Kayıp Hatıralar

777 Words
"Uyan geldik!" Vaha irkilerek uyandı ,uyku mahmuru gözlerle etrafa bakındı, uçağın cam tarafındaki koltukta oturuyordu, yanında Admon vardı. Küçük camdan gökyüzüne baktı, iyi ama ne zaman uyumuştu, buraya nasıl gelmişti ,hiçbir şey hatırlamıyordu?. Yoksa baygınlık mı geçirmişti,belkide Admon onu taşımak zorunda kalmıştı? "Beni sen mi getirdin?" Admon ona anlamayan bakışlar attı "Buraya geldiğimi hatırlamıyorum,yoksa bayıldım mı?" Admon ona anlamaya çalışan gözlerle baktı, göz göze geldiler, Vaha hemen gözlerini kaçırdı buna alışkın değildi, göz göze gelmek tuhaf hissettiriyordu. "Bayılmadın,buraya kendin geldin,bilincin açık bir şekilde.Ayrıca gözlerini kapatalı on dakika bile olmadı ama hemen uyumuşsun." "Ne?Kendim mi geldim?Ama nasıl olur ben...?" Vaha şakaklarını ovmaya başladı,nasıl olur da tek bir görüntüyü bile hatırlamıyordu? En son taksiye bindiklerini hatırlıyordu ama yol çok uzun sürdüğü için gözlerini yummuştu, başka tek bir görüntü bile yoktu! "Neden hiçbir şey hatırlamıyorum?" Vaha bunu bütün samimiyetiyle Admon ın gözlerinin içine bakarak söylemişti, o an kafasında yaşadığı karmaşa gözgöze gelme korkusundan bile baskın gelmişti, Admon onun bu ani çıkışına çatılmış kaşlarla karşılık verdi. "Biraz sabret gideceğimiz yerde neyin olduğuna bakarız!" Admon tehditkar bir ses tonu kullanmıştı,Vaha kafasında yaşadığı karmaşaya rağmen o arkadaşı olan çocuğa ne olduğunu sorgulamaya başladı,Onu bu kadar değiştiren ne olmuş olabilirdi? Uçağın ineceğine dair duyulan anonstan kısa bir süre sonra uçak inişe geçti, Vaha uçağın ona yaşattığı gerilimi koltuğa sıkı tutunarak göz ardı etmeye çalıştı, vücudunun her hücresi korku içinde çığlık atıyordu ama onun aklındaki soruların çığlıkları hepsinden beterdi! Ama mecburen sakinliğini koruyup ,insanlara karşı iyiyim izlenimi vermeye çalıştı . Nihayet uçak inmiş,Admon ve Vaha üst düzey güvenlik çemberindeki hava limanından defalarca kontrol edildikten sonra sonunda çıkışa varmışlardı. Vaha o kadar sıkılmıştı ki artık bir an önce kurtulmak için,yolu bilirmişçesine, insanları yararak geçiyordu .Admon hemen yanında olmasına rağmen daha sakin ve kolay bir şekilde ilerliyordu ,sanki bütün insanlar Vaha nın yoluna çıkmış gibiydi, en azından Vaha öyle hissediyordu.  Zorlu bir ilerleyişin ardından sonunda kapıda bekleyen taksiye bindiklerinde Vaha derin bir nefes aldı ,topuklu ayakkabıya alışkın olmayan ayakları resmen patlıyordu, her ne kadar onları çıkarmak istesede Admon dan çekindiği için yapmadı. Taksi yola koyulduğunda Vaha pencereden dışarıyı izlemeye başladı, birkaç kilometre boyunca sadece görebildiği masmavi bir deniz, rengarenk çiçekler ve güzelce budanmış ağaçlardı. Vaha televizyonlarda gördüğü bu manzarayı karşısında görünce gözlerine inanamamıştı ,her şey o kadar temiz, düzenli ve muhteşemdi ki gözlerine inanamıyordu. Camı açıp o muhteşem manzarayla arasındaki setleri yok edince mis gibi kokan serin rüzgar yüzünü okşadı, derin bir nefes alıp bu harika kokuyu hafızasının derinliklerine yerleştirdi. İlerleyen dakikalarda Vaha uzaktan görünen o koca şehri bir çırpıda tanıdı, minicik beynine yerleştirdigi o hatıra hala yerindeydi, o hep hayalini kurduğu, hep uzaktan bakmak zorunda olduğu muazzam şehir şimdi sadece birkaç dakika uzaktaydı.  Vaha şehrin mimari harikası ve sembolü olan en yüksek binaya gözlerini dikti ,incecik bir değneğin ucunda bir kartanesi... Tasarımı o kadar göz alıcıydı ki ona bakarken her şeyi unutmak mümkündü,etrafında havada asılı duran daha küçük kar tanecikleriyle sanki gerçek bir kar yağışını andırıyordu ,o kadar kusursuz,o kadar eşsiz... Sanki bütün bir şehri, hatta bütün bir dünyayı aydınlatmak istercesine göz kamaştırıcı ve parlaktı. Taksi durunca Vaha kendine geldi, yüzlerce metre boyunca şehrin yıldızını izlemekten zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştı .Taksiden inince her köşesi ayrı bir renkle aydınlanan sokakta gönlünce eğlenip gülen insanlara bakmaya başladı, burdaki herkes mutlu görünüyordu. "Geliyor musun?!" Admon ın sesi onu içinde kaybolduğu büyülü alemden çekip çıkardı, Admon ilerlemeye başlayınca Vaha ayağındakilerle savaşarak onu takip etti. Admon devasa bir binanın içine girdi, bina sürekli renk değiştiriyordu, Vaha çok oyalanmadan ona yetişmeye çalıştı; binanın içine girmesiyle nutku bir daha tutuldu !İçerisi adeta mini bir park gibi yapılmıştı ,süs havuzları ,ağaçlar, çiçekler, yürüyüş yolları, çimler, banklar, ördekler...... O kadar çok şey vardı ki hangi birine bakacağını şaşırdı, tavan tıpkı küçükken gördüğü gibi binlerce yıldızdan oluşuyordu, o kadar gerçekçiydi ki aradaki farkı anlayamıyordu. Vaha bunlara dalmışken ona öfkeyle bakan Admon ı farkedince hemen ona doğru koştu, onun sinirli tavırlarını göz ardı ederek ona eşlik etti. Asansörle 100. kata çıktıklarında Vaha bir binanın bu kadar kat barındırmasına şaşırmış ama Admon a bir şey belli etmeden onu takip etmişti. Çoğunlukla mavi ışıkların hakim oldugu kata çıktılar , Vaha koridorlardan geçerken gördüğü kocaman akvaryumlara daha yakından bakmak istesede Admon yanında olduğu için bu isteğini içine gömmek zorunda kaldı. 1002 numaralı odaya girdiler, Admon ışıkları yakıp koltuğa geçti, Vaha kocaman odaya göz gezdirdi; sade zevklere sahip birine hitap edebilecek konforlu ve göz kamaştırıcı eşyalar ,tablolar ve minik biblolar vardı, hatta büyük bir akvaryum ve şöminesi bile vardı ama Vaha nın ilgisini çeken salonu boydan boya saran camlardı. Şehrin bütün renkleri burdan görünüyordu, Vaha ayakkabılarını bir çırpıda çıkartıp Admon ı ve ağrıyan ayaklarını yoksayarak şehrin eşsiz manzarasını izlemeye başladı. İşte o an gerçekten kurtulduğunu hissetti, özgürlük ayaklarının altındaydı ve her şeye rağmen iyi yada kötü hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD