DÜĞÜN

1153 Words
O kabus günün üstünden bir iki gün geçmişti , Hakan az buçuk güneş ışığının girdiği pencereye doğru baktı. Onu bu baraka gibi yerde tutuyorlardı. Kaçmaması için.. Sinirden güldü. Telefonunu da almışlardı ,ne lanet bir yere düşmüştü böyle. Dışarıdan gelen davul sesleri adama düğünü hatırlatıyor işkence git gide artıyordu. İçeri giren iki adam , Hakan'ı karga tulumba dışarı çıkardı. Genç adam bu kabustan uyanmak veyahut ölmek istiyordu ama ikisi de mümkün görünmüyordu. 'Gel bakalım damat bey bir yıkan güzelce giyin bugün senin cenazen değil ya düğünün yav.Vur patlasın çal oynasın.' İğrenç kahkahalar silahlar davullar adamın başını döndürür olmuştu. Bir eve sokulduğunu farketti, elini yüzünü yıkayıp biraz olsun kendine gelmek kan çanağına dönen gözlerini biraz olsun ferahlatmak istedi. Bütün bunlara karşın o lanet küçük kız da etrafta yoktu.Ne güzel öldürüp bitireceklerdi işte işini,bu düğün ona ölümden daha kötüydü. Ne de meraklıymış evliliğe diye düşündü. Tabi meraklı olur, kendi dememiş miydi ne olursa olsun bu köyden çıkacağını amma öyle amma böyle istediğini tez zamanda elde etmişti işte. Sadece yüz yıkamayla ayılamayacağını farkedip soba da ısınan sudan biraz aldı alel acele bir duş aldı. Aslında burda saatlerce kalıp dışarda ki seremoniye hiç katılmak istemiyordu ama başında silahla bekleyen adamların karşısında çırılçıplak durma fikri genç adamı geriyordu. Hazırlanan beyaz gömlek siyah pantolonu giydi biraz dar ama rahat hissettirmişti. Saçlarını şöyle bi düzeltip dışarı adımını attı. Atar atmaz gözleri kesişti. Masa da oturmuş onu bekliyordu. Bir el boğazını mümkünü varmış gibi sıktıkça sıkıyor nefes alması güçleşiyordu. Sandalyeye otururken kimseye bakmamaya özen gösterdi. Hele yanındakine asla... Bıyıklarını bükerek gelen muhtara dikti öldürücü bakışlarını. 'Bak hele damat bey bizim buralarda imam nikahı resmiyetten mühimdir. Hem Allah katındada öyledir. Sen artık şehre gidince resmî nikahını kıyarsın ,şehir buraya benzemez orda resmi daha mühimdir.' Ağanın söyledikleri kulağından giriyor ama kimseyi duymuyordu. Biraz dikkat etse yanında küçük hızmalı burnunu çeken küçük kızın da isteksizliğini görecekti ama şimdi kimseyi dinleyecek görecek durumu yoktu. İmamın 'Artık Allah katında Atiye senin karındır, kızım Hakan'da senin kocandır.' Sözleriyle gerçek dünyaya döndü. Karın demişti karın .. Alkış ve ıslık tufanı kopmuş, daha dün başına silah dayayan adamlar omzuna vurur olmuştu. Artık yaşadıklarına tahammülü kalmamıştı, bir an önce bu lanet köyden uzağa gitmek ,Bade'nin kokusunu içine çekmek istiyordu. Rüyaydı kabustu uyanacaktı. Uyanmadı... Yaklaşık iki saat sonra annesiyle sarılıp ağlaşan kıza baktı , elinde küçük bir torba belli ki içinde de eşyaları vardı. 'Burdan ayrılmak bu kadar zorsa kal , ben giderim .' Kızın çakmak çakmak gözleri genç adamı buldu ,hemen lafa nenesi atıldı. ' vay hele vay git de geri gelme namusunu burda bırak bizi ele güne güldür öyle mi ?' Arkasını dönüp gideceği sıra koluna dokunan kola baktı 'Oğlum bilirim hiç istemedin böyle olmasını amma benim bir kızım var be olur iyi bak başka kimsem yok,ne olur.' kadının ağlaması içini sızlatır gibi olsada eski haline çabuk döndü. Bir an önce bu iğrenç yerden kaçıp kurtulmak istiyordu. Adımlarını takip eden minik adımlara kulak kesildi, başına bela almıştı. Ne yapacaktı ne diyecekti nasıl çıkacaktı işin içinden. Hem bu nikahı zaten olmamış farzediyor , düğünü kabullenmiyordu. Anayola geldiğinde çok beklemeden otobüs geldi, yanında telefonu dahi yoktu. Ardında ki kızın binip binmediğine bakmadan Geçip boş koltuğa oturdu. Ne diye gelmiş ne olmuş dönüyordu. Kaç saat geçti bu düşünceyle bilmeden otobüsün mola için durduğunu farketti ,aşağı inip temiz hava aldığı sırada peşinde ki kızı farketti. 'Allah kahretsin' dedi. Oturduğu masada karşısına geçip oturan kıza bakarak düşündü ,aklından geçenler zehir gibi dilinden akmaya başladı. 'Bak sen benim karım değilsin,hiç olmayacaksın ben seni asla sevemem . Ben zaten evlenmek üzere olan biriyim. Bu düğün hiç olmamalıydı , şehirde asla bu durumu kimse bilmemeli.Ailem duymamalı bu durumu asla. Orda seni bi pansiyona yerleştiririm.' Kızın küçük omuzlarının sarsılmasıyla ağladığını farketti , sinirleri hepten zıplamıştı . 'Korkma , senin gibi birçok kız var pansiyonda.' Kız küçük kırmızı burnunu çekerek ' Ne olur kulun köpeğin olayım bırakma beni oralarda, karın olduğumu kimseye demem hizmetçin olayım ,uşağın olayım beni yanına al ne olur .' Kızın kesik kesik ağlayarak söylediği sözleri bir an nasıl olduğunu bilmeden onayladı. ' peki tamam evde yardımcı ol , bir sene sadece. Sonra istediğin okulu kazan sana yeterli imkanı sağlarım.Atiye bak biliyosun ki nişanlıyım , evlenmek üzereyim. Söylediği bu söz bir an genç adamı rahatsız etti. Bu süreçte hiç bir sıkıntı olsun istemiyorum.Başıma bu bela geldiyse sebebi sensin.Tüm bu lanet durumun sebebi senin evlilik merakın. Atiye duyduğu suçlamayla ne yapacağını bilemedi. Yaşlı gözleri bir kollarında ki bileziklere elinde ki yüzüğe bir de genç adamın kararan yüzüne gidip geliyordu. O da kolları bilezik dolsun istemezdi ki , istediği tek şey okumak annesini kurtarmaktı. Şimdi hayalleri bir kenarda kalmış evlendiği bu adamın yanına her şekilde gitmeyi istiyordu.Karısı olmayacaksa bile yanında hizmetçisi uşağı olmaya razıydı . Bilmediği bi şehirde ne yapar ne ederdi bir başına ? Her şeyin suçlusu olarak kendini görüyordu bu adam , evlilik meraklısı lanet demişti. Gözünden akan yaşı elinin tersiyle sildi. Otobüse doğru yürümeye başladılar genç adam önce kendi arkasında. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra otobüsten indiler , genç adam bir taksi durdurdu. Gara epeyce uzak bir yerdi belli ki oturduğu ev. Genç kız taksinin arka koltuğundan camı izlerken , böyle olmamalıydı bu güzel şehri görüşüm diye düşündü. Bir yandan televizyonlardan dizilerden gördüğü eşsiz manzarayı izliyor, bir yandan ağlamasına engel olamıyordu. Genç adam boğazını sıkan elle bu kızın teklifinin ne kadar saçma olduğunu yeni anlıyor ama artık dönüşünün olmadığını da düşünüyordu. Taksi büyükçe bir yalının önünde durdu. Genç kız hayretle genç adama baktı. Bu evde mi oturuyordu , bu kadar zengin bir adam gibi görünmemişti gözüne , sedirde bağdaş kurup oturup bulgur pilavı yediği anı düşündü. Çaldığı kapıyı açan kişi Hakan'ın tatlı annesi Ayşe hanımdı. Oğluna görünce güller açan yüzüyle genişçe sarıldı yavrusuna. Gözleri yaşlı 'Başına bi iş geldi sandık sana ulaşamadık kimse sana ulaşamadı oğlum,Hakan'ım.' Diye ağlarken ev ahalisi de bir bir kapı önüne çıkmaya başlamıştı. Kimi genç adama sarılıyor kimi veryansın ediyordu. Genç kızın gördüğü tek şey ise oğullarını çok seven geniş bir aile olduklarıydı. Ayşe hanım göz yaşlarını silerken gözüne oğlunun arkasında duran minyon sevimli yüzlü fakat kötü giyimli bir kız çocuğu gördü. Üzerinde ki uzun elbise orta yaş giyimi gibi dursa da kızın koyu mavi gözleri koyu renk saçları küçücük ağzı burnu karşısındakinin daha küçük bir kız çocuğu olduğunun kanıtıydı. 'Hakan bu hanım kızımız kim yavrum?' Şaşkınlığını saklayamadı ses tonundan. 'Başıma iş geldi diye korktunuz ama başıma işlerin işi geldi annecim ' diye geçirdi içinden genç adam. 'Bu Atiye, akıllı bir kız çocuğu. Köyde ki yaşam kalitesi çok düşük ve kimse onun okumasına müsade etmiyor, annesi yanıma gönderdi hem ev işlerine bakacak hem bir yandan burda sınava hazırlanacak. Çok istekli değildim zorla gönderdiler yanıma.' Genç adam keyfi hepten kaçarak içeri girdi . Genç adamın aşağılayan sözlerine mi yaralansın , ev halkının meraklı bakışlarından mı utansın bilemedi Atiye. Gözünden akan bir damla yaşı önemsemeden. 'Evet efendim, annem gönderdi beni Hakan Beyin peşine. Zorla gönderdi.Orda kalırsam okuyamayacaktım kimse izin vermeyecekti.Buraya ev işlerine yardımcı olmak için geldim. Evinizde hizmetçilik yapmak için .' Yutkunmakta zorlandı bir süre. 'Siz de izin verirseniz yeni hizmetçiniz olmak için.'
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD