2- Kızıl +18

2292 Words
Alev, kadehini masanın üzerine sertçe bıraktı. Kadehin içindeki şarap, tıpkı babasının o halıdaki kanı gibi çalkalanıp kenarlara sıçradı. Demir’in heybetli duruşu ve odayı tamamen kaplayan baskın enerjisi karşısında tek bir geri adım bile atmadı. Aksine, ipek geceliğinin üzerinden omuzlarını dikleştirerek adama doğru bir adım attı. ​"Babamın son nefesinde adını sayıkladığı o adamsın demek," dedi Alev. Sesi bir bıçak kadar keskin, bir o kadar da yorgundu. "Gölge... Demir Kuzguner. Babamın sonunu hazırlayan o siyah zarfın içindeki karanlık isim." ​Demir, ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sokarak Alev’in bu cesur çıkışını süzdü. Bakışları, Alev’in gözlerinden aşağıya, boynundaki o hafif damar atışına kadar indi. "Ta kendisiyim," dedi Demir, ses tonunda en ufak bir pişmanlık ya da yumuşama yoktu. "Ama bir düzeltme yapalım Alev... Ben babanın sonunu hazırlamadım. Ben babana son bir şans verdim. O ise bu şansı senin için kullanmayı seçti." ​Alev’in dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. "Benim için mi? Beni bir mafya liderinin insafına terk ederek mi korudu yani?" diye sordu, sesi bu kez biraz daha yükselmişti. "Evime, yasımın en derin olduğu gece bir hırsız gibi giriyorsun ve bana korumadan bahsediyorsun. Kimsin sen Demir? Babamın alacaklısı mı, celladı mı?" ​Demir, aralarındaki mesafeyi tek bir büyük adımla kapattı. Alev’in tam tepesine dikildiğinde, o ağır ve pahalı parfümünün kokusu Alev’in ciğerlerine doldu. Demir, elini yavaşça kaldırıp Alev’in yüzüne doğru yaklaştırdı ama dokunmadı; sadece parmaklarının sıcaklığını hissetmesine izin verdi. ​"Ben babanın en büyük günahıyım, Alev. Ve baban bu günahın bedelini kendi canıyla ödedi. Ama borç hâlâ kapanmadı." Demir’in sesi şimdi bir fısıltı kadar yakındı. "Baban seni bana emanet etmedi; seni bana mahkûm etti. O siyah zarfın içindeki anahtar, sadece bu evin kapısını açmıyor. O anahtar, senin artık benim dünyama, benim karanlığıma ait olduğunun simgesi." ​Alev, Demir’in gri gözlerinin içine bakarken nefesinin daraldığını hissetti. Bu adamın varlığı, hem korkutucu hem de tarif edilemez bir çekime sahipti. "Beni kimse mahkûm edemez," dedi Alev dişlerinin arasından. ​Demir hafifçe sırıttı, bu soğuk bir zafer gülümsemesiydi. "Bunu zaman gösterecek. Ama şimdi... o kadehini bitir. Çünkü yarın güneş doğduğunda, bildiğin o korunaklı hayatın artık sadece bir anıdan ibaret olacak. Ben senin hem kurtuluşun hem de en büyük cehennemin olmaya geldim." Alev, elindeki şarap kadehini çalışma masasının üzerine öfkeyle bıraktı. Kadehin ince camından çıkan tok ses, odadaki gerilimi daha da tırmandırdı. "Benim senin korumana ihtiyacım yok, Demir Kuzguner!" dedi, her bir kelimeyi üzerine basarak. "Kendi başımın çaresine bakabilirim. Babamın kurduğu bu imparatorluğu ben yöneteceğim ve senin gibi karanlık adamların yardımına da, himayesine de ihtiyacım yok." ​Demir, bu tepkiyi bekliyormuş gibi istifini bozmadı. Gri gözlerini Alev’in kehribar rengi gözlerine sabitledi. "Var," dedi, sesi o kadar kesin ve emindi ki bir an için odadaki hava buz kesti. "Benimle geliyorsun Alev. Bu bir rica değil, babanın vasiyeti ve benim için bir zorunluluk." ​Alev alaycı bir kahkaha attı. "Asla! Duyuyor musun beni? Asla gelmiyorum. Şimdi bu evi terk et ve bir daha karşıma çıkma. Git buradan!" ​Demir, Alev’e doğru bir adım daha attı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Demir’in heybeti Alev’i tamamen gölgesinde bıraktı. "Burada güvende değilsin," dedi Demir, sesi bu sefer daha alçak ama daha tehlikeliydi. "Babanı vuranlar şu an senin de nefesini ensende hissediyor. O camdan giren mermi babanı buldu ama bir sonrakinin kimi bulacağını sanıyorsun?" ​Alev, çenesini dikleştirerek Demir’in tam dibine kadar girdi. Gözlerindeki nefret ve inat, Demir’in buz gibi bakışlarıyla çarpıştı. "Beni sen mi koruyacaksın?" diye sordu küçümser bir tavırla. "Kendi dünyasında kanla beslenen bir adam mı bana kalkan olacak? Seninle hiçbir yere gelmiyorum Demir. Senin karanlığın benim evimden daha güvenli değil." ​Demir, Alev’in bu sert çıkışına karşılık dudaklarını hafifçe kıvırdı, bu ürpertici bir gülümsemeydi. Koltuklardan birine doğru yürüdü ve sanki kendi eviymiş gibi, tüm ağırlığıyla oturdu. Bacak bacak üstüne atıp ceketinin düğmesini yavaşça açtı. ​"O halde..." dedi Demir, bakışlarını Alev’e dikerek. "Madem sen benimle gelmiyorsun, ben burada kalırım. Sen güvende olduğuna ikna olana kadar, hatta belki daha uzun süre... Bu gece bu odadayım." ​Alev’in gözleri şaşkınlık ve öfkeyle büyüdü. Elini kapıya doğru uzatarak bağırdı: "Evimi terk et! Sana şimdi çıkmanı söylüyorum! Hangi hakla, hangi cüretle evimde kalabileceğini düşünüyorsun?" ​Demir, bakışlarını Alev’in üzerinde yavaşça gezdirdi, omuzlarından aşağı süzülen kızıl saçlarında ve ipek geceliğinde duraksadı. "Cüretimi babanın borçlarından, hakkımı ise bu gece seni öldürmeye gelecek olanlardan alıyorum Alev," dedi soğukkanlılıkla. "Şimdi git ve şarabını bitir. Çünkü ben gitmiyorum." Alev’in damarlarındaki kan, öfkenin verdiği hararetle kaynamaya başlamıştı. Bu adamın küstahlığı, babasının koltuğuna yayılıp evinin sahibiymiş gibi davranması bardağı taşıran son damlaydı. Alev, elindeki kadehi masaya sertçe bıraktı—o kadar sert ki camın çatlama sesi odada yankılandı. Hışımla Demir’in oturduğu koltuğa doğru yürüdü. ​Alev, Demir’in tam önünde durduğunda aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Eğildi ve yüzünü adamın yüzüne yaklaştırdı. Kehribar gözleri, Demir’in gri harelerine meydan okuyarak çakmak çakmak parlıyordu. ​"Amacın ne Demir?" diye sordu, sesi bir fısıltı kadar alçak ama bir kırbaç kadar keskindi. "Para mı? Güç mü? Babamın imparatorluğunu ele geçirmek mi? Gerçekten neyin peşindesin?" ​Demir, bu yakınlıktan zerre rahatsız olmamış gibi görünüyordu. Aksine, Alev’in saçlarından yayılan o hafif yasemin ve şarap kokusunu içine çekti. Bakışları, genç kadının öfkeyle titreyen dudaklarına indi. ​"Amacım sensin kızıl," dedi Demir. Sesi, odadaki loş ışık kadar karanlık ve yoğundu. "Bu oyundaki tek ödül, tek hedef ve tek sorun sensin." ​Daha Alev bu sözlerin şokunu atlatamadan, Demir’in güçlü elleri genç kadının belini kavradı. Alev, ne olduğunu anlayamadan havada bir kavis çizdi ve kendini Demir’in sert dizlerinin üzerinde, onun kucağında buldu. İpek geceliği, adamın kumaş pantolonunun üzerinde yukarı sıyrılmıştı. ​"Bırak beni! Ne yaptığını sanıyorsun sen!" diye bağırdı Alev. Ellerini Demir’in geniş omuzlarına dayayıp kendini geriye itmeye, kucağından kurtulmak için çırpınmaya başladı. Vücudu, Demir’in kaya gibi sert gövdesine çarpıyor, her hareketi aralarındaki tensel gerilimi daha da körüklüyordu. ​Demir’in elleri, Alev’in belini bir mengene gibi sıktı. Onu kendine daha sert, daha sıkı bastırdı. Demir’in nefesi Alev’in boynuna çarptığında, genç kadının kalbi göğüs kafesini parçalamak istercesine çarpmaya başladı. ​"Kımıldama!" dedi Demir, sesi bu sefer uyarının ötesinde, hayvansi bir tınıya bürünmüştü. Alev’in kulağına doğru eğildi, sıcak dudakları tenine değip geçiyordu. "Eğer böyle çırpınmaya devam edersen, altındaki uyuyan devi uyandırırsın kızıl. Ve inan bana, o dev uyandığında ne bu oda ne de bu ev senin için güvenli kalır." ​Alev bir anlık şokla kaskatı kesildi. Demir’in altındaki kaslarının gerildiğini, bakışlarının nasıl koyulaştığını bizzat hissediyordu. Kucağındaki bu devasa güç, her an kontrolden çıkmaya hazırdı. Alev’in nefesi boğazında düğümlendi; bu bir tehdit miydi yoksa bir vaat mi, ayırt edemiyordu. Tek bildiği, tenine değen bu adamın hem nefret ettiği katil hem de tenini ateşe veren tek kişi olduğuydu. Demir’in elleri Alev’in belinde sarsılmaz bir kale gibi duruyordu. Alev’in her çırpınışı, aralarındaki o tehlikeli ateşi daha da harlamaktan başka bir işe yaramıyordu. Demir, genç kadının öfkesinden besleniyor gibiydi; bakışlarındaki o koyu gri bulutlar, Alev’in kehribar rengi gözlerindeki yangınla çarpışıyordu. ​"Benimle gel," dedi Demir bir kez daha. Sesi emir kipiyle kuşanmıştı ama bu sefer içinde, Alev’in daha önce kimseden duymadığı, derin ve boğucu bir sahiplenme vardı. "Bu ev artık senin için bir mezardan farksız Alev. Dışarıdaki kurtlar kan kokusunu aldı ve ben seni o kurtlara yem etmeyeceğim." ​Alev, hırsla Demir’in göğsüne vurdu, parmakları adamın pahalı gömleğinin kumaşını buruşturdu. "Bırak beni! Fırsatçı herifin tekisin sen!" diye bağırdı, yüzü öfkeden kızarmıştı. "Babamın ölümünü, yasımı, çaresizliğimi kullanıyorsun. Beni kendi karanlığına çekmek için her yolu deniyorsun ama gelmeyeceğim! Senin o kanlı ellerine teslim olmayacağım Demir Kuzguner!" ​Demir, Alev’in bu hakaretine karşılık öfkelenmek yerine, dudaklarında belli belirsiz, karanlık bir tebessümle ona biraz daha yaklaştı. Genç kadının direncini kırmanın yolunu çok iyi biliyordu. Başını yavaşça Alev’in boynuna doğru eğdi. Alev, adamın sıcak nefesini teninde hissettiği an nefesini tuttu, tüm bedeni kaskatı kesildi. ​Demir, dudaklarını Alev’in kulağının hemen altına yaklaştırdı. Temas etmiyordu ama o kadar yakındı ki, her kelimesi Alev’in teninde bir elektrik akımı gibi yayılıyordu. Demir, Alev’in kulağına doğru yavaşça üfledi. ​O sıcak nefes, Alev’in tüm sinir uçlarını ayağa kaldırdı. Genç kadının boynundaki küçük tüyler ürperdi, zihni bir anlığına bulandı. Demir’in sesi, o sıcak nefesin hemen ardından bir fısıltı gibi döküldü: ​"Bana istediğin kadar fırsatçı diyebilirsin kızıl... Ama şunu bil; ben fırsatları beklemem, onları kendim yaratırım. Şu an kucağımdasın, kalbin benim avuçlarımın içinde atıyor gibi hızlı. Nefretin bile bu çekimi gizlemeye yetmiyor. Gelmeyeceğim diyorsun ama tenin bana çoktan teslim olmuş durumda." ​Demir, tekrar Alev’in kulağına doğru o yakıcı nefesini bıraktı. "Şimdi karar ver... Ya bu gece burada, o kucağında can verdiğin babanın anılarıyla birlikte yok olacaksın; ya da benimle gelip sana bunu yapanlardan intikam alırken benim cehennemimde yanacaksın. Seçim senin, ama sabrım sandığından çok daha az." ​Alev, hissettiği bu yoğun tutku ve nefret karışımı duyguyla boğuşurken, Demir’in nefesinin bıraktığı o yakıcı iz hâlâ kulağının arkasında duruyordu. Kaçmak istiyordu ama bacaklarındaki tüm derman çekilmiş gibiydi. Alev, Demir’in kulağına bıraktığı o yakıcı nefesin etkisinden sıyrılmak istercesine, sanki bir ateşten kaçıyormuş gibi aniden doğruldu. Demir’in dizlerinin üzerinden kalkarken ipek geceliği bacaklarına dolanıyor, kalbi ise hâlâ göğüs kafesini zorluyordu. Odanın içinde birkaç adım atıp sırtını Demir’e döndü. Derin bir nefes alarak içindeki karmaşayı bastırmaya çalıştı. Babasının intikamı, bu adamın karanlığından geçiyordu; bunu artık kabul etmek zorundaydı. ​"Tamam," dedi Alev, sesi titremesin diye büyük bir çaba sarf ederek. "Gidelim. Ama bu senin kazandığın anlamına gelmez Demir. Bu sadece benim oyunuma senin sahanda devam edeceğim anlamına gelir." ​Demir, koltuktan yavaşça ayağa kalktı. Odanın tüm havası onun hareketleriyle birlikte yeniden gerildi. Ceketinin önünü iliklemeden, ellerini ceplerine atarak Alev’e baktı. Bakışlarında bir zafer kazanmış olmanın rahatlığı yoktu, sadece bir sonraki hamleyi planlayan o soğuk ciddiyet vardı. ​"Güzel," dedi Demir, sesi yine o hükmedici tınısına bürünmüştü. "Eşyalarını topla. Vaktimiz daralıyor, dışarıdaki adamlarımın sabrı senin inadın kadar uzun değil. On dakikan var." ​Alev, buruk bir tebessümle masanın üzerindeki boş kadehe baktı. "Valizim hazır," dedi soğuk bir sesle. "Burası artık babamın kokmadığı andan itibaren gitmeye hazırdım zaten. Sadece gelmeni bekliyordum... ya da birinin gelmesini." ​Demir’in bakışları, Alev’in üzerindeki ince, siyah ipek geceliğe kilitlendi. Geceliğin derin dekoltesi ve Alev’in her nefes alışında tenine yapışan kumaşı, odadaki tansiyonu yeniden tehlikeli bir noktaya çekti. Demir, bir adım atarak Alev’in tam karşısında durdu; bakışları o kadar yoğundu ki Alev bir an çıplak kaldığını hissetti. ​"Bu gecelikle mi geleceksin?" diye sordu Demir. Sesi, az önceki uyarısını hatırlatır bir sertlikte ve bir o kadar da karanlık bir tınıdaydı. "Dışarısı senin sandığın kadar nezaket dolu bir yer değil kızıl." ​Alev, adamın bakışlarındaki o kor ateşi fark etse de geri adım atmadı. Çenesini her zamanki mağrur tavrıyla yukarı kaldırdı. "Evet, ne var ki? Üzerime bir mont giyeceğim, hepsi bu. Benim ne giydiğimle ilgilenmek yerine, beni koruyacağını iddia ettiğin o dünyadaki güvenliğinle ilgilen Demir." ​Demir, Alev’e doğru bir adım daha yaklaştı, aralarında milimler kalana kadar durmadı. Genç kadının gözlerinin en derinlerine bakarak sesini alçalttı. "Pekâlâ," dedi, her kelimesi bir uyarı fişeği gibi havada asılı kaldı. "Ama şunu unutma; eğer bu geceliğin yüzünden başına bir şey gelirse, ya da bakışların altında ezilirsen sakın beni suçlama. Ben seni dışarıdaki kurşunlardan koruyabilirim Alev... ama kendi uyandırdığın arzulardan korumak benim görevim değil." ​Alev, Demir’in bu açık ve sert uyarısı karşısında yutkundu. Demir’in bakışlarındaki o "uyuyan dev" hâlâ uyanıktı ve her an pençelerini geçirmeye hazırdı. Yine de pes etmedi. Dolabına yöneldi, uzun, koyu renkli kaşe bir montu üzerine geçirdi ama önünü iliklemedi. ​"Gidelim o zaman," dedi Alev, kapıya doğru yürürken. "Bakalım senin cehennemin benimkinden daha mı sıcakmış." Gecenin zifiri karanlığında, Demir’in siyah zırhlı aracı İstanbul sokaklarında bir gölge gibi süzülüyordu. Arabanın içi, dışarıdaki gürültüden tamamen izole edilmiş, sadece motorun derinden gelen mırıltısı ve aralarındaki o boğucu sessizlikle dolmuştu. Alev, üzerine aldığı kaşe montun içinde küçüldüğünü hissediyordu; sırtını kapıya yaslamış, camdan dışarıyı izliyor gibi görünse de tüm dikkati hemen yanındaki koltukta bir kaya gibi oturan Demir’deydi. ​Demir, bir bacağını diğerinin üzerine atmış, parmaklarıyla dizinin üzerinde ritim tutuyordu. Bakışları yoldaydı ama Alev'in varlığı, arabanın sınırlı alanında devasa bir baskı yaratıyordu. ​Derken, keskin bir virajda şoför ani bir manevra yaptı. Alev, beklemediği bu hareketle sarsıldı ve oturduğu deri koltukta hafifçe kaydı. O an, üzerindeki montun önü açıldı ve ipek geceliği, pürüzsüz bacaklarının üzerinden yukarı doğru sıyrıldı. Siyah ipek, Alev’in beyaz teninin üzerinde tehlikeli bir noktaya kadar tırmanmıştı. ​Arabanın içindeki loş, sarımsı ışık Alev’in açıkta kalan tenine düştü. Demir, bakışlarını yoldan çektiği o salise, gördüğü manzara karşısında istemsizce yutkundu. Ademin elması boğazında sertçe inip kalkarken, gri gözleri bir yangın yerine dönmüştü. Kontrolüyle nam salmış bu adamın iradesi, Alev’in o bembeyaz bacaklarının ipekle olan dansı karşısında sarsıldı. ​Demir, sanki bir büyüye kapılmış gibi, elini yavaşça o yöne doğru uzattı. Alev, adamın elinin kendisine yaklaştığını gördüğünde şaşkınlıktan nefesini tuttu. "Demir, ne yapıyorsun?" diye fısıldamak istedi ama sesi boğazında düğümlendi. ​Demir’in sıcak ve sert parmak uçları, Alev’in çıplak tenine dokundu. Önce hafif bir temasla başladı, ardından orayı yavaşça, sahiplenici bir tavırla okşamaya başladı. Parmakları, ipeğin bittiği ve tenin başladığı o ince çizgide gezinirken Alev’in tüm bedeni bir yay gibi gerildi. O sıcaklık, genç kadının kasıklarından kalbine doğru yakıcı bir akım gönderdi. Alev, Demir’in dokunuşuyla gözlerini hafifçe yumdu; içinde bir yerlerde kontrolünü kaybetmek üzere olduğunu, bir teslimiyetin eşiğine geldiğini hissetti. Kendinden geçmesine ramak kalmıştı. ​Ancak zihninin bir köşesinde babasının kanlı görüntüsü belirdi. Bir anlık zayıflık, bu karanlık adama tamamen boyun eğmek demekti. ​Alev, bir elektrik çarpmışçasına aniden irkildi ve Demir’in elini sertçe itti. "Dur!" dedi, nefes nefese kalmıştı. Titreyen elleriyle hemen montunun önünü kapattı, üstünü alelacele düzeltti ve bacaklarını sıkıca birleştirdi. Yüzü yanıyordu, kalbi ise bir davul gibi güm güm atıyordu. ​"Kendi uyandırdığın arzulardan beni sorumlu tutma demiştin," dedi Alev, sesi titrese de gözlerini Demir’e dikti. "Şimdi o ellerini benden uzak tut Demir Kuzguner. Ben senin bir oyuncağın değilim." ​Demir, geri çekilen eline sanki ona ihanet etmiş gibi kısa bir an baktı. Ardından bakışlarını tekrar Alev’e çevirdi. Gözlerindeki o açlık, o karanlık istek hâlâ oradaydı ama yüzüne tekrar o ifadesiz maskesini takmıştı. ​"Sorumlu tutmuyorum kızıl," dedi Demir, sesi her zamankinden daha kısık ve boğuktu. "Sadece... bazen ateşin ne kadar yakıcı olduğunu anlamak için ona dokunmak gerekir. Ve sen, sandığından daha çok yakıyorsun."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD