Poyraz
Pencere önündeki çiçeğini sularken bir taraftan da içimden geçiyordu Haktan albay.
" İstihbarat başkanı babana mı güveniyorsun Poyraz "
Hazır ol komutunda bekletip azarlıyordu
" Komtanım güvendiğim de bağlı olduğum kurum da Türk Silahlı Kuvvetleri. Başka bağlılığım da güvencem de yoktur arz ederim komtanım"
Gözünü çiçekten çekti, uzun uzun bakmaya devam etti
" Rahat ol"
Emrine uydum ve beklemeye başladım. " bak oğlum kendini çok tehlikeli işlere atıyorsun, beni o manyak babanla uğraştırma! kırk yıllık dostumla kötü etme! "
" Emredersiniz komtanım"
Ve devam eden bir ton azar... Tatlı Sert uyarı, kulak çekme... sürerim seniler! Laşkergah tehditi!
Adeta içimden geçti Albay, tabi üstüne binbaşı ile yüzbaşının da bir posta üstümden geçmesi ile en nihayet eve gelmiştim.
İçeri girer girmez onu gördüm, koltukta kıvrılmış üstüne örtmediği tek bir şey kalmamış.
" Ne oluyor, neden soğuk bu ev ?"
Uyku dolu gözlerle kalktı, burnunun ucu mu kızarmış onun?
" Evde petek yok ki, açamadım"
Ev akıllı sistem ama içindeki gelin görün ki akılsız.
Cep telefonumu çıkartıp dereceyi yükselttim ve yanına oturdum.
Askeri kar kamuflajımı bile bulup üstüne örtmüş!
Burnunu çeke çeke elinin tersi ile siliyordu.
" yapma şunu, tahriş edeceksin"
Cebimden bir peçete çıkartıp uzattım. Fındık kadar burnu var ucu inatla kaldırıyor ve o kalkık burun kıpkırmızı.
Nasıl sevimli gözüküyor bir bilse. Ne kadar süre baktıysam " Neye bakıyorsun sen?" sorusu ve şapşal bakışı ile kendime geldim.
Bazen gözlerini öyle hızlı kırpıştırıyor ki, uzun kirpikleri nem dolu, içimi ısıtıyor. O ıslak kirpikleri öpme... Ne diyorum lan ben?
Bir iki öksürüp boğazımı temizleyip kendime çekidüzen verdim. kızın üstündeki kamuflajımı çekip
" eşyalarıma dokunma, her şeyimi giyiyorsun yakında boxerlarımı da giyeceksin"
Diye söylenerek çektim üstünden ki titrediğini fark ettim.
Yanakları da kızarmış bunun!
" Neyin var senin?"
Ateşi var belli, kat kat örtmüş bir de üstünü aptal!
" dereceyi alıp geliyorum"
İlkyardım çantası ile dereceyi alıp geldiğimde bedenini sımsıkı sarmış elleri dikkatimi çekti. Alyansı duruyordu ama tek taşı yoktu!
Nerede ki, nerede çıkarttı kim bilir?
" yüzüğün nerede senin?"
Bir taraftan da ateşine baktım. " Bilmiyorum, banyodadır" boğazı ağrıyor belli sesi çatal çıkıyordu.
" Tamam, uyu sen" Ateşi vardı, öyle savunmasız öyle küçük ki!
İnsanın sarıp sarmalayası geliyor. Ateş düşürücü şurup içerdim, nazlansa, istemese de sıktım burnunu akıttım ağzına. Cenk amcam hep böyle içirirdi bize.
E bir askerden de çok fazla kibarlık beklememek lazım. Normalde o şurup bitecek asker diye inletirim ortalığı da nizaminyede değiliz.
Temizliğe gelen ablaya sık sık yemek yaptırırdım. Yine sipariş verdim. Tekrar ateşine baktığımda düşmüştü ama o kadar bitkin ki...
Neden onu böyle görmek beni kahrediyor. Bıt bıt konuşmasına razıyım. O inatla diktiği fındık burnu biraz olsun düzelmiş. Eski kırmızılığı kalmasa da hala yanakları, burnu, kulakları kırmızı...
O an fark etmeden yaptım. Başımı boynuna gömmüş kokluyorken buldum kendimi. Hatırlıyorum da babam ne zaman görevden gelse annemin boynuna gömer başını koklardı sarılırken
Şimdi neden böyle yaptığını anlıyorum. Üstündeki sırılsıklam olmuş kıyafetleri çıkarmak gerek...
Odasına gidip giydirecek kıyafet ararken her açtığım çekmecede beni ayrı bir sürpriz karşıladı.
Küçük kekler, fındık,fıstık, bazılarında tuzlu kraker, sucuk bile saklamış !
Resmen mutfakta ne var ne yoksa stoklamış. Savaş çıksa 3 aylık yetecek erzak var...
Elimde değildi, gülmeye başladım. Sonra sincap deyince kızıyor. En iyisi odamdan bir kıyafet getirmek...
Kendi tişörtlerimden bir tane aldım. Giymeyi en sevdiği , sürekli benden kaçırıp giydiği lacivert tişörtümü alıp yanına geldim.
İşte asıl şimdi sınavın başlıyor Poyraz! üstünü soyarken gözüm sağa sola kaymasın diye öyle çaba sarf ediyordum ki.
Tişörtü giydirene dek ecel teri terledim, bana da mı bulaştırdı nedir? Bir ateş bastı!
Tekrar yatağa uzandırıp üstündeki çarşafı da değişmem gerektiğini düşünüp tekrar odadaki çarşaf dolabını açtığımda ise...
Kaldırmış! bende diyorum nerede bu çarşaf. Elime alıp baktığımda kurumuş kanı vardı.
Derin derin soludum. Pişman mıyım, bilmiyorum. O an onu çok istedim ve o da istedi biliyorum ama keşke bu daha anlamlı olabilseydi.
Umrunda olan tek şey para değil mi minik sincap! Kim istese para için yapardın. Bana özel değildi, benim değildin.
Öfke ile çarşafı bırakıp başka bir çarşafa uzandım ve geçip üstüne attım. Kendime söve söve yatak odasına gittim
Kendimi yatağa attım. Uyu oğlum uyu...
Gözlerimi çalan kapı ile açtım, cep teleofnumda sayısız arama. Yemek yaptırdığım kadın ve onun adı.
Yapma işte yapma! unutmama izin ver! Arama Sude, kanatma daha fazla.
Kapıya gittiğimde ablanın oğluydu gelen
" komtanım annem yolladı"
Cebimden para ve çocuğa harçlık çıkartıp verdim. Aklımda neden aradığı sorusu dolanırken robot gibi hareket ederek.
" ellerine sağlık"
" ilik suyunu bol kullanmış limon da sıkmış sıkmayacakmışsınız şifa olsun dedi. Geçmiş olsun"
İçeri girdiğimde hala uyuyordu. Çabucak tepsiyi hazırlayıp yanına geldim. Neden kendimi bu kadar çok yoruyorum ki bu kız için.
Tepsiyi masanın üstüne bırakıp ellerimle hem ateşini kontrol edip hem de uyandırmak istedim
Yanağını okşayarak seslendim " Ufaklık kalk hadi"
Ses yok, sadece kımıldandı kurumuş dudaklarını yalayarak ıslattı. Ben de yapabilirdim ama kendisi halletti. Gözünü dudaklarından çekemeden seslendim " kalk sincap"
Kahretsin, yine neden bu kadar hızlı atmaya başladı bu kalp?
Olmaz, şimdi olmaz!
" hopp kalksana birader"
Sıçrayarak uyandı, kısılmış sesi ile isyan etti
" Manyak mısın sen ya? git başımdan"
Ohooo ses tamamen gitmiş, zaten cadıydı bu çatal kısık sesle tam cadı oldu!
" kalk kız, iç şunları bana da grip bulaştıracaksın"
Dizimin üstüne almış tepsiyi çorbadan bir kaşık uzattım ağzına
" ya istemiyorum, kokuyor bu?"
Allaha alla! çorba kokuyor hayret doğrusu!
" Bana bak, o kokma konusuna hiç girme sen zararlı çıkarsın kokarcalıktan sincaplığa terfi ettin hazır, rütbe düşürme cezası alma"
Soktum ağzına tam bana laf yetiştirmek için ayırdığı anda!
O an aklımda çağrışım yapan düşünceden utanarak. iki defa daha ağzına kaşıkla çorbayı verince düşüncelerin giderek karanlıklaşması ile tepsiye fırlattım kaşığı
Dizinin üstüne koyup '" eşek kadar kızsın kendin iç" deyip kalkıp giderken ardım sıra
" dengesizsin ruh hastası" diye bağırıyordu, daha doğrusu kendini yırtıyordu, zira boğazı öyle kapanmış ki, sinek vızıltısı gibi yakınında var uzaklaşınca yok etkisinde bir şeydi
" ardını yırtma sesin buraya gelmiyor"
Kendimi banyoya attım. Ulan kaşıkla çorba içirirken aklına nasıl öyle bir şey gelebilir?
Ağzını açınca ne güzel görünüyor... dudakları, öyle bekliyor ya birde...! Yok arkadaş, eli var ayağı var kendi yesin sıpa!
Duştan çıktıktan sonra doğru salona gittim. Ne var ne yok süpürmüş tepside. Güldürdü, birde yemem diyordu.
Ve yine titreyip duran telefon. " Bu sefer kim?"
Söylene söylene baktığımda ard arda mesaj... canına yandığım kara haber listesi
" Cenk albay operasyonu yönetmek için geliyor. bizi o komuta edecek"
Cibilliyetin sevildi Poyraz!
Sıradaki mesaja geç
" kardeşim biz balayını erteledik, yarın sizi yemeğe bekliyoruz. "
Ama ben sizin gelmişinizi geçmişinizi, kardeşinizin dalağını!
Yok mu beni vuracak bir babayiğit? Tam şu an ben tamamım. Gayet okim. Alabilirler
Masal
Boğazım çok acıyordu, ne yapsam geçmedi. Üstüne bir de yarın o meymenetsiz kadın yemeğe davet etmiş. Telefondan sağlık personeli istedim.
Kendi kendime yeterim ben, herhalde içeride uyuyor o da. Uyusun beyefendi. Ben burada ölsem başıma iş açtı diye söylenir, ne bekliyorsam.
Gözüm masanın üstündeki pakete takıldı. Kırmızı kurdaleli, süslü bir paket. Kime ki acaba ? Yarın yemeğe gideceğiz diye yememiş içmemiş gidip bunu mu almış!
Ben burada hasta yatarken, dışarı çıkıp Sude 'sine hediye almış. Tüm öfkemle kutuya bakarken içeri girdi.
Yine banyoya mı girmiş ,bu kaçıncı oldu?
Havlu ile başını kurulayarak geldi... Bir de evde tarzan gibi dolaşmasa! insan biraz saygılı olur canım
Ayak ucuma oturup, bir eli ile havluyla kendini kurulurken diğer eli ile ateşime baktı
" iyi düşmüş" sonra da kutuya döndü
" beğenmedin mi?"
Bana neyse, Sude'n beğensin
" Neden açmadın?"
Deli mi ne? Bana ne Sude'nin hediyesinden!
Poyraz
Ellerini koynunda birleştirmiş yine dikmişti burnunu yüzünü yan çevirip. Hayır bu sefer neye diktin o fındığı acaba?
Kutuyu alıp açtım, kurdaleyi çözerken de bu defa aklıma kurdale ile ilgili şeyler gelmeye başladı.
Yatakta olsa, yüz üstü... ellerini arkasında kurdale ile bağlasam!
Kurdaleyi çözüp atacaktım ki katlayıp cebime kattım. Soru dolu gözlerle bana bakıyordu
" bir şey bağlarken lazım olur"
Allah kahretsin, ne dedim ben?
Kaşını çatmış ne saçmalıyorsun der gibi bakmıyor mu? Of zırvladım işte bakma şöyle be kızım!
" lazım olur" dedim tekrar gözümü kaçırarak. sonra da tükenen sabrımla attım kutuyu üstüne
" Al sende şunu, ister kullan ister birisine ver. "
Gözleri kocaman açıldı
" bu?"
" Satan adam piyasanın en iyisi dedi, bilişimden arkadaş da bunu tavsiye etti"
Biliyorum içi gidiyor ama kabul edip etmeme konusunda tereddütte.
" Tabi bir karşılığı olacak"
Yoksa kabul etmez bu sincap biliyorum. İlla kazanacak, hak edecek. Gözlerime baktı merakla
" Ne, ne istiyorsun?"
Al işte, düşünmedim ki!
" 1 ay benimle uyuyacaksın"
O nerden çıktı Poyraz???
" Sen yanımda olunca... acımıyor" Gözlerimi kaçırıp söylemiştim.
" sadece uyuyacak miyim?"
Derin derin soludum tekrar yüzüne bakarak! " sadece uyuyacağız"
Gözü tekrar bilgisayara gitti, " tamam"
Bir cevap hem mutlu hem mutsuz eder mi? etti. Neden bu kız karşılığını almadan yaklaşmıyor bana?
Masal
Şaşırtmadı, yine beni satın alabileceğini düşündü. Onun gözünde böyle birisiyim çünkü. Peki, öyleyim.
Canı acıyormuş, sadece kendi canına odaklı.. benim canım? Neden sadece sana ihtiyacım var deyip sarılmıyor.
Neden bana sürekli bir fiyat biçiyor?
Ben sebep oldum, bir kere sığındım, para için kabul ettim ya artık onun için satın alınacak bir ürünüm.
Gofret gibi! Sorun şu ki benim de ona ihtiyacım var. O geceyi o hatırlamıyor belki, ya da onun için önemsiz ama kendini daha az aşağı hissetmemek için ona ihtiyacım var
" ben duşa giriyorum" diyerek çıktı odadan!
Yok artık, yine mi? Su kıtlığı var suuuu!
Su demişken, sucuk neredeydi???
Demir
Evde katır gibi dolanıyordu Tuna,
" Olmaz, Cenk albay olmaz. benim hassas kalbim bunu kaldıramaz. Adam beni gördüğü anda ne kadar cin varsa tepesine toplanıyor"
Evet, nedense Cenk amcam Tuna ile fazla mesai harcayarak uğraşıyordu, bu durum bizim de dikkatimizi çekmişti
Bir ara " Tipini sevdiğimin Soner tiplisi" gibi bir şey dedi ama Soner kim, neden takık hiç bilmiyoruz
Kime sorsak güldü, ama anlatmadı tabi! Tek dedikleri " O çocuğa söyle, kollasın kendini" oldu
E tabi Cenk albayın geleceğini duyunca da ardı tutuştu bizimkinin
Evdeki erkek nüfusa göz gezdirdim. Çiçek kokusuna ihtiyacım vardı. Eylül'üme mesaj yazdım ' Evde misin güzelim? Özledim, müsaitsen geleyim mi?'
Cevap beklemek ne kadar zor? bekle, bekle... bekle ve telefonuma gelen çağrı!
Heyecanla aldığımda Mete amcanın adını gördüm. Neden arıyor ki?
" Efendim Mete amca"
" Evde misin güzelim? Özledim, müsaitsen geleyim?"
Telefon elimden düştü. Bir ton " Ne oldu ona lan....bayılacak mı o.... Oğlum kendine gel" nidası eşliğinde sanırım gözlerimi hakka doğru kapattım.
İstihbarat daire başkanının kızına mesaj atıp babasının haberinin olmayacağını düşünecek kadar mal oluşum... Hak ettim. Gençtim be!