Defne kapıdan içeri girdiğinde Toprak yerinden kımıldamadı. Ne arkasından seslendi ne de bir adım attı. Bahçede rüzgâr hafifti ama göğsündeki sıkışıklık soğuktan değildi. Defne’ye uzattığı elini cebine geri soktu. Diğer eli boşta kaldı, ne yapacağını bilemediği için sıkmadan aşağı bıraktı. Gözlerini Defne'nin arkasından kaçırmadan birkaç saniye daha aynı noktada durdu. Ayaklarının altındaki taş zemin sabit olmasına rağmen sanki kayıyor gibiydi. Başını hafifçe eğdi, çenesini göğsüne yaklaştırdı. Nefes alışverişi düz değildi. Derin almaya çalıştığı her nefes, boğazında yarım kalıyor gibiydi. Adımlarını atmadı. Bahçenin diğer ucuna yürümek geldi içinden ama bir anlamı yoktu. Defne içeriye girmişti ve arkasında hiçbir şey bırakmamıştı. Şalı omuzlarına almıştı ama elini uzatışını kabul etmemi

