2. Bölüm "Bir Parça Uyarı"

1632 Words
Gittiği gibi sessizce karakola geri dönen Fatih'i her zaman olduğu gibi ilk Leyla karşıladı. "Sen gelmeden yankın ulaştı buralara. Mehmet Başkan ortalığı ayağa kaldırdı, karakol komutanını güzel cilaladı sanırım. Haşim'i senin yerinde görünce yüz halini görmen lazımdı komutanın. Yalnız çok güzel iş olmuş fotoğrafları gördüm. " Leyla gülümseyerek bakarken Fatih ciğerlerini dolduran büyükçe bir nefes aldı. "Çay yok mu çay? Burnumun direği sızlıyor resmen. " diye sordu. " Bir oturuşta üç demlik içerim. " "Olmaz mı, hemde semaverde var ben demledim. " "Of! " diyen Fatih'i, Leyla yönlendirdi. Fatih ile Leyla karakolun yan tarafındaki yanan semaverin yanına geçerken Fatih bardağa doldurduğu çayını alarak oturdu. "Asker! " görüş açısındaki askere seslendi Fatih. Gelen asker hazır olda, "Emredin komutanım! " dedi. "Uzman çavuş burda mı? " diye sordu. "Burda komutanım. " "Buraya gelsin. " asker başıyla emri alarak hemen ordan ayrılırken Leyla merakla sordu. "Uzman çavuşu ne yapacaksın? " "Görürsün. " diyen Fatih o çok sevdiği çayı içmeye devam etti. Karakol komutanı Fatih'in giriş yaptığını öğrenmiş soluğu onların yanında almıştı. "Çıkacağınızdan keşke haberimiz olsaydı komutanım. " dedi. Fatih sitemini görmezden gelerek, "Çay içmez misin üsteğmenim, böylesini hiçbir yerde bulamazsın. " dedi. "Çok laf yedik çay içelim hazmı kolay olsun. " diyen üsteğmen aldığı bardağa çay doldurarak geçip Fatih'in yanına oturdu. Fatih, "Uzman çavuş bir, bir buçuk saat kadar timiyle birlikte bana lazım, şu an için herhangi bir operasyon söz konus değilse. " "Luzumiyet konusunu öğrenebilir miyim? " "Şu karşı ki dağın güvenliğini alacaklar. " "Bilmemiz gereken bir durum varsa hemen ilgilenelim. " "Sizlik bir durum yok. " Onlar çaylarını içerlerken az sonra uzman çavuş yanlarına gelerek önce selam verdi. "Beni istemişsiniz komutanım. " dedi. "Timini al şu dağın etrafında güvenlik alın. " "Bir durum mu var komutanım? " "Durum var ama bana ait bir durum var. " "Emredersiniz. " diyen uzman çavuş ayrıldı yanlarından. On dakika sonra tam tehçizat timiyle birlikte hazır olan uzman çavuş dağın etrafında güvenlik almak için çıktı. Fatih, Leyla'ya, "Şaban Abi hariç onun uyuması gerek, tüm ekibi buraya topla. " dedi. Leyla beklemeden içeri giderek Sancak, Haşim, Emir ve Demet'i alarak geldi. Hepsi karşısına geçip beklerken Fatih, Emir ile Demet'e, "İkiniz bu tarafa geçin. " diyerek karşısında Sancak ile Haşim'i bıraktı. İkisi de konuyu biliyordu, şimdi de kesilen cezaya razı geleceklerdi. Fatih, Emir'e, "Dört tane plastik kelepçe ver. " dedi. Her daim hazırlıklı olan Emir, kemerinden dört adet plastik kelepçe çıkardı. Fatih karşısındakiler için, "Her birine iki tane ver. " dedi. Emir komutanının emri üzerine ikisine ikişer adet plastik kelepçe verdi. Fatih, Sancak'a, "Haşim'in elini, ayağını bağla, eller ters kelepçe. " dedi. Sancak çam yeşili gözlerini gölgeleyen çatık kaşlarıyla Haşim'in ellerini arkasında sıkıca kelepçeledi. Ardından ayaklarını da bağladı. "İkinizi birbirinize zimmetledim! Birinizin tırnağı kırılsa, saçının telini rüzgar koparsa hesabını ikinizden sorarım! Aksi halde ikinizin sırtındaki üniformayı ben giydirdiğim gibi alırım! Gider sıcak evinizde oturur gündüz kuşağı izlemekten başka çare bırakmam size. Şimdi, şu karşıdaki dağın tepesindeki radara bir Türk Bayrağı bıraktım. İkiniz birlikte gidip o sancağı bana güneş batmadan önce getireceksiniz. Gün ışığı şu nizamiyenin kapısından silinmeden önce gelemezseniz evinize dönün. " Sancak'a bakarak, "Sen onu tepeye kadar taşıyacaksın, o da seni tepeden buraya taşıyacak! Bir saniyeliğine duraksarsanız biriniz, ikinizide yakarım. Sırtla! " dedi yüksek sesle. Sancak bir salise dahi kaybetmeden eli, ayağı bağlı Haşim'i omuzuna alarak koşmaya başladı. Karakol komutanı, Demet ve diğer askerler şaşkınlıkla bakarken Emir ile Leyla hiç şaşırmamış bir şekilde izliyordu. Leyla'nın yanında duran Demet, "Neyin cezası bu? " diye sordu kısık sesle. Leyla hafif bir tebessümle ona döndü. "Deli Yüzbaşı'nın vereceği ceza bu kadar hafif olmaz, bu onlara sadece bir ihtar. Birbirleriyle uğraşmak yerine birbirlerini koruma uyarısı. " Demet şimdi yeni yeni anlıyordu o deli isminin nerden geldiğini. Hafif ceza bu ise ağırı nasıldı acaba, diye düşünmeden de edemiyordu. Ama kesin bildiği bir şey vardı, asla o cezayı alan olmak istemezdi. Karakol komutanı şaşkınlıkla aralanan ağzını zor kapatabildi. "Güneşin batmasına bir saat bile yok! Kişi başı yarım saat bile olmazken başarmaları mümkün değil! " dedi bir parça da karşı çıkarak. Fatih yerinden kalkarak bir kere daha bardağını doldurdu. "Benim adamlarıma imkansız yoktur. Biz imkansızı mümkün edebildiğimiz için bizim adımız Kızıl Hilâl. " "Delilik bu! " "Benim kadar deli değillerse zaten bana lazım değiller. " Fatih keyifle çayını içip onları izlerken tüm askerler nefesini tutmuş Sancak ile Haşim'i izliyordu. Nefes nefese omuzundaki Haşim ile tepeye çıkan Sancak, Haşim'i yere bırakarak koşup radara bağlanmış Türk Bayrağı'nı çözerken; Haşim ellerini ve ayaklarını çözdü. Sancak katladığı bayrağı üç kere öperek göğsüne saklarken Haşim onun ellerini arkadan bağladı. Hemen ardından ayaklarını da bağlayarak onu omuzuna aldı. Hızlı bir şekilde aşağı dikkatlice inen Haşim normal bir insanın çok çok üzerinde bir güç ve çeviklikle güneşin nizamiyenin önünden silinmeden iki dakika önce giriş yaptı. Nefesini tutmuş askerler rahat bir oh çekerken karakol komutanı gördüklerine inanamıyordu. İkisi bir kere daha Fatih'in karşısında nefes nefese dururken Fatih oturduğu yerden kalkarak ikisinin karşısına dikildi. İkisine olabilecek en sert şekilde çatık kaşlarıyla baktı. "Uyarı alındı mı beyler?! " dedi sıktığı dişleri arasında alçak bir ses tonuyla. İkisi bir ağızdan, "Alındı komutanım! " dedi. Fatih başını ağır ağır sallayarak, Sancak'a, "Yarın sabaha kadar uyumayı düşünüyorum emir komuta sende. " diyerek içeri yürüdü. Uyuyacağı odaya dönen Fatih cebinden çıkardığı telefonu açtı. On saniye sonra telefonu çalmaya başladı. Mehmet Bey arıyordu. "Rüzgar ektin şimdi fırtına toplama zamanı kasırga arıyor. " Açtığı telefonu kulağına koydu yatağın üzerine otururken. "Başkanım. " dedi. Öfkeden deliye dönmüş Mehmet Bey açtı ağzını, yumdu gözünü. "Ulan vatan toprağına ayak basalı iki saat olmadan nasıl beceriyorsun tüm işlerimi alt üst etmeyi! Ulan iki aylık cehennem gibi bir operasyonun ardından önce bir rahat uyku uyumak ister lan insan! Sen insan değil misin lan? Koca bir operasyonu öne almak zorunda kaldım senin yüzünden! Senin yüzünden bir ayın planını baştan yapmak zorunda kaldım! Ulan senin aklınla mı zorun var, benimle mi? " Mehmet Başkan adeta çıldırıyordu. Fatih gülmemek için dişlerini sıktı. "Sövmeleriniz bittiyse başkanım insan bir nasılsın diye sorar en azından. Cehennem gibi bir operasyonun sonucu olarak çok kıymetli hediyelerimi almışsınızdır. " hediye dediği getirdiği bilgi ve belgelerdi. "Sormuyorum ulan! Sormuyorum! Ne halin varsa gör sormuyorum! " "İyiyim çok şükür, yara bere bir şeyimiz yok. " "Lazım denilen şeyin nesini anlamıyorsun! Şerefsizleri öldürmeyip gözümüzün önünde olmalarından çok mu memnunuz biz! " "Ölmedi! Hâlâ gözünüzün önünde duruyor! Hani olurda konuşmayacak olursa bana haber verin zevkle konuştururum. " "Aklıyla zoru var anlamıyor! Tek mesele onun konuşması mı? Her şey senin yöntemlerinle çözülmüyor Deli Yüzbaşı! " "Doğru, benim adım Deli Yüzbaşı, benim yöntemlerim bu ve benim işim de bu. Diplomasi ve politika sizin işiniz ben anlamıyorum ondan. Müsade ederseniz uyumak istiyorum malûm iki ayın uykusuzluğu var üzerimde. " Fatih'in lafının bitmesiyle Mehmet Bey telefonu yüzüne kapattı. Fatih telefonu baş ucundaki dolabın rafına bırakarak uzandığı yatakta gözlerini kapattı. ... Ertesi gün Duru operasyon için tüm bilgileri getirmişti. Ekip toplanmış planları konuşuyorlardı. Duru, "Oldukça büyük bir bölge, yaklaşık ikiyüz seksen civarı hane var. Ve tamamında yaşayanlar silahlı terörist. Yaklaşık altıyüz kişinin yaşadığını ön görüyoruz. Alacağımız adam bu, Allan Fleming. Lübnan'da Abbas Abdunasser adıyla tanınıyor. Yerleşim yerinin tam ortasında ikamet ediyor. " diyerek harita üzerinde gösterdi. "Çatışarak girmemizin mümkün olmadığı bir yer, ne kadar sessiz girerebilirsek o kadar başarılı oluruz. Altıyüz teröristin içinden bu adamı sağ bir şekilde alıp Ankara'ya getirmemiz gerekiyor. " Fatih kıstığı gözleriyle uzun uzun baktı masadaki haritalara. "Olası büyük bir saldırıda tahliye gibi planları var mı? " diye sordu Şaban. "O konuda tahliye yok tamamiyle imha ediyorlarmış yerleşkeyi. " Sancak, "Onlara muhakkak yardım eden sivil toplum kuruluşları adı altında devletler vardır, bu yolla giremez miyiz içlerine? " Duru, "Bir değil bir çok sözde sivil toplum kuruluşları var onlara yardım eden ama yerleşkeye girişleri yasak. Dışarıdan içeriye kimseyi almıyorlar. " Fatih nihayet sessizliğini bozarak, "İçlerinde kadın, çocuk var mı? " diye sordu. Duru, "Kadınlar var ama ellerinde silahlarla, çocuk yok. " Fatih, "Bölgenin suyu şebeke ile mi sağlanıyor, kuyu mu? " Duru, "Şebeke. " Fatih, "Kaynak dışarıda mı, içeride mi? " Duru, "Dışarıda ama yerleşkeden çok uzak değil. " Fatih, "Suyu ilaçlamamız halinde müdahalede buluncak kapasite ve imkanları var mı? " Duru, "Müdahale edilir ama kapasite yeterli değil. " Fatih, "Önce suyu ilaçlayacağız buna müteakip salgın hastalık başlayacak, sebebini bulamadıkları hastalık için mecbur içeri doktor ve ilaç almak zorunda kalacaklar. Planlarımızı bunun üzerinden geliştireceğiz. A planı içeri doktor olarak girmek. Bu şekilde gerçekleşirse oradaki teröristlerin tamamını tek kurşun yakmadan yok ederiz. Eğer olaylar böyle gelişmez ise b planını uygulayacağız. Zehirli ilaçlar içeri sokacağız içen yirmi dört saat sonra ölecek. Böylece adam eksiltmiş olacağız. C planı bölgesel patlatmalarla dikkati tek bir yere toplayacağız ve diğer taraftan gireceğiz, alacağız, çıkacağız. D planı tüm planların tamamını birden uygulamak. D planına geçecek olursak üç guruba ayrılacağız, birinci gurup doktor ya da ilaçlarla içeri girecek, ikinci gurup patlamaları gerçekleştirip yoğun bir çatışma yaratacak, üçüncü gurup içeri girip adamı alacak çıkacak. Adamı alan gurup belirlenen noktaya gidecek on beş dakika bekleyecek ardından yola devam edecek, paketi Ankara'ya teslim edecek. Geriye kalan olursa güvenli evlerden birine geçecek ve çıkış için plan ulaştırılana kadar bekleyecek. Birinci gurup Emir, Demet ve Duru; ikinci gurup Haşim, Sancak ve Leyla. Üçüncü gurup ise Şaban Abi ile ben olacağız. " Herkes plan üzere son hazırlıklarını yaparak çıktı. Helikoptere binerek yola çıktılar hepsi. Helikopter onları iskeleye bıraktı. Oradanda gemiyle yollarına devam ettiler. Uzunca bir yolculuğun ardından defalarca kez planın üzerinden geçtiler. Ulaştıkları yerde onları bekleyen kişi onlara planları üzerine ihtiyaç duydukları her şeyi onlara sağlamıştı. Planın birinci adımı olarak Sancak ile Haşim su şebekesini ilaçlayacaklardı. İkisi birlikte önce keşif yapmışlardı. Basınçlı su toplama ambarını iki kişi koruyordu. Yakınlardaki harabenin içinde Sancak ses yapıp dikkat dağıtırken sesi duyan iki nöbetçiden biri sese bakmak üzere oraya yöneldi. Diğeri etrafı kontrol ederek dikkatini o yöne verdi. Haşim hızlı bir şekilde elindeki ilacı su toplama kanalına boca etti ve hemen oradan uzaklaştı. Sesin kaynağını bulamayan nöbetçi yerine geri döndü. Hemen ardından Sancak'ta oradan uzaklaştı. Yirmi dört saatin ardından içeriden alınan bilgi ve gelişmeler üzerine D planını uygulama kararı almışlardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD