7.BÖLÜM "Kıvılcım"

1729 Words
7. Bölüm Kimisi, ellerinden tuttuğu anne ve babasının yanında, başını yasladığı kardeşinin omuzunda, sayamayacağı kadar çok arkadaşı varken, tanıdık deyip geçtiği bir çok insanın içinde kimsesizdi, Bense sadece ona sahipken bile kimsesiz hissetmemişdim hiç. O beni kimsesiz bırakana dek... Uyanalı epey oluyordu. Uyuyup uyumadığım tartılışırdı tabi. Gözlerime çöken ağırlık oldukça geç kalmıştı dün gece. Uyanmam ise güneşin doğmak için hazırlandığı bir vakte denk gelmişti. Işığın Doğuşunu izledim küçük misafir odasında ki pencereden... Yalnızken yanımda olmayı çok seven cevapsız sorularımı kulak arkası ederek, umursamadan dinliyordum. Konuşuyorlardı, hiç susmadan, unutmamdan korkuyorlarmış gibi binlerce kez tekrar ediyorlardı. Saydam bir cam vardı sanki aramızda. Durmadan hızlı hızlı konuşuyorlardı. Aç kalmış gibi, telaşlı telaşlı. Cevaplarla beslememi istiyorlardı. Onları doyuramadığım gibi, durmadan yeni sorulara acıkıyorlardı. Aramızdaki saydam camı yumruklayıp dikkatimi çekebilmek için bağırıyorlardı. Duymazlıktan geliyordum. Aralarındaki en iri ve en heybetli olanın son kez cama güçlü bir yumruk attıktan sonra diğerlerini bastıran sesi kesilmişti. O an zihnimin içinde göz göze geldik. Beni acınası ifadesiyle süzdü. Başını iki yana sallayıp, küçümseyen bakışlarını üzerimden çekmeden, pes etmiş bi şekilde geri geri yürüdü sonsuzluğa doğru. Uzaklaştı, uzaklaştı... Benden umudunu kesmişti. Koca cüssesini doyuramayacağımı nihayet idrak etmişti. Mahçubiyetle baktım. Uzaklaştı, ve artık ufuktan geçip onu göremediğimde derin bir nefes verdim huzursuzca. "Güneşin batmasını mı bekleyecksin?" sesini duyduğumda nezaman geldiğini fark etmediğim için irkilmiştim. Gövdemi ona çevirerek göğsümde birleştirdiğim kollarımı rahat bıraktım. "Hadi gidiyoruz" dedi "Gelmiyorum" dedim. Söylediğim şeyle tam kapıdan çıkacakken onu durdurmuştum. Başını bana çevirdiğinde tek kaşı hizasızdı. "Önce beni doyurman gerekiyor" Sorularım kadar bende açtım ancak onlar açlıkla yaşayabilirdi. Ama ben değil... "Yeni planın beni açlıktan öldürmek değil ise, bilmen gerekiyor ki bir insan günlerce aç kalırsa ölür Aruz." bir kaç saniye duraksadı. Beni öldürmekten vazgeçtiğini sanmıyordum ama ikimizinde nasıl bir Bela olduğum konusunda merak ettiğimiz şeyler vardı. Dolayısıyla henüz öğrenemediğimiz için biraz daha yaşayabilirdim. Yemek yersem tabi... İfadesi düzleştiğinde "Kendi kahvaltı hazırlıyor. Hazırlan ve aşağı gel" deyip odadan çıkmıştı. 'hazırlan ve aşağı gel' diye tekrarladım iç sesimle. Ah... tatil çantama yedek bir giyisi koymayı akıl edememek ne büyük aptallık... ❄❄️❄️ Bir elimi tıka basa dolan karnıma koyarken diğer elimi bardağın dibinde tek yudumluk kalan meyve suyuma uzattım. Nerdeyse bitemek üzere olan meyve suyumu da ziyan etmeyip tamamını içtiğimde dudaklarımın üstüne taşan posayı sanki çok naif bir şekilde yemek yemişim gibi, asil bir el hareketiyle peçeteme silmiştim. Bana karışık ifadeleriyle bakan suratlarla karşılaştığımda çekingen bir tavırla gülümseyip "ellerinize sağlık dedim "Afiyet olsun İldacım, Bir tabak daha menemen ister misin?" "hooopp yok artık. Yeter da" Kendi, Aruz'a çok ayıp der gibi baktığında "Zaten dört tabak yedi" diyerek beni gösterdi. "İstersen benimkini de yiyebilirsin" Aka'nın