Labirent

2043 Words
Gözlerimi dizlerimde buluşturduğum ellerimden çekip sanki beni öldürecekmiş gibi bakan abim ve babama çevirdim. Bir şeyler yapmazsam bu evden sağ çıkamazdım. Tek bir yanlışımı bekliyorlardı canımı acıtmak için. Çok korktum, çaresizliği damarlarıma kadar hissetmiştim. Gözlerimi tekrar heyecandan terlemiş ellerime çevirdim. Bu benim son sözlerimdi, son nefes alışlarım, son demlerim. Çünkü karşımda duran iki adam kurbanını bekleyen cellat gibi bana bakıyorlardı. Abim yaklaştı önce bana, cenin pozisyonu aldığım koltuğa, hemen yanıma oturdu. "Git Anıl Bey'den özür dile" dedi, çıldırmış gibiydi, sinirden gülüyordu. "Gerekirse köpek gibi yalvar, duydun mu beni! Bu sadece senin meselen değil kızım, biz de mahvoluruz lan. Ailecek yok oluruz. Bir daha Vedat Bey gibi iyi maaş veren işvereni nereden bulacağız? Hadi onu bulduk diyelim...evimiz yok lan! evimiz yok! Ne bok yiyeceğiz dışarıda?" Başımı iki elinin arasına alıp beni sarstı, göz yaşlarım abimin bu hareketi yüzünden daha da şiddetlenmişti. "Allah'ın salağı! yeter ağlama artık" Abim çıldırmış vaziyetteydi. Öldürecekti beni! kanım akacaktı. Babam ise şoktaydı, beklemiyordu bunu belki de. Öylece susmuş, tekli koltukta yere bakarak oturuyordu. Babamın suskunluğu abimin öfkesinden daha korkunçtu. Aniden ayağa kalktım. Elimin tersiyle göz yaşlarımı silerek babama doğru yürüdüm, paçalarına sarıldım. Ağlayarak "Baba yemin ederim ben bir şey yapmadım ... yemin ederim" diye sayıkladım. Hiçbir tepki vermedi. " Ben ailemizi tehlikeye atacak hiçbir şey yapmadım baba. Ne Anıl'a ne ailesine herhangi bir saygısızlık yapmadım...yanlış bir şey yapmadım" "Anıl yalan söylüyor!" dedim hıçkırıklarım arasından babamın dizine daha da sarılarak. "Vedat Bey! O izin vermez kovulmamıza baba, asla izin vermez" Sözlerim onu kızdırmış olacak ki dizini hoyrat bir şekilde benden kurtardı ve yere düşmeme sebep oldu. "Vedat Bey seni beni oğlundan fazla mı seviyorsun sanıyorsun" Güldü, "Rüyandan uyan artık" Ağlayarak aynı cümleyi tekrar ettim "Anıl yalan söylüyor baba...yemin ederim hiçbir şey yapmadım ben" "Adamın sana ne garezi var da yalan söyleyecek kafasız seni!" "Bunca yıl sana iyi davrandı da şimdi mi iftira atası tuttu" dedi babam, gözlerini kısarak. "Senin karşında aptal yok. Sen kimsin de sana iftira atacak? Eline ne geçecek? Kimsin ulan kimsin! Belli ki yemişsin bir halt korkundan söyleyemiyorsun" Bana inanmamıştı, üstü kapalı bir şekilde Anıl yalan söylüyor desem de inanmamıştı bana. Abim de babam da inanmamıştı. Yargısız infazı vermekte hiç tereddüt etmediler, ağzımdan çıkan kelimeden yerdeki toz tanesi kadar bile önemi yoktu onlar için. Bir an olsun gerçeği söylemek istedim onlara, sadece bir an. "O herifler neden sana bakıp sırıtıyordu lan!" diye bağırdığında korkuyla sendeleyip elimde duran su dolu bardağı ortadaki sehpaya bırakmıştım. Bu gerçek olamazdı. Pis pis sırıtıp iğrençleşen onlardı ama öz abim gelip bana hesap soruyordu. Korka korka "A-abi nereden bileyim ben.." dedim titreyen dudaklarımı birbirine bastırarak. Fazla uzatmaması için alttan alıyordum ama o beni hiç alttan alacak gibi değildi. "Abi!!" Saçımı tuttuğu gibi koltuğa yapıştırdığında acı dolu bir inleme çıktı dudaklarımdan. "Yemin ederim b-ben bir şey yapmadım..bırak beni!" Nefes alışverişlerimin düzensizleştiği anda ikinci defa anksiyete krizi mi geçiriyordum anlamamıştım. Saç diplerimden gelen acı canımı yakıyordu. "Nasıl nerden bileyim lan!? Bu heriflere yüz mü veriyorsun sen konuş!" Öyle hiddetli bağırıyordu ki oturduğum yerde ufaldım, küçücük kaldım. Zihnimde canlanan küçük bir kesit. Gerçek ve yakın tarihte gerçekleşen beş dakikalık bir olay. Aslında her şeyi özetleyen buydu, beni gerçeği söylemekten alıkoyan da. O gün, her şey ortadayken bile suçlamıştı abim beni, benim suçum yokken. Şimdiyse her şey daha bulanık, karanlık. "Bir saat sonra eve geliyormuş Anıl Bey, eve geldiği gibi git tıpış tıpış özrünü dile" Abim histerik bir kahkaha atmıştı. "Ha diyelim ki affetmedi seni, o zaman kendini ölü bil" diye tısladı. "Ulan hele bir affetmesin seni.." Tehditvari bir ses tonuyla gözlerimin içine bakıyordu, ciddiydi. "Özür dileyeceğim.." İki dudağımın arasından çıkan iki kelime iki ton yük gibi gelmişti bana. Özür dileyecek hiçbir şey yapmamış olmanın yanı sıra özür dilemekten daha fazlasını yapacağımı da biliyordum. Gurur diye bir şey kalmamıştı bende, tek amacım huzura kavuşmaktı. Önce bana, sonra birbirlerine bakıp evden hışımla çıktıklarında nihayet yalnız kalmıştım. Korkudan iyice gerilmiş bedenimi yatağa bıraktım. Düşündüm, yine tekrar ve tekrar. Nasıl bu kadar adileşebildi? Beni kıstırmak için babamı ve abimi kullandı, çaresiz kalacağımı bildiği için. O benim en iyi tanıdığım yabancıymış aslında. Hiçbir zaman bana yakın olmamış. Siyaha evrilen gri bir karaktermiş. Hiçbir zaman çok iyi biri değildi, zaman zaman kabalaşırdı, hoyratlaşırdı. Fakat bu kadarı...şeytan bile inzivaya çekilmiş onun yaptıklarını izliyordu hayretle. Kendini çok seviyordu, kendine aşıktı. İstediği bir şey yapılmadığı zaman deliye dönüyordu. Ya özür dileyip ayağına kapandığımda bile beni affetmezse? Bu benim küçük kıyametim olurdu. Düşünmekten ağrıyan başımı parmak uçlarımla ovup düşünmemeye çalıştım. "Hiçbir şey demeyeceğim, sadece özür dileyeceğim, karşı çıkmayacağım, isyankar olmayacağım. Sadece özür dileyeceğim ve af bekleyeceğim. İsyankar olmayacağım" ♧ "Evet sayın seyirciler, şimdi beni iyi dinleyin. Kırk dört saat kaldı inanabiliyor musunuz? Hala Anıl'dan bir icraat göremedik" Uraz artık tamamen kazandığına ikna olmuş, erken zaferini kutluyordu. Selin gözünü devirerek Uraz'a baktı. "Sen annenin karnında nasıl dokuz ay bekledin, şu iki gün geçsin istediğin kadar konuş be Uraz. Yeter ki şimdi sus" Uraz keyifle kıkırdayıp arkasına yaslandı. "Buradan daha dönmez kızım! Kazandım işte, bitti... bu kadar." "Bence sen son kez yeni arabanla bir turla" Uraz'ın bakışları Anıl'a döndüğünde "Ne demek bu?" diye sordu. Anıl'ın tek bir sözü Uraz'ın tüm rahatını bozarak yaslandığı yerden doğrulmasını sağladı. Uraz, hala onun kendinden bu derece emin konuşmasını hazmedemiyordu. "Bir daha asla binemeyeceksin çünkü, en azından sahibi olarak" dedi sigarasının zehirli dumanını içine çekerek. Selin Anıl'a dönerek "Ne yani kız kıvama geldi mi?" diye sorduğunda Anıl, "Şüphen mi vardı Selin, küçük bir kızın bana karşı koyması imkansız" dedi. "Saçmalık bu" dedi Uraz. Bu iddiayı kaybetmek isteyeceği en son şeydi. "Üste çıkmak için uyduruyorsun. Şu haline bak Anıl, çok kötü görünüyorsun. Söylediğinin aksine baya keyifsizsin. Madem kız kıvama geldi her şey yolunda, o zaman bu yüzünün hali ne?" "Sana ne siktiğimin salağı" diye tısladı. "Uzun bir süre sesini duymayacağım, gidiyorum" Sigarasını cam tabakta söndürdü ve köşedeki arabasına bindi. Dikiz aynasından geride kalan arkadaşlarına baktığında hepsinin yüz ifadesi onunkinin aksine mutluydu. ♤ Saniyeler dakikaları, dakikalar ise saatleri kovalıyordu. Kaç dakikadır tavanı izliyordum bilmiyorum. Gelmesini beklerken zaman geçmiyordu sanki. Bersu bugün evde değildi, o gece kulübündeki doğum gününe gitmişti. Vedat Bey ve Tülay Hanım da iş gezisine gitmişlerdi ve bir hafta dönmeyeceklerdi. Duyduğuma göre Anıl Safiye ablaya da Vedat Bey ve Tülay Hanım gitti diye iki günlüğüne izin vermiş. Kimse yoktu evde, özellikle mi seçmişti bu günü? "Beni yalnızlaştırdı" Yatakta ter içinde bırakan bir kabuk gibi çökmüştü üzerime, kımıldayamıyordum. Sesimi çıkaramıyordum. Ben yalnızlaştırılmıştım. Aklımda dönen tilkilerle birlikte beyaz tavanı izlerken kulaklarım, arabanın sesiyle beni ayağa kaldırdı. Sonunda gelmişti. Cam penceresinden onu izlemeye başladım, arabasını garaja park ediyordu. İşini bitirdikten sonra arabadan inip ellerini ensesinde birleştirdi. Durgun görünüyordu. Gülmesi gerekmez miydi? İki haftadır benimle uğraşıyordu ve meyvesini almıştı, hayatımı mahvetmesine ramak kalmıştı. Eve adımını attığında depar atarak odamdan çıktım. Ayaklarıma terliklerimi giydikten sonra müştemilatın kapısını kapatıp var gücümle villaya koştum. Durmadım hiç, merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Sonra soluklandım. Su gibi terleyen ellerimi pantolonuma silip başımı dikleştirdim. Zaten af dileyecektim, hiç değilse duruşum dik olsun istedim. Oradaydı, tam odasına girecekti ki beni görmüştü. Gözleriyle odasını gösterdi davet eder gibi. Sonra da odasına girerek gözden kayboldu. Koştum. Bu sefer hiç beklemeden girdim odasına. Çalışma masasının önündeki sandalyeye salaş bir biçimde oturmuş donuk gözlerle beni izliyordu. Burnuma hafif parfüm kokusunun üzerine sinmiş sigara kokusu geliyordu. Saçları epey dağılmıştı. Kıyafetleri, oturuşu, tavrı... her şeyi oldukça salaş ve düzensizdi bugün. Konuşmadı, benim söze girmemi bekliyordu. "Özür dilerim" Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp derince nefes alıp verdim. "Eğer bir kusurum olduysa kusura bakma-...bakmayın. Ben saygısızlık etmek istemedim, lütfen bizi kovmayın" Sertçe yutkunup sözlerime devam ettim. "Lütfen bizi işten çıkarma kararınızı bir kez daha gözden geçirin. Yirmi beş yıldır ailem burada yaşıyor, burada çalışıyor, buradan ekmek yiyor ve sizden tek ricaları budur" Cevap vermesini bekledim, en azından bir tepki vermesini. Sadece oturmuş, ellerini çenesinde birleştirerek beni dinliyordu. "Bir şey demeyecek misiniz?" Hiçbir anlam ifade etmeyen gözlerle bakıyordu bana. Asıl istediği şey özür değildi sanki, daha ne kadar alçalmamı bekliyordu? Babamın korkusu ve abimin şiddeti bile bundan daha iyiydi. "Kovuldun Meyra" dedi duygusuz bir sesle. "Seni, aile üyelerinden hiçbirini evimde görmek istemiyorum" Kararlı duruşu mideme kramp gibi saplanmıştı. Son kozlarımı oynamadan önce moralim bozulsa da yılmadım. "Benim annem hasta, biliyorsunuz ... biz dışarıda kalamayız. Sokağa atarsanız dolaylı yoldan öldürürsünüz annemi. Bu kadar kısa sürede nasıl iş bulacağız? Sadece ben değil dördümüzün maaşı da kesilecek. Hiç değilse sadece beni kovun, ailem kalsın lütfen" ağlamamak için kendimi o kadar sıkıyordum ki boğazımdaki yumru her saniye büyüyordu. Sürekli yutkunmak zorunda kaldığım şu dakikalarda bu odada gurur yapamayacağımı anlamıştım. "Şimdi de kendini mi acındıracaksın" Boynunu kanatacak derecede sert kaşıdı ve donuk bir şekilde gülümsedi. "Hayır kurumu değilim hasta annen sadece seni ilgilendirir. Ayrıca bu evi hak ettiğini, bu maaşı hak ettiğini düşünüyor musun gerçekten" "Ben geleni yapıyorum nefes almadan çalışıyorum hiç dur-" "Kes" dedi elini açarak. "Hiçbirini hak etmiyorsun" Ayağa kalktı ve bal rengi gözlerini kısarak karşıma geçti. "Babam neden sizi kovmuyor biliyor musun? Çünkü size acıyor, özellikle de sana. Nefes almadan çalıştığını söylüyorsun, peki çalışmanın verimliliğini hiç düşündün mü? Hiçbir işi düzgün yapamıyorsun" "Ve inan bana, senden kat kat daha iyi elemanlar varken sen bu evi ve dolgun maaşı hak ettiğini söylemek, büyük bir yalana ortak olmak olurdu" Haklıydı. Kötü bir elemandım ben, sakardım. Çalışmaya uygun değildim, elim yavaştı. Vedat Bey'in acıdığı için beni kovmadığı da aşikardı. Hepsi doğruydu, hepsi yadsınamaz gerçeklerdi. Ancak beni kovma sebebi bunların hiçbiri değildi. Bunlar sadece kılıftı. "Daha iyi bir eleman olurum söz veriyorum" dedim iç çekip ağlayarak. "Ne isterseniz yaparım lütfen, lütfen!" En ufacık bir acıma duygusu bile yoktu gözlerinde. Dediklerimden etkilenmiş gibi de gözükmüyordu. Gözünü kırpmadan kapıyı işaret etti ve "Git artık" dedi. O an anladım yapacak başka bir şeyimin olmadığını. Ölüm fermanım çoktan yazılmıştı. Ağır ezgi adımlarla yürüdüğüm ipek halılara son kez basarak açtım kapıyı. Bitmiştim ben, kurtuluşum yoktu. "Bir seçeneğin daha var, kovulmamak için" Arkamı aniden dönüp nemli gözlerimi ona diktim. "Lütfen söyleyin" dedim sabırsız bir sesle. Ağzından çıkacak olan en ufacık olumlu kelimeye muhtaçtım. "İki haftadır seninle konuştuğumuz şu mesele" Etrafımda yürümeye başladığında bir an başım dönmüştü. "Benimle bir gece geçir, seni ve aileni kovmaktan vazgeçeceğim" Durdu ve eğilerek enseme hafif bir şekilde üfledi. "Seçim senin, zorlama yok" "Sen..." Kelimeler kifayetsiz kalmıştı artık. Taşlar yerine tek tek oturuyordu. Bu yüzden sürekli onunla birlikte olmayacağımı defalarca kez söylesem bile evet demişim gibi davranıyordu. Bu yüzden pazar gününü, bugünü seçmişti. Beni savunmasız bırakmak için. Evde kimsenin olmadığı bir günde bu atağı yapmıştı. Ben o kadar aptaldım ki hiçbir zaman neyi ima ettiğini anlamadım. Beni her gün daha da köşeye sıkıştırıyormuş. "Sen ne ara bu kadar şeytanlaştın Anıl.. bu sen misin?" Başıma müthiş bir ağrı saplanmasıyla kendimi soğuk zemine bıraktım. Kesik nefesler almaya başlamıştım ve düşünme yetimi kaybetmiştim. "Beni sevdiğini sanıyordum" dedim sızlayan göğsümü tutarak. "Bütün bunları beni sıkıştırmak için yaptığına inanamıyorum...Az önce babam ve abim beni az kalsın darp edecekti ve sen onların nasıl karakterde insan olduklarını bile bile üzerime saldın" Akıl alır gibi değildi, benim hayatımla tıpkı bir oyuncak gibi oynuyordu ve ben hiçbir şey yapamıyordum. "Böyle bir şey yapamazsın! Bu çok adice" Kollarını göğsünde buluşturdu, açık pembe dudağını dişlerinin arasına hapsederek alayla beni izledi. "Hem de öyle bir yaparım ki" dedi gözünü kısarak. "Burası benim, her şey. O bastığın zeminden tavana kadar her şey bana ait Meyra, soluduğun hava bile. Her şey benim iki dudağım arasındayken sana bir fırsat sunuyorum" "Bana bir fırsat sunmuyorsun, bu bir seçim değil" Bizim sokak ortasında kalmamız imkansızdı. Bir kere annem hastaydı ve onu bu halde soğuk kış günü sokaklara mahkum edemezdim. Ayrıca kimse bize Vedat Bey'in sunduğu ayrıcalıkları sunmazdı. İş bulsak bile dört kişilik bir aileyi yanına alacak kimseyi tanımıyordum. "En azından bana bunu neden istediğini söyle" dedim çaresizce sona yaklaşarak. Bana seçim yapmam gerektiğini söylerken aynı zamanda beni bir labirentin içine sokuyordu. Bu labirent hem çok karışıktı hem de hiç karışık değildi. Çünkü bütün yolları kapatıp tek bir yolu bana açık bırakmıştı. Umarsız bir tavırla "Duygu mastürbasyonu yapmayı bırak, alt tarafı bir gece" dedi. Artık tepki bile veremiyordum, yarı yarıya gerçeği kabullenmiş, gözyaşlarımı içime akıtarak ağlıyordum. Bir gece dediği gece, benim tüm hayatıma gölge düşürecekti. Bilmem farkında mıydı? "Kimse bilmeyecek...değil mi?" "Kimseye reklam yapmak gibi bir derdim yok" dedi düz bir sesle hafifçe esneyerek. "Bu gece on birde. Eğer kabul ediyorsan o zamana kadar giyin hazırlan" diye devam etti. Kabullendiğimi kavradığından dolayı hem rahatlamış hem de biraz sersemlemişti sanki. Hem de biraz paniklemiş gibiydi. "İkimizin arasında kalacak değil mi? Sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğiz hayatlarımıza" Sesim titrese bile ağlamayı kesmiştim artık.Teslim olmuş bir halde gözlerinin içine baktım. "Kabul ediyorum"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD