Ses kaydı bittiğinde odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Duru, telefonu elinden bırakamıyordu. Ekran kararmıştı ama babasının son cümlesi hâlâ oradaymış gibi bakmaya devam etti.
“Ona, Selin o gece neredeydi, diye sor.”
Kerem karşısındaki koltukta sessizce oturuyordu. Duru’nun kendisini toparlamasını bekledi. Birkaç dakika önce gitmek üzereydi. Duru’nun arkasından söylediği tek kelime onu durdurmuştu.
Gitme.
Şimdi neden kalmasını istediğini ikisi de biliyordu. Duru, öğrendiği şeylerle tek başına kalmaktan korkmuştu. Ancak bunu yüksek sesle söyleyecek gücü yoktu.
“Selin’e ulaşmam gerek.”
Telefonundan ablasını aradı. Uzun uzun çaldıktan sonra arama kapandı. Bir kez daha denedi. Yine cevap yoktu.
Duru mesaj bölümünü açtı.
“Babamın ses kaydını dinledim. Seninle hemen konuşmam gerekiyor.”
Mesajın iletildiğini gösteren işaret belirdi. Okunduğuna dair bir işaret gelmedi.
Kerem, sehpanın üzerindeki telefonu gösterdi.
“Kaydı bana da dinletir misin?”
Duru kısa bir tereddütten sonra ses dosyasını yeniden açtı. Babasının yorgun sesi odanın içinde ikinci kez dolaştı. Aras’ın onların çocuğu olmadığını, buna rağmen Duru’yu öz kardeşi gibi gördüğünü söylediği yerde Kerem’in yüzü gerildi. Son cümle geldiğinde ise bakışları telefondan Duru’ya kaydı.
“Baban Selin’den şüphelenmeni istemiyor olabilir,” dedi. “Belki yalnızca onun bildiği bir şey var.”
“Aralarında fark var mı?”
“Var. Birinden şüphelenirsen söylediği her şeyi suç gibi duyarsın. Gerçeği öğrenmek istiyorsan önce dinlemen gerekir.”
Duru cevap vermedi. Kerem haklıydı ama bu, içindeki huzursuzluğu azaltmıyordu. Selin yıllardır Aras’ın adı geçtiğinde ya odadan çıkmış ya da konuşmayı başka yöne çevirmişti. Duru bunu acıdan kaçmak sanmıştı. Şimdi aynı sessizlik ona başka türlü görünüyordu.
Gece ilerledikçe yağmur başladı. Damlalar cama vururken Duru mutfakta iki fincan kahve hazırladı. Kerem’e uzattığı fincanın kenarından biraz kahve taştı. Eli titriyordu.
Kerem fincanı alırken parmakları onun eline değdi. Duru elini hemen çekmedi. O kısacık temas, bütün gece duyduğu korkudan daha gerçekti.
“Bu gece yalnız kalmanı istemiyorum,” dedi Kerem.
Duru başını kaldırdı. Kerem’in sesinde acıma yoktu. Sadece kalmaya hazır birinin sakinliği vardı.
“Ben de yalnız kalmak istemiyorum.”
Kerem salondaki koltuğa yerleşti. Duru odasına geçtiğinde kapıyı kapatmadı. Uzun süre uyuyamadı. Aras’ın yüzünü hatırlamaya çalıştı. Onu son gördüğü geceyi düşündü; aceleyle evden çıkışını, Selin’in o akşam erken yattığını söylemesini, annesinin ertesi sabah kimsenin yüzüne bakmamasını…
Bazı anılar kaybolmamıştı. Yalnızca yıllarca yanlış bir yere konmuştu.
Sabah olduğunda Duru telefondaki titreşimle uyandı. Selin’den tek cümlelik bir mesaj gelmişti.
“Annemin evindeyim. Buraya gel.”
Duru salona çıktığında Kerem çoktan uyanmıştı. Ceketini giyerken onun yüzündeki ifadeyi gördü.
“Selin cevap verdi.”
“Seninle geleyim.”
Duru önce reddetmek istedi. Bu, ailesinin geçmişiydi. Fakat ailesindeki herkes yıllardır bir şeyleri saklamıştı. Şu anda yanında güvenebildiği tek kişi Kerem’di.
Birlikte evden çıktılar.
Meral kapıyı açtığında Kerem’i görünce şaşırdı, fakat bir şey söylemedi. Gözlerinin altındaki koyu halkalar, onun da geceyi uyumadan geçirdiğini gösteriyordu.
“Selin içeride,” dedi.
Duru salona girdi. Ablası pencerenin önünde durmuş, iki eliyle soğumuş bir çay bardağını tutuyordu. Duru’yu görünce yüzünü çevirdi. Kerem kapının yanında kaldı. Ne aile konuşmasının içine girdi ne de Duru’yu yalnız bıraktı.
Duru doğrudan sordu.
“Aras’ın kaybolduğu gece neredeydin?”
Selin’in parmakları bardağın çevresinde sıkılaştı.
Meral hemen araya girmeye çalıştı.
“Duru, önce oturup—”
“Babam bana bu soruyu sormamı söyledi.”
Meral sustu. Selin ise ilk kez Duru’ya baktı.
“Babam seninle konuştu mu?”
“Bir ses kaydı bıraktı. Aras’ın bizim kardeşimiz olmadığını söyledi.”
Selin’in yüzünde şaşkınlık oluşmadı. Asıl cevap buydu.
Duru’nun boğazı düğümlendi.
“Sen bunu zaten biliyordun.”
Selin, çay bardağını masaya bıraktı. Camın tabağa çarpan sesi odada yankılandı.
“Ne zamandır biliyorsun?” diye sordu Duru.
Selin başını eğdi.
“Aras kaybolmadan birkaç ay önce öğrendim.”
“Bana neden söylemedin?”
“Çünkü Aras söylememi istemedi.”
Duru bir adım yaklaştı. İçindeki öfke, geceden beri taşıdığı korkuyu bastırıyordu.
“Peki o gece neredeydin?”
Selin cevap vermedi.
“Yıllarca bana erken yattığını söyledin. Annem de bunu doğruladı. Babam neden ölmeden önce özellikle bu soruyu sormamı istedi?”
Meral koltuğun kenarına tutundu. Selin annesine baktı. Aralarında yıllardır süren sessiz bir anlaşma varmış gibi, tek bakışta birbirlerini anladılar.
Kerem kapının yanında kıpırdamadan duruyordu. Duru onun varlığından güç alarak sorusunu tekrarladı.
“O gece neredeydin, Selin?”
Selin’in gözleri doldu ama ağlamadı.
“Evde değildim.”
Duru’nun nefesi kesildi.
“Aras’ı takip ettim,” diye devam etti Selin. “Çünkü birkaç gündür garip davranıyordu. Birinden korkuyordu ama kim olduğunu söylemiyordu.”
“Onu nereye kadar takip ettin?”
Selin’in dudakları titredi. Meral gözlerini kapattı.
“Galata’ya kadar. Eski bir binaya girdi. Ben de arkasından içeri girdim.”
Duru, Aras’ın öldüğü söylenen geceye ait bütün bildiklerinin parçalandığını hissetti.
“Orada ne oldu?”
Selin bir süre sustu. Ardından Duru’nun yüzüne bakarak yıllardır sakladığı gerçeği söyledi.
“Aras o binaya yalnız gitmedi, Duru.”
“Neyden bahsediyorsun?”
Selin’in sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
“Çünkü o gece yanında olan kişi bendim.”