Başlamadan önce her zamanki gibi yorum ve oylarınızı rica ediyorum 🙏 Keyifli okumalar
♤♡◇♧
"Dört günün kaldı Anıl! Tik tak...tik tak" Uraz otuz iki dişini göstererek sırıtıyordu. "Ama ben demiştim size, bu kız Anıl'a yüz vermiyor diye. İşte sözüme böyle gelirsiniz"
Anıl kaşlarını çatarak Uraz'a döndü, "O koca çeneni dört gün sonra açmaya ne dersin" dedi gözlerini kısarak. "Bu her ne boksa hiç hoşuma gitmiyor, sıkıldım" diye ekledi. Biliyordu kızı korkuttuğunu, gözlerindeki dehşeti görmüştü.
"Beceremiyorsan sıkılırsın tabii, böyle konuştuğuna göre kaybedeceğini anlamışsın"
Eliyle alnını ovuşturarak "Anladığım tek şey daha fazla seni dinlemek istemediğim" dedi Anıl. Herkese öfkeliydi. On gün önce, bu iddia olayı ortaya atıldığı anda Uraz'ı susturamadığı için öfkeliydi, egosuna söz geçiremediği için öfkeliydi.
Meyra'nın bu kadar kırılgan olmasına öfkeliydi.
Selin elindeki telefonu bırakıp dudaklarını ıslatarak muzip bir şekilde gülümsedi. "Fazla boş boğazsın Uraz, zaman daha bitmemişken kazanmışsın gibi davranıyorsun. Bırak dört gün geçsin sonra istediğin kadar konuş"
"Şimdilik susuyorum ama dört gün sonra beni susturamayacaksınız, bu iddianın kazananı belli" Uraz kendinden emin bir şekilde arkasına yaslandı, kazanacağını düşünüyordu.
"Siz ne iddiasından bahsediyorsunuz?"
Tanıdık bir ses tüm konuşmayı bitirmişti. Defne daha yeni gelmiş, konuşmanın bir kısmına kulak misafiri olduğu için neyden bahsettiklerini tam olarak anlamamıştı.
"Anıl?" dedi Defne, soru sorar gibi bir ses tonuyla. "Hadi söylesene , bak merak ettim şimdi"
Anıl kızı kolundan tutarak kucağına oturttu, "Yok bir şey güzelim. Uraz'la girdiğimiz spor müsabakasıyla ilgili bir şey işte, ilgini çekmez" dedi. Genç kız "Peki" diyerek onun dudaklarına tutkulu bir öpücük bıraktı. Birbirlerini deli gibi seviyorlardı.
"Hey! Ateş aldı buralar ateş"
Selin ikisine bakarak "Ne zaman evleneceksiniz siz ya? Düğün elbisem bile hazır gençler" dedi.
Anıl evlenmek için yaşlarının henüz genç olduğunu düşünüyordu. Evlenmek ya da evlenmemek arasında çok da fazla fark yoktu onun için. Her gün birliktelerdi, sarmaş dolaştılar. Defne ise fazla beklemek istemiyordu, Anıl'ın evlilik hakkında düşüncelerini az çok bildiği için onu sık boğaz da etmek tercihi değildi.
Defne Selin'in havada kalan sorusunu cevaplamak adına "Şimdilik öyle bir şey düşünmüyoruz, ikimiz de hazır olduğunda olur. Daha çok genciz" dedi.
"Kurt gibi açım oğlum" dedi Uraz, ortamdaki düğün muhabbetini başlamadan bitirerek. "Hizmetçiye söyle de bize bir şeyler hazırlasın" Sesinde açlığın getirdiği aceleciliğin yanında imalı bir renk de vardı.
Anıl bu imayı umursamayarak ayağa kalktı, kendisi de acıkmıştı.
♧
Elimdeki bezi koridorda duran gümüş ve işlemeli aynaya bastırdım. Üzerinde lekeler oluşmaya başlamıştı. "Ne ara bu kadar pislendiler acaba" Umarım Tülay Hanım dikkatli incelemiyordur diye iç geçirip silmeye devam ettim. Nemli bezle iyice sildiğim aynanın bulanık ve lekeli görüntüsü berraklaşmaya başladığında nemli bezi bırakıp kuru bir bezle silmeye başladım.
Bir an gözüm, aynadaki görüntüme takılmıştı. Hastalıklı gibiydim, beyaz tenim iyice solgun düşmüş, ölü bir bedenin beyazlaması gibi beyazlamıştı, kanı çekilmişti sanki. Göz altlarımda oluşan iri ve büyük mor halkalar da eşil ediyordu bu solgun yüze. Saçlarım ise bakımsızlığın verdiği kötü görüntüyü çok iyi yansıtıyordu.
"Kendime ayıracak bir saatim bile yok" At kuyruğunun bir tutamını parmaklarıma dolayarak aynada kendimle bakışmaya devam ettim. "Hayıflanmak işe yaramıyor farkındayım ama elimde değil. On dokuz yaşında hayatımı yaşamayacaksam başka ne zaman yaşayacağım ki?" Yirmi dört saatin sadece uyku için ayırdığım altı saati bana aitti.
Eski, kötünün iyisi olan hayatımı özleyeceğim hiç aklıma gelmemişti.
"Hiç değilse okula gidiyordum" diye söylendiğimde sesime eşlik eden bir ayak sesi duydum, elimdeki kurulama bezini bırakıp arkamı döndüm.
Yine gelmişti.
Şuanda onu çekecek halim asla yoktu, az önce aynadaki o berbat görüntümün tek sebebi yeni yaşantım değil Anıl'ın bir haftadır hayatımı cehenneme çevirmesiydi. Uykuyu bile haram kılmıştı bana. Bir haftadır uykularıma eşlik eden korku ve alnımda biriken boncuk boncuk terlerle ara ara uyanıp durdum. O sıcak yatağında mışıl mışıl uyurken.
"Bize bir şeyler hazırla, sonra da bahçeye getir" dedi emredici bir sesle.
"Emredersiniz efendim" Karşımdaki insana küfretmek isterken 'Emredersiniz' demek ne de gurur yıkıcı bir şeydi böyle. Söylerken karnıma şiddetli bir ağrı saplanmıştı. Bu durumda yapabileceğim bir şey yoktu. Tabiri caizse köpek gibi saygı duymak zorundaydım. Şimdi bir laf etsem, ettiğim lafın bana dönüşü hiç iyi olmazdı.
Kova ve bezleri alıp yavaş yavaş yürümeye başladığımda fark ettim hala burada durduğunu. "Tamam işte söyledin git artık" diye mırıldandım. Tabii o duymadı, çok kısık sesle söylemiştim bunu. Duvara doğru yaslanmış yine beni izliyordu. Ona göz ucuyla baktığımda öğlenin güneşi tüm evi aydınlattığı gibi onun sarı saçlarını da es geçmemişti. Çok farklı bir şeyler vardı yüzünde, anlamlandıramadığım. Sürekli beni süzüyordu, bu evde yaşadığım on dokuz yılda bana bakmadığı kadar son on günde bakmıştı.
"Geceliğin var mı"
Kova elimden kayıp düştüğünde parkede büyük bir ses çıkardı. İçindeki sular dökülmemişti, dümdüz, tabanı yerde olacak şekilde düşmüştü. Afallamıştım çünkü, yine tüm vücudum utandığımı ifşa etmek için kızarmıştı.
"Bu nasıl soru" dedim sinirle Anıl'a bakarak. "Allah seni ıslah etsin, inan ki diyecek başka bir şeyim yok" İstemediğimi defalarca kez söylememe rağmen sanki kabul etmişim gibi konuşuyordu, buydu beni korkutan.
"Ne olur yapma artık...bak uyku uyuyamıyorum Anıl abi, istemiyorum işte neden beni korkutup duruyorsun" Çok karmaşık duyguların içinde boğulduğum halde saygımı bozmadan konuşuyordum.
Ben hala ona saygı duyuyordum.
O hala bana saygısızlık ediyordu.
Tek kaşını kaldırıp yaslandığı duvardan ayrılarak birkaç adım bana yaklaştı. "Bana sakın bir daha abi deme diye seni uyardım" dedi buz gibi bir sesle. "İkinci kez uyarmayacağım, bir daha sakın" dedi.
"Özür dilerim, bir daha söylemem"
"Unut gitsin ilk soruya geçelim" dedi gözlerini bana dikerek. "Sevişeceğim kadınların ne giyeceğine karışmam ama sen bir şey bilmiyor gibi duruyorsun" Kaşlarını çatarak daha da dikkatli baktı. "Şu haline bak Meyra, o geceden önce şu suratını düzelt"
Gözlerim yuvalarından çıkacak kadar açıldı, açıldı ve tekrar açıldı. "Yaptıkların sözlü tacize giriyor artık!" Bağırmakla sesimi yükseltmek arasında kalmıştım. Sesim alt katlara gidecek kadar yüksek çıkmamıştı ama bu katta yankılanmıştı.
"Kaç gündür yapıyorsun bunu...canımı yakıyorsun. Olmayacak bir şeyi sanki olacakmış gibi söylüyorsun, beni ne kadar korkuttuğunun farkında mısın?"
Cevap vermedi. Bir anlık pişmanlık geçti sanki bal rengi gözlerinin içinden, ya da ben öyle sandım. Zaten kısa sürede kendini düzeltip sertçe yutkundu. Arkasını dönüp gidecekken "Bitti değil mi? Eskisi gibi olacaksın, az önce öyle baktın" dedim ağlamaklı bir sesle. Yine cevap vermedi, bir süre sonra "Çabuk bir şeyler getir" deyip gözden kayboldu.
♤
Safiye Abla'yla hazırladığımız atıştırma tarzındaki yiyecekleri büyük bir tepsiye koyup bahçeye doğru ilerledim. Ne Anıl'la ne de arkadaşlarıyla muhatap olamayacak kadar bitkindim. Göz teması kurmayacak şekilde tepsiyi ortadaki masaya bıraktım.
Onların görüş açısına girdiğimde tedirgin olmadan edememiştim. Sanki çok önemli biriymişim gibi hepsi bana bakıyordu. Bu da neyin nesiydi? Burada dönen bir şeyler vardı ama ben henüz ne olduğunu idrak edememiştim.
"Afiyet olsun" dedim zoraki bir şekilde gülümseyerek.
İçlerinden birkaç tanesi teşekkür etti. Anıl'ın arkadaş grubu haftanın üç günü buradaydı, sayısız kez hizmet etmişliğim vardı. İlk kez benimle böyle ilgileniyorlardı.
Defne de oradaydı, Anıl'la sarmaş dolaş oturmuş sohbet ediyordu. Ah kızım ah! Seni kaç defa sırtından bıçakladı haberin var mı? Anıl'ın onu defalarca kez aldattığını bilse ne tepki verirdi acaba. İnsanların özel hayatları beni ilgilendirmiyordu ama yakın çevresinden biri bu kızı uyarsa iyi olacaktı, yalanın içinde doğruyu yaşadığını zannediyordu zavallım.
Babası ünlü bir avukattı Defne'nin. Hem de boşanma avukatı. Adı neydi? Imm...Bilal Soner! İlerde Anıl'la evlenirse kesinlikle babasına ihtiyaç duyacaktı.
"Bir ihtiyacınız olursa içerdeyim, seslenmeniz yeterli" diyerek gözlerimi onlardan ayırıp içeri girdim. Salonun önünden geçerken Tülay Hanım ve Vedat Bey'in içerde oturmuş sohbet ettiklerini ve kahve içtiklerini görmüştüm. Kısa sürede onlar da beni fark etti. "Kızım gelsene biraz, gel otur" dedi Vedat Bey. Tülay Hanım hoşnutsuz bir ses çıkararak Vedat Bey'e baktı, Vedat Bey'in evin çalışanlarına yakın davranmasını hoş karşılamıyordu.
Yine de Vedat Bey'in dediğini yapıp yanlarına oturdum. "Bir şey mi oldu efendim?" diye sorduğumda Vedat Bey net bir sesle "Hayır" dedi.
"Kızım bir şeye ihtiyacın olduğunda sakın çekinme, bana söyle olur mu? Annenin de aynı şekilde bir şeye ihtiyacı olursa benim mutlaka haberim olsun"
"Çok sağ olun efendim, iyi ki varsınız" dedim minnet dolu bir sesle.
"Peki bir sorunun var mı güzel kızım" diye sordu. Evet bir sorunum vardı, çok büyük bir sorun. Oğlunuz bana ahlaksız teklifler yapıyor deseydim ne tepki verirdi? Büyük ihtimalle bana inanmazdı. Beni seviyordu, güveniyordu ama oğlu bambaşka bir yerdeydi.
"Allah'a şükür ben de annem de iyiyiz efendim. Bir sorunumuz şu anlık yok" dedim. Tülay Hanım yine hoşnutsuz bir ses çıkardığında daha fazla durmamın mantıksız olduğunu düşünerek "İzin verirseniz ben işime döneyim, Safiye Abla yalnız kalmasın" diye devam ettim.
"Olur kızım, sana kolay gelsin"
"Çok sağ olun efendim" diyerek yanlarından ayrıldım. Salondan mutfağa geçerken birinin arkamdan aniden omzumu tutmasıyla olduğum yerde zıplamıştım. "Bersu manyak mısın sen!"
Önümde dikilmiş, sırıtarak bana bakıyordu. Hiç oralı olmadan "Kızım çabuk benim odama gitmemiz lazım" dedi. Kaşlarımı çatarak "Olmaz işim var" dedim. Hevesli bir şekilde ellerini çırpıp beni dinlemeden kolumu tutup sürüklemeye başladı. Bu kızın enerjisi hiç bitmiyordu.
Merdivenleri çıktıktan sonra hızla odasının kapısını açıp beni içeri soktu. "Bak şunlara" dedi yatağının üzerini göstererek. Yatağının üzerinde elbiseden bir yığın vardı. "Bak şimdi yarın bir çocukla gece kulübünde buluşacağız. Sanma ki öyle sıradan biri, aksine çok önemli ve beni kuzeninin doğum gününe davet etti."
Büyük bir of çekerek "Ne giyeceğimi bilmiyorum" dedi.
"Sonuçta gece kulübündeki doğum gününden bahsediyoruz, biraz cesur giyinmem gerek, öte yandan çocukla ilk ciddi randevumuz ya abartılı giyinmeyeyim diyorum. Kafam karıştı, Sence kapalı bir şeyler mi giyinsem yoksa gece kulübüne yaraşır bir şeyler mi?"
Sorduğu soru beni biraz afallatmıştı. Ben daha öne gece kulübüne de gitmemiştim, doğum gününe davet eden de olmamıştı. Randevuya çıkmak mı? Randevunun r si bile olmamıştı hayatımda.
Kaçamak bir cevap vererek "Birkaç tane kıyafeti dene istersen üzerinde görelim" dedim. Beni başıyla onaylayıp bir elbiseyi üzerine geçirmeye başladı. Kadife yeşili mini bir elbiseydi. Tek askısı vardı, diğer kolu açıkta bırakacak şekilde modeli vardı. Güzel bir elbiseydi ama fazla iddialıydı sanki.
Sanırım ilk buluşma için uygun değildi.
Olumsuz anlamda başımı sallayarak "Olmaz bu Bersu, başka bir şey dene" dedim. O da uygun bulmamış olacak ki hemen elbiseyi çıkardı. Ardından başka bir elbiseyi alıp giyinmeye başladı.
Bütün kıyafetleri en pahalı markaların en özel kıyafetleriydi. Ben almaya çalışsam iki aylık maaşım çöpe giderdi. Her neyse.
Elbiseyi giymeyi başardığında kendi etrafında bir tur atıp "Nasıl olmuş" diye sordu. Beyaz, tam dizinin bir karış üstüne biten askılı ve bedenini saran bir elbiseydi. Biraz göğüs dekoltesi vardı sadece. Çok güzel olmuştu ama elbisenin göğüs kısmında bir sorun vardı sanki. Tam oturmamış gibiydi.
"Çok seviyorum bu elbiseyi" dedi üzüntülü bir sesle. "Çok güzel ama göğüs kısmı potluk yapıyor, bunu internetten denemeden almıştım, göğüslerim küçük olduğu için üst kısmı kötü duruyor"
Elbiseyi ikimiz de çok beğenmiştik ama yapacak bir şey yoktu. Başka bir şey denemesi gerekiyordu. Yatağa sıkıntıyla oturup elini çenesine yerleştirdi, beni süzerek "Bu elbise bana olmadı da sana efsane olur çünkü göğüslerin benimkilere göre büyük" dedi.
"Denesene Meyra"
"Saçmalama" dedim gözlerimi kısarak. Yakışsa ne olacaktı sanki.
Elbiseyi hızlıca üzerinden çıkarıp elime sıkıştırdı. "Git denesene şunu, bakalım sende nasıl duracak" dedi.
"Ya Bersu ne gerek var şimdi? İşim var zaten benim akşam yemeği hazırlayacağım"
Üzerimdeki uzun kollunun ucundan tutup "Kollarını yukarı kaldır" diye tısladı. "Bir şey hazırlamana gerek yok annemler dışarda yiyecek. Babam bu gece iş gezisine gidiyor zaten, abim de arkadaşlarıyla dışarı çıkacağını söyledi."
Memnuniyetle gülümsedim. Oh be işten yırtmıştım!
"Hadi hadi giy şunu" dedi aceleci bir tavırla. Daha fazla diretmesine dayanamayıp üzerimdeki kıyafetleri hızlıca çıkarttıktan sonra elbiseyi giymeye başladım. Tenimde bıraktığı yumuşak his bile kaliteli bir parça olduğunu gösteriyordu.
Arkasındaki fermuarı kapatamayacağımı fark ettiğimde Bersu arkama geçerek fermuarı kapatmıştı. "Hadi biraz saçını makyajını yapalım" Omuzlarımdan tutup makyaj masasına oturttu.
"Yok artık bu kadarı da fazla, sen mi gideceksin gece klübüne ben mi? Abarttın Bersu" Sanki ben gece klübüne gidecektim, kız kendini unutup beni hazırlamaya başladı.
"Az sus ya, mızıkçı çocuklar gibisin" diye sitem etti. Ardından kendi makyaj fırçalarını çıkarıp yüzümle oynamaya başladı.
◇
Bir saat boyunca saçımla ve makyajımla uğraştıktan sonra eserine son bir kez bakan usta bir sanatçı gibi "Fıstık gibi oldu, kızım sen azıcık kendine baksan varya fena hatunsun" dedi.
Egomu okşaması hoşuma gitmişti. "Devam et, beni öv" dedim kendimi beğenmiş bir tavırla. Bu sefer beni övmek yerine kendini övmeyi tercih ederek "Eee tabii ki eserin güzelliğinden çok onu yapan sanatçıyı önce çıkarmak lazım" dedi. Bu dediğine omuz silktim, azıcık daha beni övse ne olurdu.
"Çok susadım" dedim boğazımı tutarak. "Evde kimse yok değil mi? Su içmeye gideceğim" Şu halde kimseye görünüp de utanmak istemiyordum.
Yatağına uzanarak "Yok yok gitti az önce onlar, arabanın sesini duydum rahatına bak" dedi.
"Çabuk gel daha bana elbise seçeceğiz"
"İki dakikaya geliyorum" Merdivenlerden aşağı doğru ilerlerken evin tamamının sessiz olduğunu fark etmiştim, sanırım Safiye abla da istirahate çekilmişti.
Mutfağa girip raftan bir bardak aldım. Öyle susamıştım ki çölde su arayan develer gibiydim. Bersu'ya mankenlik yapmak beni susatmıştı. Bir dikişte içip ikinci bardağı doldurdum. İkinci bardağı daha yavaş içiyordum.
Bardağın dibindeki suyu kafama dikerken kapı sesi duymamla irkilsem de Bersu olduğunu tahmin ettiğim için arkamı dönmeden "Bersu sen de iki dakika bekleyemedin, geliyorum işte" dedim. Bardağı tezgaha bırakıp arkamı döndüğümde ise yüreğim ağzıma gelmişti.
Bersu bana yanlış talimatlar vermişti, buradaydı işte. Gitmemişti.
Mutfağın kapısına yaslanmış, son zamanlardaki hali gibi aynı bakışlarla beni izliyordu. "Hazırlanmışsın" dedi alnına düşen koyu sarı saçlarını geriye doğru iterek.
Kalbim ağzımda tekliyordu, yüzümün çöldeki kızgın kumlara gömülmüş gibi yandığını da hissediyordum.
"B-ben..sadece öylesine g-giyindim işte... şimdi çıkaracağım" güçsüz ve titrek çıkan sesime lanet ederek hızlıca yürümeye başladım. Dosdoğru yürürken o da bana karşı adım atmaya başlamıştı. Benim adımlarıma göre ağır, yavaş adımlardı. Yine de korkutmuştu beni, her adımı bilerek atıyordu. Bu yüzden adımlarım tersine döndü, arkaya doğru yürümeye başladım. O yaklaştıkça benim nefesim daralıyordu, benim nefesim daraldıkça o yaklaşıyordu.
Sırtım tezgahın sert mermerine dokunduğunda anlamıştım gidecek bir yerimin olmadığını. Tam önümde durmuştu. Sadece birkaç adım kadar mesafe vardı aramızda, o da kısa sürede erimişti. Bir adım daha atarak beni tezgahla kendi bedeni arasına aldı.
İnip kalkan kavisli göğsüne baktım önce, çok yakınımda durduğu için eğim azalmıştı ve kısa boyum yüzünden ona başımı kaldırarak bakabiliyordum ancak. Bir elini kaldırıp saçlarıma doğru uzandı. Uzun parmakları siyah saçlarımın arasında kaybolmuştu.
"Gitmem gerek" dedim kısık sesle. Parmaklarını saçlarıma dolayıp onlarla uğraşırken ben sadece onun bende bıraktığı duyguya kapılıp gitmiştim.
"O gece de böyle ol" Yanaklarımı okşadığında soğuk parmak uçları sıcak yanağımda buz tanesi gibi bir etki yapmıştı. "Aferin kızıma"
Bir anlık cesaretle gözlerinin içine baktığımda bomboş bir karadelik gördüm. Bana bakarken asla arzu veya istek barındırmıyordu gözleri. Sanki yapması gereken bir görevi yerine getiriyordu. İçerisinde hiçbir duygu yoktu.
"Anıl yeter.."
Elini saçlarımdan bir anda çektiğinde üzerimden kalkan yükle gözlerimi kapatıp elimi kalbime yerleştirdim. O kısım artık fazla adrenalinden ağrımaya başlamıştı. Rahatladığımı zannederken bu sefer gerdanımda hissetmiştim o soğuk elleri. İşaret parmağını açıkta kalan göğüs dekolteme getirdi.
Artık ruhumu teslim etmenin vakti gelmişti.
Beni öyle bir kilitlemişti ki put gibi durmuş, bana istediği gibi dokunmasına hiçbir karşılık veremiyordum. Hayatımda ilk kez bir erkek bana bu kadar yaklaşıyordu, o adam da abi dediğim adamdı.
"Yapma"
Sesim, kendimin bile zor duyabileceği kadar kısık çıkmıştı. İşe yaradı da, yapma dediğim anda bana dokunan elleri kaybolmuştu. Bu sefer sözleriyle dokunmaya başladı "Sana dokundum diye utanmana gerek yok" dedi.
"Birkaç gün sonra teninde dokunmadığım yer kalmayacak"
Sözleri beyaz tenimi kırmızıya boyayıp gözlerimi doldurmuştu. Ayarlarımla oynamıştı, neye nasıl tepki vereceğimi şaşırmıştım. Tek bildiğim ona karşı koymakta çok zorlandığımdı. Nasıl utanmadan yapıyordu bunları? Utanması gereken ben değildim, oydu.
"Böyle bir şey olmayacak dedim! Neden anlamıyorsun? Çok ileri gidiyorsun Anıl, bana dokunuyorsun... artık geriye de dönemezsin. Şu ana kadar belki eskiye döneriz diye ümit ettim ama bu artık imkansız, sen bana dokundun" Nefretle baktım gözlerinin içine, gün geçtikçe daha da dibe batıyordu.
"Geriye dönmek isteyen kim lan" dedi dalga geçer gibi. "Sen de istiyorsun, birbirimizi isterken geri durmak aptallık olurdu"
"Hayır dedim sana hayır!" diye boğazım acıyana kadar bağırdım. Bersu'nun bu evdeki varlığını bile unutmuştum , ta ki ayak sesleri kulaklarıma dolana kadar. Ayak seslerini duyduğu anda o da büyük bir profesyonellikle benden uzaklaştı.
"Abi sen arkadaşlarınla dışarı çıkmayacak mıydın?" Bersu kapının arkasında dikilmiş ikimizi şaşkınlıkla izliyordu. Anıl Bersu'nun sorusunu cevaplamadan yanımdan uzaklaştı. Görüş açımdan çıkıp mutfağı terk ettiğinde ise nefes alışverişlerim hayati bulgulara geri dönmüştü.
Çok garip bir hal almıştı Bersu'nun yüzü. Ela gözlerinin içinde saklı olan soru işaretleri açıkça görünüyordu. Bizi görmüş müydü? Görmemiş olması için içimden dua etmeye başlamıştım.
"Sen gelmeyince ben de aşağı inip bir bakayım dedim. Sonra sesini duydum Meyra, hayır diye bağırıyordun. Abime bağırıyordun herhalde, neden bağırdın?" diye sordu. Dudaklarım mühürlenmiş gibi açılmıyordu.
Aklımda yüz tane düşünce vardı. Doksan dokuzu bir yalan bul diye bağırıyordu. Sadece bir tanesi istiyordu gerçeği söylememi. Gerçeği söyle, sana inanır diyordu. Çünkü sana güveniyor diyordu. Diğer doksan dokuz tanesi inanmaz diyordu. Çoğunluk azınlığın sesini bastırmıştı. Bersu bana değer verse de karşıdaki insan abisiydi. Diyelim ki inandı, güvendi bana. Ne yapabilecekti ki sanki? Babasına söyleyecekti. Böyle bir şey benim abimle babamın kulağına gittiği an ölüm fermanım yazılmış olurdu. On gün önce Anıl'ın arkadaşları bana bakarak gülüştü diye beni suçlayıp darp eden biri bunu duysa kim bilir neler yapardı.
Doksan dokuz, haklıların sayısıydı.
"Şey.." Lafa girmiş olmama rağmen devamını getiremedim. Çatılan kaşlarından birini havaya kaldırarak diyeceğim şeyi merak içinde beklemeye başladı. Sertçe yutkunup tekrar söze girdim. "Sanırım abinin sinirleri bozuk. Ne bileyim belki nişanlısıyla kavga etti de sinirini benden çıkarıyor. Onun kıyafetlerini kuru temizlemeye vermiştim ama hala geri getirmemişler. Elbiseler hala gelmeyince beni azarlamaya başladı, ben de benim suçum olmadığını, kuru temizlemenin henüz kıyafetleri hazırlamadığını söyledim ama beni azarlamaya devam etti." Birkaç saniye sustuktan sonra tekrar konuşmaya başladım "Eee sürekli beni azarlıyor biliyorsun. Sonunda burama kadar geldi ben de insanım bir anlık sinirle bağırdım işte. Sonra sen geldin"
Yüz ifadesine baktığımda verdiğim cevaptan tatmin olmuş gibiydi. Elini umursamaz şekilde sallayarak "Boşver sen onu, her zamanki abim işte sakın kişisel algılayıp canını sıkma. Görüyorsun bazen babamla bile argo konuşuyor. Hadi odama gidelim" dedi.
♤
Saat gecenin on ikisine vardığında müştemilata inebilmiştim. Bersu'ya kıyafet bulmak saatler sürmüştü ve çok yorulmuştum. Ayak uçlarımla yürüyerek annemin odasına girdim, ses çıkarmamalıydım çünkü abim veya babam eğer şuan uyuyorsa ve ben onları uyandırırsam sonu hiç iyi olmazdı.
Dizlerimi kırdım, başını birkaç kez okşayarak "İlacını içtin mi anne?" diye fısıldadım. "Yok kızım" dedi güçsüz bir sesle. Yüzü solgun görünüyordu, terlemişti. Çekmeceden ilaçlarını çıkarıp bir bardak su doldurup anneme uzattım. "Seni tekrar ayakta, tekrar gülerken, tekrar güçlü görmeyi o kadar istiyorum ki"
"İyiyim kızım" dedi şefkatli bir sesle. "Daha iyi olacağım"
"İyisin ama bak" dedim zoraki bir şekilde gülümseyerek. "Hadi iç" Yorgun görünüyordu, daha fazla konuşarak uykusunu bozmak istemedim. İlacını içtikten sonra kalan hapları çekmeceye koyup odadan çıktım.
Annemin odasından çıktıktan sonra yine ayak uçlarımla kendi odama ilerledim, görünürde kimseler yoktu. Abimin ya da babamın varlığını gösteren bir ses de duymamıştım
Kendi odama girdiğim an güvenli bölgeye girdiğimi de hissettim. Normalde çalıştığım kıyafetlerle asla yatağa girmezdim fakat bugün umurumda değildi bu kural. "Pislikse benim pisliğim" diyerek kendimi yatağa attım ve gözlerimi sımsıkı kapadım.
Bugün onun bana mutfakta yaşattığı şeyi, söylediklerini düşündüm. Hiçbiri gerçek değildi sanki, hepsi beynimin kurduğu bir aldatmacaydı. Bu gerçek olmasından daha realistik bir seçenekti. Ben bu eve dün gelen bir çalışan değildim, ben yıllardır burada yaşıyorum. Gözümü burada açtım. Burada yürümeye, konuşmaya başladım. Burada çocuk oldum,, burada ergenliğe giriş yaptım. Neyin ne olduğunun farkında olmam gerekirdi ama.. son haftalarda yaşadığım şeyler diğer on dokuz yılımdan daha garipti ve gün geçtikçe daha da garipleşiyordu.
Telefonumdan rastgele bir müzik açıp yatağın yanındaki komodine koydum. Piyano alt tabanlı ballad bir müzikti ve ruhumu dinlendiriyordu. Yumuşak kadın tenorun sesi mayıştırmıştı beni. Çok kısıktı sesi, kimsenin duymaması için.
Yarım saati aşkın bir süredir aynı müziği dinleyip durdum. Kendimi uykunun kollarına bırakmama ramak kalmıştı. Uyku ve uyanıklık arasındaki o ince çizginin üzerindeydim ki kapımın tekmelenmesiyle o çizgiden hızlıca uzaklaştım.
"Meyra aç ulan kapıyı!"
Yattığım yerden aniden sıçrayıp serseme dönüş bir şekilde tekmelenen kapıya baktım, bu da neyin nesiydi?
"Meyra aç dedim sana o kapıyı! Aç ulan aç! Saçlarını yolacağım duydun mu ulan beni!" Abimin sesiydi bu, tamamen ayıldığımda fark etmiştim. Bir yandan kapımı yumruklayıp diğer yandan bana hakaret ediyordu.
Gözlerim dolmaya başladı. Anksiyetem fırlamıştı ve ben, kapının açıldıktan sonraki başıma gelenleri düşünmeye başlamıştım. Ne yapmıştım ki? Niye sinirlenmişti?
Biraz daha beklersem kapıyı kıracaktı, el mahkum korka korka elimin titremesine aldırmadan kilidi açtım. İçeri girdiğinde yemin ederim ki bir an beni öldürmeye geldiğini düşündüm. Yanılmamıştım da. Sağ yanağımda hissettiğim yanma hissi bunu tasdikliyordu. Kapıyı açıp onu odama aldığım anda tokat atmıştı bana. Hiç acımamıştı.
Ellerim acıyla yanan yanağıma gitti. Gözlerim çoktan benden habersiz yaşlarımı yanan yanağımın üzerine dökerek beni bozguna uğrattı. Yanan yanağımı söndürmedi bu yaşlar, aksine daha da yaktı.
Tokadın etkisinden daha sıyrılmamışken bu sefer saçımdan öyle bir tuttu ki saç diplerimden gelen acıyla çığlık attım. "Bırak!"
"Abi...ben ne yaptım da bana bunu yapıyorsun.." dedim son gücümle, sesim ağlamaktan çatallaşmıştı.
Saçlarımı iyice eline dolayıp var gücüyle çekti ve dişlerini kıracak gibi sıktı. "Daha ne yapacaksın ulan" dedi nefretle yüzüme bakarak. "Her ne bok yediysen Anıl Bey hepimizi toptan işten kovdu. Bir haftaya evimi boşaltın, defolun gidin dedi. Sebebi olarak da seni gösterdi. Senin yaptığın hata yüzünden olduğunu söyledi"
"Ne yaptın da adam hepimizi sokağa attı!"
♤♡◇♧