Bölüm 1.
🔥 1. Bölüm – Ayrılış
Soğuk bir rüzgâr, tren istasyonunun metal raylarında yankılandı. Leyla , küçük valizini sıkıca kavrarken derin bir nefes aldı. Her nefes, memleket kokusunu biraz daha ciğerlerinden söküyordu. Gözleri kalabalığın arasından son bir kez etrafı taradı. Tanıdık yüzler yoktu artık.
“Burası benim için bitti,” diye fısıldadı kendi kendine.
Ama içinden geçen çok daha büyüktü: ailemi anne baba kız kardeşimi arkamda bıraktım. Artık sadece hayat kurtaracağım… ama ya kendi kalbimi kurtarabilecek miyim?
Leyla, askeri doktor olarak ilk görevine gidiyordu. Yıllarca okuduğu, kendini adadığı meslek şimdi sınavını verecekti. Ama burası bir şehir hastanesi değildi; burası savaşın nefes aldığı, hayatla ölüm arasındaki çizginin kaybolduğu bir yerdi.
Valizini vagona yerleştirdi, oturdu. Parmakları titreyen ellerini dizlerinin üzerinde kenetledi. Görev yeri: Güneydoğu’da kritik bir üs. Riskli, çetin, zor. Ama Leyla her zaman güçlüydü… ya da kendine öyle diyordu.
Tren ağır ağır hareket ederken telefonuna bir mesaj düştü:
“Görev yerin onaylandı. Üst düzey güvenlik bölgesi. Komutan: Kerem Ali Bozkurt.”
Leyla, isme takıldı. Sert, keskin bir isim. Zihninde hayali bir yüz çizdi: Soğuk, disiplinli, asker ruhlu biri. Belki de hiç gülmeyen biri.
“Ne fark eder…” diye mırıldandı. “Benim işim hayat kurtarmak.”
---
Sahne 2: Kerem Ali Bozkurt – Üs Komutanlığı
Üssün ağır kapıları açıldığında, içerideki hareketlilik göze çarpıyordu. Askerler sırayla eğitim alanından dönüyor, telsizler susmuyordu. Tam ortada, sert bakışlarıyla her şeyi kontrol eden bir adam duruyordu: Komutan Kerem Ali Bozkurt.
Siyah üniforması üzerine oturmuş, omuzundaki rütbeler gururla parlıyordu. Silahını sırtına asmış, elindeki dosyalara göz atarken bir yandan emirler yağdırıyordu.
“Bu bölgeyi temiz tutun. Telsiz bağlantısı 24 saat açık kalacak. Her hareket rapor edilecek. Burada hata yok!”
Sesi sertti ama altında taşıdığı yük, ondan daha ağırdı. Her operasyon, her hayat onun sorumluluğundaydı. Emirleri sorgulanmazdı, verdiği karar ölüm ve yaşam arasındaki çizgiyi belirlerdi.
Kerem başını kaldırdı, yeni gelen personel listesine göz attı. Gözleri bir ismin üzerinde durdu:
Leyla Demirci – Askeri Doktor.
Kaşları hafifçe çatıldı. Bir kadın doktor… üstelik ilk görevi. Umarım bu, benim için bir zayıflık olmaz. diye geçirdi içinden
---
Üssün ağır kapıları açılırken Leyla, derin bir nefes aldı. Beton duvarların ardında bambaşka bir dünya vardı: Üniformalar, telsiz sesleri, koşuşturan askerler… Her yerde bir düzen, bir disiplin.
Valizini çekerek giriş noktasına yürüdü. Masanın arkasında oturan genç bir asker, dosyalara göz gezdirirken başını kaldırdı.
“Buyurun, kimliğiniz?”
Leyla elini çantasına attı, kimliğini uzattı.
“Askeri doktor, Leyla Demirci. Yeni görevlendirme.”
Askerin yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi, ardından tebessüm etti.
“Hoş geldiniz, Leyla Hanım. Şimdi giriş kaydınızı yapacağız… Bir dakika.”
Bilgisayarda birkaç işlem yaptıktan sonra ona bir evrak uzattı.
“Şu sözleşmeyi imzalayın. Sonra sağlık raporunuz ve kimlik kartınız hazırlanacak. Kurallar listesi de var… Komutanın uyarılarını dikkate alın, aksi takdirde—”
Leyla hafif gülümsedi. “Anlaşıldı, emir büyük yerden.”
Ardından görevli asker telsizle birini aradı. “Evet, yeni personel geldi.Gorevli askerleri yönlendir hemen .”
Bir süre sonra, iki er hızlı adımlarla geldi. Üzerlerinde kamuflaj, yüzlerinde yaramaz gülüşler.
Biri eliyle selam verip gür bir sesle konuştu:
“Hoş geldiniz doktor hanım! Ben Er Mehmet, bu da devrem Ali. Bundan sonra size biz yardım edeceğiz.”
Leyla gülümsedi, ikisinin enerjisi içini rahatlattı.
“Memnun oldum çocuklar. Umarım fazla sorun çıkarmıyorsunuzdur.”
Ali hemen atıldı:
“Biz mi? Asla! Burada en uslu er biziz değil mi Mehmet?”
Mehmet kahkaha attı. “Evet, komutan bile bizi görünce moral buluyor!”
Leyla kaşlarını kaldırdı. “Sanırım buna inanacak kadar saf değilim.”
Üçü birlikte yürürken Ali kafasını eğip fısıldadı:
“Doktor hanım… size ufak bir tüyo: Komutan Bozkurt var ya… sakın sinirlendirmeyin. Adam tank gibi sert!”
Mehmet başını salladı. “Ama iyi yanları da var… mesela… hmm… düşününce çok yok galiba.”
Leyla gülmemek için dudaklarını ısırdı.
“Merak etmeyin beyler , ben kimseyi sinirlendirmem kimseyede görünmem. Yeter ki işimi laikiyle yerine getirebiliyim .”
Yatakhane bölümüne geldiklerinde . Askeri disiplinle düzenlenmiş, sade ama tertemiz bir oda gösterdiler.
“Burası sizin kalacağınız yer doktor hanım. Umarız rahatsız olmazsınız. Ah, bu arada…” Mehmet biraz yaramazca gülümsedi,
“Komutan sizi görünce kesin bir şey diyecek yaani illa bir kusur bulacak . Çünkü buraya genelde kadın personel gelmez. Sizi şimdiden Allah kurtarsın!”
İkisi kahkaha atıp kaçarken Leyla başını iki yana salladı.
“Harika… Daha ilk günden efsane olmuşum.”
Valizini yatağın kenarına bıraktı, derin bir nefes aldı. İçinde hem bir korku, hem garip bir heyecan vardı. Burada yaşayacağı günler, hayatını tamamen değiştirecekti.
Ve o sırada…
Kapı sertçe açıldı.
İçeri, adımlarında otorite taşıyan bir adam girdi. Siyah üniforması kusursuz, omuzlarında rütbe, elinde dosya. Bakışları keskin, sert.
Komutan Kerem Ali Bozkurt.
Gözleri Leyla’ya kilitlendi. Aralarında anında bir sessizlik oluştu. Dışarıdaki gürültü bile sustu sanki.
Kerem konuştu, sesi emir gibi kararlıydı:
“Demirci… Demek geldin. Benimle gel. Göreve başlamadan önce konuşmamız lazım.”
Leyla, içindeki fırtınayı bastırmaya çalışırken sadece bir şey düşündü:
Bu adam… fotoğrafta gördüğümden çok daha tehlikeli.
Güç, otorite, emir kokan bir varlık…
İçeri giren adamın karizması odayı doldurdu. Siyah üniforması kusursuzdu, omuzlarındaki rütbeler göz kamaştırıyordu. Gri gözleri, sanki her şeyi delip geçen buz parçaları gibiydi.
Kerem, Leyla’yı baştan aşağı süzdü. Sessizlik, saniyeler boyunca uzadı. Ardından dudaklarının kenarında belli belirsiz bir alay belirerek konuştu:
“Demirci… Askeri doktor. Seni raporlardan tanıyorum. Ama sanırım… bazı şeyleri yanlış anlamışsın.”
Leyla, kaşlarını hafif kaldırdı. “Anlamadım, Komutanım?”
Kerem dosyayı masaya bıraktı, kollarını göğsünde kavuşturdu.
“Burası bir cephe hattı, Demirci. Hastane değil. Burada şefkat değil, hız hayat kurtarır. Kan, barut, ölüm… Hepsiyle karşılaşacaksın. Emin misin hâlâ doğru yerde olduğuna?”
Leyla bir an bile tereddüt etmedi. Omuzlarını dikleştirdi.
“Eminim, Komutanım. Ben buraya canım pahasına geldim korkup kaçmak korkakların işi benim değil…... özellikle hayat kurtarmak için geldim.”
Kerem’in bakışları bir anlığına sertleşti. Yaklaştı. Aradaki mesafeyi kapattığında sesi daha da alçaldı:
“Burada emir almadan tek bir adım bile atamazsın, Doktor Hanım. Unutma… Bizim dünyamızda duygulara yer yok.”
Leyla dudaklarını hafifçe ısırdı ama gözlerini ondan ayırmadı.
“Benim dünyamda da insanların ölmesine izin yok, Komutanım.”
Sessizlik… Kerem’in gözlerinde anlık bir parıltı belirdi. Sanki bu kadının inadı onu öfkelendirmek yerine ilgisini çekmişti. Ama bunu belli etmedi. Sertçe dosyayı kapattı.
“Görev brifingi beş dakika içinde. Hazırlan. Ve bir daha bana karşı gelme sözümün üstüne söz söyleme.”
Kerem çıkarken Leyla, derin bir nefes aldı. Ellerinin titrediğini fark etti ama içinde garip bir duygu vardı:
Bu adam… beni yıkmaya çalışıyor. Ama ben yıkılmayacağım.
---
Brifingin ardından Kerem, emirler yağdırarak herkesi eğitim sahasına yönlendirdi. Leyla, düzenli adımlarla ilerleyen askerlerin arasından yürürken kendini bambaşka bir dünyada hissetti. Çelik gözler, sert adımlar, her köşede disiplin kokan emirler…
Kerem, tok sesiyle alanı inletti:
“Bugün dayanıklılık ve atış tatbikatı yapacağız! Herkes yerini alsın!”
Leyla, kenarda beklerken dikkatini askerlerin neşesi çekti. Aralarında şakalaşan, birbirine takılan genç yüzler… Hayatın ve savaşın aynı karede buluştuğu bir sahneydi.
Birden bir bağırış yükseldi:
“Komutanım! Yaralı var!”
Leyla refleksle sese koştu. Eğitim parkurunda bir er, dengesini kaybedip düşmüş, bacağı fena halde açılmıştı. Kan, üniformasını boyamıştı. Çevresindekiler paniklemişti.
Kerem, kalabalığın arasından sert bir bakışla Leyla’ya döndü:
“Hadi doktor ! Göster kendini.”
Leyla dizlerinin üzerine çöktü, çantasını hızla açtı. Gözleri kararlı, elleri titremiyordu.
“Komutanım, acilen turnike lazım… Tamam, kendim hallediyorum.”
Ellerindeki hız, askerleri bile şaşırtmıştı. Düşen erin kanamasını durdurdu, yara temizliğini yaptı ve sargıyı sardı. Son adımı bitirirken hafif gülümseyerek,
“Bir daha böyle kahramanlık gösterilerine kalkışma, tamam mı?” dedi.
Er, hafif acıyla gülerek Leyla’ya baktı:
“Komutanım, ben iyiyim de… Doktor Hanım, sizin yanınızda daha da iyi olacağım galiba.”
Etraf kahkahaya boğuldu. Mehmet hemen atıldı:
“Ooo! Doktor Hanım’a yürüyorsun ha?”
Ali ekledi:
“Komutan duymasın, yoksa hepimizi mezara gömer!”
Leyla utanarak toparlandı. “Saçmalamayın çocuklar, işinize bakın.”
Ama o sırada Kerem… Onları uzaktan izliyordu. Gözleri buz gibi, dudakları çizgi gibi gerilmişti. Yavaş adımlarla yaklaştı. Sessizlik bir anda çöktü.
Kerem, Leyla’ya yaklaşıp sert bir tonla konuştu:
“İyi iş çıkardın… Ama burası flört yeri değil. Doktor, görevine odaklan aksi takdirde baslamadan işin son bulur.”
Leyla başını kaldırdı, gözleriyle ona karşılık verdi:
“Ben görevimi yaptım, Komutanım. Hem… askerlerinizin moralii de yerinde, değil mi?
Kerem’in gözlerinde kısa bir parıltı belirdi. Bir şey söylemedi, ama sesi alçaldı:
“Benim moralim bozulursa, herkesin morali bozulur. Unutma ve ben konuşmana müsaade etmeden konuşma ... Doktor.”
Leyla derin bir nefes aldı. İçinden geçen tek şey şuydu:
"Bu adam… gerçekten bir fırtına gibi askerler haklıymış benimle uğraşacağa benziyor.....