Kaçtığını Zannetmek

2885 Words
UYARI BU BÖLÜMDE KENDİNE ZARAR VERME SAHNELERİ VARDIR. ASLA ÖZENDİRME AMACIYLA YAZILMAMIŞTIR, HİKAYENİN GİDİŞATINDA BU OLAY OLDUĞU İÇİN YAZILMIŞTIR. BU TARZ İÇERİKLERDEN KÖTÜ ETKİLENEN OKUYUCULARIMIN BU BÖLÜMÜ ATLAMASINI RİCA EDECEĞİM. KEYİFLİ OKUMALAR ♤♡◇♧ Yanı başınızdaki ateşten nasıl kaçabilirsiniz? Cevap çok basit. Başka yerlere gider, başka diyarlara yelken açarsınız değil mi? Ya benim gibi hiç bir yere gidemiyorsanız? Ateşin etrafında döner ve kavruluşunuzu izlersiniz. Sizi öldürmez ama yanık izleri oluşturur. Hiçbir şey olmamış gibi yaşadım iki gün boyunca. Uyudum, uyandım, hizmet ettim ve azami miktarda konuştum. Belki iki saat uyudum ya da uyumadım. Ağlamıyordum artık, yaptığım tek şey şizofren insanlar gibi bir noktayı seçip o noktayı dakikalarca izlemekti. Şuanda sehpanın üzerindeki mumluğu izlemem gibi. Kimse benim ne yaşadığımı bilmiyordu, hiç kimse. Son zamanlarda en büyük sırdaşım Bersu veya annem değildi, benim en büyük sırdaşım ölümdü. "Aferin kız sana" dedi babam, dalmış bir şekilde sehpanın üzerindeki mumluğu izlerken. Salondaki büyük koltuğa oturmuş bana gülümsüyordu. Oturuşunu dikleştirerek merakla "Nasıl hallettin bu işi?" diye sordu. "Vedat Bey'in oğlu dediğim dedik bir oğlan baya inatçı, sözünden dönmesi zordur" "Yalvardım baba" dedim yorgun argın bir şekilde. Verecek başka bir cevabım da yoktu. Gerçekte nasıl bu işi hallettiğimi bilselerdi şuracıkta canımı alacaklarından şüphem yoktu. Babamın karşısındaki tekli koltukta oturan abim, cebinden bir sigara çıkarttı. Babam "Şu mereti evde içme git dışarda zıkkımlan" dedi sinirle abime bakarak. Onu dinlemeyen abim dışarı çıkmak yerine hemen yanındaki camı açarak sigarasını dışarı doğru üfledi. "Bir şey olmaz bir tane içip bırakacağım" İkinci kez sigaranın dumanını içine çektiğinde kaşlarını çatarak konuşmaya başladı. "Ben bu Anıl Bey'e o kadar dil döktüm, bir ayağına kapanıp af dilemediğim kaldı. Yine de kovdu bizi Allahsız piç" Abim aynı cümlede hem bey diye hitap edip hem de hakaret etmesi tuhaf görünse de normaldi aslında. Ağzına yapışmıştı. "Doğru konuş" dedi babam sert bir sesle abime bakıp gözlerini kısarak. "Ne olursa olsun işverenimiz onlar bizim. Çok şükür aç değiliz açıkta değiliz bak yirmi beş yıldır ekmeklerini yiyoruz" Babam, Vedat Bey'in aile üyelerinden hiç kimseye laf ettirmezdi. Bu onun kutsalıydı. Abim, "Sanki hayrına yapıyorlar baba, çalışıyoruz hakkımızı veriyorlar" diye hayıflandığında babam "Kalk git bakalım başka yerde sana bu kadar para veriyorlar mı" dedi kaşlarını çatarak. "Nimete şükretmeyi bil" Ne kadar kavga edip tartışıyorlarmış gibi görünseler de aslında ikisi de kovulmadıkları için çok sevinçliydiler. Benim ne halde olduğumu hiç görmediler ve sormadılar. Oysa iki gündür uyumadan yaşamıma devam ediyordum, bayılacak gibiydim. "Baba ben on beş günlüğüne villada çalışmayacağım. Ben Safiye Abla'yla konuştum benim yerime onun bir tanıdığı çalışacak. On beş günlük maaşımı da ona vereceğim." Bu sabah Safiye Abla'yla bu konuyu konuşmuştum, ilk başta Tülay Hanım'ın yabancı birini eve sokmayacağını söyleyip reddetse de daha sonra Tülay Hanım'ı ikna edeceğini söyleyip kabul etti. Fakat babam tahmin ettiğim gibi sinirli yüz ifadesini bana doğru doğrultmuştu. "Nerden çıktı bu şimdi" diye sordu. On beş günlük paranın kesileceğini başka zaman duysa küplere binerdi ama dediğim gibi, kovulmamanın verdiği mutluluk sayesinde normalde vereceği tepkinin çeyreğini bile vermemişti. "Ben çok yoruldum artık, bu kadar ağır iş bana göre değil kendimi çok bitkin his-" Sözümün bıçak gibi kesilmesiyle aralanan dudaklarım öylece kalakalmıştı. Abim koluyla beni işaret ederek "Diyorum baba şuna fazla yüz verme diye" diye tısladı. "Yorulmuş hanımefendiye bak sen! Bizi kovdurtan sensin yine mi kovduracaksın? İşe tekrar aldılar diye bir yerin kalkmasın diken üzerindeyiz" Yüzünü bana dönmüş, işaret parmağını bana doğru sallayarak salyalarını akıtıyordu. Bir şeyler söylüyordu ama ben onu dinlemiyordum bile. "Bir şey olmaz dinlensin iki hafta. Yerine bakacak başkası bulunmuş sonuçta" dedi babam. İlk kez beni savunmuştu ya da kulaklarım beni kandırıyordu. Abim ağzını açmış bir şeyler diyecekti ki babamın yüz ifadesini görünce sustu. Gerçekten hastaydı. Sanki kardeşi değil düşmanıydım onun. Babamın onu yetiştirme tarzından olsa gerek insanlıktan uzak çok fazla davranışı vardı. "Ben odamda biraz dinleneceğim baba. Bir şey olursa çağırırsınız" Zorla da olsa ayağa kalktım. Daha fazla abime dayanacak gücüm olmadığı gibi kasıklarım da inanılmaz ağrıyordu. Yavaş adımlarla karnımı tutarak kendi odama ilerlerken kasıklarımdan nükseden ağrı ile iki büklüm olmuştum. Dün geceden beri canım o kadar yanıyordu ki biraz olsun bu acıyı hafifletmek için sıcak su torbası ve ağrı kesicilerle geziyordum. Dişlerimi sıkarak hızlı hızlı nefes alıp bu amansız acıyı dindirmek istedim. Hemen kendimi odaya kilitleyip daha önceden doldurmuş olduğum sıcak su torbasını kasıklarıma bastırdım ve yatağa uzanıp cenin pozisyonu aldım. Yalnız başıma kaldığım an yine aynı şeyleri düşünmeye başlamıştım. Bir insanın sürekli ölümü düşünmesi nasıl bir şey? İki gündür bu böyle ve düşüncelerimi söz geçiremiyorum. Birileri yanımdayken biraz olsun unutuyorsun onu, yalnız kaldığında ise gece gibi üzerine çöküyor. Sana kendini asla unutturmadığı gibi her geçen dakika kendini daha da bir güzel gösteriyor. Bir kurtuluş gibi. Denize bakıyorum, aklıma boğuluşum geliyor. Sokakta geçen arabalara bakıyorum, arabanın beni ezişi aklıma geliyor. Yükseğe çıktığımda ilk düşündüğüm şey düşmek oluyor. Bir bıçağa bakıyorum mesela, sonra kanımı görüyorum. En sonunda ilaç kutularına bakıyorum, en az korkunç ve en kolay erişilebilir olan onlar. İşin asıl kısmı ben kendimi ölürken düşündüğümde korkmuyorum, aksine bu hoşuma gidiyordu. Sürekli ölümü düşünen insanlar idam masasındaki mahkumlar, yaşlı insanlar ve hastalardı. Bir de çaresiz insanlar, tıpkı benim gibi. Nereye bakarsam bakayım aklıma hep ölüm geliyor. Son zamanlarda yaşadığım şeyler düşündürtüyordu bunları bana. Beynim ölümü bir çıkış kapısı gibi gösteriyor, allayıp pulluyordu. Bunun böyle olmadığını biliyordum, yani ölümün kurtuluş olmadığından. Ağrım hafifleyince sıcak su torbasını bırakıp yatağın içine girdim. Şuan tek istediğim yatağımda mayışıp uykunun kollarına sarılmaktı. Sürekli yaşadıklarımı, sürekli Anıl'ı daha da kötüsü ölümü düşünmemek için. Normal yollarla uyuyamayacağımı bildiğim için güçlü bir uyku ilacını içtim önce. Sonra pikeyi tamamen üzerime çekip uyumayı bekledim. ♧♧♧ "Evet Uraz! Bir şey söylemek ister misin? Daha iki gün önce car car ötüyordun loser seni" Selin Uraz'a bakarak sırıta sırıta konuşuyordu. "Kimse Anıl'la baş edemez bu konuda anlaşalım beyler bayanlar" Uraz başını iki elinin arasına alarak sinirle saçlarını çekiştirdi. "Kaybettiğime inanamıyorum lan... kafayı yiyeceğim" Büyük bir of çekerek "Hem de son gün" diye hayıflandı. Babasının ona yeni aldığı arabayı Anıl'a verdikten sonra kim bilir babasından ne laflar işitecekti. Selin "Hizmetçi kız bir gün daha dayansaydı kazanıyordun be Uraz, yazık oldu" dedi dudaklarını büzerek. Herkes hep bir ağızdan gülmeye başladığında Uraz daha da kasılmıştı ve yenilginin verdiği üzüntüyle fazla konuşmamayı seçip susmuştu. "Sana söyledim, benimle sakın bir daha kafa tutuşma" dedi Anıl, sessizliğini bozarak. İddiayı kazanmış olsa da yüzünde en ufacık bir mutluluk yoktu, ifadesizdi. "Nasıl yaptın ki bunu? Kız senden etkilenmiyor gibi duruyordu" "Duruyordu" Anıl bu kelimeyi bastırarak söylemişti. "Her kadın beni ister" Uraz kaybettiğine iyice ikna olduğunda düşünmeden cebindeki anahtarı çıkarıp masaya koydu. "Bizde söz sözdür, bu senin" dedi. Anıl gözlerini kısarak bir Uraz'a bir de cam masanın üzerinde duran siyah araba anahtarına baktı. "Baban bir arıza çıkarmasın" "Çıkarırsa çıkarsın abi sana ne? Ben iddia için ortaya bunu koydum. Vebali de beni ilgilendirir" Anıl anahtarı alıp ceketinin cebine koydu. "Sen bilirsin" "Ya bu iddia kesmedi beni bir tane daha yapsanıza" dedi Selin. Aslında en çok eğlenen kişi oydu ve başından beri inanılmaz bir zevk alıyordu bu durumdan. Kızı gördüğü zaman aldığı zevkin ikiye katlanacağını biliyordu fakat etrafta o kızı hiç görmemişti. Uraz imalı bir sesle, "Üzgünüm Selin ortaya koyacak başka arabam yok, alnımda enayi yazmıyor" dediğinde Selin onu es geçerek gözlerini Anıl'a dikti. "Sahi kız nerede Anıl? Normalde onun bize içki getirmesi gerekiyordu ama başka biri getirdi." "Bilmiyorum" dedi omuz silkerek. Ardından ayağa kalktı, "Benim artık gitmem gerek, Defne ile buluşacağım" Bahçe kapısına doğru çıkmak için yöneldiğinde arkadaşlarına son bir bakış attı. "Rahatınıza bakın" ♤ "Meyra açsana şu kapıyı! Sabahtan beri çalıyorum duymuyor musun?" Kulağımda yankılanan tiz bir kadın sesine eşlik eden kapının tok sesi, beni uykumdan çekip gerçek dünyaya getirmişti. Saat kaçtı? Bilmiyorum, öğlen vakti uyuduğum için algılarım bozulmuştu. "Artık kapıyı açacak mısın?" Bersu'nun sesini tekrar duyduğumda esneyerek ayağa kalktım, onunla neredeyse üç gündür hiç konuşmamıştım, haliyle beni merak etmişti. Kapıyı açar açmaz içeri girip kollarını göğsünde birleştirerek sarıya çalan kahverengi kaşlarını çattı. "Sen niye dip köşe saklanıyorsun? Aynı evde yaşıyoruz ama ben seni üç gündür görmüyorum neredeyse...bu bir şaka olmalı. Villada da senin yerine başka biri çalışmaya başlamış" "Yorgunum hepsi bu" dedim kestirip atarak. Bir an önce gitmesini istiyordum. Öyle bir haldeydim ki en yakın arkadaşımın yanımda olması bana rahatsızlık veriyordu. Yanıma yaklaşarak çenemden tuttu ve başımı yukarı kaldırdı. "Bir sorun var ve bana anlatmıyorsun" diye mırıldandı. "Yüzün solgun gözüküyor, hasta mısın?" Çenemdeki elini tutup çekerek "Yorgunum dedim hala neden uzatıyorsun" diye kızdım ona. Sesim gereksiz sert ve gür çıkmıştı. Sert çıkışım yüzünden yüzü düştü ama yine de gülümsemeye devam etti. "Şu gece kulübündeki çocuk vardı ya hani, beni yemeğe davet etti Meyra! Bir görsen nasıl da içi gidiyor bana. Her saat başı mesaj atıyor..." Bir süre daha daha o çocuğu ve yaşadığı geceyi anlattı. Yüzünde güller açıyordu ve soluksuz bir şekilde anlatmaya devam ediyordu. Dinlemiyordum onu, yine gözlerim bir noktayı seçip tüm odağını oraya veriyordu. Sonra gözüm pencereden gördüğüm görüntüye takıldı. Artık tamamen Bersu'dan kopmuş bir halde penceredeki görüntüyü izlemeye başlamıştım. O ve arkadaşları her zamanki gibi bahçede toplanmış içip sohbet ediyorlardı. Gözümü pencereye biraz daha yakınlaştırıp Anıl'a odaklandığım an gördüm yüzündeki memnuniyeti. O olaydan önce nasıl yaşıyorsa aynı şekilde devam ediyordu. Öyle dememiş miydi? Eski yaşantımız nasılsa öyle olacak diye. Ben burada kıvranırken hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi çok ağır gelmişti, nefes alamıyordum. Böyle olacağı malumatlarda belli değil miydi? Yanılmışım, fazla adaletli düşünmüşüm dünyayı. Herkes ektiğini biçmezmiş. "Meyra?" Omzuma dokunan yumuşak elini yavaşça koluma indirdi Bersu, "Sana yirmi dakikadır bir şeyler anlatıyorum ama sen gözlerin dolmuş bir şekilde pencereye bakıp duruyorsun" dedi merakla gözlerle pencereye bakarak. Kaşlarını çatarak dikkatlice dışarıyı izledi. "Neye bu kadar duygulandın anlamadım, bir şey yok ki" "Senin bir problemin var belli ki" dedi pencereyi kapatarak. "Hadi anlat. Yine abin mi bir şey yaptı?" "Abim değil, abin" "Ne?" diye sordu tiz bir sesle. Çok kısık bir sesle söylediğim için ne dediğimi anlamamıştı. Yine de bir şeylerin kötü gittiğini sezecek kadar tanıyordu beni. En yakın arkadaşımdı ve kadınlar hisli varlıklardı. "Bir şeyim yok Bersu her zamanki şeyler işte. Yoruldum, çok sıkıldım hepsi bu. Artık her şey çok ağır geliyor. O kadar bitkin hissediyorum ki Safiye Abla'ya beni yerime iki haftalığına başkasını bulmasını istedim. Sanırım dinlenmem gerekiyor" Büyük bir of çekip kendimi yatağa bıraktım. "Tabii senin gibi tek yaptığım gece kulüplerinde gezmek değil" dediğimde yüzü düşmüştü Bersu'nun. "Ben gideyim en iyisi" dedi kırıldığını hissettiren bir sesle. Ardından beni yalnız bırakarak gitmişti. Onun suçu olmadığını bile bile günlerdir ters ters konuşuyordum. Belki de savunma mekanizmamdı bu benim. Neyse ki Bersu'nun gönlünü almak kolaydı, peki benim gönlümü kim alacaktı? ◇◇◇ "Kızım ilaçlarımı getirsene" Annemin sesini diğer odadan işittiğimde uzandığım yataktan doğrularak odasının yolunu tuttum. İlaç saati gelmişti. Odasına girdiğimde ilaç dolabını açarak "Bekle anne hemen getiriyorum" dedim. Annemin ilacını kısa sürede bulduktan sonra yanı başında duran sürahiden bir bardak su doldurarak ilacı ona uzattım. Ona baktığımda durumunun stabilliğini koruduğunu fark etmem uzun sürmemişti. Daha iyiye ya da daha kötüye gitmemişti sağlığı. "Sağ ol kızım" İlacını içip yattığı yere geri uzandı. Gözlerini kapadı ve düzenli nefes alışverişlerini duymaya başladım. Sonra ilaçları yerine koymak için ilaç dolabını açtım. İlaçları yerine koyduktan sonra ne oldu bilmiyorum ama kapağı kapatmak yerine ilaç kutularını incelemeye başlamıştım. Bir sürü ilaç bana, ben onlara bakıyordum. İçimi kaplayan çaresizliği kara bir bulutun içine hapsedip götürmüştü sanki. Birkaç kutu ilaç bir insana nasıl cazip gelebilir? Bilmiyorum. Beynimde yankılanan ses al onları der gibiydi. Bazıları annemin kanser ilaçları, bazıları benim anksiyete ilaçlarımdı. Bazıları ise babamın şeker ilacı ve herkesin evinde bulunan ateş düşürücü ağrı kesici haplardı. Neye yaradıklarının bir önemi yoktu benim için. Hepsi sevgilisini görmüş bir kadın gibi cazip geliyordu. Ölüm bir çıkış kapısı mı yoksa kaçış yolu muydu? Herkes aynı hep bir ağızdan söylüyordu. 'Haydi al onları'... Bu sese karşı çıkamadığım gibi şuurumu da kaybetmiştim. Elime üç tanesini alıp yavaş yavaş avucumda biriktirmeye başladım, bir şey düşünmüyor, hiçbir şeyden korkmuyordum. Nasıl buna karar verdim, hiç mi annemi düşünmedim... Acı zihnimi uyuşturmuş ve düşünme yetimi kaybettirmişti. Hayatımın bir önemi olduğunu zannetmiyordum. Varlığımın bir değeri olmadığı gibi yokluğumun da kaybettirdiği bir şey yoktu. Ben kimim? Hiç kimse. Önemli olmayan, değersiz. Bugüne kadar dünyada iz bırakmadım hiç. Avcumda sayısını bilmediğim kadar çok ilaç birikmişti. Otuz veya kırk? Sayıların bir önemi yoktu, sadece beni öldürecek kadardılar. Kimse görmesin diye elimi yumruk yapıp annemin odasından çıktıktan sonra kendi odama girip kapıyı kilitledim. Kalbim küt küt atıyordu ve ayaklarım uçurumun kenarındaydı. "Bu kadar kolaydı işte...bir insanın canını almak bu kadar kolaydı. Beni öldüren ne bendim ne de elimdekiler. Beni öldüren oydu" Yalan yok bana ne yaptığını görmesini, pişmanlıktan delirmesini istiyordum. O beni yaşarken öldürmüştü, şimdi gerçekten öldürüyordu. "Beni öldüren oydu" "Beni öldüren oydu" ♤♤♤ Dudağını büzerek bıkkınlıkla soludu. "Uraz bok gibi içtin farkında mısın? Kusarsan seni denize atarım haberin olsun. Sakın pislik yapma" dedi Selin, Uraz yedinci kadehini kaldırmadan hemen önce. "Bana karışma" dedi yalandan sırıtarak. Hala sarhoş değildi, kafası ayıktı. Selin Uraz'ın tuttuğu kadehi hızlıca elinden aldı. "Biraz daha içersen sarhoş olacaksın. Babanın seni öldürmesini istemiyorsan bırak şunu artık!" Uraz dertli dertli Selin'e bakarak alnına birkaç kez vurdu. "Babam ağzıma sıçacak" İddiaya girdiğine pişman olmuştu ve babasının ona aldığı yeni arabanın artık Anıl'a ait olduğunu bilmek sinirlerine dokunuyordu. "Cillop gibi arabamdan oldum lan! Ben içmeyeyim de kim içsin? Babam öğrendiği anda ecelim olur kızım, affetmez beni" Uraz'ın bu haykırışı tuhaf gelmişti Selin'e. Çünkü Anıl Uraz'ın babasının problem çıkaracağını tahmin ettiği için ilk başta arabayı istememişti. Zaten baştan beri araba istediği falan yoktu Anıl'ın, derdi kendini kanıtlamaktı. Selin ,"Madem bu kadar korkuyorsun babandan o zaman Anıl arabayı istemem dediğinde eyvallah deyip anahtarı cebine koyacaktın" dediğinde Uraz "Manyak mısın kızım sen!" diye çıkıştı. "Kendimi o kadar küçük düşüreceğime babamın feriştahımı sikmesine izin veririm daha iyi" "Girmeseydin iddiaya, zorla kafana silah mı tuttular? Kendin kaşındın" Keyifli bir sesle arkasına yaslandı "Kimse Anıl'la boy ölçüşemez, aldın mı boyunun ölçüsünü?" "Ne kafa açtın be kızım...sus artık" Selin tam bir şey diyecekken görüş açısına Vedat Bey'in şoförü girmişti. "Hey! Sen bir buraya gelsene" dedi elini sallayarak. Şoförün dikkatini çekmiş olacak ki onların olduğu masaya doğru yürümeye başlamıştı. "Şoför ne alaka şimdi" dedi Uraz çakırkeyif bir şekilde sırıtarak. Selin ise Uraz'ın araba kullanamayacak kadar alkol aldığına emin olmuştu, şoföre onu evine bırakmasını rica edecekti. "Sarhoş sayılırsın, en iyisi şu çocuk bıraksın seni" Uraz itiraz etmeden başıyla onayladı. Şoför yanlarına geldiğinde Selin "Uraz'ın evinin yerini biliyor musun?" diye sordu. "Gerçi bilmesen de tarif edebilir. Henüz o kadar sarhoş değil, ya da ben sana mesaj atarım" diye devam etti. "Biliyorum efendim, daha önce iki defa Anıl Bey'i götürmüştüm. Problem değil bulurum" "Peki öyleyse" dedi Selin. Uraz'ın kolundan tutup onu arabaya bindirmek için kaldıracağı sırada Uraz tuhaf sesler çıkarmaya başlamıştı. Ağlıyor aynı zamanda gülüyor gibiydi. Sarhoş olduğu için ona aldırmamıştı, ta ki o soruyu sorana dek. Uraz birden gülmesini keserek yüzüne ciddi bir ifade takındı. "Sen şu hizmetçinin abisi miydin?" Uraz'ın sorusu Selin'i korkutmuştu. Kulağına eğilerek "Uraz...Uraz sakın bir şey söyleme" diye fısıldadı. Uraz başını Seline doğru döndürerek muzip bir şekilde gülümsedi "Eğlenceli olacak" dedi. Sonra başını şoföre doğru döndürdü "Senin kardeşin ne yaptı biliyor musun?" Selin uyarı niteliğinde Uraz'ın kolunu sıktı "Uraz sus diyorum sana...lütfen sus" "Üzgünüm Selin, giden arabamın cezasını bir yerden çıkarmam gerekiyor" diye tısladı. Selin'i umursamadan tekrar şoföre döndü ve aynı soruyu sordu "Kardeşin ne yaptı biliyor musun?" Şoför sudan çıkmış balık gibi afallamış Uraz'a bakıyordu. "Ne yapmış benim kardeşim" diye sordu merak dolu bir sesle. "H-hiç bir şey yapmadı" dedi Selin. Heyecandan dili sürçmüştü. Uraz'ın tam ayık olmayan kafası bugün bu evi yangın yerine çevirebilirdi. "Allah'ın bildiğini kuldan saklamayalım be" Uraz keyifle sırıtarak cebinden bordo rengi ağır çakmağını çıkararak bir sigara yaktı. Selin yutkunarak Uraz'a yalvarır gibi baktı "Uraz yalvarırım sus artık sus!" "Bak bunu söylersen Anıl seni gebertir-" Uraz Selin'i susturmak için sigara dumanını suratına üfleyip onun öksürük krizine girmesini sağlamıştı. Öte yandan meraklı bir şekilde onları izleyen şoför de vardı. "Söyler misiniz artık, kardeşim bir saygısızlık mı yaptı?" Selin ters bir sesle "Sen kime emin veriyorsun" diye tısladı. "Şoföre falan gerek yok sen işine dönebilirsin. Uraz'ı ben bırakacağım" Uraz'ı susturamayacağını anlayınca çareyi şoförü uzaklaştırmakta bulmuştu. "Senin kardeşin var ya" Yüzünde her zamanki sırıtışı vardı, kolunu Selin'den kurtararak dudaklarını yaladı. "Anıl'la yattı" Selin iki elini yüzünde buluşturup 'Şimdi bittik' der gibi tüm yüzünü kapattı. Şoför ise donup kalmış, duyduğu şeyleri sindirmekle meşguldü. İlk başta put gibi hareketsiz duran şoför bir anda Uraz'ın yakasına yapışarak "Sen ne dediğinin farkında mısın lan! Alkolik puşt!" diye bağırdı. Saygı falan kalmamıştı. Gerçi Uraz öyle bir laf etmişti ki şoförün bunu yapmasını haklı çıkartmıştı. Şoförün sinirden kızaran yüzü Uraz'ın daha da keyiflenmesini sağlamıştı. "Dostum bana niye kızıyorsun? Seni uyarmak istedim" dedi yılışık bir tavırla. Gülüşündeki yapmacıklık karşısında sinirden köpüren adamı daha da delirtiyordu. Bu şoförü daha da sinirlendirmişti. Uraz'ın yakasını daha sıkı kavradı. "Kim olduğuna bakmam ağzını yüzünü dağıtırım lan anladın mı beni!" "Bana inanıyorsan kardeşine sor" ♧♧♧ Beni anlatan bir veda mektubu bırakmak için çok mu geç kaldım? Bu benim hayatımın son dakikalarıydı. Son kez gözlerim bir şeyleri görüyordu, son kez nefes alıyordum, son kez düşünüyordum, son kez acı çekiyordum. Midem ilaçlardan dolayı bulanıyordu, kolumu bile kaldıramayacak kadar gücüm tükenmişti. Son kez görmek, son kez odamın o nefret ettiğim rutubetli kokusunu almak...hepsi buruk bir acı bıraktı içimde. Gram pişman değildim bu durumdan, aksine birazdan bilincimin kaybolacağını bildiğim için gerçeklikten uzaklaşmayı dört gözle bekliyordum. Yatağın içinde ilaç şişeleriyle beraber cenin pozisyonu almıştım. Bir iki üç dört...ne zaman karanlığa karışacağım? "Nerede lan o kız!" "Oğlum bir sakin ol n'olursun" Abimin ve annemin seslerini kapının ardında duyabiliyordum ama kulağıma sadece bir uğultu gibi geliyordu. Abim bağırarak küfürler ediyor, kapıyı kırmak istercesine vuruyordu. Sonra annemin ağlayarak feryat figan onu durdurmaya çalışması...hepsini duyuyordum gözlerim kararıncaya dek. Kapı açıldı ve duyduğum son şey annemin çığlığıydı. Sonrası karanlık. ♤♡◇♧
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD