7. Bölüm. "Hayal Kırıklığı "

4174 Words
Kutsal topraklardan dönen Fatih, henüz yeni bir görevleri olmadığı için İstanbul'a dönecekti. Ankara'da üstleriyle görüştükten sonra Zeynep'i görmek için Leyla'ya gitti. Ziline bastığı kapıyı Leyla açtı. Fatih bir elinde oyuncak bir ayıcık, diğer elinde içinde birbirinden farklı ve lezetli tatlıların olduğu bir paketle gelmişti. "Prenses nerde? " Fatih'in gülerek sorduğuna Leyla mutlu gülüşüyle cevap verdi. "İçerde ama biraz mutsuz. " Fatih içeri girerken sordu. "Neden? " "Beni hemen annesi olarak kabullenmesini beklemiyorum ama biraz fazla inat ediyor. " "Normal laz damarı tutmuştur onun babası gibi. " "Bir pedagogla görüşüyoruz ama epey bir zaman alacak gibi. " "Olacak o kadar. " Leyla, Zeynep'in odasını işaret ederken Fatih kapıyı hafif tıkırdatıp açtı. "Duydum ki burda üzgün bir prenses varmış. " Yatağın üzerinde üzgünce oturmuş Zeynep ilk kez gördüğü adama çekinceyle baktı. "Merhaba küçük hanım ben Fatih, senin amcan oluyorum. " "Evime gitmek istiyorum. " Zeynep'in üzgünce söylediğine Fatih hafif tebessüm etti. "Burasıda senin evin prenses. Hem bak sana neler aldım, hangisini sevdiğini bilmediğimden bepsinden aldım. Sen en çok hangi tatlıyı seversin? " Fatih çeşit çeşit tatlıyı yeğeninin önüne sererken ilgisini çeken tatlılar Zeynep'i hafifte olsa gülümsetiyordu. Birkaç saatlik ziyaretin ardından Fatih İstanbul'a yola çıktı. ..... Evine varması sabahın dördünü bulurken, olabilecek en sessiz şekilde anahtarı kapının kilidine sokarak açtı. Aynı şekilde sessizce içeri girip kapıyı kapattı. Ayakkabılarını yavaşça çıkarıp ayakkabılığa koydu. Sessizce, kimseyi uyandırmamaya özen göstererek merdivenleri adeta parmak uçlarında çıktı. Odasının kapısını aynı özenle açıp içeri girdi. Çok yorgundu. Sadece montu ve çoraplarını çıkararak yatağına yattı. Kısa bir süre sonra uyumuştu bile. ..... Sabah saçlarını okşayan annesiyle gözlerini açtı. Annesi gülümseyerek onu izliyor, saçlarını okşuyordu. "Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun Hilâl Sultan! " dedi gülümseyerek. "Seninde aslanım! " diyen annesi eğilip alnından, saçlarından uzun uzun öptü. Yattığı yerden doğrulan Fatih annesine sarıldı. "Ne zaman geldin sen, gece epey geç yattım. " "Hayrolsun niye geç yattın sen? Annesi gülerek baktı yüzüne hafif alaycı. "Gelin adayı seçiyordum. " Fatih gülümseyerek ayaklandı. "Onur'un bir sevdiği vardı benim bildiğim. " Annesi gözlerini devirerek başını iki yana salladı. Annesine taraf bakmadan dolaba yürüdü Fatih. Dolaptan aldığı askıdaki tişörtü kapattığı dolabın kapı kulpuna astı. Üzerindeki gömleği hızlı bir şekilde çıkarıp kirli sepetine attı. Dolabın kapısına asmış olduğu tişörtünü alırken annesi çıplak sırtındaki kurşun izlerine dokundu. "Az ana lafı dinlesen ne olur sanki. " Fatih hızlı bir şekilde elindeki tişörtü üzerine geçirdi. Kolunu annesine sararak alnından öptü. "Elimi, yüzümü yıkayıp geliyorum. " Diyerek odadan çıkıp banyonun yolunu tuttu. Annesinin evlenmesi için yaptığı ısrardan bir kere daha kaçmıştı. Az sonra Fatih ile annesi birlikte salona inerken Hayal ile Onur şaşkınlıkla baktı. İkisinin de Fatih'in döndüğünden haberleri yoktu. Onur bakışlarını bariz bir endişe doldururken kız kardeşine döndü. Hayal, 'ne yapayım! ' der gibi bakarken gülümseyerek abisine sarıldı. "Hoş gelmişsin abim, ne zaman geldin de haberimiz olmadı? " diyerek gülümsedi. "Gece geldim Kelebek, kimseyi uyandırmak istemedim. " diye karşılık verdi Fatih. Onur da onlara katıldı az sonra. Hep birlikte oturulan kahvaltı sofrasında Fatih ile annesi tatlı tatlı sohbet ediyordu. Bugün şaşırtıcı bir şekilde Hayal hiçbir söze karışmıyordu. Onur'un da pek konuştuğu söylenemezdi. Onur tüm cesaretini toplayarak, "Abi. " dedi. Abisinin bakışları ona dönerken, "Bahçede biraz konuşabilir miyiz? " diye devam etti. Sabahtan beri bir şey olduğunu anlayan Fatih başını hafif sallayarak yerinden kalktı. "Konuşalım bakalım sabahtan beri kıvrandığın karın ağrın neymiş. " Fatih bahçeye çıkarken Hilal anlamayan bakışlarını küçük oğluna çevirdi. "Hayırdır, ne konuşacaksın abinle? " diye soran annesine Onur'un cevep vermeye yüzü yoktu. Başını önüne eğerek yerinden kalktı sıkıntı dolu bir nefesle. Annesinin olanlardan haberi yoktu, ama Hayal'in vardı. Az sonra olacakları az çok tahmin eden Hayal ikizinin arkasından baktı sıkıntılı bir nefes alarak. Onur bahçeye çıkarken annesi, "Ne oluyor? " diye sordu kızına. "Az sonra abim kıyamet kopartacak! " diye cevap verdi Hayal. "Sebep? " Hayal bir kere daha nefesini üfleyerek başını iki yana salladı. Yerinden kalkarak pencerenin önüne geçti. "Hayal, kime diyorum ben? " "Anlatacağım anne az sabır lütfen. " "Allah Allah! " Hayal başka bir şey söylemeden pencereden abisi ile kardeşini izlemeye devam etti. O sırada Onur, abisinin karşısında ecel terleri döküyordu. Nasıl söyleyeceğini bilemediği konuyla kıvranıyordu. Abisinin onu yetiştirme şekline asla uymayan davranışları en son hata yaptırmıştı. "Seni dinliyorum. " abisinin sözleriyle Onur başını yerden hafif kaldırdı. Sıktığı yumrularını her saniye daha fazla sıkıyordu. Bugüne kadar abisinin ona öğrettiği tüm değerleri hiçe saydığını nasıl anlatacağını bilemiyordu. "Abi ben bir hata ettim. Özür dilerim! " diye konuştu kısık bir sesle. "Neymiş o hata? Seni bu kadar kıvranırdığına göre! " Fatih kardeşine yakıştıramıyordu aklından geçenleri. "Büyük bir hatadan ziyade büyük bir günah. " Onur kelimeleri arasında defalarca duraksadı. "Ne haltettin? " Fatih çatılan kaşlarıyla gözlerini kardeşine dikti. " Damla, hamile. " Onur'un utana sıkıla söylediğine Fatih dişlerini sıktı. Aynı anda sıktığı yumruğunu kardeşinin yüzüne geçirdi. Onur yere düşerken onları izleyen Hayal küçük bir çığlık atıp elini ağzına kapattı. Annesi yerinden hızla kalkıp camdan bakarken Fatih kardeşini tekme tokat dövüyordu. Hilâl inanamayarak bakarken bahçeye koşacağı sırada Hayal annesinin kolundan tuttu. "Bırak anne! " dedi. "O bunu haketti! " "Ne diyorsun kızım sen, ne yaptı da haketti? Bugüne kadar kardeşine fiske atmayan abin kardeşini yerde yuvarlıyor! " "Şeytana uydu, nefsine sahip olamadı! Gözün aydın anneciğim bir torunun olacakmış! " "Ne? " Hilâl eli ayağı boşalmış bir şekilde kalırken zor ulaştığı sandalyeye oturdu. Hayal içi el vermesede müdahil olmadığı olaya seyirci kaldı. Kollarını göğsünde bağlayarak yüzünü çevirdi. O sırada okula gitmek üzere evden çıkan Nurşen çantasını kontrol ederek ilerlerken kardeşini döven Fatih'i görmesiyle şoka uğradı. Hâlbuki Fatih kardeşlerini gözünden sakınırdı, çok iyi bilirdi bunu. Saniyeler içinde şaşkınlığını atarak onlara doğru koştu. Zor açabildiği bahçe kapısıyla koşmaya devam etti. Araya girerek göğsünden ittiği Fatih'i, Onur'dan uzaklaştırdı. "Ne yapıyorsun? Nasıl yaparsın bunu? " diye çıkıştı Onur'un haline bakarak. Onur yerden doğrulurken ağzından akan kanı elinin tersiyle sildi. Gözü morarmış, burnu kanıyor, kaşı patlamış, dudağı şişmiş bir halde ayağa kalktı başı önünde. Nurşen gördüklerine inanamıyordu. "Kardeşine nasıl el kaldırırsın, koca adam! " "Bırak Nurşen hakettim ben bunu. " dedi Onur mahçup bir şekilde. Fatih her an delirecekmiş gibi öfkeyle solurken aynı öfkeyle kardeşine parmak salladı. "Kaybol gözümün önünden elimde kalacaksın! " diye kızdı öfkeyle. Onur başı önünde içeri giderken Fatih de aynı öfkeyle bahçeden çıktı. Öfkesinden bastığı yer titrerken hızlı adımlarla yürüyerek gözden kayboldu. Nurşen hiçbir şey anlamadan ikisinin arkasından bakarken yanına gelen Hayal ona olanları anlattı. Nurşen inanamayarak dinledi arkadaşını, ağzı açık bahçenin ortasında öylece kaldı. Hayal ile Nurşen içeri girerlerken elini yüzünü yıkayan Onur'un yanına gitti Hayal. Annesi Onur'a ters ters bakarak yukarı çıkarken Nurşen ne yapacağını bilmez bir şekilde bakındı. Fatih de öfkeyle çıkıp gitmişti. Hayal yavaşça ikizinin yaralarını temizleyip sardı. Nurşen'in ise aklı Fatih'teydi. "Ben geç kalmayayım daha fazla. " Nurşen'in sesine dönen Hayal hafif başını salladı. "Çıkışta gel ama. " "Tamam. " Nurşen çıktığı evin kapısını yavaşça kapattı. Derince soluduğu nefesle yürümeye devam ederken aynı zamanda çantasındaki telefonunu da çıkardı. Birlikte aynı sınıfta öğretmenlik yapan arkadaşını aradı. "Alo Sedef, benim bir işim çıktı beni bir saat kadar idare edebilir misin? " diye sordu. "Ederim tabi de kötü bir şey yok inşallah? " "Yok, yok ben bir saate gelirim. Çok sağ ol! " "Rica ederim. " Nurşen kapattığı telefonu gelişi güzel çantasına attı. Fatih'in o öfkeyle nereye gidebileceğini düşündü. Fatih'in gittiği yoldan hızlı adımlarla yürüdü. Sağa, sola bakına bakına yürüdü. Ama Fatih'in gidebileceği onlarca yol vardı, durup düşündü biraz. "Ben olsam nereye giderdim? " diye sordu kendine Nurşen. Göğüs kafesini dolduran büyükçe bir nefes soludu. Tereddütsüz hızlı adımlarla yürürdü. Yolun sonu sahile çıkarken etrafa bakındı Nurşen. Yanılmamıştı. Fatih ilerideki bankta oturuyordu. Fazlaca çekingen yapısı sebebiyle duraksadı bir süre. Yanına gidip gitmeme konusunda kararsızdı. Kalbi başını alıp maratona çıkmışken Nurşen'in bütün bedenini soğuk bir ürperti sarmıştı sanki. Gidip konuşsa ne olurdu ki en fazla... Dudağının kenarını dişleri arasına alarak kemirmeye başlarken ona doğru iki adım attı. Durup bir kere daha düşündü. Yapabilecek cesareti bulamıyordu kendinde. Sırtını dönüp iki adım atmasıyla tekrar durdu. Gözlerini sıkıca kapatıp usulca nefesini üfledi. Gözlerini açarak omuzlarını dikleştirdi. Kararlı bir şekilde dişlerini sıkarak arkasına döndü. Bir kere daha yönünü Fatih'e çevirdi. Elleri buz gibi olmuştu. Kalbinin çatlayacak gibi atmasıda cabasıydı. Ama yanına yürüyecekti, içi el vermiyordu onu orda öyle bırakmaya. İstese de gidemeyecekti nasılsa. Yaklaştığı bankın yanında dururken, "Oturabilir miyim? " diye sordu yumuşak bir sesle. Fatih çatık kaşlarının altındaki gözlerini ona çevirdiğinde Nurşen bakışlarını kaçırdı. Fatih konuşmadan oturması için kenara kayarken Nurşen yavaşça yanına oturdu. Fatih'in öfkesini burnundan soluduğu derin ve kesik nefeslerden anlıyordu, bu da söze başlamasına izin vermiyordu. Bir süre hiçbir şey söylemeden oturdu öylece. Yutkunarak cesaretini topladı. "İyi misin? " diye sordu usulca. Sesinin tonundaki o çekingenlik Fatih'in öfkesine rağmen dikkatinden kaçmadı. "Yirmi dört yaşındaki kardeşimin ağzını, burnunu kırdım az önce... sence iyi miyim? " o koca öfkeyi kendine duyması Nurşen'i fazlaca üzerken ne diyeceğini bilemedi. "Bu yaşlarına kadar değil kardeşlerime el kaldırmak, onlara sesimi yükseltmeye bile kıyamazken... bizim de kız kardeşimiz var! Yaşamak istemediğin şeyi başkasına yaşatmayacaksın! Bizim kadar herkesin bir şerefi, haysiyeti var! Ben nasıl kız kardeşimin böyle bir şey yapmasını kaldırmayacaksam o kızın aileside kaldıramaz! " "Olmuşla, ölmüşe çare yok, nasıl halledebiliriz ona bakmak lazım. " "Nasıl bakacağız o kızın ailesinin yüzüne? " "Belki ailesinin haberi yoktur, onlar öğrenmeden evlenirlerse kimse incinmez. " "Biz biliyoruz yetmez mi? " "Böyle bir yere varamazsın! Evet kardeşin büyük bir yanlış yapmış, yanlışının farkında o da. Keşke olmasaymış ama bu durumu değiştiremeyiz. Önemli olan bundan sonra kimseyi kırıp dökmeden bir olurunu bulmak. Her ne kadar tasrib etmeyeceğimiz bir yanlış olsada bir an önce bir hal çaresi bulmak lazım, ortada bir bebek var. " Fatih başını çevirip Nurşen'e baktı. Yüzünde belli belirsiz bir tebessümle bakmaya devam etti. Nurşen'in yaşına göre olgun davranış ve tutumu gözünden kaçmıyordu. Oysa düşüncesizce davranan kardeşiyle yaşıttı. İkisi bir süre sessizce oturmaya devam etti. Nurşen, "Ben daha fazla geç kalmayayım. " diyerek ayaklandı. Fatih başını hafif sallayarak denizi izlemeye devam etti. Nurşen okula gitmek için yola düştü aklını az önce yanından ayrıldığı sevdasında bırakarak. Günün geri kalanını Fatih dışarda geçirmiş, eve gitmemişti. Onur sabah yüzü, gözü dağılmış bir şekilde staj yaptığı hastaneye gitmişti. Soranlara kaza geçirdiğini söylesede Damla durumu anlamıştı. Akşam Onur abisinin gözüne gözükmemek için odasına çıkmıştı eve geldiği gibi. Fatih akşam ancak eve dönmüştü. Eve girmek yerine çardağa oturdu. Saatlerdir yolunu gözleyen annesi az sonra yanına geldi. "Aslanım! " dedi yanına oturarak. "Nerde hata yaptım anne? " dedi Fatih isyan edercesine. "Yetemedim mi kardeşlerime? Eksik mi yetiştirdim? Neyi öğretemedim, nerde eksik kaldım? " "Kendine haksızlık etme. Kimsenin yapamayacağını, yapmayacağını, güç yetiremeyeceğini yaptın sen. Onlara abilikten çok babalık ettin hemde on iki yaşından bu yana. Korudun, yettin, yetiştirdin, babandan dahi korudun sen aileni. Beşer şaşar oğlum, her şeyin suçunu kendinde arama. Ben senin kardeşlerine yaptığın babalığa şahidim, yer şahit, gök şahit. İnsan özünde düşman bir nefis taşır, kardeşin nefsine yenilmiş, bunun kabahatini kendinde arama. Herkes kendi nefsinden sorumludur! " "Yok annem, ben eksik kaldım, " "Her şeye yetemezsin aslan yüreklim, her şeye yetemezsin! Zulmetme kendine, günahtır! " Fatih başını kaldırıp annesine baktı. "Bugün kardeşime el kaldırdım anne! Ağzını, yüzünü kırdım hakim olamadığım öfkemle! Böyle mi yapılır babalık! " "Baba olmak tam da bunu gerektirir, gerektiği yerde ağzını, yüzünü kırmak gerekir! İyi yaptın, elin dert görmesin! Daha önce yapsaydın keşke de bugün bunu yapmaya cesaret bulamasaydı. " "Deme Allah aşkına, yaptığına ayrı, yaptığıma ayrı içim acıyor zaten. " "Aslan yürekli, gönlü güzel oğlum; seni bana layık görüp verene arş-ı ala ağırlığınca şükür olsun! " Hilal oturduğu yerden ayaklanıp oğlunun alnından öptü. "Gel iki lokma yemek ye. " "Önce şunu gönder bana da bir konuşayım, ona göre gidip isteyelim kızı, bir an önce düğünlerini yapalım. " "Kendinden önce kardeşine düğün kurmayı düşünen sen, birde eksik kaldım diye yakınıyorsun. Ah oğul ah...! " diye iç çekti annesi. Dolan gözleriyle eve yürüdü. Gözyaşları tane tane akarken küçük oğlunun odasının kapısını açtı hırsla. Yatağının üzerinde oturan oğluna, "Kalk! " diye kızdı. Onur ikiletmeden ayağa kalktı. "Abin bahçede seni çağırdı konuşmak için. " Onur ne yapacağını bilmez bir şekilde annesine baktı. Annesi yüzüne bakmadan başıyla çıkmasını işaret etti. Onur yavaşça odadan çıkıp yürümeye başladı. Evden çıktığında çardakta oturan abisine baktı. Başını önüne eğip yanına gitti. Kabahat işlemiş küçük çocuk gibi karşısına geçti. Fatih yüzüne bakmadan, çatık kaşlarıyla, "Otur! " dedi. Onur yavaş adımlarla geçip karşısına oturdu. Gözleri kucağındaki ellerindeyken abisinin konuşmasını bekledi. "Kızın ailesi biliyor mu durumu? " Fatih'in sorusuyla Onur kısık bir sesle cevap verdi. "Hayır. " "Ne yapacağınızı konuştunuz mu? " "Seni bekledik. " "Bir ay içinde düğünü yapacağız kızın ailesi öğrenmeden, ayıbımız bize kalsın. " "Sen nasıl münasip gördüysen abi. " "Nasıl münasip gördüysemmiş! Üçkağıtçı zampara! " Onur başını kaldırmazken Fatih yerinden kalkıp eve yürüdü. Odasına çıkacakken salonda oturan annesine, "Kızın annesini ara, ne yap et ikna et yarın akşam gidip isteyelim. Ardından geciktirmeden nişan düğün ne istiyorlarsa yapalım. " dedi. Annesi başını aşağı yukarı salladı. Fatih nefesini üfleyerek odasına çıktı. Annesinden önce Onur, Damla'yı aramış konuşmuştu. O da annesiyle konuşmuştu. Ardından Hilâl, Damla'nın annesini aramış uzun uzun dil döküp ikna etmişti. Akabinde ertesi gün Fatih ailesi ile birlikte gidip Damla'yı istemişti. Damla'nın babası kızınında bu evliliği istemesine karşın Damla'yı vermişti. Fatih asker olduğu için sık sık gelemediğini, gelmişken kardeşinin düğününü yapmak istediğini uygun bir dille Damla'nın annesini ile babasına anlatmış kısa süre içerisinde düğünü yapmaya ikna etmişti. Düğün hazırlıkları tüm hızıyla devam ederken Fatih kardeşi için bir tanıdığı vasıtasıyla bir hafta sonraya nikah günü almıştı. Mehmet Bey'den nikahtan sonraya kadar izin almıştı. .... Nikâh günü evlerinde müthiş bir hazırlık vardı. Akşam Onur ile Damla'nın hem resmi hem de dinî nikâhları kıyılacaktı. Nurşen ile Hayal öyle muazzam bir yemek hazırlamışlardı ki görenin ağzı açık kalıyordu. Hilâl yemekleri kontrol ettikten sonra gülümseyerek baktı ikisine. "Maşallah! Elinize, kolunuza sağlık! " dedi. "Anne biz bu kadar tabak çıkardık ama yeter mi? " diye sordu Hayal. "Yetmez ise yine çıkarırız, şimdilik bunlar yeter. " diyen Hilal salondaki Fatih'in yanına gitti. "Kızlar bir yemek yapmış, maşallah on aşçı yapamazmış vallaha, billaha! " diyerek oğlunun yanına oturdu. Fatih hafif gülümseyerek baktı annesine. "Senide evlendirelim diyorum artık. " Fatih çattığı kaşlarıyla annesine baktı. O sırada salonun önümden geçen Nurşen duyduğu cümleyle nefesini tuttu. Aklından onlarca düşünce geçerken korkuyla yutkundu. Annesi evlendirmeyi düşünüyordu. "Ben mesleğimle evliyim, kimsenin başını yakmaya gerek yok. " "Başını yakmakta ne demek! " "Annem, ben gittim mi geri döneceğim belli değil, bunu en iyi sen biliyorsun. Bu korkuyla yatıp kalkmıyor musun? Şimdi ben kimi bu ateşe atayım? " gözleri dolu dolu olan Nurşen elini kalbinin üzerine koydu. O sırada Hayal, Nurşen'in yanına geldi. O da duyduğu ile gözleri dolarken Nurşen'in omuzunu sıktı destek olduğunu belli ederken. "Allah korusun, o nasıl söz öyle! O zaman hiçbir asker evlenmesin! Sende! Hem benim aklımda var sana göre biri. " Nurşen ile Hayal korkuyla birbirine baktı. "Hah! Şimdi bittik! " "Niye böyle diyorsun, delinin zoruna bak. " "Yapma anne lütfen! " "Anne lafı dinle az! " "Kimin başını yakmaya niyetlisin Hilâl Sultan. " "Nurşen. " Fatih annesine çevirdi çatık bakışlarını. "Bunu başkası söylese kıyameti koparırsın şu söylediğine bak. Evimize girip çıkan kız ayıp, Hayal'den ne farkı var. Ne sen bunu söylemiş ol ne ben duymuş olayım. " Fatih'in sözleriyle Nurşen'in gözyaşları usulca döküldü. Hayal elinden bir şey gelmezken üzgünce baktı arkadaşına. Nurşen hızla çantasını ve pardesüsünü aldı gitmek için. Hayal kolundan tutup, "Nurşen... " dedi üzgünce. Nurşen gözyaşlarıyla başını iki yana sallayarak evden çıkıp gitti. Hayal gözyaşlarıyla baktı arkadaşının arkasından. Ağlaya ağlaya zor attı kendini evine. Kapattığı kapının arkasına çöküp kaldı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. O büyük sevdası onu kardeşi gibi görüyordu. Bunu kaldıramıyordu, karşılıksız aşkı bile bu kadar ağır gelmemişti. Diğer yanda Fatih ile annesi konuşmaya devam ediyorlardı. Hilâl çattığı kaşlarıyla hafif yaklaştığı oğluna, "Ah her şeyi çok bilip, gözünün önündekini göremeyen oğlum! " dedi. "Sevmek helâldir ama sevilmek vebaldir oğlum, bu kızın vebalini taşıyamazsın. Vallahi de billahi de altında ezilirsin. " Fatih inanamayarak baktı annesine. İhtimal dahi vermiyordu. "Sen ancak öyle yüzüme bak aslanım. Kül oluyor bu kız gözünün önünde de görmüyorsun. Şikayetsiz, sessiz, sedasız ateşinde yanıyor; kör olan gördüde bir sen görmüyorsun. Daha önce de diyecek oldum kestirip attın. Hadi şimdi de görmezden gelde Allah onun ahına hepimizi yaksın. " Hilâl umutsuz vaka gibi baktı oğluna nefesini üfleyerek, ardından yukarı çıktı. Fatih az önce duyduklarına inanamıyordu. Belkide hiç evlenmeyi düşünmediği için görememişti. Öne doğru eğilip iki eliyle yüzünü sıvazladı. Derince soluduğu nefesini üfleyerek ayakladı, üzerini giyinmek için yukarı çıktı. Mutfakta akşam için son hazırlıkları yapan Hayal gözyaşlarıyla son kez her şeyi kontrol etti. Hazırlanmış aşağı inen annesi mutfağa girdiğinde Hayal hızla gözyaşlarını sildi. "Nurşen nerde? " diye sordu annesi etrafa bakarken. "Gitmesi gerekti. " Hayal ağladığını belli etmemeye çalışıyordu. "Aa! Nereye gitmesi gerekti? " "Bilmiyorum, gitmesi gerekti işte. " "Bir şey mi oldu? " "Hayır. Ben üzerimi giyineyim. " diyen Hayal hızla mutfaktan çıkıp yukarı koştu. Hilâl hızlı adımlarla odasına çıkıp telefonunu aldı. Nurşen'i aradı. Telefonu çantasında çalan Nurşen hâlâ olduğu yerde ağlıyordu. Çantasından çıkardığı telefonun ekranına baktı. Derin bir nefes alarak yutkundu. Açtığı telefonu kulağına koydu. "Nurşen, nerdesin kızım sen? " Nurşen ne diyeceğini bilemedi. "Kusura bakma Hilâl Teyze ben söylemeyi unutmuşum, abim beni almaya geldi de. Onlara gidiyorum. " "Oldu mu ama kızım şimdi bu, o kadar yemek, hazırlık, uğraştın, ettin şimdi yoksun. " "Olsun, düğünde olurum inşallah. " "İnşallah kızım! Vallaha içime dert oldu yokluğun. " Nurşen gözyaşlarını tutamazken dişlerini sıktı. "Tekrar hayırlı olsun, inşallah ikisi çok mutlu olur ömür boyu. Yanınızda olmak isterdim ama kusuruma bakmayın, bugün için beni mazur görün. " "Ne yapalım öyle olsun bakalım. " "İyi akşamlar. " "Sanada kızım. " Nurşen kapattığı telefonu yanına yere koyarak ağlamaya devam etti. O kadar çok canı yanıyordu ki tüm dünya anlamını yitirmişti. "Hayal'den ne farkı var" Bu sözler kulağında durmadan çınlayıp duruyordu. Fatih'in, onu hiçbir zaman farklı görmeyeceğini düşündükçe paramparça oluyordu. Tüm benliğini saran ateş tüm dünyasını yutuyordu. Yüreği hiç bu kadar ağırlaşmamıştı. Yıllardır taşıdığı aşk hiç bu kadar acıtmamıştı. Bir daha onu görmeye güç yetiremezdi. Düşünceleri belliyken onun yüzüne bir daha bakamazdı. Yüreği kaldırmazdı. Her gün yüreği sızlarken, bugün ruhu, bedeni sızlıyordu. Kemiklerinin içine kadar acıyordu her bir yanı bugün. Elini her zaman ki gibi yine yüreğinin üzerine koydu. Yüreği inatla onun adına çarpıyordu. Her şeye rağmen yüreği Fatih için bir saniye dahi düşünmeden dururdu. Zamanı onunla durdururdu. Zaten tümüyle ondan ibaret kalmamış mıydı... Nihayet Damla ile aileside gelmişlerdi. Tüm misafirler de eksiksiz ordaydı. Önce nikah memuru ardından da hoca gelmişti. Önce resmî nikahları ardından da dini nikahları kıyılmıştı. Günlerdir kardeşinin yüzüne bakmıyordu Fatih. Nikahtan sonra herkes Onur ile Damla'yı tebrik ederken Onur ilk abisine gitti. Abisinin elini öpüp alnına koydu. Fatih hâlâ kardeşine bir parça kızgın olsada kardeşine sarılıp tebrik etti. Uzunca bir tebrik faslından sonra yemek servisi başladı. Fatih, Nurşen'in olmadığını farkederken etrafa bakınmaya başladı. Uzunca gözleri kalabalığı taradı. Yoktu. Yemek servisi yapan Hayal'in yanına gitti. "Nurşen nerde, yalnızsın. " diye sordu. Hayal çatık kaşlarındaki bariz bir öfkeyle baktı abisine. "Gitti! " dedi. "Nereye? " Hayal sıktığı dişleriyle derin bir nefes aldı. "Sormadım! " Fatih kardeşinin sesindeki öfkenin farkındaydı. "Bir şey mi oldu? Ne bu agresiflik? " diye sordu. Hayal eline iki tabak alarak abisine dikti gözlerini. "Belki bir şey olmadığından, çok çok etik olmandan bu kadar agrasifimdir abi! " diyerek abisini arkasında bırakarak yürüdü. Fatih'in aklına dahi gelmeyen şeydi Hayal'in öfkesinin sebebi. Uzunca bir kutlamanın ardından gece nihayet son bulmuştu. Bütün gece gözünü kırpmayan Hayal abisi ile Nurşen'in arasını yapmak için bir yol düşünmüştü. Biraz saçma bulsada başka bir şey aklına gelmemişti. Ertesi gün Hayal, Nurşen'i dışarı çıkarmak için epey dil dökmüş, zorla dışarı çıkarmıştı. Bu planının birinci aşamasıydı. Sahilde kol kola yürürlerken az sonra Fatih de yanlarına geldi. Hayal'in planının ikinci aşaması da tamamdı. Nurşen, Fatih'i görmesiyle kendini daha kötü hissederken Hayal gitmesine izin vermemişti. "Hayırdır Kelebek niye çağırdın beni buraya? " diye soran abisine, "Beraber dondurma yiyelim, dolaşalım diye niye olacak. " diye cevap verdi Hayal. Nurşen, Hayal'e çattığı kaşlarıyla bakarken Hayal şirinlik yapmaya çalıştı. "İyi o zaman siz keyfinize bakın, benim yapacak işlerim vardı. " diyip gitmek isteyen Nurşen'in kolunu sıkıca kavrayıp bırakmayan Hayal, "Hayatta olmaz! " dedi. "Aşk olsun sevgili sevgilim, hani senin hayır diyemeyeceğin şeylerden biri ben diğeri dondurmaydı. " "Gerçekten işim var Hayal! " diyerek Hayal'in koluna çimdik attı Nurşen. "Abi ya sende bir şey desene! " Hayal'in planının geri kalanı için Nurşen'in gitmemesi gerekiyordu. "İşi varsa ne diyeyim ben. " Fatih'ten beklediği desteği alamayan Hayal tehditkar bir bakış attı abisine. "Aman Nurşen alt tarafı bir dondurma yiyeceğiz bana zehir edeceksin yani! İyi tamam istemiyorum, yemeyeceğim bende eve gideceğim. " duygu sömürüsü işe yaramıştı. "Tamam ama çok kalamam. " "Tam bu sırada sen bize dondurma alıyorsun abiciğim. " Fatih kardeşinin bir şeyler karıştırdığını seziyordu. Kıstığı gözleriyle kardeşine bakarken başını hafif sallayarak dondurma satan tanıdık amcanın yanına yürüdü. "Ne bu şimdi Hayal? " diye kızdı Nurşen. "Havan değişsin istedim. " "Canım acıyor canım! Ne havasından bahsediyorsun Allah aşkına! " "Bir daha canın acımasın diye yapıyorum sevgili sevgilim! " Nurşen nefesini üfleyerek başını iki yana salladı. Az sonra Fatih aldığı dondurmalarla gelirken Hayal gülerek, "Farkettim de hepimizin en çok sevdiği yer burası " dedi Kız Kulesi'ne bakarak. Fatih ile Nurşen de Kız Kulesi'ne bakarken gülümsemişlerdi. Birkaç dakika sonra Hayal'in telefonu çalmaya başladı. Hayal telefon konuşmasından sonra yüzünü astı. "Bölüm başkanı herkesi çağırmış. Of aman ya tatil günü olacak iş mi şimdi bu?! " diyerek ayaklandı oturduğu yerden. Onunla birlikte Fatih ile Nurşen de ayaklandı. Fatih, "Hadi bırakayım seni. " dedi. Hayal başını iki yana salladı. "Yok yok! Hiç gerek yok! Şurdan bir taksiye atlayıp giderim ben, siz dondurmalarınızı yiyin. " diyerek abisinin tek kelime daha etmesine izin vermeden ayrıldı ordan. Gelen taksiyi durdurup hemen içine atladı. Kıkır kıkır gülerek, "Başlasın şimdi cümbüş! " dedi. Fatih ile yalnız kalan Nurşen ne yapacağını bilmez bir şekilde elindeki dondurma kabına sabitledi gözlerini. Ama ne var ki Hayal'in planı daha bitmemişti. Fatih, Nurşen'e taraf kısa bir bakış attı. Ardından hemen kaçırdığı bakışlarını Kız Kulesi'ne çevirdi. Az sonra Nurşen başını kaldırdığı gibi gözünü dikmiş ona bakan bir adam görmesiyle başını diğer tarafa çevirdi. Ama o adam inatla bakmaya devam ediyordu. Nurşen bundan fazlasıyla rahatsız olurken az sonra Fatih de adamı ve rahatsız edici bakışlarını farketti. "Hayırdır! " dedi Fatih öfkeyle adama bakarken. "Sana ne, sana mı bakıyorum? " adamın canına susamış gibi verdiği cevapla Fatih'in kaşları havalandı. Sinirle gülen Fatih ayaklanırken Nurşen de korkuyla onunla birlikte ayaklandı. "Bi-biz gidelim... " Nurşen korkuyla kekelerken Fatih adama doğru yürüdü. "Uzaktan konuşmak kolay, bir de yüzüme söyle bakayım! " "Sen çık aradan biz hanımefendiyle konuşa- " demesiyle Fatih'in attığı kafayla sözü yarım kaldı. Nurşen korkuyla bağırıp yardım isterken Fatih saniyeler içinde adamı hastanelik etti. Nurşen korkuyla donup kaldı. Fatih bileğinden tutup, "Yürü! " dedi. Nurşen tek kelime edemeden Fatih onu arabaya götürdü. Kapısını açtığı arabaya bindirip kapıyı kapattı. Aynı sinirle direksiyona geçip arabayı çalıştırdı. Nurşen'in eli ayağı titriyorken gözyaşları akmaya başladı. Fatih eve kadar o adama sayıp söverken arabayı durdurana kadar Nurşen'in ağladığını farketmemişti. O farkedene kadar yol bitmişti. Arabanın durmasıyla Nurşen hızla arabadan inip evine koştu. Fatih arkasından öylece bakarken Nurşen'i fazlaca korkuttuğunu yeni farkediyordu. "İyi haltettik! " diye söylenip arabayı kendi evinin önüne doğru sürdü. O gün Nurşen bir daha evden çıkmazken birkaç saat sonra Hayal sebep olduklarının sonucunu öğrenmeye gelmişti. Sonuçtan memnun evine dönmüştü. Ertesi gün Nurşen ile Hayal kapıya gelen polislerle uyanmışlardı. Ne olduğunu anlamadan kendilerini karakolda bulmuşlardı. Fatih'in dövüp hastanelik ettiği adamı Hayal bir arkadaşı vasıtasıyla kast ajansından bulmuştu. Hayal'in planı üzere Nurşen'i rahatsız etmişti. Ama Hayal adama dayak yiyeceğini söylemediği için adam ondan şikayetçi olmuştu. Abisi ile arkadaşının arasını yapayım derken karakolluk olmuştu. Hayal adamla anlaşırken Nurşen'in haberinin olduğunu söylemişti, o yüzden adam ikisinden de şikayetçi olmuştu. İfadeleri alındıktan sonra ikisi o gece nezarette kalmışlardı. Nurşen, Hayal'e demediğini bırakmazken Hayal'in derdi adama verdiği bir maaşıydı. Ertesi gün savcılığa sevk edilmişti ikisi. Ardından da hemen nöbetçi mahkemeye çıkarılmışlardı. Hakim onları dinlemişti. Nurşen'in Fatih'e olan sevdasını duymayan kalmamıştı. Fatih'in onu kardeşi gibi gördüğü düşüncesinin üzerine birde bunun olması Nurşen'i çaresiz bırakıyordu. Nurşen'in bir dahli olmadığı anlaşılmış, Hayal'in ise adama tazminat ödemesine hükmedilmişti. Duruşmanın bitmesiyle Nurşen kimseye görünmeden ordan ayrılmıştı. İki gün boyunca ağlaya ağlaya yatak döşek yatan Nurşen, kimseyle görüşmek istememişti. Kendi evinde olmasına rağmen Hayal'e abisine gideceğini söyleyip telefonunu kapatmıştı. İki gündü kimseyle görüşmemiş, konuşmamıştı. Kimseye söylemeden gitmeye karar vermişti. Birkaç ay önce yüksek lisans yapmak için Londra'daki bir üniversiteye başvurmuştu. Başvurusu olumlu sonuçlanmıştı. İlk başta gitmekten vazgeçmişti ama şimdi bu işine geliyordu. Yatağından kalkıp üzerini giyindi. Tüm gücü tükenmişti sanki. Kendinde bulduğu son gücüyle bavulunu toplayıp pasaportunu aldı. Günler sonra açtığı telefonuyla taksi çağırdı. Birkaç dakika sonra taksi geldiğinde bavulunu alıp aşağı indi. Evden çıktığında sokakta göz gezdirdi. Gözyaşları akmaya başlarken taksinin kapısını açtı. O sırada Fatih'in arabası sokağa girdi. Nurşen son kez baktı ardından hemen taksiye geçti. Gözyaşları tane tane akarken, "Havaalanına gidiyoruz... " dedi. Araba hareket etmeye başlayınca başını cama yasladı. Gözyaşlarıyla havaalanının yolunu tuttu. Arabanın radyosunda kısık sesle bir şarkı çalıyordu. Sanki onu anlatıyordu. Benim Olmayanım diyordu şarkıda. Aynı şarkı havaalanına ulaşana kadar çaldı. Nurşen zihninde yankılanan o şarkıyla havaalanına girdi. Aldığı biletinin ardından yarın sabah kalkacak uçak için geçip bir oturağa oturdu. Bütün gece burda duracaktı. Gözünü kırpmadan sabaha kadar olduğu yerde öylece oturdu. Sanki ruhu çekilmişti. Her şeyden ve kendinden vazgeçmiş bir şekilde sabahı etti. Uçağının anonsu yapılmaya başlandığında ayaklandı. Son kez dönüp arkasına baktı. Bir damla yaş daha gözünden damladı. Yutkunarak önüne döndü. Derin bir nefes alarak yürüdü. Aslında kimseden değil kendinden kaçıyordu. Nereye giderse gitsin kurtulamayacağı kendinden. Bir kere daha her şeyden ümidini keserek önüne dönüp yürümeye devam etti. O koca sevdasını alarak şehrini, ülkesini terketti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD