Oturduğum yerden kalktım. Montumun yakasını kaldırdım ve kalabalığın arasından ağır adımlarla hole doğru yürüdüm. Koridoru geçerken ayak seslerim yankılandı, içerideki boğuk atmosfer dışarıya taşmıyordu ama içimde çınlıyordu hâlâ. Toprak karşımda duruyordu. Kaşları çatılmış, dudaklarının kenarı sertçe bastırılmıştı. Gözleriyle beni süzüyordu; sanki hem bir şey söylemek istiyor hem de söyleyeceklerini yutuyordu. “Sana mı laf söylüyor o?” Kaşlarının arasındaki çizgi derinleşmiş, bakışları içeriye doğru bilenmişti. Gergin omuzları titremeye ramak kalmış bir sabrın yükünü taşıyordu. Elini tuttuğumda avucu taş gibi sertti. Sessiz bir köşeye çektim onu. “Ne anlatıyor o kadınlar içeride? Ne dediler sana? Laf söylesinler diye mi getirdim seni buraya? Eve gidiyoruz.” Çektiği her nefes daha kıs

