Delileri Toplama Kampı'na hoş geldiniz. Küçük bir not "Sevgili sevgilim " olayı tamamiyle gerçektir, o hediye alamayan yengede benim. Neyse artık keyifli okumalar...
Nurşen tuttuğu nefesiyle baktı bahçeye giren Fatih'e. Ağzından çıkacakmış gibi atan kalbinin üzerine elini koyarak derince nefesini soludu. Hızla salona dönüp Hayal'e, Fatih'in geldiğini işaret etti. Hayal, Nurşen'in kapıyı açması için oyalanacak hızlı bir şey düşünerek koltuğun minderlerini düzeltmeye başladı. Zilin sesiyle Hayal her ne kadar içi içine sığmasada abisinin geldiğine; Nurşen'e,
"Nurşen elim dolu kapıya bakar mısın? " dedi. Ayakta dikilen Nurşen heyecanını belli etmemeye çalışarak kapıya yürüdü. Titreyen eliyle hızlı soluduğu nefesini tutarak kapıyı açtı. Sanki bütün dünya sustu o an, dünyanın ritmi sadece genç kadının kalp atışlarıydı. En içten şekilde yüreğinden bir dua geçti.
"Allah'ım onun bana geldiği kapıları da böyle açmayı nasip et!!!"
Hilâl,
"Kim gelmiş kızım? " diye sordu. Nurşen gülümseyerek ardına kadar açtığı kapının kenarına geçti. Oğlunu gören Hilâl hızla ayaklandı.
"Fatih'im, annesi kurban aslanım! " diyerek içeri giren oğluna sıkıca sarıldı. Fatih hasretle sardı annesini. Sahi kaç ay olmuştu onları görmeyeli?
"Saçının teline, gözünün ferine kurban olduğum hoş geldin. " dedi annesi. Fatih şakağından öptüğü annesine bir kere daha sarıldı.
"Hoş buldum annem. " dedi. Annesinden sonra Onur sarıldı abisine, en sona kalan Hayal yüzünde koca bir gülümsemeyle abisine sarıldı.
Nurşen kenarda onları izlerken,
"Hoş geldin. " dedi. Fatih hafif başını sallayarak karşılık verdi.
"Hoş buldum. "
Hal hatır faslından sonra aç olduğunu söyleyen Fatih ile hemen sofraya geçilmişti. Bol kahkahalı sofrada sohbet epey koyuydu.
Hayal'in Nurşen'e,
"Sevgili sevgilim su versene. " demesiyle, ne duyduğundan emin olamamış gibi çatılan kaşlarıyla Fatih ikisine baktı elinde sıktığı çatalıyla.
"O ne demek lan öyle? İkinizi şuracıkta keserim! " dedi. Elinde sürahiyle kalakalan Nurşen hemen başını iki yana salladı.
"Yok vallaha o öyle aklından geçirdiğin gibi bir şey değil! " diye savunmaya geçti.
Hilâl, Onur ve Hayal kahkahalarla gülmeye başlarken konuya fransız olan Fatih arkasına yaslanarak onlara baktı.
"O aklımdan geçtiği gibi olmayan SEVGİLİ SEVGİLİM olayı ne?" diyerek Hayal ile Nurşen'e sert bakışlarla bakmaya devam etti.
Nurşen,
"Olay şimdi şöyle; bizim aile biraz kalabalık. " dedi derin bir nefes alarak. "Dört abi, bir abla, enişte, yengeler, yeğenler falan olunca doğal olarak tabi epey kişi maaşallah. On dört şubatta bayağı bir hediye trafiği oluyor yani bizimkilerde.
İki numaralı abim tüm aileden farklı olarak pek öyle şeyler kutlamaz, sevginin günü bir gün tek değil onun düşüncesi. Yengemle bana hediye alan olmayınca tabi, bu evde her yıl dalga konusu oluyordu. Her yıl bizimle gönüllerince dalga geçiyorlardı sağ olsunlar.
Yine o meşhur günde bende biraz veryansın etmiş bulundum. Yengemde sağ olsun 'Benim olduğum yerde senin sevgiliye ihtiyacın mı var, ben sana hediye alırım ' dedi. Öyle komiklik olsun diye bana çikolata aldı, bende ona çikolata aldım tabi, onada hediye alan olmayınca. Bana, sevgili sevgilim dedi şakasına, o günden sonra yengemle aramızda o sevgili sevgilim lafı ağız alışkanlığı olarak kaldı. On yıl falan oluyor herhalde. Geçenlerde yengem gelmişti bana, o diyince bu delide atladı hemen, konu tamamen bu yani. "
Hayal,
"Ben Elif Abla'dan izin aldım, nasıl olsa banada sevgililer gününde hediye alan yok, Nurşen'i aramızda bölüştük, yarısı ona, yarısı bana değil mi sevgili sevgilim. " Hayal'in kıkır kıkır gülerek söylediğine Nurşen isyan edercesine başını iki yana salladı.
Nurşen,
"Yengeminde bu deliden pek bir farkı olmadığından iki deli bir olunca, bende Yedi Kocalı Hürmüz gibi kaldım böyle. "
Fatih,
"Bunu dışarıda bir yerlerde söylemeyin sizi linç eder benden söylemesi. "
Hayal kendini tutamayıp bir kahkaha patlattı. "Düşünsene Nurşen, ben sana okul müdürünün yanında sevgili sevgilim diyormuşum kadın seni kapıya koyuyormuş. " Nurşen kıstığı gözlerini Hayal'e dikti.
"Kendine ölümlerden ölüm beğenmek zorunda kalırsın Hayalciğim! Bende hastaneye gelir, sana bölüm başkanının yanında sevgili sevgilim derim ödeşiriz. "
Hayal,
"Çok kötüsün! Seni kaynanama şikayet ederim! "
Fatih,
"Bak sen! Kaynanan kim senin? "
Hayal,
"Elif Abla. Efe'yi alacağım ben! Gerçi benden iki yaş küçük ama benim için sorun değil neticede harp akademisi okuyor, söylersem Elif Abla hemen alır beni oğluna. " Hayal'in şakayla söylediğine herkes gülmüştü.
Onur,
"Adı gibi hayalperest kardeşim benim seni kimseye vermem ben, yastık yağacağım seni yastık! "
Hayal,
"Abi yaa, bir şey söyle şuna! Kısmetime mani oluyor aptal çocuk."
Fatih,
"Başlamayın yine didişmeye. "
Yemek boyunca keyifli bir şekilde sohbet devam etti.
Gecenin sonunda Nurşen her ne kadar gitmek istemesede müsaade isteyip kalkmıştı. Aklı ve gönlü Fatih'te kalsada evin yolunu tuttu. Uzun zaman olmuştu onu görmeyeli, bunada bin şükürdü. Yüzünü görmüş, sesini duymuş, onunla aynı sofrada yemek yemişti. Yüzünde şapşal bir tebessümle evinin kapısını açıp içeri girdi. Ev arkadaşı Sedef ortalıkta yoktu, belli ki erken uyumuştu. Zaten uykuyu epey seviyordu.
Dahada geciktirmeden abdest alıp yatsı namazını kıldı. Her namazdan sonra ki duasını sessizce ve içten fısıldadı.
"Allah'ım, onun ve cümle askerimizin ayağına taş değdirme! Kötüden, kötülükten, zalimden, zulümden koru. Cebrail Alehiselam'ın kanadını kalkanı, Hızır Alehiselam'ı yoldaşı eyle. Başarısızlığa, mağlubiyetlere uğratma; daima muzaffer kıl onu. Allah'ım gönlümdekini kaderim, kaderimi hakkımda hayırlı eyle her halimi sana ısmarladım beni doğru yoldan ayırma... amin, amin, amin! "
Topladığı seccadesini yatağının yanındaki tekli koltuğun üzerine koyarak üzerini değiştirdi. Yatağına yatarak o yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle gözlerini kapattı.
Nurşen yıllar önce annesini kaybetmişti, onun için büyük kayıp olan annesinin ölümünden sonra ancak onu çok istediği anaokulu öğretmenliği toparlamıştı. Babasının yeniden evlenmesiyle o evde duramamıştı.
Görev yaptığı okula yakın bir yerde abileri ona ev almışlardı. Uzman çavuş olan abisiyle birlikte taşınmıştı o eve. Abisinin tayini çıkınca yalnız kalmamak için ev arkadaşı almıştı iş arkadaşlarından birini. Taşındığı gün komşusu olan Hayal ile tanışmış kısa sürede çok iyi arkadaş olmuştu. Köpek fobisi olan Nurşen köpekten kaçarken Fatih'e tutulmuştu. O ölürcesine korktuğu köpeklerden kurtulmak için sığındığı arkadaşının bahçesinde gördüğü adama ilk bakışta aşık olmuştu.
Omuzlarında hayatın yükünü taşıyormuşcasına bıktığı hayattan köşe bucak kaçıyordu. Yıllarca baktığı ağır kanser hastası annesinin kaybından sonra, babasının tekrar evlenmesi onu çok üzmüştü.
Babasına kızgın değildi; neticede yalnızlık Allah'a mahsustu ama kırılmıştı işte. Annesinin yerine bir başkasının evin içinde dolaşmasına yüreği dayanamamıştı. Uzun zaman herkesten kaçmıştı. Duygusal açıdan savunmasız olduğu bir anda onu en büyük korkusundan koruyan adam ruhuna kadar nakış nakış işlemişti. Üç yıldır her gün karşılıksız aşkının içinde kayboluyordu. Ama yinede şikayet etmiyordu. Kıldığı her vakit namazın ardından, gecelerce sabahlara kadar teheccüd namazlarında ayağına taş değmesin diye dualar ediyordu ona ve silah arkadaşlarına.
....
Sabah camdan sabırsız bir şekilde dışarıyı izliyordu Nurşen. Sabah namazı vakti görmüştü Fatih'in evden çıktığını. Hayal de ne aramış ne de bir haber vermişti. Aradığında ise cevap vermemişti. Kaç saat geçmişti üzerinden Fatih henüz dönmemişti. Dayanamayıp bir kere daha aradı Hayal'i. Bu kez telefon açılmıştı.
"Niye cevap vermiyorsun Hayal ya?! "
"Kusura bakma görmemişim. " sesi oldukça kırık gelen Hayal neredeyse ağlayacaktı.
"Bir şey mi oldu? "
"Abim sabah erkenden gitmiş. "
"Gördüm gittiğini, nereye gitti? "
"Nereye olacak Ankara'ya! "
"Ama daha dün geldi... "
"Anneme acil işim çıktı demiş gitmiş işte! " Nurşen dolan gözleriyle koltuğa çökercesine oturdu.
"Tamam, görüşürüz sonra. " diyerek cevap beklemeden kapattığı telefonu yanına koydu. Sindiği koltuğun köşesinde kendine çektiği bacaklarına kollarını sararak başını dizlerine yasladı. İçinde sanki tufan kopuyordu. Acil olmasa gitmezdi hemen biliyordu ama az daha kalsa ne oldurdu ki sanki diye geçirdi içinden. Ama gitmişti işte, yine bir vardı ve birden yine yok olmuştu.
Bir süre öyle dizlerine gömdüğü yüzüyle ağladı. Sonra doğrulup yüzünü iki eliyle sildi. Gözyaşlarıyla ıslanan elini sol göğsüne koydu yine.
"Sabır yüreğim, bir deli sevdaya tutulduksa sabretmesini bilmek zorundayız. Duadan keskin kılıç yok, sabır... " diye fısıldadı yüreğine.
....
Ankara'ya varan Fatih, soluğu Mehmet Bey'in yanında aldı. Ekibi iki kişi eksik toplanmıştı. Duru yaralı olduğu için yokken Emir'de eksikti. Fatih geçip otururken karşıdaki ekranda bir resim belirdi.
Mehmet Bey,
"Şehidimiz. Bilişim mühendislerimizden Yağız Dinçer, bu gece öz kardeşi tarafından kalleşçe şehit edildi. Şifresi ile birçok hayati bilgi çalındı. Şehidimizin bizzat geliştirdiği sistem sayesinde o bilgiler aktarılamadığı için ancak kopyalanıp çalınabildi. O bilgiler şifreli olduğu için ancak uzun bir çalışmanın ardından açılabilir, o dosyalar açılmadan bir an önce o bilgileri geri getirmeniz gerekiyor. " ekrandaki resim değişirken Mehmet Bey devam etti.
"Bu şerefsiz şehit mühendisimizin şifresiyle bilgileri çalan kişi aynı zamanda öz kardeşi ne yazık ki. Gerçekleştirdiği kahpece planından hemen sonra sahte pasaportla Afganistan'a uçmuş. Belli ki önceden planlanmıştı bu eylem, bağlantıda olduğu kişileri tespit edip aldık. Aldıklarımızın hepsi El Kaide üyesi çıktı. Onunda El Kaide üyesi olduğu bilgisine ulaştık. Afganistan'a gidip o bilgilere kimse ulaşamadan alıp geleceksiniz! Ömer size gideceğiniz yer ile ilgili detaylı bilgi verecek. " diyerek sözü yanındaki genç adama bıraktı.
Ömer,
"Gideceğimiz yer El Kaide hakimiyetinde bir köy. İşimiz oldukça zor olacak çünkü içinde oldukça fazla kadın ve çocuk var. Silahlı adam sayısı yüzün üzerinde. "
Fatih,
"İçeri sızma ihtimalimiz var mı? "
Ömer,
"Çok zor, oradaki herkes birbirini tanıyor. "
Fatih,
"Buna zemin hazırlamamız mümkün mü? "
Ömer,
"İki saatlik vaktimiz var, o süre zarfında bir şey bulabilirsem iletirim. Operasyon için tüm hazırlıklarımız tamam, çıkış saatine kadar çalışacağım. "
Fatih etrafı kontrol ederken nihayet sordu.
"Emir nerde? " Mehmet Bey kati ve sert bir şekilde, "Aldım! " dedi. Fatih nasıl der gibi bakarken, Mehmet Bey çatık kaşlarıyla gözlerini ona dikip konuştu.
"Sana bir yaptırım hakediyorsun demiştim hatırlarsan. Laf dinleyen tek adamını aldım, başka göreve atadım. Emir başka bir kimlikle başka bir göreve gitti. "
Fatih,
"İkidir ekibimden adam alıyorsunuz, üçüncüde bu kadar sakin kalmam! "
"Haketme almayayım! "
"Adam eksiğim var! "
"Ben tamamladım o kısmı. "
"Kendi adamınızı atadınız yani! "
"Yanında oturan da, hastanedeki de benim adamımdı ama... " diyerek ters bakışlarla Haşim'e baktı. Ardından odadan çıktı.
Ekibin hepsi birbirine bakarken Fatih derince bir nefes alarak kafasını hafif salladı.
" Ben yapacağımı biliyorum ya! " diye söylendi. O sırada odanın kapısı açıldı, içeri bir doksan boylarında iri yapılı, kumral bir adam girdi. Fatih gözünü dikip adama baktı. Oturduğu yerden kalkarak karşısına dikildi.
"Adın ne? "
"Arif Çelikdöğen. "
"Rütben? "
"Daha önce rütbeyle görev yapmadım efendim. "
"Uzmanlık alanın? "
"Yakın dövüş, sızma, gözetleme, takip, koruma, veri toplama, keskin nişancılık. "
"Yoğun ateş altında görev yaptın mı? "
"Kuzey Irak'ta iki yıl, Suriye'de bir buçuk yıldan fazla sızma görevi ifa ettim. Yoğun çatışmaya adapteyim efendim. "
"Öncelikle efendim lafını kaldır, çünkü hiç hoşlanmam. İşini en iyi şekilde yapacağından hiç şüphem yok, ama bilmen gereken şey benim olduğum yerde Büyük Başkan'ın değil benim sözüm ve kurallarım geçerlidir; aksi halde acımam yoktur Arif. Şimdi ekip arkadaşlarınla tanış az sonra canımızı birbirimize emanet edip yola çıkacağız. "
"Emredersiniz komutanım. " diyen Arif yeni ekip arkadaşlarıyla tek tek tanıştı.
Çalışmalarını tamamlayan Ömer yanında götüreceği bilgisayarı çantaya koyarak, çantayı omuzuna astı. Çıkmak için hazır bekleyen ekibe dahil olup hep birlikte helikoptere bindiler. Helikopter havaalanına bıraktı onları. İstihbaratla birlikte çalışan bir iş adamının korumaları ve pilotları sıfatıyla pasaportlanmışlardı.
Fatih ile Sancak pilot olmuşken, Leyla hostesti. Demet asistan, Haşim, Şaban ve Arif yakın korumaydılar. Ömer ise danışman olmuştu. Havalanan özel uçak saatler sonra Afganistan'a iniş yaptı.
Yoğun bir kimlik kontrolü olan havaalanında ekip kontrole takılmadan geçmişlerdi beraberinde geldikleri iş adamının ortaklıkları sayesinde. Durumun aciliyeti sebebiyle hemen gece operasyon yapılacaktı ve yarın sabaha dönüş sağlanacaktı.
Ekip geçtiği otelde fiziki ve siber güvenliği sağlarken Fatih ile Şaban otelden ayrıldı. Gece girecekleri köy için keşif yapacaklardı.
İkisi yüksek bir tepeden dürbünlerle etrafı iyice taradılar. Dışarıdan bakıldığında çok normal bir köy gibi görünüyordu. Köyün etrafında, koruma oldukları belli olmasın diye nöbet tutanlar gölgeliklerde oturuyorlardı. Oldukça çok kadın ve çocuk vardı etrafta. Bu konuya bir çözüm düşünmeleri şarttı.
Fatih,
"Kadın ve çocuklar çok fazla. " dedi. Onu onaylar şekilde kafasını salladı Şaban.
"Buna bir çare düşünmeliyiz komutanım. "
"Kadın ve çocukların ortada olmayacağı tek vakit gece. Şanslıyız bu gece dolunay var. "
"Elhamdülillah! "
"Gerçi senin olduğun yerde işler ters gidemez ya, değil mi Mübarek? " diyen Fatih güldü.
"İşimizin rast gitmesi benim mübarekliğimden değil halis olan niyetimizden komutanım! "
"Eyvallah! " ikisi köyü izlemeye devam ederken Fatih,
"Küçük bey ne zaman doğuyor? " diye sordu. Anında Şaban'ın siması gülümsemeyle aydınlandı.
"İki ay sonra hayırlısıyla inşallah! "
"İyi az kalmış. İsim düşündünüz mü, ne olacak yeğenimin adı? "
"Hanımla anlaşamıyoruz ya o konuda. "
"Siz fikir ayrılığına düşer miydiniz ya? "
"Sorma komutanım, fikir ayrılığı ne ki! Ne söylese he diyorum o bile kurtarmıyor beni. "
"Yapma ya! " dedi Fatih dürbününü indirerek. Şaban gülmeye devam ederken, başını salladı.
"Vallaha, billaha! Ama mazur görmek lazım, neticede canının içinde bir can büyütüyor, kolay değil. Bazen oturduğu yerde bile rahat edemiyor. O zaman diyorum keşke hemen geçse şu günler. " Fatih gülümseyerek baktı ona. "Sen de evlenmeyi düşünmüyor musun komutanım? "
"Nasip işi abi o işler. Elbet gelir bulur beni nasibim acelem yok. " dedi Fatih bir kere daha dürbünü gözüne tutarken.
....
Detaylı incelemenin ardından ikisi otele dönüp operasyon için hazırlanmışlardı. Ekipçe haritaların üzerinde olduğu masanın etrafında toplandılar. Kaybedecek vakitleri olmadığı için hemen harekete geçmeleri gerekiyordu. Tüm ekip eksiksiz hazırdı. Fatih düzelttiği haritalar üzerinde stratejilerini anlatmaya başladı.
"Köyün her yerinden giriş yapılabilir, etrafı açık. Nöbetçileri indirdikten sonra sessizce içeri sızacağız. Sessizce girip aynı sessizlikle çıkacağız. Büyük sorunumuz çok fazla kadın ve çocuk var, gece vakti onların ortalıkta olmayacak olması bize bir parça kolaylık sağlasada çok dikkatli olmamız gerekiyor. Olası bir çatışma olasılığında evler kerpiçten olduğu için ateş ettiğiniz yere dikkat edin, tek masumun saçının teline zarar gelmeyecek. Köy meydanına direkt çıkan iki yol var, iki guruba ayrılıp iki koldan gireceğiz. Sancak, Haşim, Arif ve Demet birinci gurupsunuz köyün kuzeyinden siz, güneyinden de biz gireceğiz. Meydanda birleşip emanetimizi alıp çıkacağız. Son derece sessiz olacağız, mümkün mertebe çatışmaya girmeden operasyonu tamamlayacağız. "
Şaban,
"Bilmediğimiz tek şey o hainin nerde, hangi evde olduğu. "
Arif,
"Müsaade varsa ben konuştururum onlardan birini, bir dakika bile sürmez. "
Ömer,
"Arif Abi hızlı çıktı. " diyerek güldü.
Fatih,
"Otuz saniye içinde konuşturmazsan Büyük Başkan'ın yanına geri dönersin! "
Arif,
"Emredersiniz komutanım! "
Fatih,
"Hazırsanız çıkalım. " tüm ekip toplanıp çıkarken beraberinde geldikleri iş adamı adeta ortadan toz olmuştu Fatih'in isteği üzerine. Onun güvenliğini sağlayacak bir adamı dışında kimse olmadığı için yarın sabaha kadar kimse nerde olduğunu bilmeyecek şekilde ortadan yok olmuştu. En göz önünde ama kimsenin aklına gelmeyecek şekilde saklanmıştı.
Ekip iki kola ayrılarak köyün yakınına konuçlandı. Birinci ekibi Fatih, ikinci ekibi Sancak komuta ediyordu. Zifiri karanlığı aydınlatan ayın ışığından faydalanan ekip rahatlıkla köydeki hareketleri takip edebiliyorlardı. Köyde tüm ışıkların sönmesinden yaklaşık bir saat sonra Fatih,
"Hilâl iki, yerinizi alın başlıyoruz. " dedi.
Sancak,
"Anlaşıldı, harekete geçiyoruz. " diyerek sessizce ekibinin ilerlemesini işaret etti. Ekip iki koldan sessizce ilerleyerek nöbetçilere yöneldi ilk. Sancak'ın işaretiyle Demet, Haşim ve Arif aynı anda harekete geçerek dağınık bir şekilde nöbet tutan adamların boyunlarını kırarak ilerlemeye devam etti.
Diğer taraftan gelen Fatih ve yanındakiler de oldukça seriydiler. Fatih arkasına kadar geldiği adama, "Hişt! " demesiyle hızla dönen adama kafa attı. Adam iki seksen yere kapaklanıp bayılırken Şaban ile Ömer önde Leyla üç adım gerilerinde onları takip ediyordu. Fatih, Şaban ve Ömer güney tarafında ne kadar koruma varsa hepsini öldürdü.
Ekibin iki kolu meydanda buluşurken Arif yanında getirdiği iki adamın yakasından tutmuş sürüklüyordu.
Fatih,
"Otuz saniyen var! " diyerek ekibin etrafa dağılmasını işaret etti. Ekip anında sokaklara dağılırken Arif diz çökerttiği adamın kulağının içine ucunda susturucu olan silahın namlusunu soktu.
"Size sığınan adam nerde? " diye sordu.
"Yok öyle biri! " demesiyle Arif hiç düşünmeden ateş etti adamın beyni diğer adamın yüzüne sıçrarken Arif ona döndü.
"Size sığınan adam nerde? " diye sormasıyla silahın namlusunu onunda kulağına soktu. Ve ondan geriye saymaya başladı.
"On, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç! "
"Tamam! Öldürme beni söyleyeceğim. " Arif silahını indirirken adam konuşmaya devam etti. "Bu sokağın sonundaki evde. " diyerek sokağı işaret etti. Arif adama doğru eğilerek,
"Eğer orda değilse buraya geri döner beynini kasaturayla kafanın içinden kazır çıkartırım! " dedi. Korkuyla bakan adamın ensesine vurarak bayıltırken Fatih herkese anons geçti.
"Dikkatli ve sessiz toplanın evi bulduk. " saniyeler içinde ekip birleşerek Fatih'i takip etmeye başladı. Adamın tarif ettiği sokağa girip devam ettiler. Yakınına geldikleri evi çok sayıda adam korurken doğru yerde olduklarını anlamışlardı. Kişi başı iki kişi düşüyordı.
Fatih,
"Herkes birbirine yakın iki kişi alsın saniyelik ateşle ikisini indirin! " tüm ekip sessizce konuçlanıp Fatih'in emrini beklerken Fatih tüm ekibin yerleşmesiyle emri verdi. "Şimdi! "
Herkes seri ateşle aynı anda seçtikleri iki kişiyi indirerek temkinli bir şekilde içeri doğru hareket etti. Fatih, Sancak, Şaban ve Ömer içeri girerken diğerleri kapıda güvenliği sağlıyorlardı. İçerdeki adamları da tek tek temizledikten sonra vardıkları odada yatağında rahatça uyuyan hainin tepesine bindi Fatih. Yüzüne geçirdiği sert yumrukla uyandırdığı hain neye uğradığını şaşırmış deli gibi bakarken Ömer, Sancak ve Şaban etrafı kontrol ediyordu.
Fatih,
"Çaldığın bilgiler nerde?! "
"Ban bir şey çalmadım! "
"Ulan bari yalan söyleme! " diyen Fatih üst üste yüzüne yumruklar indirmeye devam etti. Adam konuşmamakta ısrar ederken Fatih yakasından tuttuğu haini kaldırıp duvara fırlattı.
"Seni burda döve döve gebertirim, çaldığın bilgiler nerde? " adam hâlâ direnmeye devam ederken Fatih onu yere fırlatarak elinin üzerine bastı. Sancak'a ağzını kapatmasını işaret etti. Sancak sırtına diziyle bastırdığı hainin ağzını eliyle sıkıca kapattı. Fatih kasaturasını çıkarıp üzerine ayağıyla bastığı elinin başparmağını eklem yerinden ayırdı. Sancak adamı öyle sıkı turuyordu ki debelenemiyordu bile. O sırada arama yapan Şaban asılı parkanın yakasına saklanmış uspyi buldu. Bulduğu uspyi Ömer'e verdi. Ömer silahını Şaban'a vererek çelik yeleğinin içinden çıkardığı küçük leptopa bağladı uspyi.
Ömer,
"Dosyalar bunlar! " dedi.
Fatih,
"İşlem yapılmış mı Profesör? " diye sordu. Ömer'in bilgisayar gibi çalışan bir aklı olduğu için daha çok genç olmasına rağmen herkes ona profesör diyordu. Ömer hızla işlemlerine devam ederken, "Açılma girişiminde bulunulmuş ama dosyalar şifreli olduğu için bloke olmuş. Dosyaları kurtarabilirim ama burda olmaz. " dedi.
Fatih,
"Şaban Abi, Profesör'ü çıkarın burdan. " dedi. Şaban başıyla onaylayıp Ömer ile birlikte dışarı çıkarken Fatih yerdeki şerefsize döndü. Çenesinden tutup kafasını geriye doğru çektiği haine, "Cana can, kana kan hakımdır intikam! " diyerek boğazına tuttuğu kasaturasıyla kafasını gövdesinden ayırdı. Kestiği kafasını duvarda asılı ipi alarak hızlı bir şekilde tavana asarak, kanıyla duvara büyük bir hilâl çizdi.
Keyifle komutanını izleyen Sancak ile birlikte temkinli bir şekilde dışarı çıktı. Aynı dikkatle sessizce köyden ayrılarak onları bekleyen ekibe katılıp oradan uzaklaştılar.
Kamuflajlarını değiştiren ekip otele döndü. Neredeyse sabah olmak üzereydi. Dönüş için hazırlıklarını yapan ekip birkaç saat sonra havaalanına geldikleri gibi aynı yöntemle Türkiye'ye döndü.
.....
Ekip Ankara'ya döndüğünde Menderes Bey sabırsızlıkla onları bekliyordu. Daha doğrusu Fatih'i bekliyordu. Binaya girişin ardından onları karşılayan kişi Fatih'e doğru yürüdü.
"Operasyon Daire Başkanı acil sizinle görüşmek istiyor. " dedi. Fatih ekibine döndü.
"Kimse bir yere kaybolmasın. " Diyerek Menderes Bey'in yanına gitmek için hızlı adımlarla merdivenleri çıktı. Önünde durduğu kapıyı tıkırdattı.
"Gel! "
Fatih kapıyı açarak içeri girdi.
Menderes Bey,
"Geç otur. " dedi. Fatih geçip otururken Menderes Bey çekmeceden çıkardığı büyük zarfı Fatih'e uzattı. Fatih aldığı zarfın içindekileri çıkardı. Bazı belgeler ve dört yaşında bir kız çocuğunun fotoğrafları vardı. Fatih belgeleri okudukça kaşları dahada çatılıyordu.
Menderes Bey,
"Bu bilgiler saha ekiplerimizden geldi. Dört yıl önce Hasan'ın arabasını patlatan şerefsizler hastaneden kılıfına uydurarak bebeği de ölü göstererek çalmışlar. "
Fatih,
"Ben bunu Leyla'ya nasıl anlatırım. "
"İşin birde o kısmı var, Leyla senin inisiyatifinde; ama daha kötüsü, arabayı patlatan da, bebeği çaldıran da Leyla'nın babası. Her şeyden önce ve önemlisi o çocuk bizim çocuğumuz, bizim şehidimizin evladı. Mehmet ile konuştuk, ekibini topla İran'a gidip şehidimizin emanetini alıp baba yurduna getirin! "
"Emredersiniz. " diyen Fatih o hoyrat haline tezat yavaşça ayaklandı. Odadan çıkıp kapının önünde gözlerini kapatıp yutkundu. Derince bir nefes alıp yürümeye başladı.
Ekibini bulduğu yere yöneldi. "Leyla! " diye seslendi. Leyla ona doğru gelirken Fatih durmadan yürümeye devam etti. Ona yetişen Leyla,
"Bir şey mi var? " diye sordu. Fatih başını hafif sallayarak yürümeye devam etti. Onunla birlikte bahçeye çıkan Leyla ile birlikte oturağa oturdu. Elindeki zarftan çıkardığı fotoğrafı Leyla'ya uzattı. Leyla aldığı fotoğrafa hafif gülümseyerek baktı.
"Kim bu çocuk? " diye sordu. Fatih derin bir nefes alarak, "Senin kızın. " dedi. Leyla acı bir tebessümle Fatih'e baktı.
"Anlamadım? "
"Duyduğun gibi. "
"Fatih, kırıcı oluyorsun! "
"Arabanızı patlatan babanmış, bebeğinizi ölü gösterip çaldırmış. Kızın İran'da babanın yanında. " diyerek belgeleri ona uzattı Fatih. Leyla dolu gözlerle baktı her bir satıra. Ne diyeceğini bilemeden diğer elindeki fotoğrafa baktı.
"O... o benim mi? " dedi her birinde boğulduğu gözyaşlarıyla. Ne yapacağını bilmez bir şekilde, "Benim kızım... " diye fısıldadı. Fatih ona sarılırken Leyla hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
Fatih,
"Söz veriyorum kardeşimin emanetini sana getireceğim! "
"Bende geleceğim! "
"Olmaz! Bu kez sen gelmeyeceksin. "
"Fatih, lütfen yapma bunu bana! Lütfen! Sözünden çıkmam ne dersen yaparım ama beni burda bırakma! "
"Leyla, dört yıl kocan, bebeğin öldü diye gözyaşı döktün, dört gün sabırla bekle onu sana getireyim. Eğer seni götürürsem normal davranamazsın, bu da belki bir ömür çocuğuna kavuşamamana sebep olacak. Bana güvenmiyor musun? "
"Ben burda bekleyemem...! "
"Bekleyeceksin! Hasan'ın emaneti için sabırla bekleyeceksin! " Leyla hıçkırıklarla ağlarken Fatih bir kere daha sarıldı ona.