8.BÖLÜM "Süvari"

2262 Words
8. BÖLÜM "Süvari" Söyledikleri karşısında şaşkındım. Ama kafamı kurcalayan başka bir şey vardı... "Bunu neden yapıyorsun?" "Neyi?" "Beni neden koruyorsun." dediğimde afalladı. "Koruduğumu da nereden çıkarttın?" Derken gözlerini benden kaçırdı. Bakışlarımı ondan ayırmadan biraz daha yaklaştım. "Neden bunu kimseye anlatma dedin?" yutkundu. Ancak ifadesinden taviz vermiyordu yüzüme dümdüz bakan bakışları kısıldı. "Seni başkasının öldürmesine izin vermem." dedi. Nefesi öyle sert çarpıyordu ki, saçlarımı havalandırıyordu. "Bir başkasına anlatırsan, herkes korkup senin ne olduğunu araştırmaya başlayacak ve işin sonunda senden kurtulmak isteyen tek kişi ben olmayabilirim. Ama seni benden başkası öldürmeyecek!" diye eklediğinde gözlerimden düşen bir parça hayal kırıklığına burukça gülümsedim. " Umarım ne olduğumu çözdüğümüz zaman beni öldürebilecek kabileyete hala sahip olabilirsin Aruz. " dediğimde ifadesinin anlık değişimi bu sefer cidden ve resmen afalladığını göstermişti. Korktuğu şeyi yüzüne çarpmışım gibi sergilediği ifadeden sonra devam ettim. "Zamanı durdurabiliyorum öyle değil mi? Kim bilir daha nasıl belalar açarım..." dedim gözlerinin içine ok gibi sapladığım bakışlarımı ondan ayırmamıştım. "Benden kurtulmak için hala zamanın var. Neler yapabildiğimi henüz bende bilmiyorum ve öğrenmeden ikimizde benden kurtulalım ne dersin?" Artık kendimi ucube gibi hissediyordum ve bu çok zor bir durumdu. Son söylediğim yalnızca zayıflığımın bir göstergesiydi. Güçlü olmaya çalışırken zayıf görünen tek insan olabilirdim ama durum buydu.... Sinir bozucu cinste gülerek dudaklarını araladı, " Sen yeni doğmuş bir Aslan yavrususun, büyüdüğünde bir aslan olmandan korktuğum için, bir korkak gibi davranıp savunmasız bir yavruyu öldürmeyeceğim. İstesen bile şuan zamanı tekrar durduramayacağını ikimizde biliyoruz. Seninle ancak Aslan olduğunda mücadele edeceğim." Gözlerindeki bakışlarım yere düşerken işaret parmağıyla çenemden tutup yukarı kaldırdı. Gülümsemişti... Acizliğime mi? Bir süre sonra usulca gözlerini yumup tekrar açtı ve konuşmak için dudaklarını araladı. "Gidip hakkında bir şeyler öğrenelim haydi. " deyip kolumdan nazikçe tutarak benide kendiyle beraber arabaya doğru yürütmeye başladı. Herhangi bir tepki vermeden ona ayak uydurdum. ❄ ❄️ ❄️ ❄️  Yığınla kitabın içinde hepsini okuyabilecekmiş gibi oturduğunda önümde yalnızca dikkatimi çeken 'Rana' isimli tek bir kitapla onu izliyordum. Geniş omuzları cansız kitaba bile hükmettirecek heybetteydi. Çok iri bir vücudu yoktu ama heybetliydi. Güçlü görünüyordu.  Geriye taranmış saçlarının arasından önüne doğru bir tutam inat düşmüştü ve bu haliyle onu tanımayan biri sevimli bulabilirdi. Ben tanısamda bu haliyle onu sevimli bulmuştum. Kitabı hızla kapattığında afalladım yanaklarına dolduruduğu nefesi sertçe dışarı verirken üstüne diktiğim bakışlarımı kılpayı havada yakaladığında kaçırmakta olduğum gözlerimin önü kesilmiş gibi öylece kalmıştım. Bakışlarımın üstünde sorgulayıcı hir hal alan bakışlarından kurtulmaya çalışarak, gözlerimi ağırca elimdeki kitaba çevirdim. "Bir şey bulabildin mi?" dedi yanıma gelen adımlarını duyduğumda başımı iki yana salladım. "Yalnızca dadımın isminin üzerinde yazdığı bir kitap." dedim alayla gülerken. Kaşları çatıldığında alaylı ifadem birden yüzümde silindi. "Bir şey mi oldu?" "Dadının adı Rana mıydı?" başımı sallayarak onu onayladım. "Sorun ne?" "Kitabı okumadın değil mi." sorduğu soruyla ağzım açılmıştı ama 'hayır sen kitaptan daha çok dikkatimi çekiyordun' diyemeyeceğim için "Çok kalın... Okumak bile istemedim" diye yalan söyledim. Pek inanmış gibi bakmamıştı ancak bozmadım. "Kitabı okumadığın için Rana'nın kim olduğunu da bilmiyorsun." Elimden çektiği gibi kitabın ilk sayfasını açtığın kavisli kaşlatı biçimli bir şekilde çatıldı be bakışları kısa bir sğre yazılarda gezinip tekrardan bakışlarıma çıktı. "Bakalım Rana kimmiş." dedi ve kısa süreliğine gözlerimde tuttuğu bakışlarını tekrar eski kitabın yıpranmış sayfalarına indirdi. Parmakları sayfanın üzerinde nazikçe gezindi. " Yeni doğan irislerin en büyük yardımcılarıydı Muhafızlar" okumaya başladığında şaşırsamda dikkatle onu dinledim. "Onlardan evreni, işleyişi, düzeni, ve yönetimi öğrendiler. Muhafızlar bilgeydi, İrisler ise kudretli. Altı İrisin altı Muhafızından Rana'nın görevi Kutsamak'tı Şatonun güvenliğini sağlayan Süvarilere ve diğerlerine yalnızca güvenliği sağlamaya yetecek kadar güç kutsadı ve babadan oğula geçen kan mührünü ilk Süvariler üzerinde yaptı. Böylece süvari kanınından gelen neslin görevi belliydi. Rana, Rabeta, Rafella, Rosen, Rasha ve Rarita Altı muhafızın başta gelen-" sözünü kesmiştim " Rasha ve Rarita mı? Onlar balık, Rana da mı balıktı? " gözlerini devirdi. " Nesini anlamayacaksın şunun? Rasha ve Rarita balık değil. Onlar balık formundaki muhafizlar." dediğinde bende aynı şekilde gözlerimi devirdim. " İneğe tapan Hint'ler gibisiniz. Onların insan formuna bürünebildiğini, yaşayan kimsenin görmediğini söylemiştin." dediğimde bana doğru eğildi. "Onların su da yapabildiklerini gördükten hemen sonra bayılan biri için, bu konuda fazla inatçı değil misin?" Haklıydı. Fazla gerçekçi davranıyordum, burada her şey mümkündü. Burası benim dünyam değildi. Daha doğrusu benim geldiğim dünya değildi... "Rana nerede peki? Oda kendini okyanuslara vurup deniz kızı mı oldu... " esprimi göz ardı ederek, "Kayıp..." diye yanıtladı beni. "Dördü de kayıplar" dediğinde buna şaşırmıştım. "Nasıl?" sorumla birlikte başı kitaptan kalkarken, gözlerine birazdan yapmaz zorunda olduğu birşey için aşırı üşendiğini belirten bir ifade kurulmuştu. Kendisini aleni bir şekilde belirten ifadesinin hemen ardınden "Ohooo..." diye mırıldadı dudakları. "Hikayenin en başından anlatmam gerekecek şimdi." diyerek sıkıntılandığında, "Kendi bana İrislerin nasıl yok olduğunu anlattı" dedim o hikayeden bağlantı kurabileceğini umarak. Sanırım benden tam da istediği cevabı almış olacak ki, gözlerinin içindeki duygu orayı terk ederken ifadesi de rahatça düzleşti. "O halde elçinin iki günahsız İrisi kurban etmelerini ilettiğini biliyorsun. Dedi sırtını geriye yasladışı sıra. Başımı onaylarcasına salladım. " İrislerin yok olmasıyla birlikte Marlie ve Izac'in muhafızları dışında diğer muhafızlarda bir anda ortadan kaybolmuşlar. " " Yani, Marlie ve Izac'in muhafızları, Rasha ve Rarita mıydı?" Başını salladı. "Sen nesin?" deyiverdim birden. Hızlı girdiğim soru karşısında şaşırsa da çok geçmeden sırıtmaya başlamıştı. "Nasıl yani?" "Sen ne cins bir yaratık oluyorusun?" dediğimde kaşlarının iki dağın birleşmesini andıran bir hal almasıyla"Yaratık mı?? " diye sordu tabirim onu kızdırmış olmalıydı. " Yani öyle demek istemedim bu durumda bende bir yaratığım-" "Şunu söylemeyi keser misin! Hiç birimiz yaratık değiliz sadece birbirimizden farklıyız bu kelimeyi sakın kullanma! " dediğinde başımı salladım. Kasılan ifadesi düzleşerek geriye yaslandığında, "O halde, senin farkın ne?" diye sordum. Sırıtışı tekrar peyda olurken, "Senin tahminin ne?" diyerek soruma soruyla karşılık verdiğinde gözlerimi devirdim. "Sizin kendinize verdiğiniz isimler konusunda pek iyi değilim. O yüzden bir tahminim yok" dememle sırıtışı genişledi. "Benimde senin ne olduğun konusunda bir tahminim yok. Ama gördüğün gibi akşama kadar kütüphanede kafa patlatıp ipucu aramaya çalışıyorum. Sende kendin öğren bakalım" deyip yanımdan kalktığında ona gözlerimi büyüterek bakmama sebep olmuştu. Bu da neydi şimdi? Ona yetişerek peşinden bende kütüphaneden çıktığımda park yerindeki arabasına doğru yürüyorduk. Etraftaki insanlar bir yandan moderndi, diğer yandan eski çağda yaşıyorlarmış gibi bir halleri vardı. Uzun kabarık elbiseler giyiyorlar ve düşes gibi takılan kadınlar caddede şemsiyeleriyle yürüyorlardı. Aruz, tuhaf bakışlarımı fark etmiş olacak ki. "Burada antik çağ'ın esintilerini hala görebilirsin. Pantolon giymeyi reddeden cadılar ve yeni modayı pek sevmeyen insanlar çok fazla, Yukarı dünyaya benzemeyi kınıyorlar. Aslında çoğumuz kınıyoruz ancak, teknolojiyi de reddedemeyiz öyle değil mi? Son zamanlarda büyü den daha faydalı. " dediğinde arabasının önüne gelmiştik o şoför koltuğuna geçtiğinde bende yan koltuğun kapısına yönelerek, gözlerimi üzerine diktiğim insanlardan ayırmıştım. Evde Lalininde bu tarz bazı elbiseler giydiğini görmüştüm ama onunkiler biraz daha modern gibiydi. Sürmeye başladığında emniyet kemerimi taktım. Ona baktığımda gözüme çarpan kolyesi doğal rengindeydi. Ormandayken oldukça parlıyordu, bunun yaptığı şeyle bir alakası olabileceğini düşündüm. "Ormanda ki şeyi nasıl yaptın" sorduğum soruyla bana bakmadan bi süre ifadesi düz kaldıktan sonra dudağı hafif kıvrılmıştı. "Daha önce bu tarz şeyler yapmamış olman çok saçma." dediğinde "Böyle şeylerin olabileceğine inanmazdım" dedim gözlerimi yoldan ayırmadan. "İnanmalıydın. İnsanlar onca fantastik filmi boşuna yapmıyorlar. Böyle şeyler olabilir. Dünya yalnızca fanilere mi aittir, ya da yalnızca bize mi ait? Kainatın ne kadar büyük olduğundan haberin var mı. Bir çok ırk daha sığar biz toz kadar bile yer kaplamıyoruz." " Ah, tabi... Evrende çöldeki bir kum tanesi bile değiliz diyerek devam edip buradan fiziğe geçeceksek haberim olsun olur mu. " Bir saniyeliğine bana bakıp tekrar kafasını yola çevirdi. " Lalin bir cadı. Gidince konuşurum sana büyü yapmasını öğretir " bu söylediğiyle aklıma kütüphanede ona sorduğum soru gelmişti. " O halde sende bir cadısın. "kaşlarını çatarak bana baktı. "Tabii ki hayır!" dediğinde şaşırmıştım. "Ama siz, kardeşsiniz. Lalin cadıysa bu seninde cadı olduğun anlamına gelmez mi?" başını iki yana sallarken ifadesi düzleşmişti. "Lalin babamın karısının kızı." demesiyle bakışlarımı ondan çekip yola çevirdim. Üvey oldukları hiç belli olmuyordu gözleri birbirine çok benziyordu. "Ki öyle olsaydı bile. Erkekler cadı olamaz. Çok nadir denk gelen bazı büyücüler var evet ama milyonda bir" dediğinde " O halde buradaki bir çok erkeğin sihir gücü yok demektir bu." diyerek sesli düşündüğümde başını tekrar olumsuz anlamda salladı. "Cadılardan doğan erkekler resmen sihir gücüyle doğmazlar ancak bazı yetenekleri olabilir. Mesela Aka dilediği zaman kar yağdırabilir. Bazen korktuğu zaman ve çok heycanlandığında bunu istemeden yapıyor" derken gülmüştü. "Aka bir cadı mı?" daha çok güldü "Hayır Aka bir cadı oğlu" dediğinde gözlerimi devirdim "Kendi de bir cadı o halde. Peki neden bana büyü yapmayı Kendi öğretmiyor?" gülen yüzü yavaşça düzleştiğinde yutkundu. Bir süre sessiz kaldığında, tam ne sorduğumu unutmak üzereyken"O büyü yapmayı unuttu." dedi. "Annesinden sonra" diye ekledi. Annesini kaybettiğini biliyordum ancak bu söylediği bana mantıklı gelmemişti. Bir cadı büyü yapmayı unutabilir miydi? Bu defa başka bir evin önünde durduğumuzda arabadan inerek Aruz'u takip ettim.  "Bu sefer neredeyiz?" diye sormamla yüzüme baktı. "Benim evimde." "İlk geldiğim gün neredeydik peki?" "Babamın evinde" dün de Kendi'lerin evindeydik... "Her gün böyle başka bir yerde mi kalıyorsun?"Diye sorduğumda cevap vermedi. Kapıyı açıp içeri girmesiyle bende onu takip ettim. " Laliiin.. " sesi evin içinde yayılırken uzaktan bir cevap gelmişti. " Odamdayım. Geliyorum" çok geçmeden kendisi de göründüğünde bana gülümseyerek bakan Lalin'e bende gülümseyerek selam verdim. "Hoş geldiniz" "Ona bir oda hazırla, şimdilik kendi temiz kıyafetlerinden ver, yarından itibarende büyü yapmayı göster." dedikten sonra, Aruz, başka bir şey söylemeden bir koridora yönelmişti. Lalin koluma girip beni merdivenlere yönelttiğinde ona ayak uydurup götürdüğü yere doğru yürüdüm. Bir kapının önünde durup araladığında banyoyu görmemle Tanrıya şükretmiştim. Sonunda... "Misafir odamızda banyo olmadığı için burayı kullanabilirsin. Hemen karşındaki kapı da odan, ben yatağının üzerine ve dolabına bir kaç temiz kıyafet bırakacağım, banyodaki dolapta da temiz havlular var onları kullanabilirsin" dediğinde, "Çok teşekkürler" diyerek başımı eğdim. Sıcak bir duşa girmek için sabırsızlanıyordum. ❄ ❄️ ❄️ ❄️ Duştan çıktığımda Lalin'in yatağın üzerine koyduğu rahat kıyafetleri giyerek, yine yatağın üzerine koyduğu paketi bile açılmamış olan tarakla saçlarımı taradım. İnce düşüncesiyle temiz bir diş fırçası bile koymuştu üzerinede not bırakmıştı. 〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️ Fazladan macunumuz kalmamış ama dilersen banyodaki benim seninle paylaşabilirim. Şimdilik kullanırsın yarında sana yenisini alırım. 〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️ Saçlarımı bir havluya sararak odadan çıktığım sıra Lalin'inde aşağı indiğini gördüm. Teşekkür etmek için seslendim. "Lalin! " tam merdivenin başındayken başını bana çevirdiğinde. Yanına yaklaşıp elimi omzuna koydum. "Çok teşekkür ederim her şey için. Çok düşüncelisin" "Ah saçmalama, hiç bir önemi yok. Hadi gel yemek yapacağım bana yardım eder misin?" dediğinde "Tabi ki" diyerek gülümsedim . Mutfağa indiğimizde tek bir el hareketi ile ocağı yakarak tencereyi üzerine ışınladığında, gözlerime inanmakta zorluk çekiyordum. "Bunu nasıl yapıyorsun?" aval aval bakarak sorduğum soruya karşılık güldüğünde ifademi düzleştirmiştim. "Çok basit, eminim hafızanı kaybetmeden önce sende yapmışsındır. Sadece yandığını hayal ediyorum ve gücü tetiklemek için parmağımı şıklatıyorum. Şıklatmadan da yapabilirim ama bu şekilde nokta koyduğumu farz ederek düşünmeyi sonlandırmış oluyorum." dediğinde bir şey anlamamıştım. "Düşünmeye devam ettiğinde ne oluyor ki? " " Sihir çelişki de kalıp gideceği yere ulaşamayabilir yani büyü başarısız olabilir. Ama düşünmeye son verirsen olmaz. Ben genelde parmağımı şıklatmadan sihir yapmakta zorlanıyorum. Ama bu bir sembol, güce yön veren sensin. Bu sadece kendini kandırma yöntemi. "dediğinde kaşlarımı çattım. "Yani kendini mi kandırıyorsun?" "Evet, bir nevi öyle diyebiliriz. Bazen bunun için asa kullanırız , bazen benimsediğimiz bir el hareketi, parmak şıklatmak, oynatmak, alkışlamak, vb. Hepsi olabilir. Düşüncelerini hangisiyle kandırabiliyorsan hepsi de bir semboldür sadece. Sihrine yön vermek için görsel bir araç. Ama iyi bir cadı, hiçbirini kullanmadan da büyü yapabilir. " dediğinde daha iyi anlamıştım. " Aruz.. " dedim tereddüt ederek. " Bugün ormanda avuç içinde bir kıvılcım var etti" dediğimde gülümsedi. "Ah evet. Onlarında yapabileceği bazı gösteriler var... Bizim yapabileceklerimiz kadar kaliteli olmasa da yapabildikleri kadar güçlüsünü biz bile yapmakta zorlanabiliriz. Neticede onlara özel verilen kutsal bir yetenek." kaşlarımı çattım. "Peki o tam olarak ne?" dediğimde tam ağzını aralayıp bir şey söylüyordu ki "Dedikodumu mu yapıyorsunuz?" Aruz'un sesiyle susmuştu. "İldayla büyü yapmak hakkında konuşuyorduk." dediğinde, "Öyle mi? Bana benim hakkımda konuşuyorsunuz gibi geldi. " diyerek Lalin'in omzuna kolunu dayamıştı. "Paronoyak gibisin." dedim sırtımı tezgaha yaslarken. Salondan gelen melodi sesiyle Lalin elindeki tahta kaşığı birden bıraktığında, "Çorbaya bakar mısınız? Telefonu açmam lazım" deyip cevap beklemeden mutfaktan çıkmıştı. Aruz bana yaklaşarak tam önümde bittiğinde düz bir ifadeyle ona baktım. Biraz daha yaklaştı. Sonra biraz daha. Aramızdaki mesafeyi yok ettiğinde kaşlarımı çatarak "Ne yapıyorsun?" diye sordum. "Gözlerini yakından inceliyorum" dediğinde zaten çatık olan kaşlarımı biraz daha gerginleştirmiştim. "Neden?" "Bazen renginin ne olduğundan emin olamıyorum çünkü. " bakışları gözlerimi tutsak ederken istemsizce bende ona bakıyordum. Kehribarın koyu tonları sorgulayıcı bir ifade besliyordu. Teni tertemizdi. Kestiği sakallarının yerleri kendini şimdilik saklıyordu. Keskin hatları tehditkardı. Ama bir okadar intihar edilesi. "Soğuk bir gökyüzü gibi" dediğinde bir an anlamamıştım. "Gözlerin" dedi "Soğuk bir gökyüzü şuan. Ama o gün, baktığını eriten bir cehennem gibiydi" dediğinde gözlerim büyümüştü. Yüzü yüzüme daha çok yaklaştığında nefesini soluyabiliyordum. Ellerimi göğsüne koyup itmek istemiştim ama okadarcık bile mesafe açamıyordum. "Ne demek istediğini anlamıyorum. " dedim nefesinden solurken. Kalp atışlarım hızlanmıştı ve bir damla ter boynumdan süzülerek gerdanıma doğru yol çizmişti. Kehribarları gözlerimdeyken bakışlarım bir saniyeliğine dudaklarına indi. Bu kadar yakında olması hiç iyi değildi. Düşüncelerimi sabit tutamıyordum. "N'apıyorsun?" dedim tekrar. Yutkunurken hareket eden adem elmasına kaymıştı gözüm. Yutkundum. "Sen kimsin İlda"bu cümlesini defalarca işitmeme rağmen, ismimi ağzından ilk kez duyduğumda hızla gözlerimi bakışlarına çıkardım. Büyüleyici bakıyorlardı. Aklıma hakim olmaya çalıştım. Dudaklarımı araladığımda dudakları aralanmıştı. "İldayım." dediğimde kelimelerim nefesine çarpmıştı. "Sen kimsin Aruz?" Ağzı dudaklarıma doğru daha çok yaklaştığında göz kapalarım istemsizce ağırlaşmıştı. Kalbimdeki karıncalanma vücudumu elegeçirirken Aruz'un nefesi dudaklarıma çarptı. "Süvariyim." Lütfen yorumsuz kalmayın ❤️ İNSTAGRAM=@irisliler
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD