Akşam yemeği vakti gelip çatmıştı. Herkes işinden gücünden eve dönmüştü, bense kendimi işe yaramayan bir figüran gibi hissederken tüm günümü boşa harcamıştım. Yemek hazırlanıp sofra kurulurken benden yardım istememişlerdi bile. Canan Hanım, salona girdiğinde “Halil İbrahim hâlâ uyuyor mu?” diye sordu çatılan kaşlarıyla. Odada parmağıma yüzüğü taktıktan sonra onu hiç görmemiştim. Muhtemelen uyuyordu. Başımı onaylama amacıyla aşağı yukarı salladığımda Canan Hanım, “Kızım hadi kocanı uyandır,” dedi. Ben ayağa kalkmadan telefonuna gömülen Tuğrul lafa atladı. “Ben uyandırırım, Canan teyze.” Cihat pis pis sırıttı. “Niye sen Halil İbrahim senin kocan mı?” Tuğrul kocaman açılan kahverengi gözlerini ona çevirdi, kesmediği için gürleşen sakallarını ovalarken homurdandı. “Tövbe estağfurulla

