ILICA KÖYÜ 2

1849 Words
Hakan çevik vücuduyla hemen toparlanıp karşısında ki çocuğu da kaldırdı . ' Bir yerine bir şey olmadı inşallah ufaklık, öyle bisikletle atlanır mı koca traktörün önüne ? ' Haklı serzenişi karşı tarafta pek de etki etmemişti. Kız menekşe mavisi gözlerini adama dikmiş bir konuda karşı çıkmaya hazırlanıyordu. Atiye sonunda istediği bursu almış , öğretmeninin eline verdiği içinde hayalleri olan zarfla bisikletine binip mutlu haberi annesine yetiştirmenin derdindeydi. Bir yandan da avaz avaz bağırıyor , köy meydanında herkese bursu kazandığını haykırıyordu. Ta ki görmeyen gözlerine inat boz bulanık gözlükleriyle yine herkesin canını tehlikeye atan murad amcası traktörünü genç kızın bisikletine doğru sürene kadar. Aniden kaybettiği dengesiyle kendini toz yığının arasında buluverdi , toparlanmaya çalışırken karşısında hiç tanımadığı bu köyden olmadığı belli olan adamı gördü, kolundan çekilip bir bebek gibi doğrultulmasına mı şaşsın adamın boyuna posuna endamına mı , o güzel saçlarına kavisli güzel kaşlarına mı bilemedi. Silkelenip kendine geldi elinde duran bursa sıkı sıkı sarılıp kendine ilk hedefini hatırlattı. Adamın kendisine ufaklık diye hitap etmesi içinde bir şeyi kırınca gözlerini adama çevirdi ' Sen bana ufaklık diyene kadar dön de bir kör murad amcayla bu işlek yolda ne yapıyorsun onu de hele bana .' Hakan karşısında ki kızın şiveli komik konuşmasını beyninin arka taraflarına itip söylediği tek cümleye takılı kaldı ' kör murad, kör ' nasıl yani diyerek adama döndü olağanca hızıyla. Adamın şişe dibi gözlüklerinin ardında ki şaşı gözlerine nasıl olurda dikkat etmedim diye düşündü. İçinde bir yerlerde de gülme isteğini bastırmaya çalıştı. 'Ben, ben bilmiyordum nerden bileyim canım , bu köye yeni geldim.' Diyerek çıkıştı karşısında ki küçük kıza. Atiye adama bakışlarından kendi utanıp gözünü adamın ardına dikti. 'Peki öyle diyorsan, ne için geldin bu köye ? Turiste benziyorsun ama bu köyde turistin işi ne ?' ' Turist değilim ufaklık, buraya biriyle görüşmeye geldim. Belki sen tanırsın , köy küçük böyle yerlerde herkes birbirini tanır.' ' hele sadede gel hele sen, ne diyeceksin de diyemiyosun' Kızın çıkışı adamı duraksayarak gülümsemesine neden oldu. 'Rıza diye birini arıyorum, bir görüşmem olacaktı.Haberi var lakin nerde bulacağıma dair bir fikrim yok.' Genç kızın gözlerinde ki ışıltı adamın doğru kişiye doğru soruyu sorduğunun kanıtıydı. 'Bilmez miyim , Rıza abim o benim . Dağlarda yaşar köyün tek umududur. Benim okumama destek olan tek kişidir abim. ' ' iyi ya nerde bulurum? Dağlar diyorsun da hangi dağ bu ? ' Genç kız biraz düşünür gibi oldu. ' Ben götürürüm seni.' Ani çıkışı adamı şaşırttı . Genç kız Rıza abisini uzun süredir görmemişti , biraz düşününce bu fırsat abisini görebilmek için son şansı olabilirdi . Ona burs kazandığını söylemeli sevincine ortak etmeliydi. ' Önce bize gidelim , anneme durumu anlatayım ,izin alayım.Bir otur soluklan dinlen yemeğini aşını ye iç sonra yola çıkalım olur mu ?' Adam olumlu anlamda başını salladı. Bu küçük kız hem yardım sever hem misafirperverdi doğrusu . Uzun süredir yemek yemeyi unuttuğunu acıktığını farketti . Kız önünde kendi arkasında geniş tarlalardan büyük bahçelerden geçerek 15-20 dakika sonra küçük , bir insanın zor yaşayabileceği derme çatma toprak yapımı bir evin önünde durdular. Kız adamın tuhaf bakışlarını yakaladı ' gel hadi , anneme anlatayım durumu biraz dinlen hele sende , bi ayran yapayım sana. Hemen gözleme de yapıveririz.' Genç adam gülümsedi . Duydukları midesini hareketlendirdi şimdi öyle açtı ki her ne olursa olsun nerde olursa olsun minnet duyardı. Bu küçük kızın misafirperver hareketlerini çok sıcak samimi bulmuştu. Tahta kapıyı açarak içeri girdiler, bakışlarını etrafta gezdirdi. Dışarıdan göründüğünün aksine içerisi tam bir ev gibiydi , yoğurt kaplarına renk renk çiçekler , küçük bir soba. Yere serilen minderler ortada küçük bi el dokuma kilim evi tuhaf bir şekilde sıcacık göstermişti.' İçeriden ellerini üzerine silerek giren kadın , bu küçük kızın bir yansıması gibiydi ,biraz daha yaşlı bir yansıma diye düşündü. Kadın gülümseyerek biraz da merakla bir 'hoşgeldiniz' dedi. 'Atiye ne oldu kızım , kim bu bey?' Hakan kızın ismi Atiyeymiş,Değişik ama kulağa hoş geliyor diye düşündü. Genç kızın annesini kolundan tutup içeri sokmadan önce adama oturacağı yeri gösterdi. Hakan, yer minderlerinden birine sobaya yakın yere oturdu.İçerde anne kızın konuşmaları fısıltı halinde geliyor , fısıltıları çatal kaşık sesleri takip ediyordu. İçeri genişse bir sini ile Atiye girdi biraz bulgur ,yufka ekmek, turşu ,soğan ve ayran vardı. 'Sen yemeğini yiye dur , bitsin bi çay yapalım güzelce sobada. Dinlenirsin çıkarız yola .' Adam bir yandan hayatında yediği en güzel bulgur pilavını yiyor bir yandan da dağa nasıl çıkılır ne kadar sürer muhakemesi yapıyordu. ' E nasıl çıkıcaz,ne kadar sürecek ?' Atiye karşısında ki yıllardır bu minderlerde oturuyormuş gibi rahatça oturan genç adama baktı, 'benim bayan pedalla gideriz ben sürerim sen arkama oturursun ,4-5 saat sürer akşama orda oluruz.' 'Bayan pedal derken , bisikletle mi yani pedal falan dedin aklıma başka bişey gelmedi.' 'Hayır motobisiklet,adı da bayan pedal . Hiç merak etme ikimizi de taşır.' Genç adam kızın incecik vücuduna baktı , onu taşırdı taşımasına da kendisi için düşünceliydi . Kafasını sallayarak yemeğine devam etti. Hava sabah ki güneşli halini çoktan terketmiş , karamsar bir griliğe bürünmüştü. Aniden bastıran yağmur , yağmurdan nefret eden adam için bu yolu hepten çekilmez yapmıştı. Ayağına büyükçe bir parça taşın çarpması ile motobisiklet duraksadı . Yüksek sesle 'Atiye ne oluyor ,bir gariplik var.' Sesini kıza duyurmaya çalışıyordu çünkü bu bindikleri külüstür gök gürültüsünden daha vahim sesler çıkarmaya başlamıştı. Çok geçmeden korktuğu başına geldi. Gürültülü bir sesle duruverdi bindikleri bayan pedal. 'Allah kahretsin ya şu kahrolası yağmur yetmiyormuş gibi birde şimdi bu ' Adamın öfkeli sesine kaşlarını çatarak cevap verdi Atiye ' valla beyim kusura bakmayacaksın , o benim yoldaşımdı senin için çıktığım bu yolda bozuldu.' 'Hem sen yağmurla lanet mi okudun , yağmur rahmettir . Biz çiftçilerin ekmek kapısı siz şehirlilerin yediği içtiğidir.' Şu an hiçte Atiye'nin vaazlarını dinleyebilecek halde değildi Hakan . Gözlerini ileride ki kulübeye çevirmiş Atiyenin kolundan çekiştirmeye başlamıştı bile. Yağmur yüzlerini döverken bir an önce kuru bir yere girme ihtiyacı duyuyordu. Atiye kolundan çekilerek beyaz bir kulübeye götürüldüğünü farketti , aynı zamanda adamın bacağının kenarından yağmur sularına karışıp akan kanı da farketmiş nasıl olduğunu merak etmişti. Kulübeye girdiklerinde ikisi de yorulduğunu farketti . Küçücük camdan dışarıya bakan Atiye yağmurun bir an önce durmasını umuyor , genç bir adamla bir kulübede yalnız başına kalmanın doğru olmayacağını düşünüyordu. Hakan genç kızın ıslanınca kalçalarına inen saçlarına baktı, parıl parıl parlıyordu. Köylü küçük bir kız için fazla cesur diye düşündü. ' Atiye belli ki yağmur dinene kadar bir kaç saat burdayız, sonra çıkıp yürürüz. O sırada belki ayağımın ağrısı da diner. Sanırım yolda bi taş çarptı emin değilim ama biraz derin kesilmiş .' Genç kız adamın kanayan ayağına baktı , boynunda ki oyalı kırmızı yemenisini alıp adamın ayağının dibinde diz çöktü . ' izin ver de sarayım , kanı durdurmak gerek.' 'Hakan ' Atiye anlamsızca adama baktı. ' Sen sormadın ama ben söyleyim ismim Hakan , bana ismimle seslen lütfen.' Hakan bir yandan da kızın merhametli hafif ellerinin yaranın üzerinde tüğ gibi gezinmesini izliyordu. Aklına birden Bade geldi . Telefonunu çıkarıp hattın çekip çekmediğine baktı. Telefon çekmiyordu, Allah kahretsin diye söylenirken Atiye'nin ' Sende bela okumak huy olmuş' dediğini duydu . Hafifçe gülümserken ' Atiye sen kaç yaşındasın,okuyor musun ? Burs gibi bişeylerden bahsettiğini duydum ama tam anlayamadım .' merakla sormuştu bunları. Bu gencecik kızın hastanesi okulu dahi olmayan bir köyde ne işi vardı. Atiye adamın sargısını bitirip yerinde doğruldu , adamın karşısında ki eski sedire oturup gözlerini yağmurun çarparak ıslattığı pencerelere dikti. 'Babam yok, annemle nenemle yaşıyorum liseyi bitireli iki hafta oldu ama sınavlara giremedim, çok çalışmıştım ama o gün yağmur çok yağınca yetişemedim sınav yerine .18 yaşına girdim bugün. Bir gün gidicem buralardan , şehre gidicem annemide alıcam yanıma . Kimsenin bizi hor görmediği rahat bi yaşam vericem anneme. İtilmek kakılmak yok, aşığalanmak yok.Saygı duyacaklar bana ,herkes gurur duyacak annem gurur duyacak benimle.' Hakan kızın bakışlarında ki hüznü gördü. Neden aşağılanır hor görülürdü ki böyle akıllı tatlı bir kız. Bazı şeyleri tam anlatmadığının farkındaydı. ' Sen de habire telefonuna bakar oldun , belliki sevdalısın ?' Atiye iyi bir gözlemciydi, şimdiye kadar ev işi tarla işi dersler derken sevdalanacak vakti hiç bulamamış amma son zamanlarda sık sık düşünür olmuştu.Sevilmek nasıl bir duyguydu, sahiplenilmek korunmak kollanmak nasıl hissettirirdi kim bilir. Karşısında ki adama baktı yeniden ,ne güzel adamdı. Uzun boylu geniş yapılı kara kaşlı kara gözlü tam erkek güzeliydi. Bu adam şehirde boş bırakılır mıydı hiç ? Hakan genişçe gülümsedi , aklına yine Badesi geldi gülgüzelim benim diye düşündü. ' 7 yıllık bir kız arkadaşım var geçen ay nişanlandık, burda ki işim bitsin İstanbul'a döneyim düğün yapalım diyoruz kısmetse.' 'Gazeteciyim ben Rıza Bey ile bir röportaj yapıp sesini hükümete diğer illere tün ülkeye duyurmak istiyorum , iş tempomdan dolayı hep erteledim ama artık onsuz olmak istemiyorum.' Atiye içten içe ne şanslı kız diye düşündü. Bakışlarını cama çevirdi , inanılmaz yağmur yağıyor, duracağı yerde git gide hızlanıyordu. Hava da kararmaya başlamıştı. Hakan kızın bakışlarını takip etti ,aklını okumuş gibi ' Git gide hızlandı ,hava da karardı bu gece artık dışarı çıkmak olmaz.Burda sabahlarız yarın sabah erkenden çıkarız yola .' dedi. Atiyenin korkudan dizlerinin bağı çözülmüştü , geceyi bir adamla bir odada geçirmek ne demekti. Biri duysa biri görse nasıl açıklarlardı. Buralarda bunun sonucu ölümdü. Hızla bir hışım ayağa kalktı ' sen ne dersin ? Buralarda böyle şeyler uygun olmaz,ölsekte kalsakta çıkalım , yürüyelim amma beş saat sürsün amma 10 yeter ki bi göz oda içinde kalmayalım.' Kızın korkusunu haklı buldu Hakan , lakin bu havada çıkmak da ölüm demekti. Kimsenin olmadığı bu ıssız yerde kim görüpte laf ederdi bu kızcağıza. 'Delirdin mi sen otur yerine , ikimizide öldüreceksin, kim görecek bu havada burayı kim görecek seni beni. Sabah hava ışısın hemen çıkarız yola. Kızın kaşlarının çatığı inmeye başlayınca gülümsedi 'hah işte biraz düşününce sende bana hak verdin .' İkisi de sessizce yerlerine geçti uzadıkça uzayan soğudukça soğuyan bir geceden , ışıl ışıl güneşli bir sabaha gözlerini kapının yumruklanma sesiyle açtılar. İkisi de gözlerini açar açmaz önce birbirlerine sonra etrafa bakıp durumu kavradılar. Hakan hızla toparlandı , Atiyeyi korunak ister gibi arkasına alarak kapıyı açtı. Hiç beklemediği şey ise alnının ortasına doğrultulmuş tüfekti. 'Seni ırz düşmanı, namusumuzu iki paralık ettin . Köyün namusu her şeyidir. Aha bu kızda anası gibi çıktı , bir kaç aya kucağında bebesiyle kalakalacak haberi yok. ' köy ağasının bu sözleri ardındaki onca köylünün ellerinde ki silahlar , Atiye'ye bakıp tüküren nenesi tüm durumu yanlış anlaşılma olduğunu açıklıyordu. Kendini anlatmaya çalışıyor, ağlıyor bağırıyor ama kimseye kendini duyuramıyordu. Ben annemin hatasına düşmedim dediyse de kimse onu dinlemiyordu. Hele bu suçsuz genç adamın gözleri önünde öldürülmesine hiç dayanamazdı. 'Duruun' diye bağırsı avazı çıktığınca. Genç adamın önüne kendini attı , 'durun Allah aşkına başka bir çözüm bulun ,ne olur kıymayın ona. Beni öldürün onu salıverin gitsin.' 'Yok yaa oldu beyimiz gelsin köyümüzün namusunu bir gece eğlesin sonra dönsün hayatına baksın olacak iş mi dediğin?' Diye bir ses yükseldi arka taraflardan. Hakan kabusun ortasındaydı, ne olduğunu bile bilmiyor gibiydi. Arkadan başka birinin önerisi bomba etkisi yarattı iki gençte de . 'Eyi madem öyle evlendirelim bu ikisini, hem kız okuyup da ne edecekti. Böylece okula da gitmez hemi de evlenmiş olur namusumuzu temizler.' Kalabalıktan sürekli ' he yaa' onayları yükseliyordu. Atiye muhtarın elinde ki tüfeğin ucunu tutarak indirdi. 'Kabul, evlenelim.Yeter ki öldürmeyin onu.' Hakanın kulakları uğulduyor duyduğu şeyleri yanlış duymuş olmayı yeğliyordu. Keşke dedi , keşke öldürselerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD