4.BÖLÜM

1151 Words
İnsan hayatı; inişli çıkışlı, zorlu mücadelelerle dolu bir hayattı. Dominic, salgından bu yana hatta daha öncesinde bile bunu anlamıştı. Yıllardır doktor olabilmek için verdiği çabayı biliyordu. Uykusuz gecelerini, stresten alnından düşen terleri ve kalbini fetheden korkunun tadını gün gibi hatırlıyordu. Önündeki cansız bedeni inceleyebildiği kadar inceledi. Bu görüntüyü unutmak istemiyordu çünkü bu virüsün insanı ne hale getirdiğini bilmesi gerekiyordu. Şayet aynı şeyin ailesinin başına geldiğini düşününce… Dudaklarını, kalbine yerleşen endişeyle birlikte birbirine bastırdı. Sanki birisi taştan kalbini tırmalıyor, üzüntü kalbinin dört odasından da kan akıtıyordu. İçi kan ağlıyordu bu bariz belliydi ancak öylesine soğukkanlı durmaya çalışıyordu ki, buzdan bir duvardan farkı yoktu. Hislerini yeşertmeye çalışırsa biliyordu, düşüncelerinin yarattığı enkazın altında kalır ve oradan bir daha çıkamazdı. Kendisi için, ailesi için ve geride kalan tüm herkes için güçlü olmak zorundaydı. Laboratuvarın güçlü bir sesle çalışan klimasına çevirdi bakışlarını. Bu klima olmasa burada bir dakika bile duramazlardı. Aslında aylardır burada nasıl yaşadıkları, nasıl olur da ailelerinden uzak kaldıklarına anlam yükleyemiyordu. Onca şeyin arasında tek temennisi ailesinden birinin bu hastalığa yakalanmamasıydı. ‘’Gömelim,’’ dedi Dominic birden. Albert ona dönerek kısık bir bakış atsa da Dominic bunu göremezdi çünkü sırtı Albert’e dönüktü. Elini, küçük kızın cansız eline götürerek bir umut sıkması için tuttu ancak aldığı tek cevap koca bir hiçlikti. Bu küçük kızın gerçekten de canlılığını yitirdiğine inanmak istemiyordu ancak… Göz kapakları olmayan pembe gözler her şeyi yeterince anlaşılabilir kılıyordu. Sabırsız ve derin bir nefesi içine çekti. İçinde patlamaya hazır bir bomba vardı sanki. Ufacık bir şey olsa, herhangi bir şey onu tetiklese hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan o bombayı patlatacak bir potansiyele sahipti. ‘’Domini-‘’ Albert cümlesini tamamlayamadı çünkü Dom’un havaya kalkan eli, Albert’in iki dudağının arasına yerleşen süslü kelimeleri, mezara gömer gibi yerin altına sokmuştu. Albert’im git gide koyulaşan gözleri, onun siniri ortaya koyuyordu. Dom onun ne kadar sinirleneceğini bilse de umurunda değildi. Önünde cansız yatan bu küçük kız bir başkasının kızı olsa da, yerinde onun da kızı olabilirdi ve böyle bir durumda kızının başka insanlar tarafından öylece sokağa atıldığını düşününce kalbi burkuldu. İçine koca bir acı yerleşmişti Sağ gözünden akan sıcacık bir yaş göz çukurundan yanağına doğru uzandı. Gözyaşı akarken acı vermezdi aslında ama Dom’un yanağına akan gözyaşı, içinde birçok derin anlam barındırıyordu. O gözyaşının bir gün kızı için düşeceğini düşünmek istemese de derin ve karanlık düşünceler, kafasının içindeki kara bulut silsilesine çoktan uzanmıştı. Albert’e çaktırmadan elinin tersiyle gözyaşını sildi ve yüzüne zor da olsa bir tebessüm yerleştirdi. ‘’Şu an burada bu kız değil de benim kızım olabilirdi,’’ derken sesi, bir insanın sesi ne kadar titreyebilirse o kadar titriyordu. Son kez elini, kızın saçlarına götürdü ve saç tellerini koparmamaya dikkat ederek kopardı. ‘’O yüzden bu kızı gömmeliyiz Alb.’’ ‘’Dom,’’ dedi Alb sinirli bir sesle. ‘’Bize vakit kaybettiriyorsun. Eğer bu işin bir parçası olmayacaksan git.’’ ‘’Bir insanı gömmeyi vakit kaybı olarak mı görüyorsun?’’ dediğinde sesi, en az Alb’in sesi kadar yüksekti. Hatta volümü yüksek olan sesinde biraz da öfke vardı. Dom sinirlendiğinde gözleri büyür ve neredeyse burnundan solurdu. Şu an sinirini ortaya çıkaracak bir şey söylemişti Alb ve biraz daha üzerine giderse, Dom bir aslan gibi kükreyecek, aylardır kalbinde sakladığı öfkeyi hiç çekinmeden Alb’in üzerine salacaktı. Önünde yatan kız onun kızı olmasa kalbinin fetheden o acıyı hissetmesi çok da uzun sürmedi çünkü bu küçücük kızın yaşayacağı şeyleri artık yaşamayacağını hatırladığında kalbi, kan dolu bir havuza atılmıştı. Canı hiç olmadığı kadar acıyordu ancak elinden gelen hiçbir şey yoktu. Bu salgını sırf Dünya'nın daha iyi konumda olabilmesi için ortaya attıklarını düşününce az önce kalbine yerleşen acının yerini öfke doldurdu. Ab'in ekibi onları bir felaketin eşiğine doğru sürüklendikleri konusunda birçok kez uyarmıştı anca alfa takımı sadece kendilerini düşündükleri için bencilce bir cevap vermeyi tercih etmişlerdi. İstediği şey sadece huzurdu. New York'taki evlerini zihninde canlandırmaya çalıştı. Eşinin mavi gözlerini, zihnini önüne getirdi. Büyük kızının ve küçük oğlunun havuzun kenarında nasıl gülerek koştuklarını düşünmeye çalıştı. Bunu ne zaman yapsa kalbinin dört tarafını da bir kara parçası gibi saran endişe, yerini huzura bırakıyordu. Anılarını gözlerinin önüne getirmek Dom'un dudaklarına geniş bir gülümseme yükledi. Şimdi daha iyi hissediyordu, sanki üzerinden kocaman bir yük kalkmıştı. Sanki bu salgın yaşanmamış, önünde küçük kız hiç ölmemiş ve ailesinden hiç ayrılmamış gibi hissediyordu. Ancak bu çok da uzun sürmedi. Çünkü Alb koluna dokununca güzellik dolu anılar Dom'un zihnini anında terk etmişti. Dudaklarını birbirine bastırarak ailesine bir gün kavuşacağını kendi kendine söyledikten sonra derin bir nefes aldı ve koluna dokunan Alb'in gözlerinin içine baktı. ''Dom biliyorum,'' dediğinde Alb'in dudaklarında buruk ve acı bir tebessüm vardı. ''Aileni özlüyorsun, hepimiz özlüyoruz ancak bunun önlemini bir an önce almazsak eğer onları bir daha göremeyebiliriz. Hiçbirimiz.'' Alb'in iki dudağının arasından çıkan bu zehirli ve gerçek kelimeler Dom'un kalbine adeta binlerce ok saplamıştı. Ailesini bir daha göremeyecek olduğu düşüncesi, yaşanmasa bile kalbini ortadan ikiye ayırdı. Ailesini tutunacaktı. Ne olursa olsun bu illetten kurtulduklarında her şeyin yoluna gireceğini biliyordu. Ancak huzura ermesi için çoğu şeyden fedakarlık yapması gerekecekti ve eğer buna odaklanmak istiyorsa her ne kadar istemese de ailesine olan özlemini zihninin bir köşesine atıp sadece bu salgına yönelik düşüncelerini ön planda tutması gerekiyordu. ''Haklısın,'' diyebildi sadece. Başka diyebileceği hiçbir şeyi yoktu çünkü Alb'in fazlasıyla haklı olduğunun bilincindeydi. ''Ama... Yine de gömemez miyiz onu?'' Alb bıkkınlıkla nefes verdikten sonra elini Dom'un omzuna götürdü ve destek verircesine sıktı. Dom'un bakışları yavaşça omzuna konan ele doğru gitti ve hemen ardından tekrar Alb'e baktı. ''Bu seferlik olsun,'' dedi Alb, bakışlarını sedyenin üzerinden yatan kıza çevirdiğinde. O da üzülüyordu bu küçücük kız için. Sırf keyif uğruna ortaya atılan bir virüs yüzünden hayatı ellerinden kayıp gitmişti. ''Teşekkür ederim,'' dedi Dom buruk bir ses tonuyla. Sanki birisi boğazına bir cam parçası dayamıştı. Konuşmakta zorlanıyordu çünkü yutkunmasını engelleyen bir şeyler vardı. Buna virüs mü sebep olmuştu, bu küçük kız çocuğu mu yoksa ailesine olan özlemi mi bilmiyordu ancak duygularının kölesi olmayı bir an önce bırakmalıydı yoksa çoğu şey için geç kalınacaktı. ''Son kez.'' ''Son kez,'' diye tekrarladı Alb onu. Kollarını küçük kızın bedenine geçirerek onu kucağına aldı ve masum yüzüne son kez baktı. Kendini sıkıyordu ağlamamak için. Alb'e baktıktan sonra odadan çıktı. Diğerleri sığınağın kapısında onu bekliyordu. Hepsiyle teker teker bakıştıktan sonra sığınağı terk ederek ona oldukça özel gelen bir ağacın altına doğru yürüdü. Bu ağacın diğerlerinden farkı neydi bilmiyordu ancak diğer tüm ağaçlardan ziyade bu ağaç ona huzur veriyordu. Küçük kızın bedenini ağacın altına yavaşça yatırdı. Elinde büyük bir kürekle kendisine doğru yaklaşan Andrea'ya baktı. Onun da yüzüne hüzün yerleşmişti. Bugün herkes üzgündü çünkü bu virüsün nelere yol açtığına hepsi şahit olmuştu. ''Yardım ister misin?'' diye sordu Andrea, küçük kıza baktıktan sonra Dom'a geri döndü. Dom, dudaklarını aralayıp bir şey söyleyecek gibi oldu ancak son anda vazgeçip başını sallamakla yetindi. Andrea küreği eline alarak toprağı kazmaya başladı. Toprağı kazardı elbette ancak bu acıya nasıl bir çare bulurdu bilemiyordu. Tek kelime etmeden kazmaya devam etti. Bu olanlara ne Andrea anlam verebiliyordu ne de Dom. Ancak ikisi de biliyordu bir nükleer patladığında çevreye yayılan radyasyon insan DNA'sında çeşitli hasarlara yol açardı. Ve bu virüs adeta nükleer bir patlama sonrasında yayılan radyasyon gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD