Tuğkan benden ayrıldığında ona sertçe baktım. "Ne öpüyorsun beni ya?"
Tepkime karşılık güldü. "Yine öperim."
Tekrardan beni kendisine çekip öperken derin bir nefes almaya çalıştım. Kendimi kaybetmemi mi istiyordu o? Tuğkan minik bir buse bırakıp aşağıya baktığında ben de onun baktığı yöne baktım. Onun arabasının yanında başka bir araba durmuştu. Tuğkan frenlerle uğraşmaya başladı. "İnsek iyi olur."
Ben sessiz kalırken o da gittikçe alçalmamızı sağlamıştı. "Ayağa kalk Hazal."
Yere yaklaşırken yerimden kalktım ve saniyeler içinde ayaklarım yere bastı. Tuğberk koşarak yanımıza gelip frenleri tuttu ve çekti. "Nasıldı?"
"Harikaydı," dedim gülümseyerek. Tuğkan bizi umursamadan kemerlerini çözüp arabaya yaslanmış olan sarışın bir kadının yanına gitti. Yüzüm hafiften düşerken bunu belli etmemeye çalışarak Aslı'nın yanına gittim. "Korktun mu hiç?"
Aslı kıkırdadı. "Başta evet ama Tuğberk bana sarıldı."
Söylerken yanağı kızarmıştı. Gerçekten bir sarılmayla böyle olduysa ben ölmeliydim galiba. "Tuğkan beni öptü."
"Ne dedin sen!" Aslı hayretle bana bakarken mutsuzca onlara baktım. Bir şeyler konuşuyorlardı. Tuğkan bize hiç bakmadan o arabaya geçtiğinde yanlarındaki köpek de bize doğru koşmuştu. Köpeği sevmek için eğildiğimde köpek hızlıca o kadına doğru kaçtı. Sarışın kadınla göz göze geldik. "Kendisini sevdirmiyor o."
Köpek kadına sokulurken bir şey demeden ayağa kalktım. Tuğkan, tekrardan gelip kadına bir şeyler söylerken beraber arabaya geçtiler ve Tuğkan arabayı çalıştırdı. Yolun çıkışına sürerken camı açıp seslendi. "Tuğberk, görüşürüz."
Arkalarından üzüntüyle baktım. Bu da ne idi şimdi böyle? Resmen bizi burada bırakıp gitmişti ve muhattap bile olmamıştı. Ceren ile alakası olmadığını söylüyordu. Belki de haklıydı, hayatında biri vardı ama o, Ceren değil bu kadındı. Öyleyse beni neden öpüyordu?
Tuğberk ve Aslı tekrardan uçuşa giderken ben de oturup denizi izlemeye başladım. Tuğkan'ı düşünürken elim istemsizce dudağıma gitmişti. Bu adama her şekilde çekiliyordum. Bir erkeğin aurası kesinlikle karizmasıydı. Tuğkan'ın karizması çok yüksekti bu yüzden ilk gördüğüm anda bile inanılmaz çekilmiştim. O kadar erkeksiydi ki onun yanında, hiçbir erkeğin yanında olamayacağım bir kadına dönüşmüştüm. Ben hiçbir erkeğn yanında bu kadar cesur ve iddialı olamazdım. Resmen gidip adamı öpmüştüm! Ve daha fazla öpmek istiyordum ama onun bizi bırakıp gitmesi... Barış bile ne kadar iğrenç birisi ols da bana hiç saygısızlık yapmamıştı. Tabi toz ikram etmesini saymazsak! Ama başka bir kadın gitmemişti. Belki de Barış'a haksızlık ediyordum, bir şansı hak edebilirdi.
Yukarıdan gelen sesleri işitince kafamı kaldırdım. Yeni bir paraşüt gelmişti. Gittikçe alçaldığında Tuğkan ile göz göze geldik. Ben ona şaşkınlıkla bakarken o, gülümsüyordu.
İniş yapar yapmaz yanıma geldi. "Arkadaşım yeni paraşütümü getirdi ve ilk denemesini yaptım."
Ben sessiz kalırken kaşlarını çattı ve elini belime yerleştirdi. "Ne oldu?"
Gitmesine bozulduğumu söyleyip rezil olamazdım. Bu yüzden aklıma gelen ilk yalanı söyledim. "Barış konusunda ne yapacağımı bilmiyorum."
"Onunla işin olamaz senin," dediğinde meydan okurcasına baktım. "Bilemiyorum."
Gözlerimin içine bakarak bana yaklaştı. "Görüşmeyeceksin gerekirse ben hallederim."
"Neden peki?" dedim kaşlarımı çatarak. Aslında klişe olan 'Biz neyiz?' muhabbetini yapıyordum ama bunu fazlasıyla merak ediyordum. Ondan etkilendiğimi kabul ediyordum o da etkileniyordu, bu durumda bir isim koymamız gerekmez miydi?
Tuğkan'ın kararlı bakışları beni esir almıştı. "Çünkü benimle olmanı istiyorum."
"Ne olarak?" dediğimde yutkundu ve bir süre düşündü. "Sadece yanımda ol istiyorum ve seni buradaki pisliklerden korumak istiyorum."
Neden sevgili diyemiyordu ki? Neden netleştirmiyordu? Sanırım sevgisi yoktu ve bu, bende hem üzüntüye hem de öfkeye neden oluyordu çünkü daha önce, beni hiçbir zaman sevmeyeceğini söylemişti.
"Her şey güzel geliyor ama benim bir duygum yok Tuğkan," dedim inatla. Tuğkan gözlerini devirdi ve beni kendisine çekip başımı kendi göğsüne yasladı. "İkimiz de duygularımızı biliyoruz ama ben buradan gideceğim bu yüzden kapılmamak en doğrusu. Sadece yanımda ol."
Kafamı kaldırıp ona baktım. Garip bir acı hissediyordum. Bu, ayrılık acısı değildi ihtimallerin acısıydı. Çok güzel şeyler olabilirdi ama hiçbir zaman olamayacaktı ve o ihtimaller her zaman zihnimin bir köşesinde yaşayacaklardı. Gidecek bir insanı sevemezdim ama yanında olmak istiyordum. En azından yanında olmayı seviyordum.
Tepkisinden çekinsem de kollarımı onun gövdesine doladım ve ona sımsıkı sarıldım. O da anında beni sıkıca kavramıştı. Birbirine kenetlenen sarmaşıklar gibiydik.
Aslı ve Tuğberk de iniş yaptığında toparlandık ve arabaya geçtik. Eve gidip uyumanın hayalini kurarken Tuğkan bize döndü. "Bugün Türk Günü olduğu için barda çok güzel menüler var. Yemeği orada yiyelim."
Bugün de uykusuz kalacağımı anlayınca kafamı yasladım ve gözlerimi kapattım. Eğer yolda uyuyamazsam çok uykusuz kalacaktım. Gözlerimi kapatıp iyice mayışırken kafamın Tuğkan'ın omzuna düştüğünü fark etmiştim ama kaldıracak gücü kendimde bulamadığımdan, onun koluna iyice yerleştim.
Alnımda hissettiğim bir öpücükle gözlerimi araladığımda Tuğkan ile göz göze geldik. "İçeri geçiyoruz."
Arabadan inip onların peşine takıldım ve bara girdik. Yüksek müzik sesi kulağımı sağır ederken hep beraber merdivenleri tırmanmaya başladık. Ben Tuğkan'ın odasına geçecekken o, belimden yakaladı ve beni başka yöne doğru sürükledi. Ben şaşkınlıkla ona bakarken o, bir kapıyı açtı ve beni içeriye soktu. Bedenlerimizin arasında büyük bir çekim hissetmiştim. Yemekten önce beni kaçırdığı için kıkırdayarak onun dudaklarına yapıştım ve kollarımı boynuna doladım.
Ben hararetle onu öperken Tuğkan daha sakin karşılık veriyordu ama şaşkınlıkla elleri havada kalmıştı.
"Ne yapıyorsunuz siz?" Aslı'nın sesiyle ondan ayrılırken gözlerimi büyüttüm Tuğkan ise sırıtıyordu. Utançla onun kulağına eğildim. "Onlar odaya gitmeyecek miydi?"
"Hayır yemekleri buraya söyledim," dediğinde utançla alt dudağımı dişledim. Ben ise kaçamak yapmak için beni tenhaya çektiğini sanmıştım! Rezillik!
Yine de Tuğkan'a bunu belli etmemek için onun kulağına eğildim ve fısıldadım. "Az kalsın burada çok fena şeyler dönecekti."
Tuğkan kasılırken gülümseyerek büyük salondaki masaya geçtim. Diğerleri de yerlerine geçerlerken dakikalar sonra çalışanlar yemek servis etmeye başlamışlardı.
Yemeğimden atıştırırken aynı zamanda Tuğkan'a kışkırtıcı bakışlar atıyordum. O ise hiç altta kalmıyordu ve karşılık veriyordu. Normalde hiç böyle birisi değildim ama o, benim bu yanımı ortaya çıkarıyordu.
Gülümseyerek bacağımı onun bacağına sürttüm. Tuğkan da gülümserken diğerleri bize iğrenerek bakıyordu. Aslı boğazını temizledi. "Görüyoruz Hazal."
Anında bacağımı çektim ve su içtim. Aslı'ya bunun hesabını daha sonra soracaktım. Hem Tuğberk'ten deli gibi hoşlanıyordu onunla ilgilenip tavlamaya çalışsaydı ya. Tuğberk de neden onunla ilgilenmek yerine bize bakıyordu? Aramızda en iyi durumda olan Tuğkan'dı tabi. Beni deli gibi istiyordu ama oynamayı tercih ediyordu. Ben de önce onu delirtip sonra çekilerek onunla oynayacaktım.
Birden birkaç el silah sesi duyunca korkuyla kafamı eğdim. Tuğkan anında pencereden aşağıya bakarken peşinden gidip ben de baktım. Barın camı kırılmıştı. Tuğkan beni geriye doğru itti. Tuğberk de Aslı'yı masanın altına itip Tuğkan'ın yanına gitti. "Saldıracaklar mı"
"Hayır bu saldırı değil uyarıydı," dedi Tuğkan soğukkanlılıkla. Tuğberk kaşlarını çattı.
"Bu uyarı kimeydi?" dediğinde Tuğkan ifadesizce bakmayı sürdürdü.
"Bana."