Yedi yıl önce...
İran istihbarat örgütü mensubu genç kadın aldığı emir üzerine Türkiye'ye geldi. Türkiye'de buluşacağı üstü ile Van'da bir araya gelerek birlikte gerçekleştirecekleri suikastın planlarının üzerinden geçtiler. Genç kadının bilmediği onu bir Türk İstihbaratı mensubu takip ediyordu. Amerikalı diplomatı öldürmek için Türkiye'ye yapacağı ziyaret üzerine planlarını kurmuşlardı. Hesaba katmadıkları Türk İstihbaratçı üzerinde çalıştıkları planı altüst ederken üstünün kaçması için kendini yem etmişti genç kadın. Kaldıkları beş katlı otelin çatısında sıkıştı en son. Onu sıkıştırmış olmanın zevkiyle gülümsedi genç adam. Ama bilmediği karşısında alelade biri yoktu.
Genç kadın bir an bile düşünmeden karşısındaki adama saldırmaya başladı. Oldukça iyi dövüşen kadına centilmenlik yapan adam kendini üstün hissetmesine izin verdi. Defalarca aldığı darbelerle yere düşmesine rağmen tekrar tekrar ayağa kalktı.
"Hepsi bu kadar mı? " dedi adam alaycı bir şekilde. Dahada öfkelenen genç kadın, saldırmasıyla ona karşılık veren adama esir düşmesi bir oldu. Nasıl olduğunu dahi anlamadan ters kelepçe takılmıştı bileklerine. Onu sıkıca tutan adamın saatinin kolundan yüzüne bir şey sıkmasıyla kararmaya başlayan dünyasındaki son görüntü; patlamış kaşından akan kanla gülümseyen adamın, "İyi uykular acem kızı. " demesi oldu.
Ani bir şekilde sıçrayarak uyanan genç kadın bağlı olduğu sedyede çırpınmaya başladı. Kolları ve bacakları sıkıca bağlıydı. Kurtulmasının imkanı yoktu. Koluna takılı serum akmıyordu. Küçük odanın kapısı açıldı ve içeri onu esir eden adam girdi. Kollarını göğsünde bağlayarak onu izlemeye başladı.
"Ne bakıyorsun?! " dedi öfkeyle genç kadın. "Öldüreceksen öldür! "
"Seni öldürmek için Türkiye'nin diğer ucundan getirmedim Leyla Sürmani. "
"Yapacağın hiçbir şey beni korkutamaz! "
"Korkmanı isteyen kim acem kızı! " O yüzündeki alaycı gülüşü insanı delirtmeye yeterdi. Leyla'nın öfkeyle baktığı adam başında asılı seruma doğru yürüdü. Açtığı serum damlamaya başlarken kenarda duran sandalyeyi çekip karşısına oturdu yine kollarını göğsünde bağlarken.
Serum akmaya başladıkça Leyla kendini kötü hissetmeye başladı. Zihni bulanıklaşıyor, uvuzlarına hükmedemez oluyordu. Bir süre sonra artık gözlerini bile açık tutamamaya başladı. Beyninin tüm hücrelerine işleyen ses, "Buluştuğun adam nereye kaçtı? Tekrar nerde bir araya gelecektiniz? " diye sordu.
Leyla zoraki açık tuttuğu gözleriyle,
"Bilmiyorum. " diye sayıkladı.
Her seferinde sorular daha sert bir ses tonuyla soruluyordu. Aynı sorular, aynı ses tonu ve günlerce süren aynı döngü.
Ve nihayet günler sonra farklı bir soru duyuyordu kulakları.
"Aç mısın? " her an kaymaya meyilli gözleri karşısındaki adama ağır ağır döndü.
"Evet. " dedi kendinden bağımsız takatsiz sesiyle.
"Sıcak bir çorba ister misin? "
"Evet. "
"Çorba burda, baş ucunda onu haketmek için ne yapmalısın? "
"Konuşmalıyım. "
"Şimdi bana istediğim adamı verecek misin? "
"Hayır. "
"O zaman zıkkım içersin. "
"Çok açım o da olur. "
"Elimde olduğuna dair devletin hiçbir kademesinde kayıt yok acem kızı, konuşmazsan kalbin çatlayana kadar bu serumu kapatmam karşına geçer, büyük bir zevkle gebermeni izlerim. Anladın mı beni? "
"Anladım. "
"Şimdi söyle, Amani nerde? "
"Söylemeyeceğim. "
"İyi o zaman kelime-i şahadet getir çünkü bir daha konuşamayacaksın. " Leyla'nın yorgun gözleri sonuna kadar açılan seruma takılı kaldı. Yavaşça fısıldadı, "La ilahe illallah. " hızlanan kalp atışlarına eş nefeside hızlandı. Gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açılırken kaskatı kesilen bedeni çırpınmaya başladı. Başında dikilen adam hiçbir şey yapmadan onu izlemeye devam etti sıktığı dişleriyle. Gözleri tavana dikili kalan Leyla nefessiz ve hareketsiz kaldı. Genç adam serumu kapatıp küçük masanın üzerindeki iğneyi alarak sol göğsünün üzerinden kalbine saplayarak şırıngadaki ilacı kalbine enjekte etti.
Birkaç saniye sonra nefes almaya başlayan Leyla'nın gözleri kapandı. Başında dikilen adam boynundan nabzına baktı. Kalbi tekrar atmaya başlamıştı.
"Bu konuşmayacak! " diye öfkeyle söylenen adam odayı terketti.
Türk istihbaratçı planında bir değişiklik yaparak Leyla'nın kaçmasına izin verecekti. Onu izlemek için vücuduna bir çip yerleştirecekti.
Ertesi gün ilaç vermeyi keserek hafifçe yanı üzerine çevirdi Leyla'yı. Ensesindeki derinin altına pirinç tanesi kadar olan vericiyi yerleştirdi. Aparatı ortadan kaldırarak Leyla'nın kendine gelmesini bekledi. Uzunca izlediği Leyla nihayet kendine gelmişti. Odadan çıkarak bir süre sonra bir kase çorbayla döndü. Sedyenin başını yükselterek sedyenin kenarına oturdu. Eline aldığı kaseye daldırdığı kaşığı Leyla'nın ağzına tuttu. Leyla günlerdir aç olsada, "İstemiyorum! " dedi yüzünü çevirerek.
"İstiyor musun diye sormadım, aç ağzını! "
"Açmazsam ne yaparsın, yine serumu mu açarsın? "
"Aslında iyi olur sen kendinde değilken daha konuşulabilirsin, ama elimde ilaç kalmadı ne yazık ki. Ama merak etme sana çorbayı içirdikten sonra hemen gidip alıp geleceğim. Sen konuşana kadar her gün o ölümü tadacaksın! "
"Elinden geleni ardına koyma türk! "
"Merak etme acem kızı öyle ya da böyle bana istediğimi vereceksin. "
"Asla istediğini alamayacaksın!
"Göreceğiz! Seni arka bahçeye gömmeden önce sana bunu hatırlatacağım. "
"Aklın varsa beni şimdi öldür, çünkü yüzünü asla unutmayacağım, seni öldürene kadar da durmayacağım! "
"Adım Hasan Birhan, bu adı unutma acem kızı, yüzümü unutursan adım aklında kalsın, yapabiliyorsan beklerim buyur öldür. Ama emin ol senin ölümün benim elimden olacak. Şimdi aç ağzını şimdilik ölmemen lazım. " diyerek çenesinden tutarak ağzını zorla açtırıp kaşığı soktu. Tüm çorbayı aynı şekilde çenesinden tutarak içirdi.
