6.Bölüm

1100 Words
Peter Horley. Oldukça çapkın bir çocuktu. Okula ilk geldiği gün tüm dikkati üzerine çekmeyi başarmış ve lise sona kadar popülerliğini korumuş biriydi. Ve ben kör kütük aşık olduğum o kişiyle üç aydır aynı sığınağın içinde hapis kalmıştım. Bu benim için oldukça zorlayıcı bir durumdu. Ne zaman gözlerinin içine baksam yıllardır peşinde koşup karşılığını bir türlü alamadığım anılar zihnimi işgal ediyordu. Gözlerimin önünde kızlarla nasıl oynaştığını hala hatırlıyordum. Bana bir kere olsun şans vermemesi oldukça tavan yapan özgüvenimi bir anda ayaklarımın altına almama sebep olmuştu. Böylesine bencil davranışı kendimi bir tık geri çekmeme sebep olmuştu ancak ne zaman yeşil gözlerinin içine baksam, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Peter gözlerimin içine bakıyordu. Yüzünde, yıllardır peşinde koştuğum için bir sırıtış vardı. Sertçe yutkunup bakışlarımı ondan çekmeye çalıştım fakat bu pek mümkün değildi. Bir yandan annemin bakışlarının ağırlığını sırtımda hissediyor diğer yandan Peter'dan bakışlarımı kaçırmaya çalışıyordum ancak ikisini aynı anda yapmak oldukça zordu. Dört yıldır peşinde koştuğum bu çocuktan hala bir umut beklemek benim gibi bir aptala yakışırdı. Neden düşmanı gibi yaklaşıyordu bana açıkçası anlam veremiyordum. Yeşil gözleri, üzerime giydiğim şeylere takılınca yüzündeki geniş gülümseme daha da büyüdü. Altıma şort giydiğim bu iğrenç bakışlarına maruz kalmak suratımı ekşitmeme neden oldu. Dört yıl boyunca peşini hiçbir şekilde bırakmadığım bu çocuğu üç ay gibi kısa bir sürede resmen tanımıştım ve şimdi ona baktığımda ona nasıl aşık olduğumu anlamaya çalışıyordum. Çoğu şeyi zamana bırakmıştım ancak zaman beni hiç beklemediğim bir şekilde yarı yolda bırakmıştı. Zaman insanların dediğinin aksine hiçbir şeyin ilacı değildi. Bir insan kendine ne kadar zaman verirse o kadar çok yara alıyordu. Çünkü insan çok fazla düşündüğünde, zihnindeki kurgu değişiyor, yerine bambaşka bir kurgu geliyordu ve o kurguyu toparlamak hem insanı ruhen yoruyor hem de bitiriyordu. Belki de kendimize çok zaman verip, başkalarını kandırdığımız için çok yara alıyorduk. Ama sonra biri geliyor ve tüm dengeyi bozuyordu. Tam bir şeyi kafana koyup yapacağın sırada, o seni tüm isteğinden vazgeçiriyordu. Neden mi? Çünkü kendine bağlıyordu. Sonra arkasına bile bakmadan bir korkak gibi çekip gidiyordu. Peter Horley'in bana yaptığı şey aynen buydu. Dört yıldır bana karşı takındığı asi tavırlar ona daha da bağlanmama sebep olmuştu. Monica'nın sayesinde ondan kopmaya çalışsam da bunu başaramamıştım. Deli gibi aşıktım. Bana ne kadar kötü davranırsa davransın ondan asla vazgeçemiyordum. İçimi kaplayan her neyse göğsümü sıkıştıracak kadar güçlüydü ve elleriyle baskı uyguluyordu. Peter biraz daha geriye çekilip eliyle önümdeki uzun koridoru işaret etti. Bu hareketiyle kaşlarım havalandı. Ne için bana yol gösterdiğini anlamadığım için kısık siyah gözlerimi onun yeşil gözlerine diktim. Ellerini göğüslerinin hizasında birleştirince yüzüne takındığı maskeyi tamamlamıştı. Derin bir nefes alınca, gümbürtüyle çarpan kalbimin atışları daha da hızlandı. Dört yıllık bir aradan sonra karşılıksız yaşadığım bu aşkın ardından ilk defa bu kadar yakındık. Daha doğrusu ben onun bu hareketini kendime ergen kızlar gibi yakın görmüştüm ancak Peter Horley'in bana iyi davranması, uzaya çıkmamdan daha da imkansızdı. ''Güzel olmuşsun,'' diye bir iltifatta bulununca kaşlarım daha da çatıldı. Peter Horley'in yüzünde daha önce izlerine rastlamadığım bir ifade vardı. O ifade, yeşil gözlerine doğru tırmanmıştı ve doğrudan yüzüme bakarak aktardığı o hislerin ne olduğunu anlamakta zorluk çekiyordum. ''Teşekkür ederim,'' dedim ancak yüzümde mahcup bir ifadenin aksine koca bir ifadesizlik vardı. Ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum o yüzden suratımdaki ifade buz gibiydi. Peter Horley, ellerini saçlarının arasına atarak karıştırdığında onun da duş aldığını fark ettim. Aramızda bulunan kısa mesafe yüzünden şampuanın kokusu doğrudan burnuma sızmıştı ve ona bu kadar yakın olmanın verdiği fırsatı kullanarak kokusunu olabildiğince içime çektim. ''Miranda?'' Bu ses kesinlikle Peter Horley'e değil anneme aitti. Peter'la bu kadar yakın olmanın fırsatını yakalamışken annemin bu büyülü anı bozmasına sinirlenmiştim ancak o karşımda olduğu için hırçın yanımı göstermek gibi bir niyetim yoktu. ''Kurul toplanacak. Senin de katılmanı istiyorum.'' Başımı omzumun üzerinden anneme çevirince Peter bakışlarını kaçırdı. Muhtemelen annemden falan çekindiği için göz teması kurmak istemiyordu. Gerçeklerden kaçıp, bahanelere sığınıyordum. Çünkü o gerçeklerle yüzleşmekten çekiniyordum, karşıma gelip bana söyleyeceği kelimelerin beni avutacağını düşünse bile avutamayacak kadar göz ardı etmiştim. Söyleyeceği sözlerin benim için bir önemi kalmamıştı ve o gün Peter'la arama koca bir duvar inşaa etmiştim. İçimde yeşerttiğim bu öfke bu kadar büyük olmasa belki de insanlara karşı her zaman kaybedeceğim bir konumda bulacaktım kendimi. Acılarımı bu yüzden yok edemiyordum çünkü bir gün karşıma çıktıklarında onlara gözlerim dolu bir şekilde bakmak yerine daha güçlü bir şekilde başkaldırmak istediğim içindi, bunu başarmıştım. Bunu başarabildiğimde Peter'in bana olan davranışlarını aldırmamayı öğrenmiştim. Birkaç saniyelik bir suskunluktan sonra ''Orada olacağım,'' diye yanıtladım annemin sorusunu. Annem bana anladığını belli edercesine bir tepki verdikten sonra Peter'a baktı. Ona karşı bu kadar soğuk oluşunun sebebi bariz ortadaydı. Kızını yıllardır üzen birine iyimser yaklaşmak istemiyordu. Ancak suç Peter'da değil kesinlikle bendeydi. Dudaklarını araladığında bir şey söyleyeceğini anlamıştım fakat benim keskin bakışlarmı fark edince dilinin ucuna gelen tüm zehir dolu kelimelerini geri yuttu. Bir şey demeden arkasına döndü ve diğer ailelerin bulunda oturma salonuna geçti. Oturma salonu oldukça büyüktü. Üç tane oturma odası vardı her bir oturma odası neredeyse dört oda büyüklüğündeydi. Bu kadar büyük bir sığınağın nasıl yaptıklarını düşündükçe kafama ağrılar giriyordu. ''Sanırım beni pek sevmiyor,'' mahcupla ensesini kaşıyarak bana doğru gelen Peter'a baktım. Bu kadar çekici olmayı nasıl başarıyordu gerçekten? Yakından daha da dikkatli bakınca okuldaki çoğu kızın neden onun peşinden koştuğunu şimdi daha iyi anlıyordum. Esmer teni, siyah saçları, yeşil gözleriyle ve yüzüne renk katan hafif çilleriyle oldukça çekici duruyordu. Bana doğru attığı adımlar sayesinde az önce sakinleşmeye başlayan kalbim yeniden hızlanmıştı. Okul koridorunda onu her görüşümde yaşadığım o heyecanın çok çok fazlasını şimdi yaşıyordum. ''Doğal olarak,'' diye ağzımın içinden geveledim. Peter'in yüzünde sorgu dolu bir ifade vardı. Elimde boşver dercesine bir hareket yapmam gerektiğini hissettim. ''Bazı şeyleri biliyor da.'' Şimdi mahcup olma sırası bendeydi. Peter Horley ona olan dört yıllık sevgimi bilmiyordu. Bana okulda sataşması dışında aramızda hiçbir şey geçmemişti. ''Neyi biliyor Miranda?'' diye sorunca köşeye sıkıştırmıştı beni. ''Hiçbir şey,'' dedim kekeleyerek. Neden kekelediğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Diksiyonum oldukça iyiydi hatta okulda şiir haftasında edebiyat hocamız şiir okumam için sürekli beni seçerdi. ''Birkaç anne kız problemi işte.'' ''Emin misin Miranda?'' diye sorduğunda oldukça yakındık. Dört yıl boyunca beni fark etmeyince bana neden bu kadar yakın olmadığını sorgulayıp, Tanrı'ya her gün bana yakın olması için yalvarmıştım. Ancak şimdi o kadar pişman olmuştum ki onun varlığı bir metre öteden bile hissetsem içimde büyüyüp beni neredeyse yanacak kıvama getiren o heyecanın kölesi olmuştum. ''Yoksa sahiden bana olan aşkından dolayı sana kötü davrandığımı bildiği için mi böylesine kötü bakıyor?'' Nutkum tutulmuştu. Peter Horley'in hiçbir şeyden haberi olmadığını düşünmüştüm ancak koca bir şaşkınlıkla dönmüştüm. Öyleyse bu daha kötü değil miydi? ''Öyleyse,'' dedim yeşil gözlerinin içine bakıp. ''Hislerimi bilip bana kötü davranman daha kötü değil mi?'' ''Miranda,'' dedi mırıldanarak. Yeşil gözlerini kısıp bana yaklaştı. Burun burunaydık ve dışarı verdiği sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu. ''Boşversene.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD