Delileri Toplama Kampı'na tekrar hoşgeldiniz. Hiç düzenleme yapmadan attım bölümü kusuru varsa affola, keyifli okumalar...
Günlerce uğraşılan planın küçük detayları Emir ile Leyla'nın yer değiştirmesine sebep olmuştu. Hiçbir risk almamak için değişim yapılmıştı. Yarın için ilaç teslimatı yapılacak ve ilaçlarla gidecek olan doktorların üçüde kadındı. Yapılan araştırmada üçünün de doktor değil ajan olduğu öğrenilmişti.
Savaş mağdurlarının sığındığı kampta olan doktorların yerine geçmek için önce savaş mağduru olarak Leyla, Duru ve Demet kampa sızdı. Muayeneden sonra, oldukça iyi madur rolü oynayan üçlüyü aynı çadırda ikamet etmeleri için yer verildi. Sabaha karşı üçüde yerlerine geçecekleri doktorların kaldığı çadırın önüne geldiler.
Duru,
"Kansız ve gürültüsüz olsun. " dedi. Leyla ile Demet başını sallayarak içeri girdiler. Duru dışarıda gözcülük yapacaktı.
Leyla yatağında tatlı tatlı uyuyan kadınlara baktı hafif bir tebessümle. Demet önce ikisi sonra biri işareti yaparken Leyla onayladı. İkisi aynı anda harekete geçti. Uyuyan iki kadının boynunu ikisi aynı anda kırarak çırpınmalarına bile izin vermemişlerdi. Diğerinin gözünü açmasıyla onlara saldırması bir oldu. Demet patakçı lakabının hakkını vererek gözünü açtığına bin pişman etti onu. Çok olmasada çıkan az bir gürültü ile Leyla,
"Daha sessiz olabilirsin Patakçı. " dedi. Demet nefes nefese kafası elleri arasındaki kadının boynunu kırarak yere yığılmasına izin verdi.
"Ya soracağım soracağım diyorum bir türlü nasip olmadı. Sen neden herkese lakap takıyorsun? " diye sordu. "Hani herkesin bir adı var ya. "
"Kocamdan kalan bir alışkanlık, kimseye adıyla seslenmezdi. "
"Sen evli misin? "
"Şehitler ölmediğine göre evliyim. "
"Kusura bakma bilmiyordum. "
"Bilmediğin daha çok şey var Patakçı hadi kaldıralım şunları. " diyerek yerdeki ceseti çarşaflara sarmaya başladı. Demet de ona yardım ederek üçünün de cesetlerini çarşaflara sardılar. Leyla gözcülük yapan Duru'yu içeri çağırdı. Her biri bir cesedi sırtlayıp kampın dışına taşıdı. Üç cesedide eski kurumuş su kanalına atarak, cesetleri almak için bekleyen Emir ile Haşim'e haber verdiler. Hemen ardından kampa geri döndüler.
Üzerlerini değiştirip az önce yok ettikleri doktorlara benzeyebilmek için ellerinden geleni yaptılar. Oldukça da başarılı olan üçlü hemen işe giriştiler.
Diğer yandan Fatih, Sancak ve Şaban teröristlere gönderilecek ilaçları değiştirmek için hazırlardı. Yaklaşan konvoyun yolunu ağaç kütükleriyle kapatmışlardı. Temkinli bir şekilde arabadan inenler etrafı kontrol etti. Onları komuta eden kişi dikkatli olmalarını söylerken müthiş bir kamufaljla onları izleyen Fatih doğru anı bekliyordu.
"Şimdi! " diye emir veren Fatih ile harekete geçen ekip kişi başı tek kurşunla operasyonu tamamladı. Yerlerinden çıkan ekip ilaç aracını ayırarak cesetleri toplayıp kamyonetin kasasına yüklediler. Şaban direksiyonuna geçtiği kamyoneti daha önceden planlandığı gibi Haşim ile Emir'in açacağı çukura götürürken Fatih ile Sancak da aldıkları ilaç arabasını ilaçları değiştirmek üzer yola çıktılar.
....
Teslimattan önce Fatih ile Sancak ilaçları değiştirirken Şaban, Haşim ve Emir'de cesetleri gömüp onlara katılmıştı. Hızlı davranmaları gerekiyordu. Kampta fazla göze batmamak için kızlar mümkün oldukça çadırdan çıkmıyordu. Duru'nun telefonuna gelen mesaj ile üçü gitmek için hazırdı. Fatih genel olarak tanınan bir istihbaratçıydı, o yüzden hep arka planda kalıyordu tedbir olarak. Her işinin arkasında kızıl bir hilal bırakıyordu. Sınır dışında Kızıl Hilâl deniliyordu ona. Kimse Kızıl Hilâl'in başlarına bela olmasını asla istemezdi. Çünkü o gerçekten önlenemez bir belâydı.
Arabanın direksiyonunda olan Fatih kafasında şapka ve boynuna sardığı kalın puşi ile kamufle olurken, oldukça iyi arapça konuşan Şaban kapıda bekleyen adamlara doktorları almaya geldiğini söyledi. Zaten hazır bekleyen kızlar, haberleri olduğunu söyleyerek kamptan ayrıldı. Arabaların hareket etmelerinden sonra Fatih,
"Herhangi bir sorun var mı? " diye sordu.
Duru,
"Sorun yok komutanım. " dedi. Fatih başını hafif salladı.
"Güzel. " diye mırıldandı. "İğne kutusunu yanınızdan ayırmayın, içinde iletişim araçları ile silahlar var. İçeri girer girmez silahları çıkarın risk almayın. Dikkatli olun! Operasyon tek hatayı kaldırmaz. "
"Emredersiniz komutanım! " dedi Duru ile Demet. Leyla başını sallayarak onaylarken Şaban dilinden hiçbir vakit düşürmediği Kur-an'ı Kerim'i sessizce fısıldıyordu. Hafızdı, iki günde bir hatim tamamlıyordu. Asla endişelenmez en zor durumda bile büyük bir teslimiyetle tevekkül ediyordu. Uykusunda bile Kur-an'ı Kerim okurdu.
Sorunsuz işleyen planın devamı için terör yuvası olan yere iki ayrı kontrol noktasından geçerek ulaşmışlardı. Kampın girişinde ilaçlar kontrol edilerek içeri alındı. Kapıdaki adamları komuta ettiği belli iriyarı bir terörist kızların üstünü kendi arayacağını söyleyerek bekleyen adamları engelledi. Yanına ulaştığı kızların üzerini aramaktan çok sapıkça ellemesi Fatih ile yanınındakilerin sabrını zorluyordu. Kaskatı kesilen Sancak o tarafa bakamıyordu.
"Sakin ol! " diye fısıldadı Haşim. Sancak sıktığın dişleriyle başını diğer tarafa çevirdi. Fatih sıktığı dişleri arasında, " Senin o ellerini kesip sana yedirmezsem adam değilim. " diyerek sessizce konuştu.
Teslimatın ardından kızlar içeri girerken Fatih ve ekibinin geri kalanı geri döndü.
Diğer yandan kızlar içeri girer girmez hasta olanları muayene etmeye başladılar. Herkese söyledikleri aynıydı.
"İlaçlarınızı içip dinlen. "
.....
Bir süre sonra ilaçlar şikayetleri tolere etmeye başlasada alttan öldürücü etkiye sahipti. Sabaha karşı operasyon başlayacaktı, ne kadar adama ilaç ulaştırabilirlerse o kadar adam eksiltme şansları vardı ama hasta sayısı beklentilerinin altındaydı.
Kızların farkettiği bir sorun vardı; kampın hepsine hastalık bulaşmamıştı. Kamptaki doktor yoğun bir şekilde aynı şikayetlerle gelenlerden dolayı bir tahkikat yapmış, herkesin ortak kullandığı tek şeyin su olduğunu bulmuş ve şebeke suyunu içmeyi yasaklamıştı. Numune alarak tahlil için göndermişti. Kızların o sonuca bir şekilde engel olmaları lazımdı en azından gece yarısına kadar.
Kızların gözü sürekli doktorun üzerindeydi ve onu daima takip ediyorlardı sonucun ulaştırılma ihtimaline karşı müdahale etmek için.
Diğer yandan Fatih ile ekibinin geri kalanı saldırı planı için konuçlanma üzerinde çalışıyorlardı.
Fatih haritanın üzerinde yer gösterdi.
"Kaçış yönümüz batı olduğu için doğudan saldıracağız. Ağır makinalılarla siz ikiniz burdan yoğun bir ateş açacaksınız. Ateşten önce roketlerle ön duvarları yerle bir edeceksiniz. Öyle bir ateş olsun ki kafasını kaldıran kendini cehennemde bulsun! " dedi Sancak ile Haşim'e.
Haşim,
"Aklımda çok güzel şeyler canlanıyor komutanım! " dedi. Keyifli bir düşünceyle gülümseyen Sancak da Haşim'in söylediklerine destek olurken Fatih'te onlara başını sallayarak gülümsedi.
Fatih, Emir'e döndü.
"Sancak ile Haşim'in yirmi metre gerisinde uzun menzilli silahla sipere koruma sağlayacaksın. Bazuka, roket, füze, keskin nişancı tekine fırsat verirsen ya da tek kurşunu boşa yakarsan seni yakarım! "
Emir,
"Yüz metreden sineği kanadından vururum ben komutanım. " Emir son derece kendinden emindi çünkü gerçekten yapardı.
Fatih bu kez Şaban'a döndü.
"İkimiz burdan gireceğiz. " diyerek harita üzerinde yer gösterdi. "Duvarın en alçak olduğu yer burası aynı zamanda merkeze de; en yakın yer burası. Saldırı başladıktan beş dakika sonra buradan gireceğiz. O beş dakikada herkes ateş altındaki yere koşacaktır buda bize saldırı avantajı sağlayacak.
Kızlara yakın bir bölgede olduğu için içeride onlarla buluşup devam edeceğiz. Abdunasser'i buradan alıp çıkacağız. Her an içerden gelebilecek acil müdahale etmek için hazırlıklı olun. "
Herkes emri alıp son birkaç hazırlığı da tamamlarken sadece havanın kararması kalmıştı.
Kızlar dönüşümlü olarak doktoru takip ediyorlardı. Sıra Duru'daydı. Duru etrafta dolanıyormuş gibi doktorun telefon konuşmasını dinliyordu. Ve doktorun beklediği haberdi bu. Tahlil sonuçları beklediği gibi olan doktor, hızlı bir şekilde Abdunasser'e haber vermek için harekete geçerken Duru da hemen peşinden koşturdu. Ara sokakta onu durdurmak için seslendi.
"Bay Yaser! " ona taraf dönen doktor sorgulayıcı bakışlarıyla sordu.
"Bir şey mi vardı? "
"Evet, sizinle çok acil konuşmam lazım. " diyen Duru yanına ulaşmasıyla cebinden farkettirmeden çıkardığı iğneyi bacağına sapladı.
"Sen! Askerler! " diye bağıran doktora doğru eli silahlı adamlar koşarken doktor kendinden geçti. Sebebini bilmiyormuş gibi onu büyük bir panikle tutan Duru, gelen adamlardan yardım istedi. Adamlar doktoru hastaneye götürürken Duru'da peşlerinden koşturdu.
Az sonra müdahale odasına getirilen doktoru muayene eden Duru diğer adamları dışarı gönderdi. Derin bir nefes alarak derince üfledi.
"Ucuz atlattık! " diye söylenip doktora damar yolu açarak serum taktı. Onu öldürmek dikkat çekebilirdi, o yüzden yüksek dozda verdiği ilaçla uyutuyordu.
Kulağının içindeki kulaklığa dokunarak açtı.
"Çaktırmadan müdahale odasına gelin. " dedi Leyla ile Demet'e. Onlar gelene kadar göğüsleri arasında sakladığı küçük telefonu çıkararak Fatih'i aradı.
"Komutanım doktor tahlillerin sonucunu olduğu gibi alınca müdahale etmek zorunda kaldım. " dedi.
Fatih,
"Sorun var mı? " diye sordu.
"Öldürmek dikkat çekerdi uyutuyorum. " diye cevap verdi Duru.
"Operasyonu riske edecek ise bir yolunu bul ortadan kaldır. "
"Emredersiniz komutanım. " diyen Duru telefonu kapatıp sardığı bezle tekrar göğüslerinin arasına sakladı. Az sonra kızların ikisi de birlikte içeri girdi. Duru durumu ikisine izah etti. Ardından dışarıda bekleyen adamlara da doktorun da hastalandığını söyledi.
.....
Ekibin beklediği o rehavet vakti nihayet gelmişti. Kampta nöbetçiler dışında herkes uyuyordu. Ekibin her bir üyesi yerini almıştı. Şimdi operasyon vaktiydi.
Fatih kulaklığından son kez anons yaptı.
"Hilâl İki? "
"Hazır! "
"Hilâl Üç? "
"Hazır! "
"Şimdi roketler! " Fatih'in emriyle Sancak ile Haşim aynı anda roketleri ateşledi. Doğu cephesinin duvarı büyük bir patlamayla yerle bir olurken içerisi saniyelerle mahşere döndü. Ne yapacaklarını bilemeyen adamları yönlendiren komutanlar herkesi doğu cephesine yönlendirdi. Sancak ile Haşim ağır uçaksavarlarla ortalığı cehenneme çeviriyorlardı. İki kişi olduklarına bin şahit lazımdı; çünkü ikisinin yaptığını ancak bir ordu yapabilirdi. Onlara destek olan Emir ıskalamadan her kafasını göstereni indiriyordu.
Beş dakika sonra duvarın üzerinden atlayan Fatih ile Şaban içeri girdi. Aynı zamanda kızlarda harekete geçtiler. Adım başına on teröristin düştüğü yerde silahları salisilik dahi durmadan ilerlediler. Kalabalık her terörist mevzisini el bombalarıyla imha ederek kendilerine yol açıyorlardı. Bir an önce Abdunasser'e ulaşmaları gerekiyordu. Teröristlerin bir kısmı saldırının olduğu yöne koşarken, bir kısmı da merkeze doğru koşuşturuyordu. Kızlar kademeli ve birbirini korumalı şekilde ilerlerken; Fatih ile Şaban da yerleşkenin hemen hemen merkezine gelmek üzereydi. Ve karşılarında yüzlerce adam vardı. Fatih ilerlemeye devam ederken kamyonetin üzerindeki ağır makinalı silaha bakarak,
"Şaban Abi, direksiyon! " diye bağırdı. Şaban hızla kamyonetin direksiyonuna geçerek çalıştırdı. Tek elle direksiyon kullanırken diğer eliyle de ateş etmeye devam ediyordu. Fatih tetikten parmağını çekmeden ateş ede ede ışık hızında gelen kamyonetin kasasına atladı. Boynundaki silahını serbest bırakarak ağır makinalı ile adeta duvarlara kadar yerle bir etti merkeze kadar. Onlara yetişen kızlar da destek olurken Duru,
"Komutanım Abdunasser'i sığınağa kaçıracaklar! " dedi bağırarak.
"İleri!!! Hadi, hadi hadi!!! " diye baskın bir şekilde emir veren Fatih aracın kasasından atladı. Önüne çıkan her teröristi kafasından vurarak ilerlemeye devam etti. Farklı kollardan onu takip eden ekip nihayet merkeze ulaşmıştı.
Girdikleri iki katlı evin alt katını kızlar temizlerken Fatih ile Şaban da üst kata yöneldi. Üst katın tamamını elden geçiren ikili Abdunasser'i bulamazken, onu kaçmak üzereyken Duru yakaladı. Silahının dipçiğiyle yüzüne vurduğu Abdunasser yere yığıldı. Yerdeyken ellerini arkadan plastik kelepçeyle olabilecek en sıkı şekilde bağladı.
"Komutanım Abdunasser'i buldum ve aldım. " diye bilgi geçti.
"Duru'ya destek, hızlı bir şekilde hemen! " Fatih'in komutuyla Leyla ile Demet hemen Duru'nun yanına dönerek ona destek sağladılar. Yoğun bir ateşin altındayken girdikleri odada yanlarında Abdunasser ile sıkıştı kızlar. O sırada Duru'nun vurulması ile kızlar bir an duraksadı. Hemen kendilerini toparlayıp çatışmaya devam ederlerken Demet yanına gittiği Duru'nun yarasını kontrol etti.
Leyla,
"Duru vuruldu, Fatih duyuyor musun beni! " dedi.
Duru'nun vurulduğunu duyan Sancak bir anda taşkesilmiş gibi kalakaldı. Eli tetiklerin üzerinde ateşi kesip yutkundu. Durumu farkeden Haşim kulağındaki kulaklığı çıkardı. Sıktığı dişleri arasında elindeki silahı bırakıp üzerinde olduğu kamyonetten atlayıp Sancak'ın üzerinde öylece kaldığı kamyonete tırmandı. Sancak'ın kulağındaki kulaklığı çıkararak en sert şekilde suratına bir yumruk geçirdi.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun! Biz her operasyona kefeninizi giyip çıkmıyor muyuz?! Kendine gel s...rim belanı senin! " diye bağırdı yakasından tutarak. Sancak göğsünden tuttuğu Haşim'i kamyonetten aşağı attı. Kondisyonu yüksek olan Haşim düşmeden ayakta dururken Sancak'ın içindeki o Ağır Manyak dışarı çıkmıştı. Yıkıp, yok etmekten başka bir şey düşünemeyen Sancak'ın gözü hiçbir şey görmüyordu. Koca uçaksavar dahi Sancak'ın hamlelerine yetişemezken Haşim'de yerine geçerek ateş etmeye devam etti. Birkaç saniyelik ateşin durmasıyla hayatlarının hatasını yapap dışarı çıkan teröristlerin hepsi Sancak'ın kurşunlarının kurbanı oldular.
Fatih,
"Durumu ne? "
Demet,
"Kurşun bacağında müdahale ediyorum. "
Duru,
"Bir şeyim yok komutanım, iyiyim ben! "
Demet plastik kelepçeyle Duru'nun bacağını sıkıca bağladı kan kaybını önlemek için. Yaranın üzerine teröristin boynundan aldığı puşiyi sararak sıkıca bağladı.
"Mikropludur ya o şimdi! " diye söylendi Duru. Demet inanamayarak bakarken üst üste ateş eden Leyla lafını esirgemedi.
"Kusura bakma prenses hazretleri ama elimizdeki imkanlar bununla sınırlı. "
Kızların imdadına yetişen Fatih ile Şaban yolu teröristlerden temizledi. Demet'in destek olduğu Duru ayağa kalkıp yürümeye başlarken Şaban Abdunasser'i aldı. Fatih ile Leyla önden yürüyerek yolu açarken ilerledi ekip. Az önce Fatih ile Şaban'ın bıraktığı kamyonetin yanına varmalarıyla Fatih,
"Kamyonetle çıkın, siz ikiniz yukarı. " dedi kamyonetin kasasını göstererek Leyla ile Demet'e.
Leyla,
"Ya sen?! "
Fatih,
"Emri ikiletmeyin hadi hızlı! " Fatih'in emrini ikiletmeden kamyonete yerleşen ekip yola koyulurken Demet ağır makinalı tüfekle yoğun bir ateş açarken Leyla hemen yanında o yoğun ateşe destek oluyordu. Şaban tek eliyle kamyoneti kullanırken diğer eliyle ateş etmeye devam ediyordu. Aynı şekilde yarası umurunda olmayan Duru da tek kurşunu ıskalamıyordu.
Fatih birkaç dakika önce yerini öğrendiği cephaneye doğru hızla ilerledi. Önüne çıkan her bir teröristi öldürerek ulaştığı cephanede patlayıcıları aradı. Bulduğu el bombaları ve plastik patlayıcıları kenarda bulduğu beyaz naylon torbaya doldurdu.
Aldıklarıyla çıktığı cephaneliğin önünde, kapıda kızların üzerini aramak bahanesiyle taciz eden kişi ile karşılaştı. Üzerine açılan ateşten son anda kurtulan Fatih o adamı ayaklarından vurdu. Canının acısıyla düşürdüğü tüfeğine uzanan adamın başında bitti Fatih.
Adamın sırtıma ayağını koyarak tuttuğu iki kolunu sırtına doğru bükerek omuzundan kırdı kollarını. Adamın avaz avaz bağırmalarına aldırış etmeden sağ kolunu dirseğinden ters çevirerek tekrar kırdı. Çıkardığı o meşhur kasaturasıyla az önce kırdığı yerden kestiği kolunu sırtüstü çevirdiği adamın ağzından boğazına soktu. Torbadan aldığı el bombasını yeleğinin içine pimini çekerek koyup koşarak uzaklaştı. Birkaç saniyede patlayan bombayla adamın parçaları her bir yere saçıldı.
Fatih yerleşkenin geçtiği her bir yerini birbirine geçirdiği bir adet el bombası ve plastik patlayıcı ile patlatarak yerle bir etti orayı. O koca yerleşkeyi tek yapı ayakta kalmayacak şekilde yerle bir etti.
Ayakta kalan tek parça sur duvarın üzerine teröristlerin kanıyla büyükçe bir hilâl çizdi.
"Tüm ekip, toplanın gidiyoruz. " diyerek içinde tek bir canlı bırakmadıkları yeri terketti.
Az sonra tüm ekip hızlı bir şekilde toplanmıştı. Sancak'ın tek odağı Duru'ydu. Gözlerinde muazzam bir korkuyla bakıyordu, ama yanına gidip soramıyordu. Duru ise kafasını kaldırıp ondan taraf bakmıyordu. Haşim yetiştiği Duru'yu kucaklayıp hızlı bir şekilde araca taşıdı. Sancak sıktığı dişleriyle onlara eşlik etti. Ekip hızlı bir şekilde arabaya geçerek Lübnan'ı terketmek üzere yola çıktılar.
Saatlerce süren araba yolculuğu bir yük gemisinde son buldu. Duru'nun tedavisi orda yapılırken tüm ekip gitmek için hazırdı. Geminin taşıyacağı konteynerlerden birinde elleri, ayakları, ağzı ve gözleri bağlı; yüksek dozda verilmiş ilaçla parmağını dahi kımıldatamayan Abdunasser'i astı Fatih. Konteynerin kapağını kapatırken yanına gelen Emir yüzünde neşeli bir gülüşle konuştu.
"İskelede görmekten memnun olacağın birileri var komutanım. "
Fatih soru dolu bakışlarıyla kim diye başını salladı. Emir bir cevap vermeden gülümsedi. Fatih hızlı adımlarla aşağı indi. İskeleye çıktığında karşısında gördüğü ikili ile yüzünde genişçe bir gülümseme yer edindi. İkisi de çok sevdiği arkadaşlarıydı. Uzun zamandır görmediği arkadaşlarına sarılarak hal hatır sordu.
Fatih,
"Hayırdır siz ikiniz buralarda? "
Aslan,
"Senin burda olduğunu duyunca deli kardeşimizi bir görelim dedik. "
Sungur,
"Hazır seni görmüşken de Rusya'dan soğuk hava dalgası sarmış buraları belki ateş yakmak istersin diye düşündük. "
Fatih,
"Bak sen! Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz. "
Aslan,
"Lütüf sana kardeşim. Şanslı adamsın vesselam. "
Fatih,
"Eyvallah kardeşim bunu unutmam. "
Sungur,
"Biz buraya gelmedik, seni hiç görmedik hatta burda olduğunu bile bilmiyoruz. " Yüzündeki manidar gülüşü Fatih'i de güldürdü. "Büyük komutan parantez içinde babam seninle konuştuğumuzu bile duysa vay halimize bizim. Sana lafı geçmiyor ama anamın üzerinden geçer. " diyerek güldü. Aslan'ı işaret ederek, "Bundan da alır bacımı sonra ben bunu çekemem. " dedi.
Aslan,
"Ona senin babanın bile gücü yetmez Sungur'um. Allah'a emanet kardeşim. " diyerek Fatih'e sarıldı. Durmadan gülen Sungur da Fatih'e sarılıp vedalaştı. İkisi bindiği arabayla uzaklaşırken ordan, Fatih hızlı bir şekilde gemiye çıktı.
Ekibinin toplanmasını istedi. Az sonra tüm ekibi etrafında toplandı.
"Komuta Sancak'ta, benim burda işim uzadı. En geç yarın akşama kadar Ankara'da olurum, dikkatli olun. Paketi sağ, salim başkana teslim edin. "
Şaban,
"Bende geleyim komutanım. "
Fatih,
"Bu kez değil. " Şaban çok memnun olmasada başını hafifçe salladı.
"Allah'a emanet olun. " Diyen Fatih demir almak için hazırlanan gemiden indi.
Gemi limandan ayrıldıktan sonra Fatih'te atladığı arabayla ayrıldı limandan.
....
Gün geceyi bulurken Fatih, uzun menzilli silahın dürbününden bir evi izliyordu. Evin bahçesinde yemek yiyen adam odak noktasıydı. Tam adama nişan almışken cebinden çıkardığı telefonla o adamı aradı. Adam bilmediği numaraya bakıp açtığı telefonu kulağına koydu.
Fatih,
"Andre, beni özlediğini duydum. " dedi keyifle gülümserken. Andre paçaları tutuşmuş bir şekilde hızla ayağa dikildi.
"Sen...? " diye sayıkladı korkuyla.
Fatih,
"Ben Andre ben! Bir gece ansızın gelebilirim uyanık yat. " diyerek telefonu kapattı. "Tüh, o gece bu gece demeyi unuttum. " dedi gülerek.
Namlusunun ucundaki adama dürbünden iyice odaklandı. "Bol azaplı uykular Andre. " diye konuştu dikkat kesilirken. Korkuyla herkese emirler yağdıran Andre'yi, bir gece ansızın gelebilirim, şarkısını mırıldanarak tam alının ortasından vurdu. Şarkısını devam ettirerek cebinden çıkardığı kırmızı tahta kalemiyle silahın kabzasına kırmızı bir hilâl çizdi. Telefonu da silahın üzerine koyarak doğruldu olduğu yerden. Elindeki kalemi montunun iç cebine koydu tekrar. Şarkısını devam ettirerek keyifle yürüyüp uzaklaştı ordan.
...
Ankara'ya ulaşan ekip paketi teslim ettikten sonra Mehmet Bey'in fırtınasına tutulmuşlardı. Poliklinikte tedavi gören Duru hariç hepsi hazır olda Mehmet Bey'in karşısında duruyorlardı.
Mehmet Bey,
"Deli nerde? " diye sordu Sancak'a.
Sancak,
"Bilmiyorum efendim. " diye cevap verdi.
"Bilmiyorum ne demek Sancak? "
"Nereye gideceğini bize söylemedi efendim. "
"Başlarım senin efendine! Ne oldu da gelmedi Fatih? "
"Bilmiyoruz efendim. " dedi Sancak istifini bozmadan. Mehmet Bey sinirle soluduğu nefesini aynı sinirle üfledi.
Kapıyı tıkırdatıp içeri giren kişi, "Efendim, merkezden bildirdiler acil bir durum var. " dedi. Mehmet Bey konuşması için onay verirken, "Andre Masodoviç Lübnan'da öldürülmüş. " dedi. Andre'yi tanımayan Demet dışında tüm ekip keyifle gülüp kutlamamak için kendini zor tutarken, elindeki tabletten Fatih'in silahın kabzasına çizdiği hilâli gösterdi adam.
"Bu da Deli Yüzbaşı'nın yaptığının kanıtı. " dedi. Mehmet Bey başını ağır ağır sallarken adam aldığı tabletiyle odadan çıktı.
Mehmet Bey,
"Sırıtmayın karşımda! " dedi ekibe. " Kim söyledi Andre'nin Lübnan'da olduğunu? "
Sancak,
"Bilmiyoruz efendim. "
Leyla,
"Neden bunu Deli'ye sormuyorsunuz da bizi burda paylıyorsunuz? "
Mehmet Bey,
"Ölülerin sesi ne zamandan beri böyle gür çıkıyor? " diyerek Leyla'ya dikti gözlerini. Tüm ekibe, "Cehennem olun gözümün önünden. " dedi sanki saatler önce cehennemden çıkıp gelmemişler gibi.
Sancak,
"Emredersiniz efendim. " diyerek önden çıktı. Tüm ekipte arkasından takip etti. Ekip odadan çıktığı gibi gülerek birbirlerine sarıldılar.
Demet,
"Şu sevincin sebebini bende öğrenebilir miyim artık? " Diye sordu merakla.
"Değerli bir büyüğümüzü şehit eden bir şerefsizdi. " Emir'in söylediğine Demet memnuniyetle başını salladı.
"O zaman kutlanmaya değer. " Demet de onların kutlamalarına katılırken. Haşim merdivenlere doğru yürüdü.
"Polikliniğe inip Duru'ya bakacağım. " Diyerek aşağı indi. Sancak öfkeyle arkasından bakarken Şaban'da onlardan ayrıldı.
"Allah'a emanet olun. " Diyerek giderken Emir de peşinden koştu.
"Şaban Abi, yol üstü benide bıraksana benim araba serviste ya. " İkisi konuşarak giderken Sancak da ayrıldı ordan. Demet, Leyla'ya dönerek sordu.
"Mehmet Başkan hep böyle sert midir? Yani yaptığımız operasyonu bir ordu yapamazdı, üzerine birde fırça yedik. " İkisi birlikte yürümeye başladı.
"Öncelikle bu kurumda takdir beklenmez, hele ki Mehmet Yıldırımarslan'ın ekiplerinden biriysen asla. Onlarca ekip yöneten biri, her birinin canını kendi canından üstün tuttuğuna binlerce kez şahit olmuştumdur ama evet hep böyle sert ve ketumdur. Onlarca ekipten en çok uğraştığı Fatih'tir o yüzden de en çok fırçayı bizim ekip yer. " Demet hafif gülümsedi.
"Cidden hiç laf dinlemiyor mu yüzbaşı? "
"Sen onunla iki operasyona daha git daha iyi anlarsın çünkü ben ne desem eksik kalacak. "
"Anladım. Peki sen neden ölüsün? "
"Öyle gerekti. "
"Bir şey daha sorabilir miyim? "
"Sor. "
"Tamam ben üstümü dövdüğüm için Patakçı diyorsun ya diğerleri? "
"Haşim koca bir aşiretin tek varisi o yüzden Küçük Ağa, Duru bu ülkenin en zenginlerinden birinin tek evladı o yüzden Prenses, Sancak öfkede dünya markasıdır o yüzden Ağır Manyak. Şaban Abi kendine münhasırdır, hafız olduğu için uyurken bile dilinden Kur'an-ı Kerim düşmez, o zaten başlı başına Mübarek'tir. Emir ise fazlaca çapkındır fazlaca göze batan karizması yüzünden o da o yüzden Romeo'dur. Hatta kayısıcı güzeli Romeo, ailesinin kayısı bahçeleri var. "
" Vay canına! Bu işte gerçekten çok iyisin. Peki sen? "
"Çok güzel opera söylerim, kaçacak delik ararsın. " İkisi gülerek konuşmaya devam ederken merdivenlerden indiler.
....
Yaptığından sonra hiç vakit kaybetmeden Türkiye'ye döndü Fatih.
Merkez binaya gelen Fatih'i Sancak karşıladı.
"İmzalanacak operasyon raporları komutanım. " diyerek Fatih'e kalem verdi. Fatih evrağı imzalayıp, "Büyük Başkan nerde? " diye sordu.
Sancak,
"Yukarda. " Fatih yönünü merdivenlere çevirdi. Çıktığı üst katta Mehmet Bey'in odasının kapısını parmaklarının tersiyle tıkırtattı.
"Gir! " konutundan sonra Fatih açtığı kapıyla içeri girdi. Mehmet Bey, ona ters bir bakış atarak önündeki evrakları incelemeye devam etti.
"Yeni bir göreve kadar ekibinle izinlisiniz. " Fatih hafif havalanan kaşlarıyla başını aşağı yukarı salladı.
"Bu kadar mı, alışkın değilim benimle böyle sakin konuşmanıza. "
"Andre'nin öldüğü iyi oldu, sevinmedim desem yalan olur. Ama sana o haberi getirenler için o kadar iyi olmayacak. "
"Arada beni taktir ediyorsunuz yani? "
"İyi bir yaptırım hakediyorsun, cezanı en kısa sürede keseceğim. Dua et o Allen denen herif fazla uğraştırmadan çözüldü. "
"Şimdi oldu. " diyen Fatih gülümsedi. "Başka bir emriniz var mı efendim? "
"Sanki çok dinliyormuş gibi soruyor birde, çık dışarı! " Fatih gülmeye devam ederek odadan çıktı. Fatih, Mehmet Bey için diğer tüm ekiplerinden farklıydı.
Fatih henüz on iki yaşında, annesini korumak için babasını bıçaklayıp evden kaçtığında, elleri babasının kanı içinde bulmuştu onu Mehmet Bey. Alkol ve kumar bağımlısı bir babanın oğluydu ne yazık ki. Çocuk olmadan büyümeyi öğrenmişti. Mehmet Bey onu alıp kendi eliyle yetiştirmişti diğer tüm ekiplerinin başındaki komutanlar gibi. Okullarda değil Mehmet Bey'in elinin altında yetişmişti Fatih olabilecek en mükemmel şekilde. Mehmet Bey, onun sınırlarının nereye dayanacağını bilirdi; o da Mehmet Bey'in olmazlarını bilirdi. Asla o olmazları çiğnemezdi, onun deliliği o olmazların sınırını geçmezdi. Mehmet Bey, ona gösterdiği müsemmayı hiç kimseye göstermezdi, emri altında çalışan oğluna bile.
Polikliniğe inen Fatih, Duru'nun olduğu odanın kapısını hafifçe tıkırdatarak açtı.
"Nasılsın Prenses? "
"Komutanım. " Duru toparlanmaya çalışırken Fatih elini omuzuna koyarak izin vermedi.
"Daha iyi misin? "
"Çok şükür iyiyim komutanım, bir sonraki operasyona yetişirim Allah'ın izniyle. "
"Dinlenmene bak. " O sırada Duru'yu hiç yalnız bırakmayan Haşim girdi içeri.
"Komutanım. " Dedi başıyla selam vererek.
Fatih,
"Tüm ekip izinlisiniz dinlenin, toparlanın. " Haşim ile Duru birlikte emir telakki ederken Fatih, Duru'ya geçmiş olsun dileyerek odadan çıktı. Ekibinin diğer üyelerine izinli olduklarını söyleyen Fatih İstanbul'daki ailesinin yanına gitmek için yola çıktı.
Fatih'in kız kardeşi Hayal okuduğu Kur-an'ı Kerim'den çalan telefonuyla bakışlarını kaldırdı. Ayetini tamamlayıp telefonun ekranına baktı. Arayanın abisi olduğunu görünce sevinçle, "Sadakallahül Azim. " diyerek Kur-an'ı Kerim'i araya ayracını koyup yavaşça kapattı. Heyecanla açtığı telefonu kulağına koydu.
"Abim! " dedi sevinçle.
"Ne yapıyorsun Kelebek? " diye sordu Fatih. Beyaz bir kelebeğin peşine düşüp kaybolduğu beş yaşından beri ona Kelebek diyordu abisi.
"İyiyim çok şükür. Sen, sende iyisin inşaallah? "
"İyiyim güzelim benim! Akşama ne yemek var? "
"Hiiii! Geliyor musun? "
"Geliyorum. "
"Çok şükür Ya Rabbi! Bir saat içinde, ayran aşı çorbası, içli köfte, kakaolu un helvası hazır say abim! "
"Yetiştirbilecek misin hepsini? "
"Benim yardımcım var sen hiç merak etme. "
"İyi o zaman görüşürüz. "
"Görüşürüz. " heyecanla telefonu kapatan Hayal üç yıldır abisini canından çok seven arkadaşını aradı. Telefon açılır açılmaz Hayal heyecanla konuştu.
"Ne işin varsa bırak hemen geliyorsun Nurşen! " dedi. Nurşen bir an afallayıp, "Ne oluyor? " diye sordu.
"Abim geliyor! " Hayal'in sevinçle söylediğine Nurşen nefesini tuttu.
"Gerçekten mi? "
"Sen hâlâ soruyor musun, hadi çabuk gel bir sürü yemek yapacağız. "
"Tamam, tamam! İki öğrencim kaldı velileri gelir şimdi, hemen gelirim. " kapattığı telefonla elini hızlı hızlı çarpan kalbinin üzerine koydu. "Sakin ol yüreğim, uzun zaman oldu biliyorum ama sakin ol. " diye fısıldadı. Az sonra iki öğrencisinin velileri birlikte gelip çocuklarını almasıyla Nurşen adeta nefesini tutup yola çıktı.
Az sonra sabırsızlıkla çaldığı kapıyı heycanla Hayal açtı. Arkadaşının boynuna sıkıca sarılarak, "Geç, geç. " diyerek içeri aldı Hayal. Nurşen içeri girip etrafa bakındı.
"Hilâl Teyze yok mu? " diye sordu.
Hayal,
"Dergâhın kermesine bir şeyler çıkarmıştı annem onları götürdü, birazdan gelir. "
"Abinin geleceğinden haberi var mı? "
"Hayır, söylemeyi de düşünmüyorum. Sürpriz olsun ona, bana yaptığı sürprizlere saysın artık. " diyerek kıkır kıkır güldü. Annesi kaç kez ondan habersiz görücü kabul etmişti, sürpriz diye bahsettiği oydu. İkisi heyecanla mutfağa geçip yemekleri yapmaya başladılar.
....
Kurulan muazzam sofraya Hayal kimseyi oturtmuyordu. İkizi olan erkek kardeşiyle sürekli didişip durmasıyla annesi ara ara ikisine kızsada durum pek değişmiyordu. İkisi didişmeye devam ediyorlardı çocuk gibi.
Nurşen ile Hayal heyecandan yerlerinde duramazken, sanki vakit geçmek bilmiyordu. Nurşen masada su olmadığını farkedip mutfağa giderken aldığı sürahiyi doldurdu. O sırada duyduğu araba sesiyle heyecanla camdan dışarıya baktı. Açılan bahçe kapısıyla Nurşen nefesini tuttu. Aylardır yüzünü görmediği deli sevdası gelmişti nihayet...