Bir buçuk yıl sonra...
Saat sabahın dördüydü,Vaha son bir buçuk yıldır yaptığı gibi,kabus ve ağrılardan dolayı uyuyamamış,odasındaki koca pencereden şehri izlemeye dalmıştı.Gördüğü tuhaf rüyalar ve sebepsiz ağrılar artık canına taketmişti,her gün saat dörtte hiç uyumamış gibi, hatta gece boyu durmadan çalışmış gibi yorgunluk içinde uyanıyor,saatlerce dayak yemiş gibi ağrılar çekiyordu.Admon onu evdeki gizli laboratuvarda yüzlerce kez test etmişti ama değerleri normal çıkmıştı,Admon da onun doğru söyledigini biliyordu,en azından her gün gerçekleştiği için inanmak zorunda kalmıştı.
Vaha hissettiği şeyler yüzünden bir yıl boyunca hiç dışarı çıkmamıştı,daha sonraları resim konusunda yetenekli olduğunu gören Admon onu zorlayarak kursa yazdırmış özel dersler almasını sağlamıştı,bu sayede zorda olsa arkadaş edinmeyi başarmıştı.Kursta bir sürü öğrenci vardı ama onun sadece bir tane arkadaşı vardı;Miranda.
Miranda da şehre yeni taşınmıştı,ailesiyle savaştan kaçmışlardı ve o da Vaha gibi uyum problemi yaşıyordu,belkide onları birbirine yakınlaştıran da buydu ama Vaha için farketmezdi,onun icin önemli olan yalnız kalmamaktı.
Son zamanlarda yaşadığı kişilik problemleri artıyordu,sürekli durduk yere Miranda ile kavga ediyor bazen Admon a karşı da sert çıkıyordu,bu haline bir türlü anlam veremiyordu.Bu kişilik problemlerine rağmen onu en çok korkutan rüyalarıydı;sürekli kendini bir savaş alanında görüyordu,savaşın içine karışmış asker görünümlü kişileri öldürüyor,koca tankları bile kağıttan gemiler gibi savuruyordu,rüyasında kendisini bir türlü kontrol edemiyor bazen masum insanları da öldürüyordu.Ama onu en çok korkutan bir hafta önce gördüğü rüyaydı;diğerlerinden pek farkı yoktu aslında yine savaş alanındaydı ama bu kez küçük bir cam parçasından gördüğü yansıma kanını dondurmuştu,simsiyah koca kanatların arasında boğazına kadar siyah tüylerle kaplı birini görmüştü:Kendisini!
Rüyasını hatırlayınca tüylerinin diken diken olduğunu hissetti,ürkek bakışlarla odaya göz attı,sanki her an gölgelerin içinden kabusundaki o yaratık çıkacaktı yani kendisi!Işığı yakıp biraz bekledi ama korkusu her geçen saniye artıyordu,daha fazla dayanamayıp odadan çıkıp hızla Admon ın odasına daldı ve ışığı açtı,kendini azarlanmaya hazırladı ama Admon odada yoktu,yatağı bozulmamıştı bile!
İçini saran korku onu pençelerinin arasına alıp adeta nefessiz bıraktı,tam arkasına döndüğü anda çığlık attı.Korkudan fal taşı gibi açılmış gözlerle mahçup bir şekilde Admon a baktı,onu birden karşısında görünce korkudan deliye dönmüştü.Admon elinde sargılarla düğmeleri yarıya kadar açılmış bir gömlek ve siyah bir kotla geceden kalma gibi duruyordu,Vaha yı karşısında görünce oda şaşırmıştı.
"Ne işin var burda?Ayrıca korkak bir maymun gibi ciyaklamayı kes!"
Vaha, Admon' ın sesindeki öfkeyi sezebiliyordu ama bunu kabullenerek gelmişti,korkmasından daha iyiydi,azarlanmayı tercih ederdi.
"Şey...Ben korktum..."
"Hiç şaşırmadım korkak tavuk!"
Elindeki sargıyı düzeltip üzerindeki gömleği çıkarttı,yatağa oturup Vaha yı alıcı gözüyle süzdü,Vaha üzerinde hissettiği bakışların etkisiyle ısındığını hissetti.
"Peki ne istiyorsun küçük fare?"
Vaha bi an konuşacak gibi oldu ama sustu gerçekte ne istediğini bilmiyordu,buraya onu getiren korkuydu,yalnız kalamıyordu.
"Biliyorum çok fazla şey istiyorum ama cidden korkuyorum ve uyuyamıyorum beni yanlış anlamazsan burda uyumak istiyorum?"
Vaha bile ağzından çıkanlara inanamıyordu ama olmuştu bir kere,tekrar keskin bakışları üzerinde hissetti.
"Yanlış anlama lütfen bir koltuk çekerim orda uyurum seni rahatsız etmem."
Admon, Vaha' yı baştan âşağı süzüp gözlerinde durakladı,Vaha deniz mavisi gözlerin içine daldı,adeta onu çekiyordu.Şimdiye kadar hiç böyle hissetmemişti,Admon yıllarca onun doktoru olmuştu ama ona karşı en ufak bir ilgisi bile olmamıştı şimdi ise bir doktordan çok önceleri serseriyken genç yaşta patron olmuş ama serserilik izlerini tamamen silememiş fazla mesai yapmış zengin bir züppeyi andırıyordu,ayrıca çok fazla yakışıklıydı,bembeyaz bebek gibi bir teni simsiyah saçları ve yeni çıkan sakallarını bile gölgede bırakan uzun kirpikli deniz mavisi gözleri vardı;Vaha bunları düşünürken onun gözlerine daldığını farketti,utanarak gözlerini çekti.
"Bak küçük fare benim odamda kalamazsın,olmaz."
"Lütfen,aylardır uyuyamıyorum.
Sesi yalvarır gibi çıkmıştı."
"Peki ama benimle kalmak istiyorsan benimle uyursun başka koltuk falan yok,odamın dekorasyonunu bozamazsın,olmaz."
"Ne?"
Kendini ne sanıyordu bu adam,böyle birşeyi kabul edemezdi!
"Asla olmaz!"
"Teklif var ısrar yok küçük fare istemiyorsan odana dön."
Admon yorganının altına geçip kendini yerleştirdi,gözlerini yumdu,Vaha sinirden kudurarak kapıyı çarpıp odasına geçti ama kapının yanında durup etrafa bakınmaya devam etti,burda kalamazdı çok korkuyordu.Yastığını kapıp içinden kendine küfürler savurarak tıpış tıpış Admon ın odasına girdi.
"Kapıyı çalmayı öğren küçük fare."
"Haklısın özür dilerim."
"Fikrini değiştirmişsin?"
"Korkuyorum,mecburum ama aramızda yastık olacak."
"Fazla konuşma uykum var yat zıbar hadi."
Vaha hemen yatağa geçip yastığı aralarına koydu ama bu Admon la aynı yatakta olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.Dakikalarca süren rahatsızlığa rağmen nihayet uykuya dalmayı başardı.
# ##
"Gel buraya,şşşş ama sessiz ol!"
Vaha sessizce denileni yaptı ama kalbi göğsünü delmek istercesine çırpınıyordu,sessizce Admon ın arkasına geçti.Admon duvarın köşesinden kafasını uzatmış birşeylere bakıyordu ama Vaha ne olduğunu göremiyordu,içindeki merak onu sarıp sarmaladı,orda ne olduğunu görmek istiyordu.
Çekingen adımlar atarak Admon ın yanından kafasını uzattı,bir anda çığlık atacakken Admon ağzını kapattı,göz göze geldiklerinde titreyen vücuduna rağmen başını salladı.Fal taşı gibi açılmış gözlerle karşısındaki manzaraya bakakaldı,deneyleri biliyordu ama daha önce hiç bu kadar ileri gidilmişlerini görmemişti,bu insanlara neler yapmışlardı öyle! Büyük ihtimalle hepsi ölmüştü ama bilim insanları araştırmaları için onları garip bir sıvının dolu olduğu haznelere koymuşlardı.
Peki ama Admon bunları nereden öğrenmişti,burasına açılan havalandırmayı nasıl bulmuştu,daha da önemlisi onu neden buraya getirmişti?
"Bütün bunları nerden biliyorsun,beni neden buraya getirdin?"
Sesi fısıltıdan farksız çıkmıştı ama Admon onu duymuş olmalı ki ilgisini Vaha ya yöneltti.
"Burda olmaz,odaya gidince konuşuruz."
###
Vaha güneşin parlak ışıkları arasından zorlada olsa gözlerini açtı,yatakta yalnızdı,Admon gitmişti.Doğrulup yatağın üzerinde bağdaş kurup oturdu,gördüğü şey bir rüya değildi aklının bir köşesinde saklanmış bir anıydı.Rüyasında görmesiyle hatırlamıştı oysaki hiçbir ayrıntıyı unutmazdı,hele ki böyle bir şeyi unutması imkansızdı!
Peki ama nasıl olmuştu da son zamanlarda sabaha doğru uyuduğunda unuttuğu anılarını görüyordu?Gördüklerinin hepsi de Admon a aitti,sanki birisi onu aklından silmişti,en azından önemli kısımlarını,ve bir şekilde Vaha anılarını tekrar hatırlıyordu.
Aklına gelen düşüncelerden hoşlanmasa da bunu yapanın Admon olduğunu düşünüyordu,yıllardır onun doktoruydu ama Vaha onu hatırlayamamıştı!Bütün oklar Admon ı işaret ediyordu,bu durumda artık onunla konuşma vakti gelmişti,içinde büyüyen öfkeye anlam veremeyerek kendini sakinleştirip Admon ı aramaya başladı.
Her zamanki gibi laboratuvarda çalışma yapıyordu,Vaha bir anlığına çekinse de geri adım atmadı,artık olan biten herşeyi öğrenmek istiyordu,hem de her şeyi!
"Biraz konuşabilir miyiz?"
Admon göz ucuyla onu süzdü,Vaha uykudan uyanmışlığın verdiği dağınıklık içerisindeydi,yüzüne düşen saçları düzelterek daha iyi göründüğünü umdu.
"Benimle uyumak dilini çözmüş bakıyorum."
Vaha Admon ın sesindeki kinayeyi yok saydı,gerçekten de bu adam bu kadar ukala mıydı?
"Ben ciddiyim artık sorularıma cevap verme zamanın geldi!"
"Daha sonra şu anda işim var."
Vaha onun bu kayıtsız haline daha fazla katlanamıyordu.
"Daha sonra mı?!"
Vaha çığlık atar gibi konuşmuştu,Admon öfke dolu bakışlarını ona çevirdi ama Vaha geri adım atmayacaktı.
"Tam bir buçuk yıldır bana cevap vermeni bekliyorum,nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?A tabi yıllarca dünyadan bi haber yaşayan,üzerinde onlarca deney yapılıp bir kukla gibi kullanılan sen değilsin!Bilememenin nasıl bir şey olduğunu biliyor musun sen?!!"
"Eveeeet biliyorummm!!!!"
Vaha, Admon' ın öfkeyle sarmalanmış cevabı karşısında afalladı,ne demek istiyordu?
"Demek cevap istiyorsun!Tamam sana herşeyi anlatıcam ama bana bir daha soru sormayacaksın!"
Vaha kafası karışsa da başka çaresi olmadığı için evet anlamında başını salladı.
Admon ve ikisi birkaç dakika sonra mutfağa çıkmışlardı,Vaha oturmuş Admon ise kahve yapıyordu. Kahvelerden birisini Vaha ya uzatıp karşısındaki koltuğa oturdu,birkaç saniye boyunca gözleri Vaha nın gözlerinde gezindi,Vaha utanıp gözlerini çekti.
"Pekala ne bilmek istiyorsun söyle."
"Benim hakkımda bildiğin her şeyi öğrenmek istiyorum .Yani bilirsin sözde biz arkadaştık ama anlaşılan sadece ben öyle sanmışım , bu durumda bizim hakkımızda tuttukları dosyalardan haberdar olmalısın. Bide....??"
"Bide ne??"
"Bide senin hakkındaki her şeyi öğrenmek istiyorum?"
"Ben seni ilgilendirmem?"
"Sorduğum her şeye cevap verecektin?"
Admon birkaç saniye boyunca karar vermeye çalışır gibi düşüncelere daldı.
"Bak ,ben sana benim hakkımda bir şey anlatmak zorunda değilim öncelikle bunu kafana sok! Bir diğer konu ise biz denekler hakkında dosya tutuyorsak bu yaptığımız deneyler hakkındadır ,özel hayatlar hakkında değil ama yinede senin hakkında bildiklerimi öğrenmek istiyorsan ,sana söyleyebileceğim şey babanın seni yüklü bir miktar para karşılığı Deney Tarlası na satmış olduğu ,başka en ufak bir bilgim yok !"
Vaha, Admon' ın sesindeki öfkeden çok,onun ismini bile almadan' denek ' kelimesini kullanmasına üzüldü.Ne kadar da basit birşeymiş gibi kullanmıştı ,değersiz ve önemsizmiş gibi...
"Bak , seninle aynı ortamı paylaştığımızı biliyorum ama bu benim hakkımda her şeyi öğrenmen gerektiği anlamına gelmiyor ,bana sürekli soru sorman da hiç hoşuma gitmiyor bu yüzden benimle geçinmek istiyorsan benim kurallarıma biraz saygı göstermesini öğrenmelisin ."
Vaha ona inanamayan gözlerle baktı,bu adam kalp kırmaktan çekinmediği gibi sonrasında özür dileme gereği bile duymuyordu .Küçükken değer verdiği ve sevdiği o çocuk yoktu artık , bu yüzden onunla arasına mesafe koyması daha iyi olacaktı ,artık sadece önüne bakacaktı...
Bir süre sonra Vaha odasına gitmişti, masanın üstündeki kitabı alıp karıştırmaya başladı, insanların arasına karışmak zordu ama kitap okumak çok kolaydı. Hem de an güzel tarafı istediğinde bir adam, bir prenses, bir cadı, bir çocuk belki bir dev yani daha doğrusu kim istersen o olabiliyordun. Sadece karakteri düşünüp kendini onun yerine koyman yeterliydi. Hayallerin gerçek olduğu hikayeler onun için en güzel hikayelerdi, mutsuz sonlardan nefret ediyordu. Hayat yeterince acımasızdı bari kitaplar mutlu sonla bitsin diyordu. Eline aldığı kitabın ismi 1984' tü. Distopik bir eser olarak geçiyordu, Vaha yüzünü ekşitti böyle bir kitap okumak istemiyordu zaten şu an bir distopyada yaşıyor gibi hissediyordu, bir de başkalarının acılarını hissetmek istemiyordu. Birkaç saniye öylece kitabın kapağına baktı, gerçekten de bir distopyadaydı, onun için şu an en kötü yer tam da burasıydı.
Kitabı yatağının üstüne fırlattı ve sırt üstü yatağa uzandı, her zaman yaptığı gibi camdan gökyüzünü izlemeye başladı.
- Kuş gibi hafif...
Bu kelimeyi birkaç kez tekrarladı, kuş gibi hafif olmak istiyordu, istediğinde uçmak, rüzgarı hissetmek, herkesten uzak ama bir o kadar da yakın olmak istiyordu. Sanırım kuş olmak harika olurdu, belki de sarı bir kuş olmalıydı, güneş gibi sıcak görünen, sevimli parlak tüyleri olan tatlı bir kuş.
Oflayarak sırtını cama çevirdi, hayal kurmaktan o kadar sıkılmıştı ki, bazen yeter artık boş hayaller kurmayı bırak artık diyerek kendine bağırıyordu. Sanırım bütün bu olanlar nromal bir insanın davranışı olamazdı, ona yaptıkları şeyler bir türlü geçmiyordu, bedeni iyileşse bile ruhuna aldığı izler asla kapanmıyordu, sanırım ona kalıcı hasar vermişlerdi, hep bir ucube gibi kalacaktı. Yaşamak için her şeyi yapabilirdi ama şimdi yaşamaktan korkuyordu, bir korkak gibi hayatını bu odada geçiriyordu, tıpkı deney tarlasında yaşıyor gibi hissediyordu, zaten hiçbir farkı yoktu belkide, deneyler yoktu ama acı devam ediyordu. Psikolojik acı asla bitmiyordu, o pislikler ruhunu paramparça etmişti,toplayamıyordu.
Agresif bir şekilde kalkıp boya kutusunu karıştırdı, temiz bir tuval çıkarıp yerleştirdi. Birkaç saniye boyunca ayakta dikilip boş boş tuvale baktı, resmedecek bir şeyler arıyordu ama ne, hayal gücü de bıkmıştı galiba, artık ona yanıt vermiyordu. Boyaları karıştırıp tuvale sıçrattı, belki boyalar ona yol gösterebilirdi ve bingo, şekiller belirdi, bir kar tanesinin tepesinden dünyayı izleyen küçük bir kız çocuğu ve gökyüzünü izleyen ruhu...