önüme uzattığı tabağı nazikçe geri çevirerek "Teşekkür ederim Akacığım, ama doydum" dedim. Bunu söylerken bile yanaklarım kızarmıştı. "Daha da doymadıysan beni de ye zaten" Aruz'a kötü kötü bakarken beni utandırmasına tahammül edemeyerek, biraz daha konuşmaması için içimden Tanrıya yalvarıyordum. "Hayır beni ye, lütfen" Aka'nın söylediği şeyle kaşlarım aniden çatılırken birden hepimiz aynı ifadeyle ona döndük. "Ha?" Lalinin sesli tepkisiyle Aka sağ baştan teker teker yüzümüze yapışan ifadeye şahit olduğunda, "Yani, öyle değil, hani arkadaş mabında" diye toparlamaya çalışırken magmaya doğru daha da rezil bir batış sergilemesiyle Pamir kafasının arkasından bir fiske geçirmişti. "Gerizekalı" "Ya hani denir ya yerim seni falan diye o anlamda şey et-" "Aka yalvarırım sus!" Lalin iki kaşının ortasından geçen burun kemiğini baş parmağıyla işaret parmağının arasına sıkıştırarak kafasını gömmek ister gibi yere eğmişti. Hareketlerinden Aka'nın yerine utandığı anlaşılmayacak gibi değildi. Aka' ya döndüğümde bükük boynu ve mahçup ifadesini görmüştüm. Neden bilmiyorum ama gözüme bi an çok şirin görünmüştü. Bi an teselli etmek istedim, kıyamadım. "Yerim seni Aka'cım. Çok tatlısın." dediğimde Aruzun birbirine yaklaşan kaşlarını hissedebilmiştim ama yine de emin olmak için göz ucuyla bakayım dedim. Yanılmadığımı teyit ettiğimde gözlerimi hemen çekip tekrar Aka'ya döndüm. "Bana değer verdiğini görebiliyorum. Çok teşekkür ederim. Daha önce kimse bana böyle sevecen davranmamıştı" "Davransaydı da biber gazı sıkıp kaçardın zaten" dediğinde onunla karşılaştığımız anı hatırlayarak, boğazıma kadar gelen gülme isteğini zorlukla yutup ciddiyetimi bozmamaya çalışarak bakışlarımı Aruz'a çevirdim. "Yalnızca sapık gibi davranalara biber gazı sıkarım ben." dediğimde iki kaşının arasındaki çizgi derinleşti. "Aslında bunu şimdiye kadar sadece bir kez yaptım." "Bir sapıkla mı karşılaştın. Çok korkmuş olmalısın" dediğinde Lalin'in şaşırmakla üzülmek karışımı olan ifadesine karşılık bende dudaklarımı hafif düşürerek. "Tabi ki çok korktum. Evime gelmeye çalıştı!"dedim dehşetle. Elindeki çatalı aniden bırakıp ince parmaklarıyla açık kalan ağzını kapıttı. Aka elini masaya vurduğunda bunu beklemediğim için sıçramıştım. "Vay şerefsiz! Irz düşmanı puşt! Bunların var ya-" "Yavaş!" Aruz'un tepkisi bakışlarımızı kendine çektiğinde tek kaşımı muzipçe çattım. Bana bakmadı "O masa ne kadar haberin var mı? Şu dakikadan sonra tek bir çizik göreyim G*tünü satarak ödersin" Ağzını her bozduğunda iğne iplikle birbirine dikmek istiyordum... Diğerleri anlamsızca bakıştığında buna anlam veremedim. Bir şey mi kaçırmıştım? Kendi "Bizim evdeyiz kuzen" dediğinde bir süre boş boş baktıktan sonra jetonun düşmesiyle, ağzımı kapatsam burnumdan çıkacak olan kahkahayı bastırmak için kafamı duvara vurmak istemiştim! İşte şimdi çuvallamıştı! Aka bir beyefendi gibi ellerini masada birleştirdi ve asilce bir baş hereketi yaparak Aruz'a döndü. "Ay G*tüm" an itibariyle değişen ifadesinin nedeni, birden bunu Aruz'a söylemiş olduğunu farketmesi diye düşünüyorum ki, Aruz'un şuan ki bakışlarının altında ben olsaydım, eğer yapabilirsem vakit kaybetmeden şehadet getirirdim. Tekrar Aka'ya döndüğümde boş sandalyenin yerinde sallandığını görmüştüm. "Kaçma!" ❄ ❄️ ❄️ "Beni neden buraya getirdin? " Aruz bana bakmadı dik sırtı. Yaşlı bir palamut'a yaslıydı. Hemen önümüzdeki dibi görünmeyen bir boşluğa çarşaf gibi dökülen şelaleyi izliyordu.  "Hisset" dedi. Anlamamıştım. "Neyi?" cevap vermedi. Gözlerini yumup başını hafif bir açıyla kaldırıp Düzenli şekilde nefes alıp vermeye başladı. Boynunda asılı, ince tellerle sarılmış mor taş parlıyordu. Taş evimin altındaki kristallerin aynısıydı. Aruz onlardan için ametist diye bahsetmişti. O ve diğerleri için büyük bir önemi olmalı diye düşündüm. Ve Dadım içinde... Ceplerinden çıkardığı ellerini göğsüne yakın bir yerde birleştirip, bir kaç saniye öylece bekledikten sonra, ellerini birbirinden yavaşça ve kontrollü bi şekilde ayırırken iki avucunun arasında bir kıvılcımın belirdiğini gördüm.  Gözlerim şaşkınlıkla büyürken istemsizce geri adım attım. Kıvılcım biraz daha büyüyerek iyice aleve halini aldığında iki avucunun arasında adeta bir alev topu yuvarlıyordu. Aruz ateşi avucunun içinde yuvarladıkça daha da büyüyor ve büyüdükçe daha çok korkmama sebep oluyordu. "Aruz dur!" durmadı. "Yapma, ne yapıyorsun? Lütfen!" sesim ürkekti. Korkmuştum. Karşımda avcunun içinde Ateşle oynayan birini izliyordum ve bu kesinlikle bir ilizyon gösterisi değildi. Hiç rahat değildim. "Sende yap." dedi. Kaşlarım çatılırken alay ettiğini düşündüm "Hadi, sende yap." dedi tekrar "Ben, yapamam" "Yaparsın" "Yapamam" yüksek sesle söylediğim şey kehribarlarını gizleyen kapakları açılarak beni odağına almasına neden olmuştu. İki avucunun arasındaki ateş birden söndüğünde bir nebze rahatlamıştım. "Hiç yapmadım..." dedim çaresizce. "Bir kez bile mi?" diye sordu. Sesi düzdü. Başımı salladım. "İyi düşün," dedi "Bir kez bile açıklayamadığın garip bir şey yaşamadın mı? Senin sebep olduğunu düşünmemiş olabilirsin." Cevap bekleyen ifadesi umutla yüzüme bakarken boş bir şekilde ona bakmaya devam ettiğimde gözlerini devirdi. "Bak büyü yapamayan hiç bir Aşağı Dünyalı o boyuta gidemez" dediğinde "Bir başkasının yardımıyla bile mi?" diye sordum. Dadımın artık normal bir insan olmadığını anlayacak kadar zekiydim. Belki normal şartlar altında buradan çıkamayacak olsam bile onun sayesinde boyut değiştirmiş olabiridim. Başını iki yana salladı "Asla uzun süre kalamaz. Tılsım büyü gücü olmayanlarda etkisiz. Öyle bile olsaydı orada yalnızca yirmidört saat yaşayabilirdin" dedi gözlerimin içine ok gibi bakarak "Ne bir dakika geç ne bir dakika erken. " Bu söylediğiyle kendimden emin olsamda hafızamı zorlamaya çalıştım. Lise yıllarımı düşünüyordum beni sinirlendiren bir durum olmuşmuydu, buna farketmeden böyle bir tepki göstermiş olabilir miyim? Hafızamda canlanan hiç bir olay yoktu. Çocukluk yıllarımı düşünmeye başladım zor hatırladığım dönemleri hafızamdan tek tek elemeye çalışmak oldukça zahmetliydi. Bir an duraksadım. Aruz ifademden sezmiş olacakki omzunu bana doğru eğdi. Tek kaşını kaldırarak başıyla sorgucu bir hareket yaptığında konuşmak için hatırladıklarımın hafızamda netleşmesini bekledim. "Çocukken..." dedim tereddüt ederek. Doğru hatırladığımdan emin olmaya çalışıyordum. Dikkatlice bana bakan sarı gözlerine çıkardım buz mavilerimi. "Kısa bir süreliğine çocuklarla parkta oynayabilmek için köşkten kaçıp şehre gitmiştim. Oyun oynarken zamanın ne ara geçtiğini bilemedim. Gün ışığının solmaya başladığını farkedince Dadımın yokluğumu anlamasından korkup, koşarak evin yolunu tuttum. Öyle hızlı varmaya çalışıyordum ki nefes almayı unutarak koşuyordum." Bekledim . İyi düşünerek anlatmaya çalışıyordum. " Sonra, birden tezgahını toplayan manav amcaya çarptım. Telaştan görmemiştim bile. Elindeki kasayı yere düşürmüştü ve bütün domatesler yola dökülmüştü. Adam okadar öfkelenmişti ki bana nasıl bağırdığını hiç unutamıyorum." Tam o an aklıma geldiğinde zihnimde her şey netleşmişti. Çelişkili ifademden sıyrılarak yaşadıklarımı kendimden emin bir üslupla anlatmaya başladım. " Elini kaldırdı ve bana doğru hızla indirmek üzereydi ki, o an çok korkmuştum. Tam bana vuracakken, eli tenime değmeye milim kala durmuştu." dedim olanları o an yaşadığım şeyin şaşkınlığıyla anlatırken. Aruz kaşlarını çattı "Elini hareket ettiremedi mi yani?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım. "Hayır, sadece eli değil, kendisi de donmuştu, hatta sadece o adam da değil, herkes donmuştu. Futbol oynayan çocukların topu bile havada kalmıştı." Aruzun çatılan kaşları yetmemiş İfadesi olabildiğince şaşırmıştı hatta ifadesi anlam veremediğim bir çok duyguya daha ev sahipli yaptığında buna istemsizce gözlerim kısıldı. İki gözümün arasında hızla gidip gelen bakışları telaşlıydı. Birden yanımdan ayrılıp hızlı adımlarla yürümeye başladı. " Nereye?" diye bağırdım arkasından. Cevap vermeyince ona yetişebilmek için koşmaya başladım. "Aruz, ne oldu?" adımları çok hızlıydı, koşmama rağmen iki metre den daha fazla yaklaşamıyordum. "Hey! Nereye gidiyorsun bir şey söyle." tepki vermiyordu. Tavrı beni korkutmaya başlamıştı. Bacaklarımı zorlayıp daha hzılı koşmaya başladım. Dikenli otları ve sarmaşıkları koparıp atarak ona yaklaşır yaklaşmaz tek hamlede kolunu yakalamayı başarmıştım. Bu hareketimle onu durdurduğumda önüne geçerek yüzüne baktım. Soğuk ifadesi kendini bile üşütüyordu şuan sanki. Bakışlarımı bal renginin en açık tonlarındaki gözlerine çıkarttığımda, O kurşun geçirmez bakışlarında tedirginlik görmüştüm. "Gözlerinin rengini ağartan şey ne?" diye sordum korku barındıran merakımla "Neden buz gibi bakıyorlar?" bir an kaşları çatılır gibi olsada çok geçmeden ifadesi düzleşti ancak tedirgin bakışları yerindeydi. "Az önce anlattıklarını başka kimseye anlatma." deyip harektelenmeye yelteniyordu ki son anda kolundan tutarak tekrar kendime çektim. Bu hareketim onu şaşırtmıştı. "Neden?" diye sordum sebebini sorgularcasına. Bi an kalın ve kaslı kolunun yarısını bile saramayan küçük elime baktı. Ellerim çok küçük değildi aslında ama onun iri gövdesinin yanında her şeyimle minik kalıyordum. Bakışlarını ağır çekimde ellerimden çekip yüzüme çıkardığında, gözlerime ilk kez böyle baktığını farkettim. Yutkundu. "Bu boyutun en güçlü faktörleri cadılardır." dedi sakin bir sesle. "Büyü konusunda" diye ekledi. Meraklı bakışlarımı bir saniye bile ayırmadan dinlemeye devam ettim. "Bir çok şeyi yapabilirler, neredeyse aklına gelebilecek her şeyi." Sustu. Etrafa bakınıp tekrar o hükmedici bakışlarını gözlerime yerleştirdi. "Ama..." dedi biraz daha yaklaşarak. "Cadılar bile, karabüyüyle dahi zamanı durduramaz!" Yutkundu. "Bu, Kainata aykırı!" Yorumlarınızı ve votelerinizi bekliyorum ❤️❤️ İNSTAGRAM @irisliler
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD