Gecenin Günahı +18

3862 Words
Öncelikle bu bölümde +18 yetişkin sahneler vardır. Rahatsız olacak okuyucularım veya yaşı küçük okuyucularım için bu uyarıyı koyuyorum. Keyifli okumalar... ♤♡◇♧ Yaşarken ölmek diye bir deyim vardır, bazı insanlar yaşarken ölür. Kimse yaşadıklarını arkasında bırakıp gidemez, dünyanın neresine giderseniz gidin onlar sizinle birlikte gelecektir. Kimse yaşattıklarından kaçamaz, dünyanın neresine kaçarsanız kaçın onlar sizi kovalayacaktır. Bunu yaptıktan sonra bedenimden, benliğimden nefret edecek miyim? Bu bir muamma. Vazgeçmek gibi bir niyetim yok. Her şeyi hesap ettim ben, her şeyi. Eğer Anıl'ın benden istediğini yapmazsam başıma geleceklerin altında ezilmeyecek güce sahip değilim. Yaparsam bunu kaldıracak psikolojiye sahip de değilim. Bana tek bir gece demişti. Tek bir gece olacak ve bitecek, sonra ikimiz de hatırlamayacağız. Gereksiz tabulara yer yok, hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğiz hayatlarımıza. Böyle demişti. Bana önceden nasıl davranıyorsa öyle davranacakmış, ne eksik ne de fazla. Bir geceye anlam yüklemeye gerek yokmuş çünkü ertesi gün unutacakmışız. Ben bu geceyi hayatım boyunca unutamazdım ki...Ben bu gece yaşayacağım şeyi arkamda bırakıp gidemezdim, o da bana yaşatacağı acıyı yok sayamazdı. O kendisinin yara almayacağını düşünüyordu ama hayır, o da benim gibi yaralanacaktı. Günahını bana bulaştırdığında temizlenecek miydi? O temize çıkamayacak kadar günaha batmıştı. "Kullanıp atacak beni" dedim son derece duygusuz bir sesle. Bunu bana neden yaptığını artık bilmek de istemiyordum. Yarım aklım düşünce yetisini kaybetmiş, saniyeleri saatler gibi yaşıyordu. Neden diye sormuyordum artık, sadece sonuca odaklanmış biz vaziyette bu geceden sonra nasıl yaşayacağımı düşünüyorum. İçim dışım kor bir ateşte eriyordu sanki. Yanıyordum ama ne zaman kül olacağım? Ne zaman bu acı bitecek bilmiyorum. Sadece yanıyorum, ne zaman küllerim bir oraya bir buraya savrulacak? Bilmiyorum, galiba bu acının bir sonu yok. Bana demişti ki tek bir gece, sokağa atılmak istemiyorsan tek bir gece. Birine muhtaç olmak, eğer o kişi sizi suistimal ediyorsa başınıza gelecek en kötü şeylerden biridir. Ben ona muhtaçtım ve ne isterse yapmaya hazır olduğumun da farkındaydım. İçinde bulunduğum durum beni buna itiyordu. Buğulu, yarı açık yarı kapalı gözlerimden akan damlaların suyla birlikte beyaz zemine düşüşünü izledim. Ağladığımı çok güzel gizliyorlardı. O damlalara bakarken anladım neyden korktuğumu, bu damlaların neden düştüğünü. Ne ilk geceden ne de bekaretimin gitmesinden, ben kullanılıp ertesi gün atılmaktan korkuyordum aslında. Bir daha bedenimi değerli bulamamaktan korkuyordum. Güvendiğim birinden yediğim darbenin bende yarattığı dayanılmaz sancısı çok ağır, zira ondan bunu beklemezdim. Hatırlıyorum da ona küçükken kollarım acıyana kadar sarılıp 'Seni kendi abimden bile çok seviyorum' demiştim. Bana çok güzel öğretmişti kimseye güvenmemem gerektiğini, babama bile. Yalan mıydı? Eğer arkamda bir ailem olsaydı bunlar olmazdı. Tanıdığımı sandığım bir yabancının sevgisine de evine de muhtaç olmazdım. Yaşadığım bu olaylar silsilesinin ardından tutunacak bir dalım olurdu. Anıl da biliyordu kimseye bir şey söylemeyecek kadar çaresiz olduğumu. Bundan cesaret alarak bana istediğini yaptırabileceğini anlamıştı. Kaç dakikadır duştayım bilmiyorum, sıcak su beni o kadar mayıştırmıştı ki elimi kolumu kaldıracak halim kalmamıştı. Parmak uçlarım büzüşmüş, tenim kıpkırmızı olmuştu. Hiçbir iş yapmadan dünyanın işini yapmış kadar yorulmuştum, sanki tüm dünya benim omuzlarımdaymış gibi. Her kadın ilk birlikteliğinin özel olmasını ister, bir klasiktir bu. Ben de bu kadınlardan bir tanesiydim. Hem sevdiğim adamla, istediğimiz zamanda ve mekanda olsun istemişimdir. Bir gün daha on dokuz yaşında çocukluktan yeni çıkmışken yaşayacağım ilk birlikteliğin Anıl'la olacağını söyleseydiler, benimle kafa mı buluyorsunuz der güler geçerdim. Şimdi onun için hazırlanmak çok tuhaf. Bedenimin bekaretini kaybetmekten korkmazdım, şimdi de korkmuyorum. Sadece üzülüyorum...benim korktuğum tek şey ruhumun bekaretini kaybetmesiydi. Ben eski ben olamayacağımı bile bile. Bir daha eskisi gibi gülemeyeceğimi bile bile. Saatlerdir akan suyu bir anda kestim. Artık suyun altında kalmak istemiyordum. Havluyu bedenime sarıp dışarıya çıktım. Sıcak suyun kırmızıya boyadığı beyaz tenim, dışarı çıktığımda soğuk havanın nüfuz etmesiyle titremişti. Hem korkudan, hem de soğuktan Banyodan çıktığımda tülün çekili olduğu pencereden dışarıyı izlemeye başlamıştım. Hava iyice kararmıştı, suyun altında saatlerdir durmamdan dolayı zaman algımı çoktan yitirmiş, karanlık havayı hayretle izliyordum. Perdeyi çektikten sonra üzerimdeki havluyla kendimi iyice kuruttum. Bir süre sonra iyice kurulandığıma kanaat getirerek havluyu yatağa bıraktım. Çekmeceden aldığım iç çamaşırlarını giyindikten sonra tam pijamalarımı giyecekken onun söyledikleri aklıma gelmişti. Bu geceye uygun giyinmemi söylemişti. "Benim öyle bir kıyafetim yok ki" dedim kendi dolabıma bakarak. Genelde pijama ya da şort ve tişörtle yatardım. Gecelik ve benzeri hiçbir kıyafetin dolabımda yeri yoktu. Evde kimsenin olmadığını bildiğim için iç çamaşırlarımla odadan çıkarak Bersu'nun odasına doğru yürüdüm. İçeri girdikten sonra tereddütle kıyafet dolabını açtığımda alttaki çekmecelerde bir sürü gecelik karşımda duruyordu. Düşünmeden aldım birini, yüzüne bile bakmadım. Sadece beyaz olduğunu görmüştüm ve elim istemsizce ona gitmişti. Sonra bu beyazlık rahatsız etti beni, ateşi tutmuş gibi bıraktım. Sonra günahımızı saklayacağını düşündüğüm bir renk aldım elime, siyahı. Ardından hızlıca odadan çıktım. ♧ Zaman daraldıkça yaşadığım anksiyete krizlerinin etkisi daha da artıyordu. Bir taraftan hemen olsun bitsin istiyordum, diğer taraftan o zaman hiç gelmesin. Artık sadece akreple yelkovanın izini sürüyordum. Bir zaman sonra akrebin bir önemi kalmamış, bir saatten az bir zaman kalmıştı. Sonra yelkovanla bir oldum, her dakikayı bir gün gibi yaşayarak. Üzerime geçirdiğim gecelikle bir saattir çıt çıkarmadan oturdum bir köşede. Aynada kendime bakmaya bile tenezzül etmemiştim. Kucağımda birleştirdiğim ellerimin hiç dinmeyen bir ıslaklığı vardı. Geceliğin elimi koyduğum tarafı su tutmuşum gibi ıslanmıştı. Sağ gözümden düşen bir damla yaşın sol göğsümde yeşermesi gibi. Sürekli nefes darlığı çekiyordum bugün. Nefes almak benim için hiç bu kadar zor olmamıştı. Görünmeyen eller tarafından boğuluyor gibiydim ve zamanın geldiğini fark ettiğimde o eller gırtlağımı sıkmaya başlamıştı. Saat on bire neredeyse gelmiş sayılırdı. Yelkovan tepeye yaklaştıkça karnımdaki yumru büyüyordu. Sonra en tepeye çıktı ve gözlerimi sıkıca yummama sebep oldu. Yavaşça yataktan kalkıp son kez ellerimi geceliğe sildim. Rahatlamayı denemedim bile, fayda etmeyeceğini biliyordum. Ne müzik dinlemek ne dışarı çıkıp hava almak ne de kitap okumak...şuanda hiçbiri işe yaramazdı. Sadece ölü misali yürüdüm koridorun ortasında. Adımlarım beni iki ileri bir geri götürdüğü anda artık ağlayamadığımı fark ettim. Kendimi aynada göremesem bile oldukça donuk bir yüz ifademin olduğunu kestirebiliyordum. Odasının önüne geldiğimde son kez terleyen ellerimi saten kumaşa silip korkudan titreyen bacaklarımı kontrol etmeye çalıştım. Gözlerimi anlık bir şekilde yumup geri açtığımda artık düşünmek istemediğimi fark etmiştim. O kadar çok düşünmüştüm ki beynimdeki düşünceler akışkan bir hal almıştı, bu yüzden harekete geçtim. Kapıyı yavaşça araladığımda görüş açımda Anıl'ı görmeyi beklemiştim ama yoktu. Belki de vazgeçmiştir. Gerçekten vazgeçmiş olabilir miydi? Belki eski Anıl olmuştur ve insafa gelmiştir. O da anlamıştır bunun ikimize de zarar vereceğini, son düzlükte vazgeçmiştir. Olamaz mıydı? Gidip yatağına oturduğumda tanrıdan tek dileğim bu olmuştu. Ta ki bir ses işitene kadar. İçimde bir dakikalığına yeşeren umut, kapının açılmasıyla uçup gitti. Gelmişti. Kapıyı sertçe kapatıp anahtarı birkaç kez çevirerek kilitledi, kapının kapanma sesi kulaklarımda yankılandığı an mevcut korkum iki katına çıktı ve olduğum yerde sıçradım. Kapının önünde durmuş öylece beni izliyordu. Gözlerinin içine bakmak istedim ama içimdeki utanç duygusu bunu yapmama engel olmuştu. Ben bu halde deli gibi utanırken o bana yaptıklarından hiç mi utanmıyordu? Sanmıyorum. "Uzan" dedi odanın diğer ucuna yürüyerek. Dediğini ikiletmeden yapıp sırtımı çarşafın soğuk kumaşına bıraktım. Ellerimi karnımın üzerine birleştirerek derin derin nefesler almaya başladım. Anksiyetem olacak en üst seviyesinde, nirvanasındaydı. Yatağa doğru yaklaşıp yanı başıma oturdu. Bacaklarımın sürekli titrediğini, nefesimin daraldığını o da fark etmişti. "Çok fazla titriyorsun Meyra" dedi bacaklarıma inanamayan gözlerle bakarak. Bakışlarında anlık bir pişmanlık görmüştüm sanki, acıyan bir tarafı vardı bana karşı. Bedenime bakarken çenesi kaskatı kesildi ve boynundaki damarlar iyice belirginleşti. Bu halde olmam onun da hoşuna gitmediği belliydi. Hoş, kimse birazdan sevişeceği kadının bu halde olmasını istemezdi. Beni incelemeyi bırakıp üzerime doğru eğildiğinde ellerimi acıtacak kadar sıkı bir şekilde çarşafı sıkmaya başladım. Şuanda duyduğu tek şey benim düzensiz ve kesik nefes alış verişlerim, gördüğü tek şey ise titreyen bedenimdi. "Bu halde olmaz" dedi elini yanağıma koyup hafifçe okşayarak. "Gözlerime bak" Sesi öyle şefkatli çıkıyordu ki bu halde olduğum için bana acıdığından mı yoksa beni gerçekten rahatlamak istediğinden mi kestiremiyordum. Fark etmeden kapattığım gözlerimi onun talimatıyla açtım. "B-ben rahatlayamıyorum...çok denedim ama olmadı" Kısık ve güçsüz çıkan sesim sona doğru harfleri yuttu ve tamamen kesildi. Yanağımdaki elini birkaç kez hareket ettirerek "Sana sen istemeden, zorla dokunacak değilim ama istiyorsun. Gözlerindeki ateşi görebiliyorum. Sadece korkuyorsun, ailenden korkuyorsun, onların deyimiyle kirlenmekten korkuyorsun. " dedi. Bana hiç olmadığı kadar yumuşak davranıyordu. "B-ben...istemiyorum...bir daha ailemin yüzüne bakamam lütfen!" titreyen dudaklarımı birbirine bastırdığımda duygu yoğunluğuyla yanağımdan bir yaş süzülmüş, onun yanağımdaki eline dökülmüştü. Derince iç çekti. "Sana istediğini göstereceğim" dedi boğuk bir sesle. "Dur dersen duracağım, anlaştık mı?" Başımı olumlu anlamda salladım, dur dediğimde duracak olması beni biraz olsun rahatlatmıştı ama hala içimdeki korkuyu yenemiyordum, Anıl da bunu fark etmişti. "Bak güzelim canını hiç yakmayacağım, sakin ol. Beni tanımıyormuş gibi davranıyorsun" dedi. Ben zaten onu tanımıyordum ki, yaptığı şeyin kişiliğine kadar ters olduğunun farkında mıydı? "Seni zaten tanımıyorum ki ben, hiç tanımamışım" Duraksadı, "Ben tam olarak buyum" dedi gözlerini benden kaçırarak. Öyle bir tavrı vardı ki, sanki bir şeyleri zorla yapıyormuş gibiydi. "Neden yapıyoruz bunu!" Çatallaşmış sesim haykırır gibi çıkmıştı. "Bak" dedim elimi şakaklarına dokundurarak "Sen de istemiyorsun işte...görüyorum Anıl, sen de istemiyorsun. Neden zorluyorsun?" Ellerimi şakaklarından ayırıp elini yalvarırcasına tuttum. "Vazgeçelim ikimiz de yanarız. Sana yemin ederim şu ana kadar yaşanan her şeyi unuturum. Yeter ki vazgeçtim de.." Başını biçimli ellerinin arasına alarak öfkeyle soludu. Düşünüyordu. Kendini sıktığını gördüm, sarı saçlarını diplerinden kopartacak kadar şiddetli çekiştirdiğini de. Çehresindeki kararsızlığı gördüm. Bu halime üzülmüş gibiydi, gerçi ben bu halde kalmaya devam edersem benden istediğini alması mümkün değildi. "Git" dedi yüzüme bakmadan sert bir sesle. Sadece git. O an umutsuzlukla kapanan gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Bana git mi demişti? Daha otuz saniye geçmeden "Ya da gitme" dediğinde mutlulukla kıvrılan dudaklarım hızla soldu. "Benimle dalga mı geçiyorsun Anıl! Biz ne yapıyoruz!" Bir çığlık misali çıkan sesim boş villanın içinde yankılanıp kesilmişti. Bu nasıl bir oyundu? Artık ne hissedeceğimi bile şaşırmış vaziyetteydim. Bana umut verip geri çekilmesi daha da yüksekten çakılmama sebep olmuştu. "Bu çok saçma" Başımı sağa sola salladım. "Her şey o kadar saçma ki, sen neden buradasın ben nereden buradayım anlayamıyorum...ben sana daha düne kadar abi diyordum...bunun farkında mısın?" "Aptalca" dedi buz gibi bir sesle. "Ateş ve baruttan ne arkadaş olur ne de kardeş. Aramızdaki cinsel çekim tam olarak bu" Başımı iki elinin arasına aldı, "Bu ilkin olacak değil mi? Bakiresin" diye sorduğunda başımı sallamakla yetindim. Cevabını bildiği bir soruyu sormuştu bana. Değil bakireliğimi kaybetmek, bir erkekle el ele tutuşmadığımı bilecek kadar tanıyordu beni. "Bunu tahmin etmek kolaydı" dedi titreyen bacaklarımı çekip beni kucağına alarak. "Tam olarak bundan korkuyorsun, siktiri boktan bekaret tabusuyla namusunun gideceğini zannediyorsun" "Öyle olmayacak mı..." dedim kucağında titreyerek. "Olmayacak" dedi. "Birbirimizin tadına bakacağız, bu kimseyi ilgilendirmez" Masada duran içki kadehini eline aldı. Kadehi doldurarak bana uzattı. "İç" diye emretti. Bir ona, bir de dolu içki kadehine bakıyordum. "Ben hayatımda hiç içmedim" diye mırıldandığımda "Üzerindeki korku ve utangaçlığı atmak için içmelisin" dedi. "Sarhoş olmak istemiyorum" "Olmayacaksın" "Ama-" "Olmayacaksın" dedi bu sefer daha sert söyleyerek. "İki kadehle kimse sarhoş olmaz, rahatlayacaksın, biraz çakırkeyif olacaksın hepsi bu" Bana uzattığı kadehi tereddütle tuttum. "İçeceğim" dedim ona bakarak. "Dediğin her şeyi yaptım, yapacağım da. Eğer istemeyip dur dersem beni bırakacaksın ve bu olayların hiçbiri yaşanmamış gibi devam edeceğiz" İçkinin acı tadı boğazımı yakarken sertçe yutkundum. Terleyen ellerim kadehte buğulu izler bırakmıştı. "Rızan olmadan devam edecek değilim" dedi net bir sesle. "Senin de istediğini göstermek için bir yerden başlamam gerekiyor, bil ki dur demeyeceksin" "İstemediğim her halimden belli değil mi" dedim sinirle soluyarak Anıl ise az önce dediklerini tekrarlamakla yetinmişti. "Sadece namus kavramından korkuyorsun ve bu saçma" "Ben bilmiyorum" dedim burnumu çekerek. "Neyi" diye sordu. Utanarak "Sevişmeyi" dedim. "Sadece bana itaat edeceksin" dedi duygusuzca. Sustum. İlk kadehi zoraki bitirdiğimde ikinci kadehi de benim için doldurdu, içtikçe içim sıcak olmuştu. "İki kadeh içmem gerekiyor...değil mi?" diye sorduğumda başını salladı. Sarhoşluk namına bir belirti yoktu, kendimdeydim. Dediği gibi iki kadehle sarhoş olmam imkansızdı. Kontrolümü kaybetmeden gitmek, ve bugünü unutana kadar odamdan çıkmak istemiyordum. Belki on dakika, belki on beş dakika göğsüne yatırdı beni. Hiç konuşmadı, sadece saçlarımı okşadı. Ben de içmeye devam ettim. İçtikçe gevşemiş, rahatlamıştım sanki. Nefes alışverişlerimin düzeldiğini, bacaklarımın artık eskisi gibi titremediğini fark ettiği anda yavaşça kaldırdı beni göğsünden. Tekrar beni yatağa yatırıp üzerime kapandı. "Başlamamız gerek" dedi yüzüme yapışan saçları geriye doğru atarak. Bakışları önce gözlerimdeyken bir süre sonra dudaklarıma kaymıştı. Bana daha da yaklaşıp aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi, daha ne olduğunu anlamadan ellerini yatağın iki yanına koyarak beni kendine hapsedip dudağıma kapanmıştı. Kalbim sadece bedenime değil, tüm dünyaya kan pompalıyordu. İlk öpücüğümün gittiği andı bu. İlk kez bir erkek beni öpüyordu, çok duygusuzdu, çok basitti. Hayatımda ilk kez yaşadığım halde böyle olmaması gerektiğini biliyordum, tecrübesizdim ama duygularım vardı. Beni öperken sanki midesi bulanıyor gibiydi, en ufacık bir tutku bile yoktu. Benim aksime oldukça sakindi, bu ona verilen bir görevmiş gibi davranıyordu. Kısa sürede üzerimden çekildiğinde şaşkınlıkla gözlerimi araladım. Yüzünü ekşitmişti, dedim ya bana dokunurken bir çeşit tiksinti hissediyordu. Sonra kendini toparlayıp tekrar dudağıma kapandı. Bu sefer daha sert, daha tutkulu öptü beni. Kapalı olan dudaklarımı açmak için yumuşak başlayan öpüşleri yerini hoyrat olanlara bıraktı. "Saçma sapan bir ilk gece geçirmek istemiyorsan aç şunları" dedi boğuk bir sesle dudaklarımı kastederek. Mühür gibi kilitli dudaklarımı onun talimatıyla açtığım anda dili ağzımı istila etmeye başlamıştı. Dili benim dilimle buluştuğunda ise sıktığım çarşafı sanki dahası mümkünmüş gibi daha çok sıktım. Bu yaşadıklarım kesinlikle daha önce tatmadığım bir şeydi. O beni ciddi ciddi öpüyordu. "Anıl..." dudaklarımı ondan zoraki ayırıp ismini zikrettiğimde "Karşılık ver" dedi boğuk bir sesle. Ne yapacağımı bilemez halde acemice karşılık vermeye çalıştım. Alt dudağımı dişlerinin arasına alıp emmeye başladığında ise benliğim mantığımın dışına çıkmıştı. Ben ne yaşıyordum böyle? Dudaklarımdan ayrıldığında uzun süredir nefes almayan ciğerlerim hızlı hızlı çekti havayı içine. Lakin ben daha doğru düzgün nefes bile alamadan bu sefer çenemden başlayarak boynuma doğru bir yol çizip sıcak dudaklarını gezdirmeye başladı. Dişleri tenimde gezinirken tüm vücudumun irkildiğini hissettim. Şuan her şeyin ilkini bana o yaşatıyordu ve durmaya da niyeti yoktu. Öyle ki şuan yaşattığı anlık heyecan, anksiyetenin de etkisiyle belli bir süre bütün gerçekliği bana unutturmuş, kendimi ona teslim etmemi sağlamıştı. Dudakları boynumdayken önce nazik öpücüklerle beni mayıştırmış, sonra boynuma dişlerini canımı çok acıtmayacak şekilde geçirip ısırmaya başlamıştı. O anki acıyla ağzımdan çıkan inleme, canımın az da olsa yandığını gösteriyordu. Bütün boynumda morartıcı izler bıraktıktan sonra boynumdan ayrılıp geceliğimin askılarından tuttu ve aşağı doğru çekti. Birkaç hamlede geceliği tamamen çıkardığında önünde sadece iç çamaşırlarıyla durmanın utancını yaşayamadan elleri sutyenimin kopçasına doğru gitti. Sırtımda hissettiğim soğuklukla bir kez daha irkildim. Dudaklarının aksine buz gibi elleri vardı. Küçüklüğünden beri kansızlıktan soğuk olan ellerini sırtımda birkaç gezdirdi, bana uyarı veriyor gibiydi. "Harikasın güzelim, itaat edersen güzel bir ilk gece geçireceksin" dedi sutyenimi çıkarıp yere atarak. Ani bir refleksle kollarımla çıplak göğüslerimi kapattım, bunu o an daha ileri gitmenin beni korkutmasından dolayı yapmıştım ama yaptığım şey Anıl'ın hiç hoşuna gitmemişti. "Ne yaptığını sanıyorsun" "U-utanıyorum" "Meyra" dedi soğukkanlı bir şekilde. Onun bir şey yapmasını beklemeden kollarımı göğüslerimin üzerinden çektim. Gözleri artık çıplak ve savunmasız kalan oraya kaydığında ise sağ göğsüme yaklaşıp belli belirsiz dudağını değdirdi. Hissedemeyeceğim kadar ufak bir dokunuştu bu, karıncalanma gibiydi. Sonra başını iyice göğsüme gömüp az öncekinden daha tehlikeli bir şekilde kazıdı tenime ismini. Dudaklarını mahrem yerlerimde gezdirirken bıçak sırtında göğsümdeki sıcaklığa kaptırdım kendimi. Ne haldeyim, nasıl görünüyorum bilmiyorum. Tek bildiğim şey göğüs kafesimi parçalayacak gibi atan kalbimi bu kadar yakındayken duyabildiğiydi. Onun yaptığı her hareket o kadar profesyoneldi ki, benim gibi afallayıp durmuyordu. Sağ göğüs ucumu dişleriyle çekiştirip diğer eliyle sol göğsümü sertçe sıktığında bedenimde gezinen ilkel bir duygu en sonunda beni esir almıştı. Baştan sonra kadar ona itaat ettim, hiç karşı çıkmadım. En sonunda sağ göğsümden ayrılıp sol göğsümü ağzına alıp emmeye başladı. O bunu yaparken kasıklarımdaki amansız sızı, alkolün etkisiyle korkularımın gidip o ilkel sızıya odaklanmamı sağlamıştı. Nasıl oluyordu bu? Bu amansız sızı da neyin nesiydi? Neden o bana dokundukça şiddeti artıyordu? Bilinmezlikler içinde o ilkel duygunun esiri olmaya devam ediyordum. Göğüslerimden ayrılıp dudaklarını bedenimden aşağı sürtmeye başlamıştı. Karnımda birbirinden farklı büyüklükte daireler çiziyordu ve gezdiği her yeri yangın yerine çeviriyordu. Çok uzun sürmemişti karnımdaki mesaisi, bir süre yavaşça karnımda dudaklarını gezdirdikten sonra boştan kalan elleri iç çamaşırıma gitti. Zaten tek o kalmıştı beni karşısında çırılçıplak yapmayan. Ufak bir kumaş parçasıydı ama onu çıkardığı zaman tamamen önünde çıplak kalacaktım. Yavaşça hareket ettirdiği soğuk parmaklarını iç çamaşırımın üzerine getirip nefesini en mahrem yerime üflemişti. "Anıl.." Ağzımdan istemsizce adıyla başını yukarı kaldırıp bakışlarını yüzüme sabitledi. "Bundan sonrası seni korkutmasın" dedi boğuk bir sesle. Ağlamaklı bir sesle "Hala utanıyorum" dediğimde ise kolunu yukarı doğru uzatıp ışığı kapattı. "Utanma" dedi. Işığın az olmasının beni rahatlatacağını düşünmüştü, sadece pencereden gelen kısık ışıkla seçebiliyordum yüzünü. Sonra parmaklarını iç çamaşırımın üzerinde gezdirmeyi bırakıp içine soktu. Kadınlığımda ilk kez yabancı birinin dokunuşlarını o anda hissetmiştim ve kıyısında olduğum uçurumdan beni aşağı itmişti. "Çok kasılıyorsun" dedi, iç çamaşırımı yavaşça aşağı indirerek. Sona doğru yaklaştığımızı anladığım için kendimi o kadar kasıyordum ki bunun ilk gece için hiç iyi olmadığının da farkındaydım ama elimde değildi. Elleriyle kadınlığımı kavrayıp sıkmaya başladığında yaşadığım duygu patlamasıyla ellerimi saçlarıma daldırıp olağanca güçle çektim, bir acı hissetmemiştim. Ellerime dolan saç telleri, sızlayan başım bile yaşadığım anı bir saniye unutturamıyordu. Parmakları hala en mahrem yerimdeydi ve her dokunuşu beni titretiyordu. Düzene girmeyen nefes alışverişlerim odadaki en baskın sesti. Şu anda avcunun içindeydim ve kasıklarımdaki o ilkel sızı iyice baş göstermişti. Parmaklarıyla kadınlığıma baskılar uygularken artık kasıklarımdaki sızı şiddetini son hızla arttırmış, kadınlığımın tıpkı bir kalp gibi atmasını sağlamıştı. O da bunu hissediyor muydu? Avcunun içindeki şeyin kalp gibi attığını fark ediyor muydu? Elleri kadınlığımdayken başını yukarı kaldırdı ve boynuma yöneldi. "Deli gibi kasılıyorsun" dedi. Parmaklarıyla yaptığı baskıyı arttırdığında ise en yükseğe çıkmış ve yere çakılmıştım. "Benim için ıslanıyorsun aynı zamanda" dedi tuhaf ama duygusuz bir sesle. Kadınlığımda anlam veremediğim ıslaklıkla kendimi kaybetmiştim. "...Kötü bir şey mi yaptım ben..." dedim korkuyla. "Sikeyim çok masumsun" dedi birkaç küfür savurarak. "Hayır, bu benimle sevişmeye devam etmek istediğini gösteriyor" dediğinde dehşete kapılmış, sonda olduğumuzu fark etmiştim. Belki de alkolün etkisiyle cesaretim artmış, günahı sevabı yok saymıştım. Ben ... ben dur dememiş, ana kaptırmıştım kendimi. İçimdeki doyumsuz şeytan onun kollarındaydı. Sonra artık parmaklarını kadınlığımda hissetmemeye başladım. Anıl'ın temasını benden kesmiş olması, anlık boşluğa düşmemi sağlamıştı. Artık tenini tenimden tamamen ayırmış, bedenimi izliyordu. "Dur demeyeceğini biliyordum" dedi. Hiçbir duygu yoktu simasında. En baştaki gibiydi, bir görevmiş gibi başlamıştı ve bir görevmiş gibi bitiriyordu. Ben alevler içinde kıvranırken o robot gibiydi, ona verilen görevi tamamlamak için yazılan bir program gibi boş bakıyordu gözlerime. Üzerimdeki yerini aldığında artık dönülemeyecek bir yoldaydım. "Canın yanabilir" Beni baştan aşağı soymasına karşın kendisi giyinikti. Üzerimden ayrılıp üzerindeki kıyafetleri nazik olmayacak bir biçimde çıkarıp odanın bir taraflarına fırlattı ve tekrar üzerime eğildi. Erkekliği, çıplak kadınlığıma değdiğinde altımdaki çarşafı parmaklarım acıyana kadar sıkmış, belimi yay gibi kavislenmesini sağlamıştım. Göğüslerim onun çıplak ve sert gövdesine yapışmıştı ve göğüs kafesim anın heyecanıyla inip kalkarken onunla göz göze gelmiştim ilk kez. Önce erkekliğini kadınlığıma birkaç kez sürterek yutkunmamı sağlamış, gözlerini benden ayırmamıştı. "İlk başta canın yanacak ama geçecek zamanla, korkma. Canının yanmaması için olabildiğince yumuşak davranacağım" Erkekliğini birkaç kez daha kadınlığıma sürtmüş, sonra yavaşça içimdeki yerini almıştı. Ağzımdan çıkan çığlık ise tahmin edilebilir olduğundan onu korkutmamıştı. "Anıl...canım yanıyor!" "Yapma böyle...işleri zorlaştırıyorsun" dedi. "Daha yarısı bile içinde değil, şu yüzünün haline bak" Acıyla altında kıvranırken "Acıyor.." diyebilmiştim gözlerimi kırpıştırarak. Yavaş yavaş tüm erkekliğini içime ittirirken acıdan gözlerimden yaşlar geliyor ve acı dolu iniltilerim odayı kaplıyordu. "Ah!..çok yaktın canımı..dayanamıyorum!" Ben onun altında acıyla kesik kesik inlerken o ise içimde hareketsizce duruyordu. "Zaten oldukça darsın, bir de kendini sıktığın zaman iyice canın yanıyor" dedi dişlerini sıkarak. "Hadi aç bacaklarını" dedi. Acımın geçeceğini umit ederek dediğini yapıp bacaklarımı iyice açtım. Gözlerimden yaşlar akarken "Acıyor.." diyebildim zorlukla "Şşş...geçecek" dedi içimde gelgitler yapmaya başlayarak. Kendimi kasmadan acıyla inlemeye devam etmiş, altımdaki çarşafı daha da sıkmıştım. İçimdeki doluluk hissiyle tarif edilemez bir acı yaşıyordum. O da benim kasıldığımı fark etmişti "O kadar kasıyorsun ki kendini, acın geçmiyor" dedi. Dediği gibi acı zamanla biraz azalmıştı ama hala acımaya devam ediyordu. Ben de öyle. Dokunduğu her yer günaha bulanmıştı, o zaten günahkardı, beni de kendi cehennemine çekmişti. Artık mühürlenmiş, masumluk sıfatını kaybetmiştim. Pisliktim ben, çamuru bulayan pislik, beyazın içindeki siyah leke, düzeni bozan, taarumara uğramış ve bir daha masumlukla anılmayacaktım. Hani canımı yakmayacaktı? ♤ Suyun altında yok olup gitmek istiyorum. Önce bacak aramdaki ağrılı sancıyla kasıklarımı tutuyorum, sonra bacak aramdaki kanın suyla birlikte karışıp gidere doğru giderek kaybolmasını izliyorum. Bedenimi ona sunduğumda kendi benliğime ihanet ediyormuşum gibi, bir daha ailemin yüzüne bakamayacakmışım gibi. Bir daha kendimi sevmeyecekmişim gibi. Çok canım yanmıştı ve beklediğim gibi de olmuştu her şey. Kendimi çok kastığım için çok fazla ağrı çekmiştim ve çok kan akmıştı. Beklemediğim şey ise ona 'Dur' diyemememdi. Tanrı beni kahretsin ki dur diyememiş, kendimi ona teslim etmiştim. Hem suçluluk duygusuyla kendimi fazla kasıp kanın fazla akmasına neden olacak kadar korkuya kapılıp, hem de dur diyemeyecek kadar günahın cazibesine kapılmıştım. Zinakardım. Pisliktim ben, yok olması gereken bir pislik. Sonra o yataktan nasıl kalktığımı, nasıl bu duşa girebildiğimi ben de bilmiyorum. Tek istediğim kendimi yıkamaktı. Her yerimi yıkadım ben de, her yerimi zımparalar gibi keseledim. Alnımdan ayak uçlarıma kadar, kızarana kadar keselemeyi bırakmadım. Bazı yerlerimi derisi çıkana kadar yapmaya devam ettim. "Ailemin yüzüne bakamam artık...kesin anlayacaklar" Bacaklarımı kendime çekip hızla keselemeye başladım. "Herkes anlayacak, herkes bilecek" dedim sanki kendimi daha sert keselersem günahın izleri silinecekmiş gibi. "Günahımı herkes görecek" Keseyi bıraktıktan sonra suyun altına girip iyice durulanmaya başladım. Saç diplerime bütün şampuanı dökerek yıkamaya başladım. "Meyra?" Saçlarımı yıkarken topuklu ayakkabıların tok sesini dışardan duydum. İlk başta ses vermedim, gitmesini istedim Bersu'nun. O ise gitmek yerine bir kez daha bana seslendi. "Duştaki sen değil misin bebeğim, neden ses vermiyorsun?" diye sordu endişeli bir sesle. "Benim, buradayım" "Sesin niye böyle geliyor, tuhaf. Yoksa hasta mısın?" "Hayır iyiyim ben, şimdi çıkıyorum" Suyu tamamen kapattım. Duşa kabinden çıkarken aynada gözüm kızaran vücuduma takıldı. Bersu'nun bunu görmemesi gerekiyordu. Bu yüzden havluyla sarılmak yerine bornozumu giyip dışarı çıktım. "Sıhhatler olsun" dedi beni gördüğünde gülerek. Yatağa uzanmış keyifli keyifli şarkı mırıldanıyordu. "Bu gece öyle güzeldi ki bir görsen. Çocuğun kuzeninin doğum günü inanılmaz kalabalıktı, zaten gece kulübünü kendileri için ayırtmışlar. Imm, sonra çocukla randevumuz baya iyi geçti. Biraz içtim ama çocuğun yanında rezil olup saçmalamamak için fazla içmedim merak etme kafam yerinde. Salı yeniden buluşuyoruz!" "Sevindim" Zoraki bir şekilde gülümseyip ağlamamak için kendimi sıkmaya başladım. Ne kadar mutluydu benim aksime. Bu gece onun hatıralarında canlanacak güzel bir anıydı, benim ise kara bir gece. Bersu da bunu anlamış olacak ki "Neyin var?" diye sordu kaşlarını çatarak. Sonra üzerimdeki bornoza gözü takıldı. "Çıkarsana şunu kızım, üzerini giyin saçlarını kurula hasta olacaksın" dedi. "Sen çık ben giyineceğim" "Ne?" Tek kaşını havaya kaldırarak şaşkınlıkla "Benim yanımda giyinsen ne olacak ki bizim gizlimiz saklımız mı var? Her zaman birlikte giyiniyoruz zaten ne bu tavır anlamadım" dedi. "Çıkar mısın Bersu" dedim bıkkın bir sesle. "Şuanda senin on saat geceyi anlatmanı dinlemeyeceğim. Yorgunum ve uykum var. Yatacağım" Bedenimi görmesini istemiyordum, aslında bedenimi kendim de dahil kimsenin görmesini istemiyordum. "Meyra biz anadan üryan birbirimizin önünde giyinip soyunuyoruz" Yanıma yaklaşıp omuzlarımdan tuttu. "Bir sorun mu var" dedi şefkatli bir sesle. Geri çekildim, "Sorun falan yok! artık çıkar mısın? Uzatma" diye tısladım. Bu kadar sert çıkışmama hem şaşırmış hem de üzülmüştü. Onu üzmek değildi amacım, kendimi saklamaktı. "Sen abime falan mı darıldın yoksa" diye sorduğunda korkuyla bornozuma daha çok sarıldım. Anlamıştı işte, görür görmez anlamıştı. Herkes anlayacaktı. "H-hayır hayır, sen nereden çıkardın" titreyen sesimi bastıracak bir kahkaha attım, aslında o kadar korkuyordum ki anlamış olmasından...alnımda yazıyordu sanki. O da delirmişim gibi beni izliyordu. "Saçma sapan konuşma sadece yorgunum onunla karşılaşmadım bile" "Evde başka kimse yoktu ya o yüzden öyle dedim" diye mırıldandı. Kapıya doğru yürüyerek "Sen biraz dinlen sonra konuşuruz belli ki sinirlerin bozuk, iyi geceler" dedi. Biraz sonra da beni odada günahımla yalnız başıma bırakmıştı. Onunla birlikte gecenin günahıydı. ♤♡◇♧
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD