Keyifli Okumalar...
Gördüğü manzara onu aslında o kadar da şaşırtmamalıydı. Ne bekliyordu ki? Adamın ağabeyinin mezarda daha ıslak saçları kurumamışken gelip kendisinin koynuna girmesini mi?
“Hayır tabii ki.” Kendi kendine fısıldadı ve kapıyı yavaşça kapatarak oradan gitmeye yeltendi. Kapının kulpuna asıldığı sırada adamın sesi ile irkildi.
“İçeri gel.”
Uyumuyordu. Derin nefes alarak oturma odasına giren Zelal yavaşça adamın uyuduğu koltuğun yanına geldi. Adam büyük ihtimalle o duştayken yatak odasına girmiş üstünü değişmişti. Çünkü üzerinde tişört ve pijama altı vardı. Koltukta sırtüstü yatıyor kolunun birini gözlerinin üzerine siper ediyordu. Revşen başında dikilen karısına bakmadan
“Odana git. Terastan biri görebilir. ” dedi. Zelal kocasının neden onu içeriye çağırdığını o an anlamıştı. Çünkü konağın bir sürü balkonu vardı ve biri orada kendisini rahatça görebilirdi. Ve birinin onu orada yalnız görmesi dedikodulara yol açabilirdi. Şu dakikalarda onun adamın koynunda olması ve ağabeyinin döktüğü kanın bedelini bekaret kanı ile ödemesi gerekiyordu. Derin nefes aldı.
“Haklısın. Ben gideyim. İyi geceler. ” dedikten sonra yatak odasına açılan kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açıp içeriye geçeceği sırada adamın soğuk sesini duydu.
“İyi geceler.”
****
Genç kadın kaç gündür yerini yadırgadığı için sık sık uyanarak sabah ediyordu. Sabah kalktığında gerçek hayat bir kabus gibi üzerine çökmüştü. Bedenini yataktan sürüyerek çıkardı ve tuvalete gitti. İhtiyaçlarını giderdikten sonra ellenin yüzünü yıkadı ve çıktı. Kapıyı ardından kapatırken kocası dolaba aldığı pikeyi ve çarşafı koyuyordu. Yastığı zaten yataktan almıştı. Onu görünce tüm uyuşukluğu biranda yok olmuştu. Geceliğin üzerinden giyindiği sabahlığın kuşağını biraz daha sıktı. Gerçi adam ona bakmıyordu bile. Günlerdir odada hava aynıydı. Adam susuyor kadın da ona ayak uyduruyordu.
“Günaydın. ” dedi cevap alma umudu olmadan. Üstünü değişmek istiyordu ama Revşen`in yanında yapamazdı. O yüzden kendine iş olarak yatağı toplamayı bulmuştu. Yatağı toplarken bakışları istemsizce dolaba doğru kaydı. Kocası dolabın kapağını kapattı ve banyoya doğru yürüdü. Banyoya girmeden önce ona “Günaydın. ” demiş ve banyoya girmişti. Zelal odanın sıcak olmasına rağmen üşümüştü. Hayatı şimdi böyle mi geçecekti? Adamın bakışları, sözleri, varlığı buz gibiydi. Zelal ise yaz insanıydı. O sıcağı, yeşilliği ve güneşi seviyordu. Ama kocası ona kara kışı hatırlatıyordu. Derin nefes alarak kocasının yokluğundan istifade dolabı açarak giymek için elbise baktı. Dolapta yeni bir sürü elbise vardı. ama hiçbiri kendi elbiseleri kadar sevimli gelmiyordu gözüne. Onun bavulları gelene dek buradan giymek zorunda olduğunu bildiği için pek tereddüt etmeden askıdan soluk yeşil renk uzun etekli elbiseyi seçti. Elbisenin kolları dirseklerine kadar geliyor ve bir tek hafif boynunu, dirseklerine kadar kolunu ve ayak bileklerini açıkta bırakıyordu. Elbiseyi alarak dolabın açık kapısının arkasına geçti ve elinden geldiğince hızlı olmaya çalışarak giyindi. Geceliği ve sabahlığı katlayarak dolaba koyduktan sonra aynaya baktı. Saçları taranmalıydı. Etrafa bakındı. Makyaj masasını görünce yaklaştı ve saç fırçası alarak saçlarını fırçalamaya başladı. saçlarını fırçaladıktan sonra üst kısmını kenarlardan ördü. Ördüğü kısımları lastik toka ile bir araya getirdi. Aynaya baktı. Dış görünüş olarak hazırdı ama duygusal olarak bu hayata asla hazır olmayacaktı. İstemediği, istenmediği bir evlilik ile hayatının geri kalanını tüketecekti. Aynadaki mutsuz kadına daha fazla katlanamadı ve oradan çekildi. Oturma odasına geçti. Çünkü kocasını banyodan çıkarken görmek istemiyordu. Oturma odasına adım attığında, odanın ağır ve kasvetli havası bir kez daha üzerine çöktü. Günlerdir camın kenarında oturup dışarıyı izliyordu. Mobilyaların düzeni, odanın dekorasyonu, her şey ona yabancı ve soğuk geliyordu. Büyük pencerelerden içeriye sızan gün ışığı, odanın içini hafifçe aydınlatıyordu. Koltukların üstündeki yastıklar, zarif ve düzenli bir şekilde yerleştirilmişti. Sehpanın üzerinde birkaç kitap ve bir vazo içinde solmaya yüz tutmuş çiçekler duruyordu. Revşen gidince ilk iş o çiçekleri alması için Ayşe`den rica edecekti. Ve mümkünse yerine yenisini koyacaktı. Gerçi ailenin geri kalanının da kendisine pek sıcak davranmayacağını düşünüyordu. Ne de olsa onlara büyük kayıplarını hatırlatacaktı. Derin nefes aldı. Acıkmıştı ve sıkılıyordu. Kocası aşağı indikten sonra onun kahvaltısını odasına getireceklerdi. İlk günden beri yemeğini odasında yiyordu. Revşen ilk sabahlarında aşağı inmemesini söylediğinde ona hak vermişti. Derin yas içinde olan ailenin arasına katılmaya şimdilik hazır değildi. Verecekleri tepkiden çekiniyordu.
Banyoda suyun sesi kesilince duşun bittiğine umut etti. Dakikalar sonra banyo kapısı açılınca rahat nefes aldı. Az daha geç çıksaydı kadın açlıktan bayılacaktı.
Dakikalar sonra, kocası yatak odasından çıktı. Zelal onu görünce hemen ayağa kalktı. Adam, üzerine koyu gri renk özel kesim bir takım elbise giymişti. Takım elbise, onun geniş omuzlarını ve fit vücudunu zarif bir şekilde ortaya çıkarıyordu. Ceket, omuzlarından bele doğru incelerek inen modern ve keskin bir kesime sahipti. Takımın pantolonu, ceketin rengiyle mükemmel uyum içindeydi. Pantolon, ince çizgili deseniyle dikkat çeken ve üzerine kusursuzca oturan, zarif bir kesimdi.
Ceketin altından görünen yelek, takım elbisenin şıklığını tamamlayan ince bir detaydı. Yelek, ceketin ve pantolonun koyu gri tonuyla uyumlu, aynı zamanda ince bir desenle süslenmişti. Üç düğmeli yelek, adamın vücudunu sıkıca sarıyor ve onun zarif duruşunu daha da belirginleştiriyordu.
Kocasının görünümü, sabahın erken saatlerine rağmen kusursuzdu. Saçları düzgün bir şekilde taranmış, sakalları titizlikle düzeltilmişti. Bu şık ve özenli görünüm, onun içindeki disiplin ve kontrol arzusunu yansıtıyordu. Elbisenin kesimi ve tarzı, onun otoritesini ve güçlü karakterini daha da belirginleştiriyordu. Ancak, tüm bu özenli görünümün aksine, kara gözleri hala buz gibi bakıyordu. Gözlerinde hiçbir sıcaklık, hiçbir yakınlık yoktu.
Adam kendisine bakmadan cebinden telefonu çıkardı. Zelal öylece dikildiği için rahatsız hissetmişti. Adam bakışlarını telefondan çekmeden “Saçlarını topla. ” dedi. Saçlarını mı toplamasını istiyordu?
“Tamam. ” diyerek ona itaat etti ve tokayı çekerek saçlarını yandan ördü. Adam kafasını kaldırıp ona baktığında örgüsünü fark etti. Telefonu cebine atarak karısına yaklaştı. Zelal adamın kendisine doğru geldiğini görünce geri geri gitme isteğini zorla bastırdı. Tam önünde duran adam örgüsüne uzandı. Örgünün ucundaki lastik tokayı çekerek parmaklarını saçlarına daldırarak hafif dağıttı.
"Arkanı dön." dediğinde Zelal ona şaşkınca baktı. Günlerdir onu görmezden gelen adam saçlarını mı toplayacaktı şimdi? Arkasını ona dönerek ne yapacağını bekledi. Revşen karısının açık saçlarına bakmamaya çalıştı. Birkaç kere onu açık saçlarla görmüştü ve bundan hiç hoşlanmamıştı. Çünkü etkileniyordu. Aldığı toka ile saçlarını arkadan topladı. Genç kadın saçları toplanınca arkasına döndü.
"Saçlarını bir daha açık görmeyeceğim. " diyen adama şaşkınlıkla baktı.
"Neden?" diye soran karısına vereceği cevap basitti.
"Hoşlanmıyorum."
Aldığı cevap ile kafasını sallayan Zelal elini boynuna götürdü. Her zaman taktığı zümrüt kolye boynunda değildi. Revşen onun paniklediğini görse de bir şey demedi.
"Bugün kahvaltıyı aşağıda edeceğiz. İnelim."
"Tamam Ağam. Ama beklersen kolyemi bulup geleyim. Onsuz güne başlamıyorum." dediğinde kocası ona şöyle bir baktı. Kadına saatler gibi gelen saniyeler sonra kafasını sallayarak izin vermişti. Zelal hemen yatak odasına gitti.
Revşen, koltukta oturmuş, Zelal'in gelmesini beklerken, aklında bin bir düşünce dolaşıyordu. Evliliklerinin temeli olan bu zorunluluk, onun da duygusal olarak karmaşık bir durumda olmasına neden oluyordu. İçinde bastırdığı öfke, kaybettiği ağabeyinin acısı ve yeni eşine karşı duyduğu yabancılık, hepsi bir araya gelip içinde fırtınalar koparıyordu. Ama bu fırtınalar, dışarıdan görünen o buz gibi maskenin ardında saklıydı. Bundan sonra neler olacaktı kestiremiyordu. Kontrolü seven biri olarak bu durum onu geriyordu. Zelal bedenini ve kalbini başka bir adama vermişti. Şimdi aralarındaki uçurum öyle derindi gibi geçilmesi bırak bunu düşünmek bile hayalperestliğin de ötesindeydi. Bir de Şenay vardı. Ona durumunu açıklamalıydı. Yıllardır aralarında tatlı sert bir ilişki vardı. Yaralıyken aldığı öpücükten öteye geçmemiş olsalar da Şenay onun için değerliydi. O deli kızı sevmese de hoşlanıyordu. Bu zorunlu evlilik ortaya çıkıp hayatını alt üst etmeseydi onunla evlenmeyi bile düşünmüştü. Şimdi o düşünceler ona uzak bir anı gibi geliyordu.
Zelal, hazır olduğunu belli etmek için sessizce oturma odasına geri döndü. Revşen, onu bir anlığına süzdü, sonra hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Sessiz bir anlaşmayla birlikte kapıya doğru ilerlediler. Kapıdan çıkarken, Zelal içinden derin bir nefes aldı. Yeni gün, belki de onun için yeni bir başlangıç olabilir miydi? Umutları kırık olsa da, bu yolculukta kendi gücünü bulmaya çalışacaktı. Revşen’in soğukluğu ve mesafesi, onun içindeki sıcaklığı tamamen söndürmemeliydi. Kendine bu umudu hatırlatarak, kocasının yanında yürümeye devam etti.
Birlikte aşağı indiler. Konağın yemek odasına geçtiklerinde ortam bir anda buz gibi oldu. Eskiden sadece erkeklerin yemek yediği odada şimdi ailecek oturuyorlardı. Revşen aşiretin başına geçince ilk değiştirdiği kurallardan biri buydu. Babası çok fazla itiraz etse o kararından vazgeçmemişti. Aile fertleri her öğünü birlikte yiyordu. Ayrımcılık olmaması ve kadınların yorulmaması için verdiği karar misafir geldiğinde değişmiyordu. Misafir geldiği zaman erkekler bir odada kadınlar bir odada sofrada oturuyorlardı.
Aile büyüğü olduğu için Hamid Ağa masanın başındaydı. Ve gelinini gördüğü an yüzü öfke ile kasıldı. Karşısında masum bir kadın olduğunu unutarak “Bunu burada ne işi var Ağam?” diye sordu. Zelal çetin günlerinin başladığını o an hissetti. İçinden şu an ağlamak gelse de kendini vakur tutarak kocasının yanında dikilmeye devam etti. Bakışları masadakilerin üzerinde dolaştı. Kaynanası olduğunu tahmin ettiği orta yaşlı kadın başındaki yazmanın ucu ile gözlerini kuruluyordu. Varlığının kalbi kor olan anaya kaybını hatırlattığını biliyordu. Üzülse de elinde bir şey gelmiyordu. Diğer kadınlar kendisine normal bakış atsa da siyahlar içinde bir kadın kendisine öyle bakıyordu ki tüm bedeni ürpermişti. Kadın ona öyle bakıyordu ki, bakışları ile boğabilseydi Zelal şimdiye çoktan nefesinin kesileceğinden emindi. Elinde olmadan yanındaki adamın koluna yapıştı. Siyahlı kadının şimşekler çakan bakışları hemen onun eline kaymıştı.
Revşen koluna yapışan kadının titreyen ellerinden korktuğunu anlamıştı.
“Roj baş (Günaydın.) Hamid Ağa. Bu dediğin kadın benim nikahlı karım ve sizin de hanım ağanız. Sizden talebim ona saygıda kusur etmemenizdir. ”
Zelal her ne kadar yalnızken kendisi ile muhatap olmasa da aile arasında kendisine sahip çıkan kocasına minnetle baktı. Kendisini ezmemişti. Bu ona saygı duymasına neden olmiştu.
“Roj baş. ” dedi cılız sesle. Siyahlı hala aynı şekilde bakmaya devam ederken diğer kadınlar ona karşılık vermişlerdi. Revşen onu da yanına alarak masaya geçti. Şimdi kaynanası ile yüz yüzelerdi ve Zelal bir şey yiyemeceğini düşünüyordu. Kadın çünkü ona öyle kederle bakıyordu ki midesi düğüm düğüm olmuştu. Revşen onun tedirginliğini hissetmişti. Kulağına eğilerek “Sakin ol. ” diye fısıldadı. Zelal içinden “Kolaydı sanki. ” diye geçirse de dışından “Deneyeceğim. ” dedi. Revşen kafasını sallayarak kahvaltıya başladı. Zelal ise aç olmasına rağmen kaskatı bir şekilde öylece oturuyordu.
“Ben bu saçmalığa daha fazla katlanamayacağım. Yeter!” diye bağıran Hamid ağa masadan kalktı. Öfkeli bakışları ile oğluna baktı. Zelal onun yüzünden kocasının ailesi ile arasının açılmasını izleyemezdi. Bu masada olmaması gereken tek kişi vardı o da kendisiydi. Kalkmak için hareketlendi ama bacağında hissettiği sıcak el ile yerine çakıldı. Bakışlarını adama çevirdiğinde kendisine uyarı dolu siyahlarla bakıyordu. Adamın parmaklarını etini sıkınca yutkundu. Adam olmaması gereken yerine dokunmuştu. Bu kasvetli ortamda bile dokunuşu kadına garip hissettirmişti.
“Bir daha kalkmaya ve ya kaçmaya çalışırsan seni odana kitlerim Zelal. ” dedi sert sesle. Sesi kısıktı ama Zelal için bağırıştan daha etkiliydi.
“Ailenle benim yüzümden kötü olmanı istemiyorum. ” dedi ama aldığı cevap donmasına neden oldu.
“Sen günler önce o imzayı attığın andan itibaren bu aileden oldun Zelal. Saçmalamayı kes artık. Ve yeni soyadına yakışır şekilde davran. ”
Bedeni rahatlayana kadar kendini kastığından bile habersizdi.
“Tamam ağam. ” dedi ona boyun eğdiğini göstermek için. Revşen kafasını sallayarak onun tabağına kahvaltılık bir şeyler koydu. Önündeki yiyeceklere iştahla bakan kadın dünyadan soyutlandı ve kahvaltı etmeye başladı. Bakmamaya çalışsa da siyahlı kadının bakışlarının – ki onun Behram`ın dul karısı olduğunu tahmin ediyordu – hala kendisine kitli olduğunu hissediyordu. Nihayet ona bakmayı keserek keskin bakışlarının hedefine bu sefer kocasını aldı.
“Ağam?” diye seslenince Revşen ona baktı.
“Buyur yenge. ” dedi. Zelal tahminin yanılmadığını anlamıştı. Bu kadın Behram`ın dul karısıydı.
“Ağabeyinin katilinin kardeşi için atanı nasıl çiğnediğini merak ediyorum Ağam.”
Buke yılan tıslaması gibi çıkan sesi ile ilk zehrini üzerine sıçrattı. Bu küçük sürtük kocasının canını alan adamın kanını taşıdığı yetmezmiş gibi geldi Şilvan aşiretinin Hanım ağası oldu. Her zaman gözünün olduğu mevkiye baş düşmanı yerleşmişti ama bu geçiciydi. Keşke Berham kardeşinin yarısı kadar olabilseydi de aşiretin başında dursaydı şimdi durumlar böyle olmazdı. İçten içe Behram`a kızgındı ama acısını sonuna kullanıyordu. Gittiği yere kadar da kullanacaktı. Gerçi aşiretin başında Hamid Ağa olsaydı onun için daha kolay olurdu ama işte şansına Revşen Ağa çıkmıştı. Üç gün önce Berdel kararını duyduğunda konağı çığlıkları ile inleterek ortalığı bir birine katarken saltanatı Revşen avluya adımını atana kadardı. Onun yanında sesini dahi çıkaramasa da dilini tutmamış “Ağabeyinin canına kıyan şerefsizin bacısını alarak ona lütufta mı bulunacaksın Ağam? ” diye sormuştu. Revşen ona sakin bir sesle “Ağabeyimin neden ve kimin fişeklemesiyle o depoda olduğunu tartışmak mı istiyorsun yenge? ” diye sorarak ona karşılık vermişti. Buke o an yutkunarak susmak zorunda kalmıştı. Revşen Behram`ı kendisinin dolduruşa getirdiğini biliyordu. Aylardır kocasının başının etini yemişti “Ağabeylerimle iş tut zengin olalım. ” diye. Behram kardeşinden çekindiği için uzun süre karısına dirense de Buke onun kanına girmeyi nihayet kanının dökülmesini başarmıştı. Bunun öfkesi ile iki kat daha fazla etrafına saldırıyordu. Özellikle eltisi Nare`ye şimdiden hayatı dar etmişti. Nare ikinci çocuğuna hamileydi ve bazen kocasından bir şeyler istiyordu. Fakat bunu Buke`nin önünde yapamıyordu. Buke onlara öyle bir bakıyordu ki Nare yutkunmak zorunda kalıyordu.
“Töre neyi gerektiriyorsa onu yaptık Buke. Ağanın kararlarını sorgulamak sana düşmez. ” diyerek çayından yudum alan adam karısına döndü. “Doydun mu? ” diye sordu. Zelal o an boş bulunarak kafasını iki yana salladı. Ağzında lokması vardı ve konuşamamıştı. Tepkisi o kadar şirindi ki başka şartlar altında olsalardı Revşen gülümserdi. Fakat o tepki vermeden kafasını sallayarak onun yanında oturmaya devam etti. Telefonunu çıkararak maillerine bakmaya karar verdi. Zelal yaptığı şeyden o an utansa da verdiği tepki gerçekti. Doymamıştı ve kahvaltısına devam etmek istiyordu.
Dilzar karşısındaki kadının masum olduğunu bilse de ona bakmaya dayanamıyordu. Onun varlığı oğlunun yokluğunu gözüne sokuyordu. Ana yüreği daha fazla buna katlanmak istemiyordu. Yeni gelini gelince yarım bıraktığı kahvaltısını bırakarak ayağa kalktı. Revşen annesinin kalktığını görünce “Nereye ana? ” diye sordu.
“Doydum oğul. Size afiyet olsun. ” diyerek odadan çıktı. Buke kollarını göğsünde birleştirerek keskin bakışlarla kadını merceğine aldı. Büyüklerini bir bir masadan kaçırıyordu ama kendisi arsız gibi oturmuş tıkınıyordu.
****
Kahvaltıdan sonra kocasının isteği ile onu kapıya kadar geçirdi. Revşen arabasının olduğu yöne gitmeden önce karısına döndü ve “Ağabeyimin karısı Buke`yi gördün. Seni üzmek için elinden geleni yapacaktır Zelal. Sana dayanamayacağın bir fenalık yaparsa bana söyleyeceksin. ” dedi.
“Tamam Ağam. Söylerim. İlk kuralımızın ne olduğunu hatırlıyorum. ” dediğinde memnun bir şekilde kafasını sallayan adam arabasına doğru yürüdü. Zelal yavaş yavaş uzaklaşan adama seslendi.
“Ağam.”
Adam durdu. Ona döndü. Yanakları kızarsa da kocasına “Hayırlı işler. ” dedi. Revşen`in yüzünde mimik oynamadı. Arkasını dönerek arabasına bindi. Zelal İbrahim ağabeyini de hep işe yolcu ettiği için bir an boş bulunmuştu. İbrahim ona benim uğurum diyordu. Kendisini geçirdiği günlerde işleri hep rast gidiyormuş öyle demişti. Şimdi bunu nedense kocasına yapmak istemişti. Fakat aldığı tek tepki tepkisizlikti. Adam arabaya bindikten sonra torpido gözünden aldığı gözlüğü taktıktan sonra arabayı çalıştırdı. Zelal kocası gittikten sonra konağa girdi. Kapı eşiğinde öylece dikildi. O sırada Nare telefonla konuşarak oturma odasından çıktı.
“Tamam evînim (aşkım) anama söylerim. Hayırlı işler size.” Nare yeni sevgili gibi salınınca Ezel`in ona özel bir şey söylediğini anlamıştı. O yüzden oradan uzaklaşmak istedi ama Nare ona seslenmişti.
“Zelal bekle.”
Zelal durdu ve eltisine döndü. Nare yanına gelerek ona “Ben Nare Ağamın ağabeyi Ezel`in karısıyım. Geldiğinden beri pek konuşamadık ama evimize hoş geldin. Mutluluklar dilerim size.” Mutluluk mu? Zelal ve Revşen için öyle bir şey mümkün müydü?
Zelal Nare`nin Buke ve ya diğerleri gibi kendisine soğuk davranmamasına sevinmişti. Gülümseyerek “Teşekkür ederim Nare. ” dedi. Nare omzuna dokundu. “Bir şey ihtiyacın olursa bana ve ya Halime neneme söylesen yeterdir. ”
“Tamam Nare. Tekrar teşekkür ederim. ”
Onlar konuşurken yanlarına küçük kız geldi. Saçları koyuydu ve kıvırcıktı. Yüzü öyle sevimliydi ki Zelal elinde olmadan gülümsedi. Hafif tombuldu ve elleri yumuk yumuktu.
“Ana. ” dedi Nare`nin yanına vardığında. Nare eğildi ve kızını öptü. Kız annesini öptükten sonra bakışlarını kendisini izleyen Zelal`e çevirdi. “O kim ana? ” diye sordu.
“O Revşen amcanın gelini güzelim.”
Zelal onunla aynı boya gelmek için eğildi ve elini uzattı. “Merhaba ben Zelal. Senin adın ne? ” diye sordu. Küçük kız annesine baktı. Ondan izin aldığı her halinden belliydi. Nare kafasını sallayınca tombul elini genç kadının avucuna bıraktı. Zelal onun elini sıktıktan sonra öpücüklere boğdu.
“Benim adım Avin. ” dedi.
“Senin adın aşk demek. Tanıştığımıza memnun oldum Avin. ”
Avin ciddiye alınmaktan hoşlanmıştı. Kıkırdadı.
“Kızım koş nenene Sahra met (hala) geliyor de.”
“Oleey Cenk Aslan geliyor.”
Avin mutluluk çığlıkları atarak oturma odasına doğru koşarken arkasından iki kadın da gülüyordu. Zelal bir anda izlendiğini hissederek kafasını sağına doğru çevirdi. Buke az ileride durmuş gözlerini ona dikmişti. Gözlerine sürme sürmüştü ve bu bakışlarını daha korkutucu gösteriyordu. Sanki bilerek bunu yapıyordu. Zelal ondan bakışlarını hemen kaçırsa da Buke`nin radarına çoktan girmişti.
“Benim kalbim acıdan paramparçayken senin burada bu katilin bacısı ile gülmen hiç hoşuma gitmedi Nare. Bilesin.”
Katilin bacısı..
Ağabeyine böyle denmesine katlanamazdı. Ağzını açıp bir şey diyecekken Nare koluna dokundu. Koluna dolanan parmakları yalvarır gibi sıkmıştı. Sustu. Şimdilik.
“Sahra halasının geleceğini öğrendi de ona sevindi Buke. Senin acın bizim acımızdır. Behram ağabeyimi severdim biliyorsun. ”
Sahra ismini duyan Buke gözlerini devirdi.
“Bir o sümsük eksikti konakta. ” diyerek yanlarından uzaklaştı. Zelal hemen eltisine döndü. Nare onun yeşillerindeki soruları görüyordu.
“Buke eziklemeye çalıştığı insanlar kendisine diklenince daha da hırslanan kibirli ve narsist biridir. Senden ricam ona bulaşma. Ne derse desin duymazdan gel. ”
“Bu konağın selameti için dediğini yapmaya çalışacağım Nare. Peki Sahra için neden öyle dedi? ”
“Buke`nin karakteri bu canım. O kendisinden başka kimseyi sevmez. Ama en çok Sahra`yı sevmez. ”
Onu anlamıştı daha ilk günden.
Bölüm hakkında düşüncelerinizi bekliyorum. İlk bölüme gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim arkadaşlar. Bakalım bunu da sevecek misiniz? Sana bölümü hemen atacağımı söyledim ama bir iki sahne değişmek zorunda kaldım Günay`ım. Kusura bakmaa. Görüşürüz arkadaşlar.
Seviliyorsunuz.