Alarmını ayarladığı telefonu içerde çalmaya başlarken yerinden kalkarak,
"Merak etme akşam yine dünkü kabusu yaşayacaksın. Şimdi dinlenmene bak. " diyerek odadan çıktı. Bilerek kaseyi orda bıraktı. Leyla biraz bekledikten sonra zorda olsa kaseye ulaştı. Sedyenin demirine vurarak kırdığı kasenin parçasıyla bileğindeki bandı kesmeye başladı. Birkaç dakika sonra elini kurtarmayı başardı. Hemen diğer elini de açarak ayaklarını çözdü. Hızla koştuğu kapı kilitliydi. Hemen yerdeki kaşığı alarak büktü, kapının arasına sokarak kapıyı açtı. Yukarı çıkan merdivenleri temkinli bir şekilde çıktı. Evin bodrumundan çıkarak pencereden dışarı kaçtı. Çıplak ayaklarıyla olabilecek en hızlı şekilde koşarak ara sokaklara daldı. Bir süre sonra yorularak nefes nefese durdu. Nerde olduğunu bilmediği için bir süre etrafı izledi. Ama bilmediği adım adım onu izleyen bir Hasan vardı.
Leyla kalabalık çarşıya girerek yürümeye başladı. Önünden geçtiği seyyar ayakkabı satıcısının tezgahından elçabukluğuyla aldığı ayakkabıları köşeyi dönmesiyle ayağına geçirdi. Hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Sokağın başındaki tabelayı okudu. "Ulus. " dedi düşünerek. "Ankara'dayım. " diye ekledi.
Şimdi birlikte suikast planı yaptığı adama ulaşması gerekiyordu. Bunun için ona bir telefon gerekiyordu.
"İyi bir istihbaratçı iyi bir hırsız olmak zorundadır! " diye babasının sözlerini tekrarladı. Telefon şifresini gördüğü kadını takip etmeye başladı. Kadın pantolonunun arka cebine telefonu koyarken Leyla harekete geçti. Hızlı adımlarla yürümeye başladı çarptığı kadının cebinden telefonunu aldı.
"Afedersiniz! " diyerek aynı hızla oradan uzaklaştı. Epeyce uzaklaştıktan sonra onu üstüyle görüştürecek numarayı aradı. Kendi istihbarat örgütüne esir düştüğünden bahsetmedi. Bu onun en büyük hatası oldu. Bir süre mecburî kaçmak ve saklanmak zorunda olduğunu söyledi.
Ertesi güne buluşmak üzere adres alıp telefonu çöpe attı. Şimdilik tek derdi Hasan'a yakalanmadan sabahı etmeliydi. Akşam ezanı okunurken sığınabileceği tek yer olan camiye baktı. Ama ondan önce karnını doyurmalıydı.
Tekrar yürümeye başlarken, bir fırının kapısında asılı afiş dikkatini çekti.
Afişte, "Askıda ekmeğimiz vardır " yazıyordu. Yönünü fırına çevirerek yürüdü. İçeri girerek,
"Askıda ekmeğiniz kaldı mı? " diye sordu.
Fırıncı,
"Var ablacığım, kaç tane? "
"Sadece bir tane lütfen. " fırıncının poşete koyduğu ekmeği alarak bu gece saklanabileceği caminin yolunu tuttu.
Ertesi gün Leyla tam vaktinde buluşma yerindeydi. Birlikte suikast planı yaptığı adamın gelmesiyle Hasan harekete geçti. Çok geçmeden istediği gibi adamı yakaladı. Nasıl olsa takip edebildiği Leyla'nın kaçmasına izin verdi.
Suikast işini Leyla'nın tek başına yapmasına karar verilmişti. Leyla tüm planlarını yaparak amerikalı diplomatın gelişini bekledi birkaç gün.
Nihayet o gün geldiğinde tüm hazırlıklarıyla otele sızdı Leyla. Onu adım adım izleyen Hasan bir kere daha onu başarısızlığa uğrattı. Bir kere daha Hasan'ın eline esir düşerken, bu kez resmi olarak yakalanmıştı.
Polislerin elinden kısa sürede kaçmayı başardı Leyla. Hem de polislerden birinin de silahını alarak kaçmıştı. Ama anlamadığı, hiçbir kameraya yakalanmadan ve hiç kimseyle görüşmemiş olmasına rağmen nasıl oluyordu da bu kadar çabuk bulunmuştu. Şüphelerinde haklı olabilir miydi? Aklındaki soruları bir an önce cevaplandırmalıydı. Önce bir kuytu bularak naylona sardığı silahı sakladı. Daha sonra da aklındaki şüpheleri gidermek için harekete geçti. Bunun için bir alışveriş merkezinin dedektör kapısından geçerken, üzerinde hiçbir metal olmamasına rağmen kapının alarm vermesiyle vücudunda bir verici olduğunu anladı. Büyük sorun neredeydi?
Kadın güvenlik görevlisi elindeki dedektörle üzerini ararken dikkatle izledi. Kollarında, bacaklarında ve hatta sırtında bile yoktu. Ensesinin yanından geçen dedektör ötmeye başlarken artık vericinin yerini biliyordu. Güvenlik görevlisine,
"Saçımda tel toka kalmış. " diyerek içeri girdi. Vakit kaybetmeden girdiği dükkandan makas, cımbız, pamuk ve koli bandı aldı. Girdiği tuvalette kabine girerek üzerini çıkardı. Saçlarını toplayarak eliyle ensesini kontrol etmeye başladı. Nihayet derisinin altındaki yabancı cismi buldu. Makasın ucuyla üzerini keserek el yordamıyla elindeki cımbızla epey bir uğraşın ardından nihayet çipi çıkardı. Ensesinden akan kan tüm sırtına yayılmıştı. Tuvalet kağıdına sardığı çipi cebine koydu. Aldığı pamukla elinin yettiğince sırtını sildi. Bolca pamuğu ensesindeki yaranın üzerine koyarak koli bandıyla tutturdu. Üzerini giyerek kabinden çıktı, ellerini yıkayarak aldığı peçeteyle ellerini kuruladı.
Cebinden çıkardığı çipi temiz birkaç parça kağıt peçeteye sardı. Tuvaletten çıkarak hemen karşıdaki dükkana girdi. Kasiyer kadına,
"Sizden bir şey isteyebilir miyim lütfen? " dedi. Kadın şaşkın bakışlarla bakarken, "Gerçekten çok önemli! " diye ekledi.
"Tabi, yapabileceğim bir şey ise elbette. " dedi kadın. Leyla elindeki peçeteyi kadına uzattı.
"Bunun içinde çok önemli bir şey var. Bunu, güvenlik güçlerinden birine ulaştırmam gerekiyor. Sizin hiçbir şey yapmanıza gerek yok, o gelip sizden bunu alacak. "
"Neden o şeyi karakola götürmüyorsunuz? Bomba ya da başka bir şey olmadığını nerden bilebilirim. " Leyla peçeteyi açarak içindekini kadına gösterdi.
"Bu bir verici, biraz sonra buraya bir seksen beş boylarında, esmer bir adam gelecek, o bir istihbaratçı; sen de bunu ona vereceksin. " diyerek kadının avcuna peçeteyi sıkıştırdı. Kadın şaşkınlıkla arkasından bakarken Leyla beklemeden alışveriş merkezinden ayrıldı.
Az sonra Leyla'nın dediği gibi olmuş Hasan takip ettiği sinyalin olduğu yere gelmiş ama Leyla yerine çipi bulmuştu.
"Çok uyanıksın acem kızı, beklediğimden çok daha uyanıksın! " diye söylenip ayrıldı alışveriş merkezinden.
Ara sokağın başında bekleyen Leyla Hasan'ın dışarı çıkmasıyla kendini ona gösterdi. Hasan hemen peşine düşerken Leyla saklandı. Sokağa giren Hasan son derece dikkatli davranırken hiç beklemediği anda ortaya çıkan Leyla üzerine bir şarjör mermi boşalttı. Daha sonra arkasına bakmadan oradan kaçtı.
Hasan'ı giydiği çelik yelek kurtarırken Leyla bağlantıları sayesinde Türkiye'den ayrıldı.
Başarısız olan suikast operasyonu ve görev arkadaşının yakalanmış olması Leyla'yı büyük sıkıntıya düşürmüş, ona duyulan güveni sarsmıştı. Birkaç ay görevlerden uzaklaştırılmıştı. İyi ve üst düzey bir istihbaratçı olan babası sayesinde göreve geri çağrılmıştı. Aylar sonra ilk görevi Fransa'yaydı. Orada birini öldürmesi gerekiyordu.
Tüm hazırlıkları dahilinde Fransa'ya gitti. Öldüreceği adam, düzenlenen bir maskeli baloya katılacaktı. O baloya katılacak sosyetik bir kadının yerine geçerek baloya katıldı. Doğru anı kollarken arkadan ona yaklaşan adam elini tutarak,
"Benimle dans eder misin acem kızı? " dedi kulağına. Leyla tanıdığı sesin sahibine döndü yavaşça. Yüzünün bir kısmını maske kapatıyor olsada dudaklarında o kendini beğenmiş, ukala, sinir bozucu gülüşü vardı.
"Seni öldürdüğümü sanıyordum. " dedi. Hasan tuttuğu elinden itiraz etmesine izin vermeden dans edenlerin arasına götürdü onu. Leyla görevini tehlikeye atmamak için itiraz etmeden dansta ona eşlik etti.
"Bir dahakine hedefim tam beynin olacak. " dedi Leyla hanımefendi bir gülüşle.
"O fırsatı bir daha sana vermem acem kızı, şansını kaybettin. "
"O kadar emin olma türk oğlu. "
"Ne işin var senin burda? "
"Sen sor diye. "
"Soruyorum işte ne işin var burda? "
"Sana doğruyu söylersem sende bana doğruyu söyler misin? "
"Eğer söylediğin doğru ise söylerim. "
"Lucas Ferrer'i öldüreceğim. "
"Amerikalılara olan haklı nefretinize lafım yok. O Lucas tam pezevenk, öldürmene yardımcı bile olabilirim. "
"Şimdi sen söyle türk oğlu, senin burda ne işin var? "
"Önemli bir emanetim var sahibine teslim etmek için burdayım. "
"Elini çabuk tut o zaman çünkü her an buraları cehenneme çevirebilirim. "
Hasan avucundaki Leyla'nın elini sıkmaya başladı. "Sen bu elinle vurmuştun beni. " dedi. Leyla gülümseyerek, "Evet! Parmaklarımı kırmazsan lütfen, bu gece için lazımlar bana. " dedi.
İkisi bir süre daha dans etti.
Hasan,
"Seninle dans etmek büyük zevkti acem kızı ama şimdi gitmem lazım. Gecenin sonunda bir şarjör merminin hesabını sormak için geleceğimden emin olabilirsin. " dedi.
Leyla omuzlarına tutunarak kulağına doğru uzandı.
"Kafana sıkmak üzere bir şarjör mermi ile seni bekleyeceğime emin olabilirsin türk oğlu. " dedi gülümseyerek. Hasan kalabalığa karışarak gözden kaybolana kadar Leyla arkasından baktı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Leyla adım adım takip ettiği Lucas'ı yalnız yakalarken, döverek etkisiz hale getirdi. Daha sonra kabarık elbisesinin kapattığı göğüs dekoltesinin içinden çıkardığı mermi kadarlık patlayıcıyı aktive ederek ağzından boğazına soktu. Debelenen Lucas boğazındaki patlayıcıyı çıkaramazken bir kaç saniye sonra boğazında patlayan bombayla öldü. Leyla farkettirmeden oradan ayrılmaya çalışırken, birden ortalık karışmaya başladı. Takım elbiseli adamlar kalabalığa karışırken Leyla ışık hızında oradan uzaklaştı. Balo salonunun arka girişinde onlarca adam beklerken Leyla bilmeden onlara doğru gidiyordu.
Hızla yürüdüğü yolda birinin kolundan tutup çekmesiyle saldırsada birkaç saniye sonra kendini Hasan ile duvar arasına sıkışmış buldu.
"Ne yaptığını sanıyorsun, bırak beni! " dedi debelenirken. Hasan gitmesine izin vermezken Leyla,
"Peşimdeler, bir an önce burdan çıkmam lazım bırak beni! " diye ısrar etti.
Hasan,
"O çıkmak için koştuğun kapıda elleri tetikte onlarca adam var. Çıktığın gibi ölürsün. " dedi.
Leyla yüzündeki maskeyi çıkarıp gözlerinin içine baktı.
"Bundan sana ne! "
"Seni benden başkası öldüremez acem kızı, bu zevki kimseye bırakmam! " ikisinin gözleri koridorda yankılanan ayak seslerinin geldiği yöne döndü.
"O zaman öldür beni ne duruyorsun daha! "
"Şimdi değil! Şimdi ikimizinde burdan sağ çıkması lazım. "
"Nasıl olacak o? " Hasan o ukalâ gülüşüyle dudaklarına bakarken Leyla onu geriye doğru iterek, "Aklından bile geçirme seni öldürürüm! " diye kızdı öfkeyle. Hasan keyifle gülmeye devam ederken, "Benim aklımdan geçenler gerçek olmak zorundadır. " diyerek karşı çıkmasına fırsat vermeden onu öpmeye başladı.
Leyla zorla onu geriye doğru iterken,
"Seni adi! " dedi. Hasan kahkaha atarak,
"Hiç yardımcı olmuyorsun ama. " dedi.
"Buradan sağ çıkarsak yemin ederim seni öldüreceğim. "
"O zaman inandırıcı ol beni öldürme şansın olsun. " gittikçe yaklaşan sesler ile Leyla öfkeyle dişlerini sıktı. Az sonra gelen adamların gölgesi oldukları koridorun başına kadar ulaşırken Leyla'nın yapacak bir şeyi kalmamıştı. Öfke dolu gözlerini sinir bozucu bir şekilde gülümseyen Hasan'a çevirdi. Hasan, Leyla'nın kollarını boynuna sardı.
"Böyle daha inandırıcı. " diyerek bir kere daha onu öptü. O sırada koridorun başında beliren adamların konuşmasıyla ikiside adamlara döndü.
Leyla,
"Hani burda kimse bizi rahatsız etmezdi?! " dedi Hasan'a çirkef bir kadın edasıyla. Hasan ona gülümseyerek,
"Özür dilerim bebeğim, " demişti ki; onlara silah doğrultan adam, "Kaldırın ellerinizi! " dedi. Leyla sanki daha önce hiç silah görmemiş gibi Hasan'ın arkasına sığınarak,
"Aman Tanrım! " dedi.
Hasan,
"Ne oluyor, ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Alt tarafı biraz eğlenmek istemiştik! " diyerek arkasına saklanan Leyla'yı koruyor numarası yaptı. O sırada adamların kulaklıklarından yapılan anonsla şüpheli birinin peşine düşüldüğü için destek isteniyordu. Adamlar onları orada bırakarak koşup giderken Hasan,
"Sen çok yaşa deli kardeşim benim. " dedi gülümseyerek. Leyla'nın elinden tutarak, "Hadi yürü, çabuk ol! " diyerek arkasından koşturarak daha önce planladığı gibi mutfağın dışarı açılan kapısından çıktı. Onun için Fatih tarafından bırakılmış hazır bekleyen arabaya Leyla ile birlikte atlayarak uzaklaştı.
Oradan tamamen uzaklaştıktan sonra Leyla,
"Dur ineceğim. " dedi. Hasan arabayı durdururken Leyla hızla aşağı inerek yürümeye başladı. Hasan arkasından,
"Az önce hayatını kurtardım, insan bir teşekkür eder. " diye seslendi. Leyla ona dönerek sıktığı dişleri arasında gülümsedi sinirle.
"Seni öldürmüyorum ya, daha nasıl bir teşekkür bekliyorsun! " diyerek önüne döndü. Hızlı adımlarla yürüyerek gözden kayboldu.
Leyla'nın hesaba katmadığı peşinde bir gözcü vardı. Üstüste başarısızlığa uğraması yüzünden ona duyulan şüphe sonucu peşine gözcü takılmıştı. Öldürdüğünü söylediği adam yaşıyordu, onunla dans etmiş, onunla öpüşmüş, onun arabasıyla kaçmıştı. Ve bunların tümü fotoğraflarla belgelenmişti. Leyla İran'a dönme planları yaparken, onun hakkında öldürülme kararı verilmişti. Bu emri bizzat babası vermişti.
İran'a dönen Leyla sorgulanmak için işkenceye alınmıştı ilk. Ne kadar doğruyu söylesede önüne konulan fotoğraflar onu yalanlıyordu. İşkencenin sonunda öldürüleceğini anlayan Leyla en iyi yaptığı şeyi yaparak kaçmıştı.
Tek derdi bunlara sebep olan adamı öldürmekti. Türkiye'ye kaçak yollarla girmişti. Bir kaç gün sonra da Ankara'ya varmıştı. Ve tabi peşinden onu öldürmek için onun gibi, tetikçiler de gelmişti. Leyla ansızın yakalandığı kurşunlardan kaçarken sırtından isabet aldı. Zeki ve çevikliği sayesinde kurtulmayı başararak kaldığı evden kaçtı.
Sırtındaki kurşunla saatlerce kaçan Leyla gecenin sonunda tükenen gücüyle Hasan'ın kapısına dayandı. Hasan açtığı kapıyla kanlar içindeki Leyla üzerine yığıldı. İçeri taşıdığı Leyla'yı evde ameliyat ederek sakladı.
Yirmi dört saatten fazla uyuyan Leyla uyandığında başında onu izleyen Hasan ile karşılaştı ilk.
"Hayata tekrar hoş geldin acem kızı. " dedi. Leyla tekrar gözlerini kapatarak,
"Hayatımın içine ettin! Senin yüzünden hain ilan edildim, infaz emrim verildi! " dedi.
"Burda olduğun sürece kimse sana bir şey yapamaz. "
"Sen varsın ya burda, her an beni öldürmek için fırsat kollayan. "
"Seni öldürecek olsaydım sırtındaki kurşunu çıkarmazdım! "
"Sen ne yapmay çalışıyorsun? "
"Seni yaşatmaya çalışıyorum. "
"Sana inanmıyorum! "
"Seni inandırmak zorunda değilim. "
Leyla o gece Hasan'ı öldürmek için mutlak bir fırsat yakalamış ama yapamamıştı. Onu öldürememiş olmak onu rahatsız etmişti, hemde fazlasıyla. Sessizce evden ayrılıp gecenin karanlığına karışmıştı.
Peşindeki adamları da, babasını da ne yaparsa yapsın hain olmadığına ikna edememişti. Aylarca uğraşmış ama hiçbir şey değiştirememişti. Pes ederek peşindeki adamlara onu öldürmesi için teslim olmaya karar vermişti.
Aylardır tüm işlerine rağmen bir taraftanda Leyla'yı arıyordu Hasan. İzini bulduğu Leyla'yı infaz edilmek üzereyken son anda kurtarmıştı. O savaşçı Leyla yerine tükenmiş, bitmiş, hasta bir Leyla bulmuştu bu kez. Yaralanmasının ardından düzgün bir tedavi almadığı için durumu gün geçtikçe kötüye gitmiş tam bir iyileşme sağlamamıştı. Ağır sağlık sorunları yaşayan Leyla'yı hastaneye kaldırmıştı hemen. Üç haftadan fazla yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdi.
O günün diplomatik şartları Leyla'ya yeni bir yaşam hakkı sunuyordu. Mehmet Bey'in uzun zamandır yakalanması için birçok ekibiyle, çok önemli çalışmalar yaptığı adamın nerde olduğunu Leyla biliyordu. Bu bilgi ve ve ondan istenilen birkaç hayatî bilgi daha karşılığında ona yeni bir kimlik ve hayat verilmişti. Leyla'nın onu öldürmeye gelenlerle birlikte öldürüldüğü rapor edilmişti.
Leyla verdiği o önemli bilgilerle yapılan operasyonlarda Mehmet Bey'in insiyatifiyle, Hasan'ın gözetiminde, Fatih'in komutasında operasyonlara katılmıştı.
Ardarda yapılan operasyonlar son bulduktan sonra Leyla ekipten alınmıştı. Ona hediye edilmiş yeni hayatını istediği gibi yaşamasına izin verilmişti. Bunun akabinde aşık olduğu adamla evlenmiş sakin bir hayata başlamıştı.
İran istihbarat örgütünün en gözde tetikçilerinden biri olan Leyla, ev hanımı olmuştu. Tüm gün ev işleriyle uğraşıyor, akşamları da pencere kenarında oturup deli gibi aşık olduğu kocasını bekiyordu.
Hasan her akşam eve geldiğinde ona küçük sürprizlerle geliyordu. Bazen bir dal çiçek, bazen çikolata, bazen de daha küçük bir şeyle geliyordu. Mecnunu olduğu Leyla'sını mutlu etmek için ona gülümsemesi bile yetiyordu.
Üç yılı bulan evliliklerinin tacı iki hafta sonra doğacak olan kızlarını sabırsızlıkla bekliyorlardı. Hasan kızına Zeynep ismini koymuştu daha doğmadan. Künyesini bile yaptırmış yanından bir an bile olsa ayıramıyordu. Gittiği operasyonlarda bile yanındaydı.
Doğum öncesi son kontrole gelen ikili her şeyin yolunda olmasıyla mutlu bir şekilde evlerine dönüyorlardı. Habersiz oldukları arabanın altındaki iki dakika sonra patlayacak olan bombaydı. Babası Leyla'nın ölmediğini öğrenmişti.
Hamilelikten gelen bir hassasiyetten araba yolculuğu sürekli midesini bulandırıyordu Leyla'nın.
Leyla,
"Hasan dur kusacağım! " dedi yüzünü buruştururken.
Hasan sıkıntıyla nefesini üflerken arabayı durdurdu.
"Yine mi güzelim ya, midende bir şey kalmadı ki neyi kusacaksın! " dedi. Leyla açtığı kapıyla aşağı indi. Aldığı temiz hava iyi gelirken, Hasan da inerek yanına geçti.
"Su ister misin? " diye sordu. Leyla başını aşağı yukarı sallayarak ilerideki banka doğru yürüdü. Hasan arabanın kapısını açmasıyla arabanın patlaması bir oldu.
Hasan orada şehit olurken Leyla ağır yaralı hastaneye kaldırılmıştı. Bebeği küveze alınırken Leyla'ya hastanede bir kere daha suikast düzenlenmişti. Bu suikast sonucu Leyla kayıtlara ölü olarak geçirilmişti.
Kötü bir diğer haber bebeğinde ölmesi olmuştu. Çalınan bebeğin yerine ölü doğmuş bir bebek konulmuştu.
Leyla gözlerini bitmek bilmez bir cehenneme açmıştı.