutma… Burası savaş alanı, Leyla. Ne kalbine güven ne de başkasının kalbine.”
Kapı kapandı. Leyla bir süre öylece kaldı. Elindeki kalem titriyordu.
“Kalbine güvenme…”
Sanki kendisiyle ilgili bir şey biliyordu Kerem. Bu onu hem sinirlendiriyor hem de tehlikeli bir şekilde meraklandırıyordu.
. . . .
Askeriye kampının yemekhanesi her zamanki gibi kalabalıktı. Metal tabakların çınlaması, kahkahalar, yüksek sesli sohbetler… Leyla içeri girdiğinde gözler kısa bir süreliğine ona çevrildi. Beyaz önlüğü yoktu; yerine sade bir gömlek ve haki pantolon giymişti. Yine de diğerlerinden farklıydı. Doktor havası üzerindeydi.
Masaların arasında yürürken, kendini bir anda garip bir sahnede hissetti. Göz ucuyla, köşede oturan bir grup erin ona bakıp gülüştüğünü gördü. Hafifçe gülümsedi ve boş bir yer bulup oturdu.
Tam lokmasını ağzına atacakken yanına iri yapılı, esmer tenli bir er oturdu., yüzünde özgüvenli bir sırıtış vardı
“Hoş geldin doktor hanım. Askeriyemize renk kattın resmen.”
Leyla kaşlarını kaldırıp hafif bir gülümseme verdi.
“Teşekkürler… sanırım öyle oldu.”
Yan masadan başka biri atıldı:
“Komutan duymasın, seni burda linç eder vallahi.”
Gülüşmeler patladı. Leyla, kaşığını masaya bırakıp sakince konuştu:
“Komutanınızın işi başından aşkın, sanırım böyle şeylerle uğraşmaz.”
Tam o anda kapıdan içeri Kerem girdi. Üniformasıyla, sert bakışlarıyla, sanki odaya bir gölge çöktü. Bir anda bütün gürültü kesildi. Herkes ayağa kalktı.
“Devam edin.” dedi Kerem, soğuk bir tonla.
Gözleri kalabalığı tararken, Leyla’yı gördü. Bir anlık duraksama… Sonra ağır adımlarla onun masasına yöneldi. Masanın başında dikildi, gözleri Leyla’nın gözlerine kilitlendi.
“Rahatsız etmiyorlar, değil mi?”
Leyla başını kaldırdı, yüzünde sakin ama içinde hafif bir gerilim vardı.
“Hayır, Komutanım. Gayet iyi sohbet ediyoruz.”
Kerem, masadaki erlere baktı, sesini kalınlaştırarak:
“Eğitimden sonra boş vakit yok. Hepiniz programınıza dönün.”
Erler bir anda toparlanıp uzaklaştı. Az önce Leyla’ya yürüyen iri yapılı er de istemeden kalktı, giderken Leyla’ya bir bakış attı.
Kerem, Leyla’ya dönüp soğuk bir tebessümle konuştu:
“Sanırım burada hâlâ kuralların farkında değilsiniz.”
Leyla, kaşığını eline alıp gayet rahat bir şekilde yemeğine döndü.
“Kurallar arasında yemek yemek yasak mıydı, Komutanım?”
Kerem eğildi, sesi alçaldı ama tonu daha da sertleşti:
“Kurallar arasında… dikkati dağıtacak unsurlar yasak, Doktor.”
Leyla’nın içi kıpırdadı ama bunu belli etmedi. Gözlerini Kerem’in gözlerine dikti:
“O zaman benim burada bulunmam başlı başına bir sorun, öyle mi?”
Kerem, kısa bir süre sustu. Bakışları, Leyla’nın yüzünde gezindi. Sonra doğruldu.
“Sorun demeyelim… risk diyelim.”
Ve hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.
Ortamdaki sessizlik, Kerem’in çıkmasıyla yavaş yavaş bozuldu. Ama Leyla’nın içinde fırtına vardı. Az önce olan şey… sadece otorite miydi, yoksa başka bir şey mi?
Yemekhaneden çıkarken, Leyla’nın kulağına bir ses geldi. Aynı iri yapılı er, koridorda onu yakaladı:
“Doktor hanım, kusura bakmayın. Benim adım Serhat. Hani bir gün… çay falan içmek isterseniz…”
Leyla gülümseyerek cevap verdi:
“Teşekkürler Serhat ama sanırım bu kurallara aykırı.”
Tam o sırada arkasından ağır bot sesleri geri geldi. Serhat’ın yüzündeki gülümseme dondu. Kerem, aralarında durdu. Sert bir bakış attı Serhat’a.
“Çavuş Serhat, nöbet çizelgen değişti. Bu gece senin için uzun olacak.”
Serhat irkildi:
“Emredersiniz, Komutanım.”
Kerem, Leyla’ya kısa bir bakış atıp hiçbir şey söylemeden uzaklaştı. Ama Leyla, onun adımlarındaki gizli öfkesi hissedebiliyordu.
-...
gece
Revirde gece sessizliği hâkimdi. Leyla, yaralı erin pansumanını yeni bitirmiş ve masadına geri dönmüştü. Steril kokusu hâlâ odanın içinde asılıydı. Her şey normal giderken bir anda ışıklar titredi… ve tamamen söndü.
Zifiri karanlık.
Leyla refleksle başını kaldırdı. Kalbi hızla atmaya başladı. Askeriye gibi bir yerde elektrik kesintisi mi? Olağanüstü bir durum olmalıydı. Elini cebine attı, telefonunu çıkardı. Ekranı kaydırıp el fenerini açmaya çalıştı. Parmakları titriyordu.
Tam o sırada… arkasından bir ses. Çok hafif… bir nefes mi? Yoksa hayal mi gördü?
“Kim var orada?” diye fısıldadı, ama sesindeki tedirginlik bastırılamazdı. Cevap yok. Sadece karanlık. Derin bir nefes aldı, telefonu elinde titrerken yavaşça yürümeye başladı. Koridoru andıran dar alan, şimdi sanki kilometrelerce uzundu. Her adımında kalp atışlarını kulaklarında duyuyordu.
Parmakları ekrana dokundu, ışık tam yanacakken…
Birine çarptı. Sert bir göğüs. Çığlığı bastığı gibi bir el aniden ağzını kapadı. Kalın, güçlü bir el. Diğer eli bileğini kavradı, sıkı ama zarar vermeden.
Leyla panikle çırpınmaya çalıştı. Nefesi hızlandı, korkudan mı… yoksa dokunuşun yarattığı bilinmez bir histen mi?
Tam o sırada, bir ışık yandı. Telefon değil, bir askerî el feneri. Kör edici beyaz ışık bir anda karanlığı yarıp geçti. Leyla gözlerini kıstı, kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Fenerin ucunda Kerem vardı. Üniformasıyla, yüzüne vuran sert ışık gölgesiyle… buz gibi bir ifadeyle Leyla’ya bakıyordu.
Ağzındaki el çekildi. Leyla nefes nefese, bir an duraksadı. Elleri hâlâ titriyordu. Karşısındaki adamın nefesi ensesinde hissediliyordu hâlâ… ve bu, onu hem ürkütüyor hem de garip bir şekilde huzursuz ediyordu.
Kerem’in sesi, karanlığın içinde kükreyen bir emir gibiydi:
“Ne işin var burada tek başına?”
Leyla toparlanmaya çalıştı, sesi titrek ama inatçıydı:
“Hastam vardı… pansumanını yapıyordum. Elektrikler gidince…”
Sözünü bitiremeden Kerem araya girdi, bir adım daha yaklaştı. Omuzları geniş, yüzü sert ama gözlerinde… kıskanmış gibi bir gölge.
“Biri seni burda bulursa?”
Leyla bakışlarını yere indirdi, ama sonra inadına başını kaldırıp gözlerinin içine baktı.
“Bulursa ne olur, Komutanım? Kuralları çiğnemiş mi olurum?”
Kerem’in kaşları çatıldı. Aradaki mesafe neredeyse yoktu. Leyla, Kerem’in nefesini yüzünde hissedebiliyordu. Göğsü hızla inip kalkıyordu. O an, zaman durmuştu.
“Sorun…” dedi Kerem, sesi fısıltıya yakın ama keskin. “Kurallar değil, sensin.”
Leyla’nın içi buz gibi oldu, ama aynı anda… sanki damarlarında ateş dolaştı. Gözlerini kaçırmak istedi ama yapamadı. Kerem’in gözleri onu mıknatıs gibi çekiyordu.
Telefonu elinden düşürdü, metal zeminde yankılandı. İkisi de bir an durdu. Sessizlik… sadece nefeslerinin sesi vardı.
Kerem aniden geri çekildi, feneri Leyla’ya uzattı.
“Bundan sonra tek başına karanlıkta dolaşma. Elektrikler gitse bile yerinden ayrılma haber ver .”
Leyla feneri aldı, parmakları Kerem’in eline değdiğinde, ikisinin de nefesi bir anlığına kesildi.
Kerem gözlerini Leyla’dan ayırmadan kapıya yöneldi. Ama çıkmadan önce dönüp kısa, sert bir bakış attı.
“Ve Doktor… bir daha seni korkutmak zorunda bırakma beni.”
Leyla donakaldı. O çıkarken, bacaklarının titrediğini hissetti. Az önce ne olmuştu? Korkmuş muydu… yoksa hissettiği şey bambaşka mıydı?
, , , ,
Leyla revirin camından dışarı baktığında, gökyüzü kızıllıktan mora dönüyordu. Geceden beri içini kemiren huzursuzluk yerini sessiz bir kararlılığa bırakmıştı.
Kalbinde bastıramadığı bir ağırlık vardı. Burası, yani bu üs, duvarların arasına sıkışmış bir dünya gibiydi. Üniforma giymiyor olması, emirleri uygulamaktan muaf olduğu anlamına gelmiyordu. Ve hele ki Kerem Ali gibi biri varken…
Elini dosyaların üzerinden çekti. “Bu böyle olmaz,” diye mırıldandı. “Ben bir doktorum. Komutanla didişmek, otoritesine takılmak istemiyorum.”
Kendi alanını, kendi dengesini kurabileceği bir yere ihtiyacı vardı.
Bir çay alıp masasına döndü. İnternete bağlanıp çevredeki kiralık ev ilanlarına bakmaya başladı. Üssün dışında ama yürüme mesafesinde bir ev… Görevine gecikmeden ulaşabileceği, ama aynı zamanda biraz nefes alabileceği bir mesafe istiyordu.
Sıcak çayı yudumladığında cebinden gelen titreşimle irkildi. Mesaj Kerem’dendi.
> “Az sonra revir kontrolüne geleceğim. Hazırlıklı olun.”
Leyla derin bir nefes aldı. Mesajdaki ton bile buyurgandı. Gözlerini devirdi istemsizce. “Gelse ne olacak? Bir çatışma daha istemiyorum.”
Ama aynı anda içinde garip bir kıpırtı hissetti. Onu görmeyi istemekle, görürsem sinirim bozulur arasındaki o ince çizgi… Tekrar derin bir nefes aldı ve saçlarını arkaya attı.
Son kontrolleri yapmaya başladığında, dış kapı açıldı. Bot sesleri koridorda yankılandı.
Kerem girdiğinde o her zamanki gibi sert, donuk ve kontrol sahibiydi. Üniformasının düğmeleri ilikli, bakışları keskin, sesi kararlıydı.
“Hazır mısın doktor?” dedi doğrudan.
Leyla göz temasından kaçınmadı. Hafif bir baş hareketiyle cevapladı. “Elbette, Komutanım.”
Birlikte revire doğru ilerlediler. Hiç konuşmadan… ama içlerinde bin cümle yankılanarak.
Ve ikisi de bunu bastırmak için sadece adımlarına odaklandı.