Sabah erkenden pastaneye gittiğimde içeride ilk olan bendim. Henüz vitrindeki camlar buğulu, kahve makineleri sessizdi. Kendi sessizliğimde biraz nefes alır gibi oluyordum bu anlarda. Önlüğümü boynumdan geçirirken arkamdan gelen anahtar sesiyle döndüm. Esma, omzunda çantası, yüzünde aceleye karışmış o tanıdık ifade vardı. “Günaydın.” “Günaydın Defne. Ağabeyim geldiğinden beri dinlenemiyorum. Adam doymuyor, hep aç, hep aç.” İkimize kahve alarak masaya geçtik. “İki metre adam, o bünyeye bence az bile yedikleri.” Çantasını masanın üzerine bırakarak gözlerini kocaman açtı. “İki tane bütün tavuk yiyor, bir tencere dolusu pilav yiyor, bir tepsi hamsi yiyor. Sonra karalahana sarmasını yiyor!” “Bir dakika,” dedim, ellerimi kaldırarak. “Hepsini aynı anda yemiyor, değil mi?” “Kız, yiyor. Ödüm

