Bütün gece uykularım kâbuslarla bölünmüştü: her sıçradığımda, kâbuslarımda Serhat’ın delirmiş bakışlarını gördüğümde, Halil İbrahim’in yaralanan bedeninin başında ağladığımda, sonu gelmez bir koşuda nefes nefese kaldığımda yanımdaki adamın ismimi zikredişiyle gözlerimi açtım. Bölük pörçük uykumun en tatmin edici kısmı dolan gözlerimi her açışımda Halil İbrahim’in uyanık halde bekleyip beni sakinleştirmesiydi. Benim yüzümden uyku bile uyuyamamıştı. Kâbuslarımın asıl sebebinin öğrendiklerimle bağdaştırabiliyordum, korkuyordum; Serhat, kan kaybından bilinçsiz halde bir hastane odasında uyuyor olsa da deli gibi korkuyordum. Halil İbrahim’in söyledikleri bu bilgiyle sınırlı değildi, Cihat katil olmasa da Necati Karadağ’ın oğlu olduğunu artık savcı biliyordu. Soruşturmanının güvenirliği zedele

