özgürlüğe ilk adım
Yukardan gelen Takırtılar beynimde patlayacak gibiydi .burnumda asla alışamayacağım bir koku. tahminim az ilerdeki yukardan gelen ışığın ortasına düştüğü su birikintisinden geliyordu .sırtımdaki pis duvarın pütürleri canımı yakmasına rağmen saatlerdir aynı pozisyonda saçlarım önümde oturuyordum o da oturuyordu en az benim kadar yıkık bir şekilde. nefes alışverişimiz bu daracık yerde yankılanıyordu ikimizde o kadar yavaş nefes alıyorduk ki .duyulmasından korkuyorduk belki de yukardan gelen takırtılar sürtünmeler kimsenin bizi duymayacağını apaçık gösteriyordu ama korkuyorduk. ne kadar süre geçmişti bizi buraya bırakalı bilmiyordum ama halimden memnundum o cehennemden sonra burası bir kanalizasyonda olsa yeniden doğuş gibiyidi nerde oldugumun nasıl bir pislik içinde oturdugumun önemi yoktu yaşadığıma şükrediyordum .yaşamak istiyordum sonuna kadar götürebildiğim yere kadar gözlerimi korkutanların, ölümü benle tanıştıranların hepsiyle tek tek yüzleşinceye kadar yaşamak istiyordum ellerimde elbisemin ucuyla birlikte sımsıkı sarılmış titriyordu kaçarken korkmuyorum demiştim kendime bin kez her adımımda koşarken alamadığım her nefeste ama gerçek tam tersiydi deli gibi korkmuştum öyle bir korkuydu ki arkama bakmadan geçmişi düşünmeden koşmuştum
neydi bu insanlardaki yaşama arzusu ya da bendeki bu yaşama isteği benim gibi her şeyini kaybetmiş bir çocuk için fazla cesurcaydı fazlasıyla inatcı .
" ne zaman gelicek bizi burada bırakıp gitmiş olabilir mi " yorgun sesini duymama rağmen kafamı kaldırmadım .bu cocuk benim canımı sıkıyordu cevap vermedim. O da beklemedi zaten umursızca konuşmaya devam etti
" gelmese başımızın çaresine bakarız.korkmana gerek yok"
Kafamı yerden hala kaldırmamıştım
" korkmuyorum " dedim
" kimse bizi bir yere yollayamaz ." sesi benimkinden daha gür çıkıyordu 12 yaşında bir oğlan için fazla cesurdu 10 yaşındaki ben içinse fazla aptal
Sesimi çıkarmadım ardıdan ızgaradan düşen para su birikintisinin üstüne düştü .bu ikimizinde sıçramasına neden oldu korkmuyoruz diyen iki korkaktık sonucunda .
Uzun bir süre daha oturduk
Izgaradan düşen ışık artık daha soluk olmuştu gece olmuştu üşümekten titriyordum onunda nefes alışverişleri hızlanmıştı ayak sesleri geldi ardından köşeden o döndü
Hızlıca yanımıza geldi iki büklüm yürüyordu ayağa kalktık o bize ulaşmadan biz iki çocuk heyecanla ona ulaştık
bükülü durmaktan yorulmuş gibi çöktü zemine biz ise heyacanla anlatacaklarını bekliyorduk
Beklettiğim için kusura bakmayın çocuklar gece olması daha iyi oldu dikkat çekmeden gireriz sayım yeni bitti kayıtlara isminizi girdik
Eğitime geç katılanlar olarak gözüküceksiniz.
Sizden istediklerim var şimdi iyi dinleyin nefes nefese kalınca biraz duraksadı
Kimseye nerden geldiğinizi asıl isimlerinizi söylemeyeceksiniz gözlerini her ikimizde dolaştırarak "kimsenin" üstüne iyice bastırdı aklımıza kazımak ister gibiydi
en güvendiğiniz insanlara bile burada belki ilerde aile kurarsınız kendinize ama onlara bile. bu siz ikiniz ve benim aramda .sadece ikiniz varsınız bu yola ikiniz girdiniz eğitimde dikkat cekmemeye çalışın uyum sağlayın artık buranın vatandaşısınız geçmişi silin kinle nefretle hareket etmeyin.
O gece tünelden sonra olanlar o kadar hızlı ve baş döndürücüydü ki çok fazla anımsayamıyorum sesiz ve seri olarak binaya girmiştik önce beni bir odaya bırakmışlardı ardından ikisi gözden kaybolmuştu .o günden sonra uzun süre birbirimizi görmedik .oldugum odada temizlenip beyaz bir gecelik giymiştim olanlar o kadar farklıydı ki benim için şu durumda dalgalı suda yüzün bir balık gibiydim akıntıyla hareket ediyordum sadece.
sonraki gün beş kızın oldugu odada altıncı yatak sahibiydim.kızlar bana çok fazla soru sormuşlardı ancak konuşmamıştım insanlarla iletişimim iyi olmamıştı hiçbir zaman ama o gece suskunluğumun tek sebebi karakterim değil sordukları soruları benim de bilmememdi .o gün adımın ne olduguna bile cevap verememiştim onlarda pek insancıl bir tip olmadıgıma karar verip yakamı bırakmışlardı .çok beklememe gerek kalmadan ertesi sabah yaka kartımı vermişlerdi kendi ismimi bile unutmamı sağlayan sorumluluğunu ömrüm boyunca taşıyacagım isme kavuşmuştum sonunda.
"İka"
yadırgadığım ismim bana hazırlanan büyük bir planın parçasıydı ama bunu o zamanlar fark edemiyecek kadar küçük ve tecrübesizdim
10 yıllık ömrümde beklediğim o an gelmişti fakat daha farkında değildim.
Bir pazar kilisenin kapısından Cehennemin 7 kattan oluştuğunu duymuştum o zaman hep 6.katta yaşadığımı düşünürdüm cenneti bulma umuduyla geldiğim bu yerde cehennemin 7.katıyla tanışmam uzun zaman almamıştı.
9 eylül 2999 7.birlik
olduğum yerde çok çocuk yoktu zaten 7.birliğe çok da cocuk gelmezmiş garnizonlar buraya "günahın tohumları" dedikleri sahipsiz çocukların eğitim merkeziydi bürokrasinin bu kadar güçlü olduğu bir yerde azınlık hataların damgalanıp hayvan gibi eğitildiği bir yerdi benim payıma da burası düşmüştü doğumumdan başlayan lanet özgürlüğe attığım ilk adımda da beni yalnız bırakmamıştı . bir ay olmuştu bizi buraya bırakan adamda ortalıktan kaybolmuş bir dahada görmemiştim onla irtibatım olduğu son gün de kaçtıgımız gündü .
bu ülkede bu çocukların pek sevildiği söylenemezdi topu topu 18 kız vardı yatakhanelerde erkeklerle beraber 33 kişiydik günün ilk ışıklarıyla dershanelere çekiliyoruz ardından uzun saatler ders görüyorduk derslerde ağır disiplinle bizi ehlileştirdiklerini söylüyolardı sanki bizler normal birer insan değilmişiz gibi.devletin bizim gibi artıklara yaşama şansı verdiği için onlara ne kadar şükran göstersek az olduğundan ve daha nice soyluları övmelerle günler geçiyordu.
~♤~
Sabah uyandığımda yatakhanede kimse olmadıgını görünce benim için alarm çanları çalmaya başlamıştı derslerin vakti kesinlikle kaçırılamazdı burada yaşamak istiyorsak düzen kesinlikle bozulamazdı .üniformalarımı aceleyle üstüme geçirdim uzun saçlarımı toplamak zor olmuştu . taramadan dolaşık dolaşık topladığım için ordan burdan çıkan yayvan bir toplama olmuştu .kitapları aldığım gibi fırlamıştım odadan beni niye uyandırmadıklarını düşünmek istemiyordum ama sonuç belliydi dışlanmışlar bile beni aralarına kabul etmiyordu çünkü hiçbirine yanaşmıyordum arkadaş olmak benim doğamda yoktu . Sayımdan nasıl kuetulmuştum onu anlamadım sanırım ana koridorda sayım yapılmıştı sayımda beni eksik sayslaar yaka paça uyandırmaları lazım gözdrn kaçmıştım anladığım kadarıyla saniyeler içinde binadan çıkıp nefes dahi almadan eğitim binasına koştum ama acı gerçek kapalı kapıyla beni karşıladı ders çoktan başlamıştı.hakkım olsaydı girmemeyi seçerdim ama devamsızLığın cezası geç kalmanın cezasından bile kötüydü.yavaşça kapıyı çaldım içeriden madam bonapartın sesi yankılandı
"Gel içeri !"
Kapıyı araladım ve içeriye girdim gördüğüm ilk yüz madam bonapartın yüzüydü ardından tüm sınıfa döndüm herkes bana dönmüş pür dikkat izliyorlardı .madam yavaşça ayaga kalktı
"Küçük hanımın neden geç kalıp dersimizi böldüğünü öğrenebilir myiz lütfen "kibarca söylenmiş bir cümlenin bu kadar tehdit barındırdığını bana ilk öğreten kişiydi madam .nazik yüzü ve zarif kelimelerinin aksine karakterinde kibarlık olmayan bir kadındı .
"Uyuyakalmışım madam derse geç kaldığım için özür dilerim " kimseye açıklama yapmak istemeyen ruhum beni daraltırken mantıgım daha kibar ol diye söyleniyordu
"Uykunuz bizim dersimizden daha değerli anladığım kadarıyla"dedi yavaşça bana doğru ilerleyerek. attığı her zarif adımın altında büyük bir tehditin yattıgını hissediyordum.
" sadece tek seferlik bir hata madam "dedim net bir tonlamayla. bu kadının tavırlarında bir delinin yattıgı gerçekti ancak ben de çok deliyle karşılaşmıştım.
" hataları tekrarlamak zaten aptalların yapacağı iştir fakat böyle gözlerini dikip baktığında pek pişman gibi gözükmüyorsun" dedi .madamın amacı pişman olup olmadığım değildi önünde eğilip büzülmemdi birazdan gelicek hakaretlerin varlığını bildiğim için sessiz kaldım
" yüce devletimiz sizin gibi kanı bozukları insan yerine koyup bir de eğittiği için onlara şükran olup her dediklerini yapıcağınız yerde size sunulmuş fırsatları keyfinize göre kullanıcak kadar nankörsünüz.bana kalsa sizi doğmadan ortadan kaldırmalı bakım israfı yapmamlıyız ."
" bizi hayvan yerine koyarak mı yüce gönüllük yapıyorsunuz " dedim .
dilimi tutamamıştım.çünkü dediği cümlelerde tek bir dogru söz yoktu devlet bizleri yüce gönüllü olduğu için değil daha sonra belli amaçlar için kullanmak için eğitiyordu.buraya yeni gelmiş olsamda bunu anlamayacak kadar aptal değilim .hata yapılsın yapılmasın 7/24 hakaret işitip dayak yeniliyordu yemek adına doğru dürüst bir şey yoktu bu muydu yüce gönüllülük.
Madam önümde dikilirken dediğim sözleri duyduğu anda bana o kadar hızlı bir tokat atmıştı ki kulağım üstüne gelen parmaklar kızgın bir demir gibi derime yapışmıştı.ana ekranı geçip arkasındaki duvara çarparak durabilmiştim ancak.birkaç saniye durkasamanın ardından sırtımdaki kıyafetten tuttuğu gibi sınıftan cıkardı nereye gittiğimizi çok iyi biliyordum burdaki tüm çocuklara olan gibi mahzene iniyorduk ceza yerimize orda 2 gün boyunca aç bırakılır sadece bir miktar su verilirdi .beni çekiştirirken kadının kibarlığı falan kalmamştı çığıra çığıra
"Domuzlar ! Siz sadece devletimizi sömürün kan emiciler ! " diyordu asıl kan emicilerin onlar olduğunu söylemek isterdim ama konuşabilecek durumda değildim elbisemin yakasıdan çekiştirilmemden sert yaka bogazımı kesiyordu tokatın etkisiyle agzım kan dolmuştu sanırım arkadaki dişim düşmüştü .agzımın içinde taş gibi bir şey vardı çünkü iyi tarafından bakarsak geçen hafta sallanıyordu zaten. Merdivenlerden inerken agzımdaki dişi daha fazla tutamadan kanla beraber tükürmüştüm .kadın onu görünce deliye dönüp enseme tokatı yapıştırmıştı zaten yamuk yaptıgım toplamam dağılmış yüzüme gözüme gelmeye başlamıştı.
7 kat merdivenden yaka paça indirildikten sonra karanlık koridora gemiştik beni mahzene atar atmaz defolmuştu .
Bu cezayı alcağımı bile bile susamamıştım çünkü burdaki çocuklar anlattıkları gibi merhamet edilen çocuklar değildi aksine belkide en zor cocukluğu yaşayan çocuklardı .işlerine yaramayacak olsak boğazımıza çoktan yapışıp nefesimizi kesmişlerdi
bu birlikte yetişenler ya ana merkezde hizmet için yetişiyordu ya da soylulara özel olarak hizmet etmek için buradan kurtulmanın doğduklarında kimliklerine yapıştırılan damgayı sökmenin tek yolu 9.birliğe girmekti orası bizim kurtuluş biletimizdi ama bu zamana kadar 9.birliğe 7.birlikten geçebilen olmamıştı çünkü 9.birlik yalnız soyluların bulunduğu bir yerdi . devletin askeri olmak için eğitildiği kıdemli bir birlikti. bize verilen bir şans gibi gösterilmiş tek bir sınavdı ama bu zamana kadar 7.birlikten geçebilen kimse olmamıştı bu zamana kadar. yani oraya geçebilmek devletin dramatikleştirdiği bir olaydı .bu bir ayda burdaki sistemi tam anlamıyla çözebilmiş olsamda lanet bir ülkeden kaçıp gelen benin neden daha kötü bir yere atıldığını çözememiştim o oğlanı o günden sonra tek bir kez görmüştüm.bütün birliklerin toplanıp kaynaştırıldığı bir etkinlik vardı o gün bütün birliklerdeki çocuklar bölüklere ayrılıp sıraya dizilmiştik orda onu soyluların arasında görmüştüm beni gördüğü gibi gözünü çevirmişti ona ısrarla bakmama ragmen tören boyunca bir kez bile göz göze gelmemiştik sonrasında. onun bu kadar iyi bir yere geçerken benim neden burada süründüğümü anlayamıyordum.o soylu olurken ben neden gene sokak köpeği olmuştum .sessizce karanlıkta otururken bir fısıltı duydum
" ika!" yan mahzende birisi adımı fısıldıyordu kim olduğunu düşünmeme gerek yoktu
"Buradayım adrien " bende onun gibi fısıldamıştım mahzende ikimizden başka kimse olmasada karanlık içinde sanki bir sürü insan saklıyormuş gibiydi
" gene ne yaptın "
O görmesede omzumu siktim
" bir şey yapmadım burdakiler çok alıngan " dedim.gülerek
karanlığı hafif bir meltemle yaran küçük bir kıkırdama geldi yandaki mahzenden .
" hiçbir şey yapmamış olamazsın .bir hafta içerisinde bu 3.gelişin " dedi
" biliyorum seninde öyle" dedim kısa süreli bir sessizlik oldu.
" hocaya karşı kötü sözler mi söyledin gene " konuyu değiştirmişti .
" kötü olan benim sözlerim değil onların karakterleri adrien"dedim sitemle
" böyle yapmaya devam edersen ilerde sana daha başka şeyler yapmalarından korkuyorum " dedi
" onlardan korkmuyorum "
" onların kötü oldugunu daha demin söyledin o zaman ona göre davran "
en alt kata mı indirilmek istiyorsun? "
En alt kattan bahsettiği ceza odasıydı buraya geldiğim ikinci günü bir cocuk oraya indirilmiş sonrada haber alınamamıştı ardından odasına yeni bir çocuk yerleştirilmişti.
" beni boşver başımın çaresine bakıyorum sen neden geldin "
" yemekhanede dün bir çocuk çelme taktı sataştı" dedi .
sataşan karşı taraf olmasına rağmen indirilen adriendi ben buraya her ne kadar bir şey yapıp geliyor olsamda o bir şey yapmıyordu .çünkü onun annesi bir soylu hzimetlisiydi . buradaki en kıdemsiz kişiydi herkesten daha alçak konumdaydı.soylulara hizmet eden kadın sayısı çok fazla değildi onlara verilen bir değer yoktu ama soyluları keyiflendirdikleri için onlardan vazgeçmiyorlardı .bu kadınlarla soylular arasındaki ilişkiden bir çocuk dünyaya gelirse işte bu çok kötü oluyordu o çocuklar en alt tabakadan bile aşağıydı.sistemde bir gariplik vardı kanlarında soylu kanı olmasına rağmen soylu sayılmıyorlardı belkide tam da bu yüzden ilerde bir hak iddia etmesinler diye bu kadar kötü muamaleye maruz kalıyolardı. bu ülkede soylu kanı en önemli şeydi kesinlikle bozulamazdı güç parası olanlarda değil soylu kandaydı çünkü soyluların zenginlerin paarasına konmaları tek sözlerine bakıyordu.onun sesiyle dalganlığımı attım üstümden
" şu ana kadar kaç ceza puanı aldın " dedi
" saymadım."
" ceza puanlarını saymazsan notlarını hesap edemezsin ki " dedi
" notlarım umrumda değil "
" öyleyse 9.birliğe giremezsin sadece saha sınavı değil notlar da ekleniyormuş "
" sen bizi sınavdan geçirebilceklerini düşünüyor musun sahiden.hayal kurma öylesine göstermelik bir sınav .geçmememiz için ellerinden geleni yapacaklar"
" öyle deme öyle olmasa neden sınava bizi de soksunlar .sadece şimdiye kadar o sınav için yeterince iyi olan çıkmamış aramızdan "dedi .
sessiz kaldım bazen umut etmeye de ihtiyacımız vardı
Saha sınavı 2 sene sonraydı eğer notlarımız üstün başarı gösterirse saha sınavına girmeye hak kazanıyorduk saha sınavında tamamen bölüklere ayrılıp sahada sınava tabi tutuluyorduk. bölüklerden kim tüm sahayı geçip en erken çıkış noktasını bulursa o 9.birliğe geçmeye hak kazanıyordu.tek bir kez olan bir sınavdı başka şansımız yoktu .yarıştayken ana merkezden ekranlara yansıtılıp herkesin izlemesi sağlanıyordu. sınava ilk 8 birlik katılıcaktı .alanda sadece cansız engeller değil canlı engellerde bulunacaktı.yani biz çocuklar için çok zor bir sınavdı diğer birlikleri bilmem ama 7.bilrik için extra zor bir sınav olucaktı.çünkü kazanmamamız için ellerinden ne geliyorsa yapacaklardı biliyordum .bu birlik için iyiye dair hiçbir şey yoktu çünkü.
Uzun süre karanlıkta oturduk ikimizde nasılsa vakit boldu yarın akşama kadar burdaydık yüzümdeki kanlar kuruduğu için rahatsız hissediyordum.biraz uyuyarak biraz otururarak birazda fısıldayıp konuşarak geçirdik zamanımızı.sonraki gün akşam olduğunda ikimizde çıkarılmıştık sonunda odada getirildiğimde dersler bittiği için herkes odadaydı yüzüme dik dik baktı herkes. bakılcak bir halimin olmadığına emindim ama umursamadan yanlarından geçerek odanın en sonuna ilerledim duvara dayandırılan muslukta yüzümü yıkadım ben yıkadıkca suyun rengi pembeye donuyordu kurumuş kanları çıkarmak kolay olmadığı için uzun süre yıkadım banyo çarşamba hariç kullanamıyorduk bugün cumaydı.raftan beyaz geceliğimi alıp giyindim odadan çıt çıkmıyordu sanırım herkes beni izlemeye devam ediyordu belkide bir şey dememi bekliyorlardı anlamadım yatağa yattığım gibi yorganı başıma çektim odadakiler suskunluğa dayanamamış olucak ki konuşmaya başlamışlardı yastığımın altında geçen yemekte yemediğim kuru ekmeğim vardı onu kemirmeye başladım sessizce yemekhaneden kendi artıklarımız dahi olsa hiçbir şey çıkartamazdık ama çıkarıyordum burda en çok mahzene inen bendim o yüzden çogunlukla bende yemekhaneden o anda yiyemediklerimi çalıyordum midemiz küçülmüştü az yemekten yemekhanede zorlasak bile çok yiyemiyoruduk gerçi orda da önümüze çok bir şey vermiyorlardı iğrenç bir çorba verilir genelde. içinde yüzen şeylerin bir aydır hala anlayamamıştım ne oldugunu .kuru ekmek verirlerdi bir aydır hiç sıcak bir ekmek yediğimi hatırlamıyordum iyi yemekse diğer birlikte şenlik olursa kalanları belki buraya getirirlerdi o gün burdaki tüm çocukların sevinç günüydü bir kez pasta gelmişti dilimli falan değildi az vardı lapa gibi tabakalarımıza konulmuştu hayatlarında ilk kez pasta gören bu çocuklar için mutluluk günüydü. bende ilk defa o gün pastayla tanışmıştım . Büyüdüğümde o pastanın bayat olduğunu anlasamda yinede hayatımda yediğim en güzel şeydi .
Burada teknoloji son derece ilerlemişti ama bundan faydalananlar gücü olan insamlardı kaçtığım kast sisteminden burda da zorla sistemin içine sokulmuştum bazı şeyler insanın peşini bırakmıyordu demek ki o zaman hala umudunu yitirmemiş bir çocuk için bunlar belkide geçicek şeylerdi günün sonunda kazanan bir şekilde ben olcaktım bunu biliyordum bilmekten çok hissediyordum içimdeki bu hırs ilerde sistemi tüketecekti sahiden ama benimde tükeneceğimi hesaba katmamıştım.